O ÇANTALARIN İÇİNDE NE VARDI?
Köşe Yazısı

O ÇANTALARIN İÇİNDE NE VARDI?

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
20 Feb 2025 15 dk okuma 156

*- SEVMEDEN AŞIK OLANLAR Bilirsiniz, her şey bir ilkle başlar: Şiir bir sözcükle, Aşk bir dokunuşla, Gelecek bir adımla… Önemli olan o ilk adımı atabilmek, ilk sözcüğü çekinmeden, korkmadan çıkarmaktır. Ama, bir şey oldu bu insanlara nedense. Kimse kimseyi sevmez oldu, her yerde. Sinsi bir tür ‘nefret’ başını çıkardı, bütün duyguların arasından. Alaycılık bütün üslupların arasından, belirginleşmeye başladı. Sevmeden aşık olanlar, kavga etmeden yenenler, din olmadan adam çarpanlar, yen

*- KABA ADAMLARIN, KALIN SESİ

İlgisizlik bilgisizlik yüzünden, cehalet hortlayıp çıkar mı?

Çıkar!

Sevgisizlik saygısızlık yüzünden, insan insandan bıkar mı?

Bıkar!

Ne diyor, şair?

‘Kaba adamların kalın sesi örtmüştü ülkeyi.

Güzellik, insanların gelecek düşlerinden çoktan çıkmıştı.

Kimsenin ortak türküsü yoktu ve kimse türküsünü bir başına söyleyemiyordu.

Bir yere gitmeden, gelecek birisini bekliyordu, herkes.

Koro halinde susuluyordu ve yalnızca yüksek sesle konuşanlara inanır olmuştu insanlar.

İncelik yalnızlığa dönüşe dönüşe bitmişti.

Şiddetin coğrafyasında elbette gökyüzü bir lükstü ve ancak yağmur yağınca anımsanıyordu.’

Öyle mi, acaba?

Bir de şu var;

‘Bazı insanlar ki, içimizde bunlardan çok var!

Yalancıyı kahraman yapar!

Doğru söyleyeni dışlar!

Menfaatleri neyse, ona göre yaşarlar!’

*- MEMLEKETİN GERÇEĞİ

Bir okuyucum paylaşmış;

1960/70’li yıllar; İstanbul – Emirgan!

Emirgan çay bahçesi sahilinin fotoğrafını…

Kadın erkek karışık oturuyorlar.

Görüntüye bakıp şunları söylüyor:

- Arap yok..

- Gözlere kadar kapalı çarşaf da yok!’

Şimdiki zamandan ben hiç söz etmeyeyim.

Bir de Nevzat Kaya’nın şu mesajına dikkat kesilelim:

‘Bugün Çaymahallesi dolmuşu ile Şehir Hastanesi’ne gittim.

Sanki Somali içinden geçmiş gibiyim!

Bayraklı’nın üstü Afrika gibi!

Gidin görün, lütfen!’

*- MAKAMDAKİLER RAHAT

İzmirli Halil Kaplan’da yazıyor:

‘Aynen öyle!

Bir de Basmane Altınpark ve Oteller Sokağı’nın arkaları, sanki başka bir ülke gibi…’

Erdoğan Dalkılıç’a hak vermemek elde değil;

‘Memleketin gerçeği!’ diyor.

Yeri gelmişken bu kez Konak Belediyesi ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri’nin kulaklarını çınlatayım:

Ünsal Erdik, 'Muhalefet partisinin İzmir’de bu rahatlığı, konfor alanından çıkmayışı beni öldürüyor..

Çankaya tepecik Pınarbaşı hattı, deve kervanlarını perişan eder.

Arabam her yıl alt takım eskitiyor.

Pislik diz boyu , Afganistan gibi..

Abartmıyorum… Kınıyorum…’

*- REZİL DÜZEN

Özellikle Konak Belediyesi ve yöneticilerinden o kadar şikayet var ki, hangisini yazacağımı bilmiyorum.

Herhalde biraz kafalarını kumdan çıkarmaları gerekiyor.

Ya da yeni kadın başkan, yardımcılarından başlayarak yeni bir çeki düzen getirmeli, artık torpillilere fazla güvenmemeli…

Ne derler:

‘Yanlışı alkışlıyorsan; fikrin yoktur!

Eğri ile doğruyu ayıramıyorsan; aklın yoktur!

Yalana sahip çıkıyorsan; Ahlakın yoktur!’

Biliyorum;

Şimdi Konak Belediyesi ‘Bizim işimiz değil!’ diye kendini savunacaktır.

Konu başka, ama anlamak isteyeceklerini düşünmüyorum.

Belediyede konuşulanlara dikkat kesilse, yine çok şey öğrenilir.

Bu arada, araya Ömer Hayyam’ı sığdırayım:

Ömer Hayyam bakın ne demiş?

‘Felek ne cömert zalime, ezene,

Bütün nimetler, yoksulları üzene!

Onurlu insanlara, mutluluk yok!

Gel de ‘yuh çekme!’ şu rezil düzene?...’

*-ANLAMAKTA ZORLANIYORUM

İngiliz yazar, eleştirmen Wirginia Woılf, “Kadınlar yüzyıllar boyunca erkeği, doğal boyutlarından iki kat büyük gösterme büyüsü ve gücüne sahip, birer ayna hizmeti vermişlerdir’ demiş.

Ben bu sözden fazla bir şey anlamadım.

Bu herhalde şöyle bir şey:

‘Aslan parçası, aslanım, yiğidim, koçum benim, evinin erkeği, evin direği…’

Türkiye’de erkekler için böyle denmiyor mu, genelde!..

Doktorlar da bu konuya şöyle bakıyor:

‘Bu bütün ergenlerin mustarip olduğu bir tür şizofrenidir.

Farklı olmayı hayal ederken, aynı olmak için ellerinden geleni yaparlar.’

Bu sözleri de anlamadım…

Nasıl anlayayım?

Eski dost Bilgin Önder akşamüzeri telefon etti.

Açınca, ‘Ohhh, Şükür!’ dedi.

Ne demek istediğini az sonra öğrendim, Face’de mi, sosyal medyada mı ne, benim fotoğrafımla birlikte şu haber varmış?

‘Yaşar’ı kaybettik!’

Anlatınca güldüm, ‘Şimdilik benim haberim yok!’ dedim.

Ya birisi şaka yaptı, ya da resmimle birlikte başlığı okuyan Bilgin Önder, hemen telefona sarılmış…

Bakalım ilerleyen dakikalarda başka arayan olacak mı?

*- HER YERDE

Unutmayalım, bu ülkede her kadın, özgürlüğünü, mesleğini, başarısını Mustafa Kemal’in Türkiye’sine borçludur...

Size bu arada, konu ile ilgili küçük ama çok önemli bir ipucu vereyim:

Elimde siyah- beyaz İngiltere’de çekilmiş bir fotoğraf var; Kadınlar ellerindeki pankartlarla iktidarı topa tutuyorlar.

Birinde İngilizce, ‘İngiliz kadınlarının, Türk kadınlarından ne eksiği var?’  yazıyordu.

Görüntü 1930 yılında alınmış.

Avrupalı kadınların o kadar eksikleri vardı ki, kitaplara sığmazdı.

Şimdi birileri, Arapçılar, küflü beyinler, tarihi geriye sarıp, memleketi satıp kaçanları, taklit etmeye çalışıyorlar.

Gel de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü hayırla anma!

*- SIRADAN ERKEKLER

Aklımda kaldığı kadarıyla Emine Kantarcı şöyle demişti:

‘Kadınların güçlenmesi, erkekliği hiç olmadığı kadar zorlu bir teste sokmuş olmalı!

Bazı ‘Sıradan’ erkekler, bu testten ‘katil’ olarak çıkıyor!

Kadınların güçlenmesi, onları adı konmamış bir savaşa sürüklemiş.

2024 yılı, kadın cinayeti rakamları bunu gösteriyor.

Uzaklaştırma kararı bulunan erkek, ateşli silah taşıyabiliyor.

Silahlı, sıradan erkeklerden oluşan ve çoğu benzer senaryoyla, benzer şekillerde öldürülen bir grup var karşımızda.

Bunun tek yönlü de olsa, bir savaş olduğunu söylemek, artık radikalizme girer mi?

Erkekler kadınları öldürmeyi hak olarak görüyor.

Öldürmenin hak olduğu başka hangi arena var?

Erkeklerle değil ama insanlarımızla ilgili bir konuyu ‘Sus’ diyerek ele alalım:

‘Ağaç dik!’ demiyoruz, ’kesme’ yeter!

‘Hayvan besle! ‘ demiyoruz, ‘öldürme! Yeter!

‘Çocuk sev!’ demiyoruz, ‘dokunma!’ yeter!

‘Her şeyi bil!’ demiyoruz. ‘sus’ yeter!

*- YAŞAMIMIZDAKİ ‘SUS’MAK!

Okuyucularım biraz geriye giderler, arşivi karıştırırlarsa ‘sus’ sözcüğü ile ilgili uzun bir yazıyı tekrar okuyabilirler.

Çocukluktan gençliğe, askerlikten siyasete kadar, bir kişinin ömrünün hep ‘sus’ ile geçtiğini anlatmaya çalışmıştık…

‘Söz gümüşse, sükut altındır’ sözünü irdelemek istemiştik.

Solcular ne diyorlardı?

‘Susma, sustukça sıra sana gelecek?’

Yani üste bıyık, altta sakal…

En iyisi konuyu değiştirip, sözü bir zamanlar MHP’nin yöneticisi olan gerçek ülkücü ve dürüst dostum, okul ve sınıf arkadaşım Bornovalı Selahattin Haseki’ye vereyim:

‘Geçmişin bilgeliği, asaleti, adaleti ve güzelliği geleceğimizin aynasıdır.

Geçmişi bilmezsen, geleceği bilemezsin!

Geçmişin kahramanı olamazsın ama geleceğin olabilirsin.

Yüz yılların ötesinden Orhun yazıları bize sesleniyor:

Ey Türk Milleti, kendine dön!’

Neyse Selahattin de ‘Sus’ demiyor, mesajında…

Bu satırları yazarken, çok üzgündüm.

Çünkü; 80 yaşını aşkın, komşuları tarafından ‘Necla Teyze’ olarak anılan bir insanımız, iddiaya göre, ‘Hayvan aşkı’ nedeniyle gecekondusu ile birlikte yandı.

Komşuları, sosyal medyada kendisini tehdit edenler tarafından yakılarak öldürüldüğünü ileri sürüyorlar.

Gerçek itfaiye ve güvenlik güçlerinin, daha doğrusu ‘savcılık’ araştırması sonucu ortaya çıkacak.

İşte bu durumda, konuşacak halim yok…

Susuyorum, çünkü ağzımı açacak halim yok.

Anladığım kadarıyla, Necla Teyze ile yemeğini paylaştığı hayvanlar da yanarak telef oldular. Yok oldular.

Biliyorsunuz, ölen hayvanlar için ‘telef’ sözcüğü kullanılır.

Bu nedenle, bu vahşi olaya rağmen, ‘telef’ sözcüğünü kullanmak zorunda kaldım.

Demek ki, Türk Dil Kurumu’na bu konuda yeniden bir düzenleme yapmaları gerekiyor…

*- MERAKLISI ÇOK FAZLA

‘Yazmıştım’ demek, habercilik ve gazetecilik için ‘güzel’ bir söz değil.

‘Göbekli Tepe’yi anlatmıştım.

Özelliklerini ve ‘sır’ dünyasını…

Meğer ne çok meraklısı varmış….

Sorular, sorular?

Şimdi nasıl meydana çıktı?

Bunu paylaşayım, belki bir parça da olsa sorulara yanıt vermiş olurum.

Şimdi ‘toprak üstüne’, ya da ‘dünya üstüne’ nasıl çıktı, bulundu?

Önce bir çiftçiyi ele alıyorum:

‘Toprağı ne kadar zorlasa nafile!’

Taşın etrafını biraz kazdı, gördüğü inanılmazdı.

Bu üzerinde 3 tane el çantası ve ilginç yaratıkların oyulduğu dev bir taş sütunun toprak üstüne çıkmış yüzüydü.

Kendisinin bu sütunu yerinden oynatması imkânsızdı.

Biraz daha kazdı.

Sütunun hemen yanında 75 santimetre boyunda bir heykel buldu.

İhtiyar çiftçi tarlayı sürmeyi bıraktı, heykeli alıp Urfa Müzesine koştu.

Mahmut Kılıç'ın bulduğu bu heykel insanlık tarihini değiştirdi.

Bulunduğu yer ‘Göbekli Tepe’ idi.

*- TARIMLA BAŞLAMIŞTI

Popüler tarih uygarlığın M.Ö. 10 bininci yıllarda, tarımla başladığı var sayıyordu.

Tarım yerleşik hayatı, yerleşik hayat da kültürü, sanatı ve dini, kısacası ‘uygarlık’ dediğimiz gelişimi meydana getirmişti.

Klasik uygarlıklar sıralaması şöyleydi:

Sümer Uygarlığı (MÖ.4000): Dicle ve Fırat,

Mısır Uygarlığı (MÖ.3500 ): Nil Nehri,

Maya Uygarlığı (MÖ. 2600): Güney Amerika,

Hint Uygarlığı (MÖ.2500): İndüs Irmağı,

Çin Uygarlığı (MÖ.1500): Sarı Irmak…

Bizim ihtiyar çiftçinin bulduğu Göbekli Tepe bu tarihi alt üst etti…

Çünkü Göbekli Tepe tam 12000 yıllıktı..

Sümerler 'den 7000, Stonehenge’den 7500, Piramitler ’den de 8000 yıl eskiydi..

Bu klasik tarih biliminin iflasıydı.

*- HEP EL ÇANTASI

İnsanlığın geçmişinin yeniden araştırılıp yazılması gerekliliğinin somut kanıtıydı.

Urfalı ihtiyar çiftçinin bulduğu dev taş sütunun üstünde 3 adet el çantası oyması vardı.

Bu 12000 yıl önce el çantası kullanıldığının da kanıtıydı.

Ancak arkeologları asıl şaşırtan dünyanın hemen hemen her köşesindeki kazılarda aynı model çanta oymalarına rastlanmış olmasıydı.

..Ve bu çantaları insanlar değil, o insanların Tanrıları taşıyordu.

Çantalar sanki tek fabrikadan çıkmış gibiydi…

Sümerler'de, Hititler'de, Asurlular'da, Mısırlılar'da, Aztekler'de, Mayalar'da, Hindistan'da, Afrika'da, Paskalya Adası'nda, hatta Bosna'daki kazılarda bile dev boyutlardaki tanrı figürlerinde hep el çantası vardı…

*- KİMDİ BU ÇANTACILAR?

Afrika yerlileri Dogonlar el çantası kullanmıyordu ama bunu duvarlarına çiziyorlardı.

Birbirlerinden haberleri bile olmayan, farklı kıtalardaki insanların ‘çanta modası’ inanılacak gibi değildi..

Tarımla uğraşan insanların yanlarında el çantası taşıması mantıksızdı.

O zaman bu çanta taşıyan ve Tanrı olarak betimlenen dev heykeller kimlerdi?

Acaba ilkel insan bu çantayı kendisinden üstün olan bir ırkta gördüğü için mi kutsallaştırmıştı?

Öyle ise kimdi bu çantacılar?

..Ve o çantaların içinde ne vardı?

Neden insanlar onu her taşa oyacak kadar kutsallaştırdı?

Arkeoloji dünyası insanlığın geçmişi ile ilgili binlerce sorunun cevabını gün ışığına çıkarmaya çalışıyor.

*- NE ZAMAN?

Her yeni kazı geçmişimizle ilgili bilmediğimiz daha çok şeyin olduğunu kanıtlıyor.

..Ve her yeni bilgi insanlık tarihini yeniden yazdırıyor.

Bakalım tüm dünyanın ortak kültürü bu 12000 yıllık çanta modasının sırrı ne zaman çözülecek?

O sır çözüldüğünde belki de asırlar boyu bize öğretilenlere gülüp, bilgisizliğimize üzüleceğiz.

Kim bilir?

*- BİLMEMİZ GEREKİYOR

Kamunun gücü doğru kullanıldığı zaman topluma yararlı sonuçlar verir.

Tarımda lider konumunda olan ülkemizin en sorunlu döneminde toplumun tarım ürünler ine ulaşması için kurulmuş olan ‘Devlet Üretme Çiftlikleri’, nedense Kamu İktisadi kurulu KİT yapıldı ismi de TIGEM oldu.

Yakın zamanda bazı çiftlikler özelleştirme ile elden çıkarıldı.

Hangileri elde bilemiyorum.

Görevi tarım sektörü için, ‘tohumluk ve damızlık’ yetiştirme olan bu kuruluşun imkanları deprem bölgesindeki çiftçinin bir çok problemini çözebilir.

özellikle Malatya yöresinde üretici meyve ağaçlarının bakımı konusunda zorlanıyor.

Bölgedeki birimleri Ceylanpınar ve Hatay'daki Reyhanlı çiftlik elemanları yardıma gidebilir.

Bakım zorluğu çekilen hayvan varlıklarını barındırır ve bakabilirler.

Tarım Bakanlığının teknik personeli bu bölgede geçici görevlendirilebilir.

Yeni atamalar ile bu bölgeye ziraat mühendisleri veteriner hekimler teknisyenler görevlendirilebilir.

Muhalefet her ne kadar bu konuda görüş birliği sağlamakta ise de acil. Tedbir alınması gerekmektedir.

*- CAN SUYU OLABİLİR

Bu bölge Tarım alanında ülke üretiminin beşte birini üretiyordu.

Tarım sektörü, acil tedbirler ile yönetilebilir.

Bu konuda tüm siyasi kadrolara görev düşmektedir.

Zamanında yapılmayacağı zaman verimde alamazsınız

Elde kalan Devlet Üretme Çiftlikleri tarımın ‘Can Suyu’ olabilir.

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 362

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 219

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 173

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 374

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 352

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...