O DAHİ DE TÜRKİYE'DEN ÇIKTI
Köşe Yazısı

O DAHİ DE TÜRKİYE'DEN ÇIKTI

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
18 Sep 2025 10 dk okuma 160

*- KATKIM OLMUŞTU Duymuşsunuzdur İstanbul’a bir şekilde gelen, iki yeri merak eder ve gezer; Yaz- Kış her zaman İstanbul Boğazı cazibe merkezidir. Yaz aylarında ise ünlü adalar… Buranın konukları ise genellikle Ortadoğu ülkelerinden gelenler oluyor. Bir zamanlar faytonlar vardı. Gerek adalar oturanlarının, gerekse hayvan severler başta olmak üzere, çeki atlarının eziyetine dayanamayanların haklı isyanı ile aynen İzmir’de olduğu gibi faytonlar kaldırıldı. Yerlerini golf arabaları gibi el

*-  ‘BU MU SATIŞ AHLAKI?’

Fakat adalarda yaşayanların da kendilerine göre çeşitli sorunları var.

Bakın bir okuyucu mektubunda ne diyor?

Not almıştım, elime geçince paylaşmak istedim, Kınalıada sakinlerinden bir yerleşik vatandaşın söylediğini;

Bir konuyu dile getirmek istiyorum tüm ada halkıyla da paylaşılırsa sevinirim.

“Geçen hafta Salı günü pazara gitmiş alışverişe başlamıştım, çok memnun alışveriş yapıyordum fiyatlar makul derecesindeydi hatta şaşırtıcı bir derecede.

Fakat ilerledikçe satıcılardan ara ara duyduğum tatsız konuşmalar oldu. Biri .- bu kınalı halkının da yağlı müşterisi kalmadı gittikçe yok olmuşlar dedi.

Diğeri? Haftaya fazla mal getirmeyecek satmak için…

‘Ben yalvarmayacam almak için sizler yalvaracaksını!’ dedi.

Şaşkın bir halde evime geri döndüm.

Anladım ki bu hafta dediklerini yapmışlar ve çok pahalı satış sundular.

‘Bu mu satış ahlakı?’ yazıklar olsun.

Keşke topluca hiç alışveriş yapmasak da anlasalar kim yalvarmalı kim yalvarmamalı.

Çok üzgünüm oysa hizmet var ortada tabiki hak kazanılmalı ama böyle değil.

Bir şekilde duyuru yapılsa çok iyi olur.

*- ALMAN’IN TERCİHİ

Alman ekonomi profesörünün kızı, bebek arabası almaya kalkışır.

Alacağı ürün Almanya'da 700 Euro…

İnternette bulduğu Çin malı muadili ise 250 Euro'dur.

Babasına,  ‘Ne yapayım?’ diye sorar!

Babası ‘tercih senin’ cevabını veriyor.  

Kız gidiyor, Alman malı arabayı, 700 Euro'ya alıyor...

Babası soruyor;

‘Neden pahalısını seçtin? ‘

Kız başlıyor anlatmaya... 

Eğer Çin malını alsaydım;

- O para dışarı gidecekti...

- Alman ürünü satılmayınca fabrika işçi çıkaracaktı..

- İşsiz insanlar harcama yapamayacakları için devletin vergi geliri düşecekti…

- Devletin geliri düştüğü için çocuğuma iyi bir eğitim veremeyecekti…

- Güvenliğini sağlamakta finansal sorunlar yaşayacaktı.

- Yeterli sağlık hizmeti veremeyecekti…

*- HALKIN BİLİNCİ

Ben Alman malı (Kendi ülkesinin ürünü) almakla ‘çocuğumun geleceğini garanti altına aldım’ deyince; Baba da gururlanarak kızını tebrik edip ‘Demek ki ben görevimi yapmışım!’ diyor.. 

İşte, onun için Almanya'nın yıllık milyarlarca dolar dış ticaret fazlası var..

İşte, halkın bu bilinci sayesinde Almanya Avrupa Birliğinin patronluğuna soyunabiliyor…

*- YERLİ MALI HAFTASI

Bize gelince;

Yakın zamana kadar, Aralık ayında, okullarımızda,  ‘Yerli Malı Haftası’ kutlanıyordu.

Yerli ürünler, örneğin ihraç ettiğimiz incir-üzüm- pamuk, kuru mişler, aklınıza ne gelirse masaların üzerlerine serilirdi.

İlkokullarda öğrenciler bunları keyifle yerlerdi.

Çeşitli sloganlar üretilir, pankartlar asılırdı.

Örneğin; ‘Vatandaş yerli malı tüket’ ya da ‘Yerli malı, yurdum malı’ gibi…

Şimdi?

Şimdi ise yabancı hayranlığı ve ‘marka’ merakı her tarafımızı sarmış gibi…

Limanda, körfezde gemiler sırayla boşaltılmayı bekliyor.

Bu şu demek, ‘Sizin dövizinizi almaya geldik!

*- ÇOCUKLUKTA

Ankara’dan Bertuğ Özek, belli yaşın üzerindekileri anımsatıyor:

“Çocukluğumuzun Varan Turizmini bilenler bilir.

O zamanlar Ankara-İstanbul karayolu 8-9 saat sürerdi.

Yollar netameli olur, Kargasekmez denen bölümde tüm şoförler kış vakti gerim gerim gerilirlerdi.

Ama Bolu dağına vardık mı, bir yeşil vaha beklerdi bizi.

İster otobüsle gir, ister arabayla; mola yeri her daim Varan tesisiydi. Yemyeşil çam ormanına bakan masalarda oturup karnımızı doyururduk. Köpük köpük ipek gibi ayran, dünyanın en leziz domates çorbası

(sünerek çenemize yapışan kaşar peyniri ile:)) çerkes peynirli tereyağlı tost, kaymaklı ekmek kadayıfı, kıyır kıyır talaş böreği, ızgarada cızır pişen köfteler, biberler...

Ben daha da küçükken, bahçesi kullanılırdı o restoranın.

Ortada fıskiyeli bir havuz, papyonlu garsonlar, kolalı masa örtüleri...

İşte gönderdiğim, bu fotoğraftaki gibi.

Tertemiz tuvaletler sonra...

*- TERCİHİ OTOBÜS

Şoförler haza birer beyefendi, otoriter, seviyeli.

Muavinler efendiden gençler, nazik, terbiyeli.

İkramlar taze, sıcacık çaylar kahveler.

Bir ara yemek servisi bile vardı iki katlı otobüslerde.

Ben otobüs yolculuğunu hep tercih etmişimdir.

*- BİZE YAKIŞMAYANLAR

Bir ara şunları da yaşadık?

Otobüsler taka, muavinler kaba saba, ikramlar fena, hepsini geçtim; tesisler kimse kusura bakmasın, ‘berbat!’

Bir kere, sen Bolu'dasın kardeşim.

Ver yüzünü ormana ağaçlara.

Neden hepsi egzoz kokan arabalara bakıyor masaların?

Tuvaletlerin çoğu alaturka ( ki bence dünya yüzünden silinmeli artık! ), pislik içinde.

Kocaman, kör ışıklı bir market, tozlu kutularda pişmaniye, garip anahtarlıklar, sözde doğal sabunlar, vırç hamur bir gözleme, bayat sandviçler, cızırtılı bangır bangır bir müzik!

Lüks peşinde değilim sakın yanlış anlamayın.

Özen,temizlik,kalite yahu!

*- LEZİZ ve TEMİZ

Köftesi leziz bir salaş dükkan olsa yeminle yeter bana ve tüm yolculara…

Üç çeşit olsun sadece.

Ama leziz olsun, temiz olsun.

Neden kalitesizliği taklit ediyoruz bu kadar?

Neden kimse ben farklı bir şey yapayım demiyor?

Ve biz neden razı oluyoruz bu bayağılığa?

Sanırım kaderimiz bu soruları sorduğumuz gün değişecek.

Sor canım Türkiyem?

Arada bir ‘neden’ diye sor.

Kıymetlidir.

*-  SEVDALI

İstanbul’da Boğaziçi’nde,

Bir fakir Orhan Veli’yim

Veli’nin oğluyum

Tarifsiz kederler içinde.

Urumelihisarı’na oturmuşum;

Oturmuş da, bir türkü tutturmuşum:

“İstanbul’un mermer taşları;

Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;

Gözlerimden boşanır hicran yaşları;

Edalı’m,

Senin yüzünden bu hâlim.”

“İstanbul’un orta yeri sinema;

Garipliğim mahzunluğum duyurmayın anama;

El konuşur, sevişirmiş, bana ne?

Sevdalı’m,

Boynuna vebalim!”

*- UMUTLUYDU….

Garip Adam, ‘Gelecekten çok umutluydum çok…’ diyor.

Ama; sadece dünyamızda ve yurdumuzda değil, özel hayatlarımızda da yol açtığı felaketleriyle terör estiriyor.

Dünyanın dört bir yanında meydana gelen doğal afetlerden ülkemizde payına düşeni alıyor.

Yetmedi; insan olarak, fert olarak yaşayan herkesi kahredecek bir şeyler buluyor ve üzüyor.

Toplumları ve toplumları toplum yapan herkesi üzen ve üzecek yıllar geçiyor ama umutlarımızı da bir türlü yeşertmiyor.

Düşünün, bu güne kadar ne felaketler yaşadık.

Önümüzde yaşanacak koca aylar, yıllar var.

Acaba bunlar, kim bilir içinde neleri, hangi dertleri, hangi acıları barındırıyor?

Ya da umutları, güzellikleri…

Kimse tahmin edemez!

Kahinler ve falcılar bile…

*- AĞLAMAYALIM

Kimimiz beynimizde nefreti besliyoruz, kimimiz de mutluluk, huzur ve keyifli günleri…

Bunlar bakış açısına göre değişiyor.

Bizler ‘Garip adam!’ gibi korkanlardan değil, korkusuzlardan olalım..

İyi niyetimizi besleyelim.

İnancımızı sarsmayalım…

Toplum olarak yaşın eksik olmadığı gözlerimiz, şimdi bireysel felaketlerimiz için akıyor.

Ağlamayalım, bu bize yeter…

Tavsiye şöyle:

‘Her anınızı, yaşayacağınız son anınızmış gibi yaşayın’

Yaşamınızı, yaşayamamaktan doğacak pişmanlık ve keşke’lerle doldurmayın.

Aksi halde yaşayan bir ölüden farksız olursunuz.

*- TARİHE GÖZ ATALIM

Sevgili dostların bilgisine bir özet. Son Osmanlı Mebuslar Meclisinin toplanması: 12 Ocak 1920

Misak-ı Millinin kabulü.28 Ocak 1920

İstanbul'un işgali. 16 Mart 1920

Padişah Vahdettin in Mebuslar Meclisini kapatması. 11 Nisan 1920

M. Kemal'in TBMM’ ni Ankara'da toplaması 23 Nisan 1920…

*- İŞGALCİ DEVLETLERE

TBMM 30 Nisan 1920 de Avrupa devletlerine ve yurdumuzu işgal eden işgalci devletlere TBMM adına gönderilen yazıda,

‘Ankara'da yeni bir Meclis açıldığı, yeni bir hükümet kurulduğu, bundan böyle Türk halkı adına söz söyleme, barış imzalama yetkisinin TBMM ve o’ nun Hükümetine ait olduğu, İstanbul Hükümetinin ve Padişah Vahdettin İn imzaladığı veya imzalayacağı hiç bir antlaşmayı onaylamayacağını bildirdi.

Buna rağmen 10 Ağustos 1920 de Sevr antlaşması imzalandı.

Sevri onaylayacak Osmanlı Mebuslar Meclisi 11 Nisan 1920 de kapatılmıştı.

İşgalci devletler

TBMM’ ne kabul etmesi için dayattılar.

*- İNGİLİZ PARMAĞI

TBMM 19 Ağustos 1920’ de Sevri Onaylamayacağını bütün Dünya ya duyurdu.

Bunun üzerine İngilizler Yunanlıları üzerimize gönderdi.

Bu nedenle Kurtuluş savaşı başladı.

5 Savaş yapıldı.

Bu savaşların hepsinin ortak amacı Sevr antlaşması TBMM’ ne kabul ettirmekti.

Eğer bu savaşlar sonunda 30 Ağustos 1922’ de ‘Büyük Taarruz Başkomutanlık Meyd an Savaşında’ Yunanlılar bozguna uğradı.

9 Eylül'de İzmir kurtarıldı.

Batı Anadolu Düşmandan kurtarıldı.

*- TÜRKLERE GELEN DAHİ

Sıra Boğazlar, İstanbul ve Trakya’ nın kurtarılmasına geldi.

Bu da Türk- İngiliz Savaşını gündeme getirdi.

Türk Yunan Savaşı'nın inatçı destekçisi İngiltere Başbakanı Lioyd George İtalya ve Fransa'dan umduğu desteği bulamayınca, barış istedi.

İngiltere'de parlamento da kendisini eleştiren Muhalefet partisine verdiği cevap manidardır.

“DÜNYAYA 100 YILDA BİR, BİR DAHİ GELİR.

O DAHİ'NİN BİZ ANADOLU'YA GİTTİĞİMİZ DE TÜRKLERE GELECEĞİNİ BEN NEREDEN BİLEBİLİRDİM.” diyerek istifa etti.

Bakalım ‘sahte ve paragöz tarihçi geçinenler’ bu anlattıklarıma ne diyecekler.

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...