"OKUMASINI BİLECEN KARDEŞİM!"
*- KİRADA OTURDUĞU EVİ SATTI Önceki yazım oldukça uzun olunca, ünlü dolandırıcı ‘Sülün Osman’la olan yazımı daha sonraya bırakmak zorunda kaldığımı belirtmiştim. Araya başkaları girmeden, Osman Ziya Sülün’ü ‘Sülün Osman’ olarak bilinen ünlü dolandırıcıyı anlatayım. Osman Ziya Sülün, 1923'te İstanbul'da doğdu. Adını duyurduğu ilk ‘işini’, 1948 yılında Fatih'te yeni tuttuğu evin sahibini dolandırarak yaptı. Kirada oturduğu evi kiracısıyken sattı. 1950 ve 60'lı yıllardaki ‘işleriyle (!)’
*- SAVAŞ GEMİSİNİ BİLE…
Bu olaylar Türk filmlerine de konu oldu.
Osman Sülün, 20 Nisan 1962'de hapisteyken ‘Alınteri ile Yaşamak’ konulu konferans verdiği de bilinmektedir.
Galata Köprüsü'nü satmak üzereyken tesadüfen yakalandı.
Ölümüyle ilgili kesin bilgi olmamakla birlikte, polisin tahminlerine göre 1984'te Beyoğlu'nda sürekli kaldığı otelde kalp krizinden öldü ve kimlik taşımadığı için kimsesizler mezarlığına gömüldü.
İstanbul şehir hatları vapurlarını taksitle sattığı biliniyor.
Öyle ki mühim başarılara imza atmış olan Sülün Osman'ın zamanında Dolmabahçe önünde demirlemiş Amerikan 6.Filosu'na ait bir savaş gemisini sattığı da rivayet edilir…
Eğer anlatılanlar abartılı geldiyse kayıtlara geçen resmi dolandırıcılık olaylarına bir bakalım:
*- ‘TRAMVAYLAR BENİM!’
Günlerden bir gün, Sülün Osman, Beyoğlu, İstiklal Caddesi’nde, yere çömelmiş gelip geçenleri seyretmektedir.
Bu sırada saf bir vatandaş ona, burada ne yaptığını sorar.
Sülün Osman adamı şöyle bir süzer ve adamdan iyi iş çıkacağını anlar. Ona:
‘Şu gelip geçen tramvaylar benimdir.
Tramvaylarda ne kadar yolcu olduğunu, vatmanların iyi çalışıp çalışmadıklarını kontrol ediyorum’ der.
Sohbet ilerleyince Sülün Osman sorar.
‘Amca yabancısın galiba, ne iş yaparsın?’
Adam, Traktör almak için geldiğini, fakat parasının çıkışmadığını anlatır. Bunun üzerine Sülün Osman:
‘Amca, bu yaştan sonra traktör senin neyine.
Traktörün masrafı çok olur.
Mazotu var, yedek parçası var. Sana büyük masraf açar.
Bak bu tramvayların hepsi benim.
Artık hepsini kontrol edemiyorum.
Müşteri çıktıkça tek tek satıyorum.
Bunlar demirdendir. Bir şey olmaz. Akşam elektriğe bağlar, sabahleyin sürersin.
Köyde, kasabada, her yerde çalışır.
Ben seni sevdim.
Bir tanesini kelepir fiyatla sana vereyim.
Bununla iyi para kazanırsın’ der.
*- ‘GÜL HATIRI İÇİN’
Adamın kafası bu işe yatar.
Sülün Osman’a:
‘Tramvaylardan birini kaça verirsin?’ diye sorar.
Sülün Osman:
‘Senin traktör paran bunu almaya yetmez.
Fakat bende bundan çok var. Bir tane eksik olsa ne olacak.
Bak şimdi 484 numaralı tramvayım geçiyor. Bunun gibi daha altı yüz tane var.
Canın sağ olsun.
Bir tanesini senin gül gibi hatırın için vereceğim.
Sevildiğinin kıymetini bil.
Hemen al.
Yoksa satmaktan vazgeçerim bilmiş ol’ diyerek, adamın ağzından girer, burnundan çıkar…
Adam, tramvaylardan birini almayı kabul eder.
Sülün Osman, cebinden bir beyaz kâğıt çıkarır ve adama bir senet yazar. İmzalar atılır, parmaklar basılır.
Sülün Osman, adamla tokalaşır, hayrını gör, der ve adamın bütün parasını alır.
Adamı tramvaya bindirir.
Ona:
‘Son durakta bu senedi vatmana göster ve tramvayını teslim al’, der. Tramvay son durağa gelince vatman, adamın bir türlü tramvaydan inmediğini görür:
‘Hemşerim son durak.. İn aşağı’ der.
Adam, elindeki senedi vatmana gösterir ve tramvayı satın aldığını asıl kendisinin aşağı inmesi gerektiğini söyler.
Patırtı çıkar, polisler gelir.
Adam senedi polislere de gösterir.
Polisler imzayı görünce:
‘Sülün Osman’ın işi’ derler
Durum anlaşılır.
Olay basına konu olur.
Zavallı adam traktör almak için geldiği İstanbul’dan beş parasız köyüne döner.
*- PARAYI KAÇIRMAZDI
Sülün Osman Galata Kulesi ve Kız Kulesini defalarca satmış, peşinat alıp kalanı senet düzenlemiş.
Her dolandırıcılıkta aynı imzayı kullandığı için polis imzasını hemen tanırmış.
Galata Kulesi’ni satarken, kule balkonundan erken tespit edilen her yangın ihbarından ek kazanç sağlayacağını da satarken ayrıca pazarlarmış.
Sülün Osman hayatı boyunca akıllara zarar onlarca dolandırıcılık yöntemi uygulamış.
Taksim meydanına paspaslar serip geçiş parası düzmecesi ile Taksim meydanını sattı.
Dolmabahçe Sarayı’nın önünde saat ayarlama parası aldı, kendini falcı ve medyum olarak tanıtarak para kazandı.
*-‘ KUSURA BAKMA HÂKİM BEY!’
Galata Köprüsü’nü satmaya çalışırken tesadüfen yakalandı.
Boğaziçi Köprüsü açıldığı zaman Sülün Osman’ın yaşı ilerlemişti. Boğaziçi Köprüsünü daha sonra başka bir dolandırıcı sattı.
Sülün Osman yakayı ele verdiği Galata Köprüsü satışında aynı taktiği kullanmıştı:
Köprünün kalabalık olduğu vakitlerde arkadaşları ona para ödermiş. Köprüden geçen insanlar ise olayı merak edip onun yanına giderlermiş. Gözünü kestirdiği insanlar Galata köprüsüne talip olunca, Sülün onlara köprüyü ayaküstü satarmış.
Galata Köprüsü satışında tesadüfen yakalanmış ve cezaevine girmiş.
Bu olayla ilgili ‘Kusura bakma hâkim bey. Memlekette Galata Köprüsü’nü satın alacak eşekler olduğu sürece ben bu köprüyü satarım.’ Sözü kayıtlara geçmiş.
*- ASIL DOLANDIRICI ONLARDI!
Sıra dışı dolandırıcılık yöntemleriyle ünlenen Sülün Osman kendisini şöyle anlatıyor:
‘Benim dolandırdığım insanlar dolandırıcıydı aslında.
Yani bana yaklaşma sebepleri beni dolandırmaktı…
On tane bilezikle geliyorum adamın önüne akşam vakti.
Kuyumcunun kapısındayız ve dükkan kapalı.
Karımın hastalığını anlatıyorum, acilen bilezikleri bozdurmam gerektiğini, o an nöbetçi eczaneye gidip hastaneden istedikleri ilaçları almamın şart olduğunu söylüyorum, falan.
Hakiki olsalar bileziklerin fiyatı bin lira.
Diyorum ki ‘300 liraya ihtiyacım var. Paranın gerisi umurumda değil, yeter ki karım ameliyat masasında kalmasın…’
Adam sabah kuyumcuya gidip bilezikleri bin liraya bozdurabileceğini ve birkaç saat içinde havadan 700 lira kazanacağını düşünüyor.
O arada benim ayakçım da ortaya çıkıyor ve o almak istiyor bilezikleri. Telaşlanıyor adam ‘kazanç imkanı kaybolacak’ diye.
300 lirayı verip alıyor bilezikleri.
Adam ertesi sabah kuyumcuya gidip de bileziklerin sahte olduğunu öğrenince, ‘dolandırıldım!’, diye karakola gidiyor.
Ben aranıyorum.
Demiyorlar ki ona, ‘be adam 1000 liralık bileziği 300 liraya almayı düşünürken aklında ne vardı?(
Gayet açık ki beni dolandırmayı planlamıştı.
Ben hayatım boyunca, ‘beni dolandırmaya kalkışmamış tek bir kişiyi dolandırmadım.’
*- ‘OKUMASINI BİLECEN KARDEŞİM!’
Sülün Osman, 1970’li yıllarda, TRT’de, Cenk Koray ve Güneş Tecelli’nin hazırlayıp sundukları bir ‘Telespor’ programının konuğu olmuş ve bazı maceralarını anlatmıştır.
Orada anlattıklarına göre, Sülün Osman, müşterilerine, İzmir Saat Kulesi’ni, İstanbul Üniversitesi’nin bahçesini, hatta cennetten yer bile satmıştır.
Kendisine, yaptığı işlerden pişman olup olmadığı, tövbe edip etmediği sorulduğunda, o:
‘Tövbe ettim.
Fakat bazılarının yüzüne bakınca, alınlarındaki yazıyı görünce tövbemi bozdum.
Çünkü onların alınlarında, ‘ben enayiyim, gel beni kazıkla!’, yazıyor” demiştir.
Programı sunanlardan biri:
‘Biz o yazıları neden göremiyoruz?’ diye sorunca da Sülün Osman şu karşılığı vermişti:
‘Okumasını bilecen kardeşim!’
*- ŞÜPHE DOĞRUYA GÖTÜRÜR
Günümüz Sülün Osmanlarının yüz yüze, gözünün içine bakarak dolandırma işleri zorlaştı.
Sayıları da çoğaldı.
Saf ve temiz insanlar ister istemez mutasyona uğradılar.
Her şeye şüpheci ve güvensiz yaklaşır oldular.
Sülün Osmanlar artık telefonla ya da dijital yazılım ve kopyalama kullanarak dolandırıyorlar.
Son zamanlarda da ‘Yapay Zeka’ çıktı.
Bu konudaki dolandırıcılıkları da geçenlerde yazmıştım.
Bunlar ‘alın mı okuyorlar’ ya da ‘insanların boşluklarından’, ‘Yorgunluklarından mı?’ , ‘Çaresizliklerinden mi?’ yararlanıyorlar, birileri kitap haline getirirse öğrenmiş oluruz.
*- İLK CEVAP
Yüreklerde Gülümseme Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği
Kurucu Başkanı Dilek Maksut, fotoğrafıyla birlikte bir yazı göndermiş, ama şu notu da eklemiş:
‘Resimi çözdükten sonra makaleyi de okuyun makale resimden daha ilginç!..’
“1964 yılında ABD’de bir öğretmen dergisinde Alexander Calandra imzalı bir yazı yayınlanır:
Bir fizik hocası ile öğrencisi sınav sorusuna verilen cevap hakkında anlaşmazlığa düşerler ve tecrübeli öğretmen Calandra’nın hakemliğine başvururlar.
Soru şöyledir:
‘Bir binanın yüksekliğini bir barometrenin yardımı ile nasıl bulursunuz?’
Öğrenci de bu soruya cevaben, ‘Barometreye bir ip bağlar, binanın çatısından aşağı sarkıtır ve barometrenin yere değdiği noktada ipi ölçerim.’ yazar.
Tabii ki öğretmenin beklediği yanıt bu olmasa da binanın yüksekliğinin bu yöntemle ölçüle bilirliği de ortadadır.
*- ÇOK YÖNTEM VAR
Calandra tartışmayı uzatmamak için öğrenciden hemen o anda bu soruyu başka bir yanıt ile cevaplamasını ister.
Öğrenci bu kez:
‘Ama bir tek yanıt yok ki, pek çok yöntem var’ diye cevap verir.
Calandra, ‘Peki’ der.
‘Düşünebildiğin kadar yanıt ver o zaman.
Ama mümkünse cevapların en az birinden fizik çalışmış olduğunu anlayalım.’
Öğrencinin ilk cevabı şöyle olur:
‘Barometreyi çatıdan aşağı bırakırsınız ve bir kronometre ile kaç salisede yere çarptığını hesaplayıp x=1/2 x g x t2 formülü ile yüksekliği bulursunuz.’
Beklenen cevap bu olmasa da cevap fizik bilgisi içermektedir.
*- DÖRDÜNCÜ CEVAPTAN SONRA
Öğrenci cevaplarını sıralamayı sürdürür:
‘Güneşli bir günde barometreyi dik tutup gölgesini ölçersiniz ve sonra da binanın gölgesini ölçüp orantıyı barometrenin yüksekliği ile çarparsınız’
Bu cevap da doğrudur.
Öğrencinin üçüncü cevabı da şu olur:
‘Merdivenleri çıkarken duvar boyunca barometrenin yüksekliğini defalarca işaretleyerek çıkar ve işaret sayısı ile barometrenin yüksekliğini çarparsınız.’
Bu da doğrudur elbette ama dördüncü cevap öğretmenlerin küçük dillerini yutmalarına neden olur.
Çünkü yanıttan öğrencinin fiziği çok iyi bildiği anlaşılmaktadır.
‘Küçük bir ipe bağladığınız barometreyi önce yerde sonra da çatıda sallar ipin uzunluğu ve sallanma periyodları arasındaki farklarla Newton’un g katsayısını hesaplar, iki g katsayısı arasındaki farktan binanın yüksekliğini hesaplayabileceğiniz oranı bulursunuz.’
Söylenecek bir şey kalmamıştır, öğrencinin sınıfı geçtiği açıktır.
*- BIKMIŞ!
Öğrenci yarattığı etki ile gülümser ve der ki:
‘Ama bence yapılacak en doğru şey kapıcıya gidip barometreyi hediye edip karşılığında binanın yüksekliğini söylemesini istemekten ibarettir.’
Hep beraber gülmeye başladılar.
Calandra hayranlıkla sorar öğrenciye:
‘Peki, öğretmeninin senden beklediği cevabı da biliyor musun?(
Öğrenci alaylı bakışlarla cevap verir:
‘Evet, çatıda ve yerde hava basıncını ölçerek aradaki farktan hesaplamamız gerekiyor yazmamı bekliyordu.’
Calandra merakla şu soruyu sorar:
‘Peki madem istenilen cevabı biliyordun, neden yazmadın?’
Öğrenci omuzlarını silkerek şöyle der:
‘Çünkü dar kafalılıktan bıktım.’
*- BU ÖĞRENCİ KİMMİŞ?
Yaşamı tek bilinmeyenli bir denklem gibi ele almak, altı boş kulağa hoş sloganlarla konuşup, zamana göre kendini geliştirmeyen, saplantı slogan hükümlere göre yaşamak ve mevzi alıp dayatmaya çalışmak kolaycılığı hiç kimseyi ve de toplumları bir yere götürmez.
Yaşamda soruların pek çoğunun tek bir cevabı yoktur.
Öğrenci: Niels David Bohr. Nobel ödüllü Danimarkalı fizikçidir..!”
*- AKLINDAN GEÇEN
“Herhalde Chp den seçim kazanmış bütün belediye başkanları ve meclis üyeleri tutuklanacak.
Çok eski bir belediye başkanı olarak sebebini anlatsalar da anlamıyorum.” Diyen, Ayvalık’ın gençliğinde MHP’’den belediye başkanlığını yapan Ali Güreli devam ediyor:
“Aktif politikanın içinde, bir dolu beş para etmez insan olsa da, bir o kadar da temiz insan var ve onlar bu tarz uygulamalar devam ederse ‘lanet olsun’ deyip çekip giderler bu sahneden…
Ve bu işler, yolunu bulup, çalıp çırpıp içeri girmeye, transfer olmaya hazır tufeyli tiplere kalır.
Belki ‘CHP’li çalar Akp’ li ise çalmaz’ prensibi ile yapılıyor bu tutuklamalar ama ya yarın rüzgarın yönü değişir ve tersi olursa?
Tabi birde, ‘iki tanede Dem partili insanı meclis üyesi listesine koydu’ diye ‘terör bağlantılı’ diye içeri atılanlar var.
Apo’ ya toz kondurmayan insanların, Dem’li birine ‘günaydın’ demek suçundan insanları fişlemesi vs çok zekice.
Dün meydanlarda, elinde halat ‘idam isteyip’ ,oyları alıp, bu gün ‘Umut’ hakkından bahsedilmesini filan da anlamıyorum, hatta ‘neden filan’ diye düşünmekte istemiyorum.
*- ÇEREZLER DE VAR
Belki muhalif partileri kapatmak, iktidardaki cepheyi oluşturan partilerin yanınaş iki üç çerez parti Hüdapar ve BBP gibi bir de DEM parti adam olana çok bile daha iyi hatta.
Eskiden oğlumla oturup, ‘yok tarım nasıl toparlar, devlet desteği nasıl verilmeli, döviz kuru baskılanınca tarım ihracatının düşüşüne karşı ne yapmak lazım?. Tarımsal üretimde kooperatifleşmenin sağladığı verim artışı vs’ konuşurduk, artık son verdik.
Sadece Galatasaray’ın transferleri, onun maçları vs yetiyor bize.
Çok bile!”
‘Eski alem ölüyor…
Yenisi doğum sancılarında…
Devir ucubelerin devridir.- A. Gramsci”
*-
Yorumlar yükleniyor...