NESLİ BİTEN DİNAZORLAR!
Köşe Yazısı

NESLİ BİTEN DİNAZORLAR!

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
04 Aug 2026 7 dk okuma 153

*- BİZİM NESİL İbrahim Peker gençlik arkadaşım. O da benim gibi voleybolcu idi. Milli voleybolcularımız Şükrü, Tamer, ilk aklıma gelen isimlerle iddialı maçlar yapardık.

Ben lisanslı Bornova Yükselspor’lu idim.

Sonra basketbolu tercih ettim, İzmirspor’un koçluğunu Yusuf Düvenci
ile yaptığım için.

Böylece basketbol hakemliğim ve oyunculuğum da geride kaldı.

Şimdi televizyonculuktan meslektaşım da olan İbrahim Peker, bir
alıntıyı paylaşmış.

Üst başlık şöyle:

“1950 ile 1970 arasında doğanları tanımıyorsanız muhakkak okuyun…”

Ana başlığı da vereyim:

“Nesli tükenen dinazorlar misali özel bir nesil!..”

“Hepsi şahsına münhasır özel üretilmiş, yokluklar içinde yetişmiş
yaralı bir nesil…

Kim bunlar?

1950 ile 1970 yılları arasında bu dünyaya merhaba demiş en genci 50,
en delikanlısı 70 yaşında hala 18’lik deli taylar gibi ideallerinin
peşinden koşan hesapsız bir nesil..?

Hiçbirinin altına hazır bez bağlanmamış…

Höllük üzerinde yatmış, şeker çuvalından pantolon, canik lastikten
ayakkabı giymiş…

Evde inek beslemiş, kendine okulda ABD süt tozu içirilerek beslenmiş,
bir garip nesil…

Hiçbirinin renkli çocukluk resmi olmamış…

Hatta hiç bebeklik çocukluk resmi olmamış…

Hiçbiri kreş, dershane, özel okul görmemiş…

Ama hepsi profesörlere ders verecek kadar bilgi sahibi olan bir tuhaf nesil…

Harp görmüş, darp görmüş…

Baskı, çatışma, sorguda işkence görmüş…

Karakolda sorgu da Filistin askısını, ceza evini de isyanla tanışmış…

İhanet ve kalleşlikle işkence de insanın hayvan yüzünü görmeyeni kalmamış…

En azı 5 ihtilal, 6 muhtıra, 7 post-modern darbeden sağ salim paçayı yırtmış…

En azı 10 ekonomik krizden nasibini almış…

Tecrübe abidesi yoklukla terbiye edilmiş, direnç abidesi bir nesil…

Bu nesil özel bir nesil, birbirini vatan için katletmiş…

Vurmuş, vurulmuş…

Dövmüş, dövülmüş…

Ne yaptıysa yoluyla yordamıyla kendi meşrebine uygun ahlakına yakışanı yapmış…



*- ÖLÜMÜNE MÜCADELE

Düşmanında mert olanını aramış, buldu mu hakkını teslim edip onu da sevmiş…

Dostun namerdinden, arkadan hançerleyeninden nefret etmiş…

Birbirini yok etme pahasına ölümüne mücadele etmiş, ama neslini tüketememiş…

İntihar sayılmasın diye idam sehpalarına selam veren inançlı yiğitler
de, sırtından kurşunlanıp dostunun kucağında can veren ana kuzuları da
bu nesilden çıkmış…

68’liler de 78’liler de bu neslin deli tayları, ipe sapa gelmeyen
savaşçıları da bu neslin temsilcileri tarihe adlarını kanları ile
yazmıştır…

Bunlar bu neslin üretim harikası mı yoksa üretim hatası mı tartışılır
ama bu neslin istisnasız tamamı karşılıksız hesapsız bu vatanı sevmiş…



1950 ve 1970 yılları arasında doğanlar gerçekten özel üretim, çoğu
yatılı okumuş, kardeşlik ve paylaşma duygusu zirve yapmış…

Çok kitap okumuş, en azı liseyi bitirmiş, hayatı yaşayarak öğrenmiş…

En azı simitçilik, olmadı ayakkabı boyacısı, tamirci çırağı, inşatta
amelelik, pazarcılık hamallık yaparak okul harçlığını çıkarmıştır…

Ne ailesine ne devletine ekonomik yük olmamış, geneli bir baltaya sap olmuştur…

Kimseye muhtaç da olmamış, ezilmiş ama ezik kalmamıştır…



*- KUYRUĞU DİK TUTANLAR

Aç, açık, evsiz yurtsuz, aşsız susuz kalmış, kimseye mudara etmemiş…

Eğilmemiş, el etek öpmemiş, aç yatmış, kuyruğu dik tutmuş…

Kan kusmuş, kızılcık şerbeti içiyorum demiş…

Dik durmuş dikleşmemiş kendi şahsına münhasır özel bir nesildir…

Görevini, sorumluluğunu bilen… Onuru için bir pireye bir yorgan yakan,
öfkeli hırçın bir acayip nesil bu 1950 ile 1970 yılları arasında doğan
dinazorlar…

İyi bakın, bunlar bu son kalan kadife ye sarılmış çelik yumruk misali
yumuşak gözüküp indiği yeri dağıtan bu özel neslin öfkesinden sakının…

Bunlar kimi sokakta oyun arkadaşım, kimi ilk okul arkadaşım…

Kimisi öğretmen okulunda aşımı paylaştığım kader arkadaşım…

Kimisi üniversitede silahındaki son kalan mermiyi çatışmada kendimi
korumam için benimle paylaşan dava, silah can arkadaşım…

Kimi de DÖRT duvar arasında çıkan isyanda sırtımı dayadığım cezaevi
Yusufiye ,Taş medreseli arkadaşım…

Kimisi de Anadolu yollarında ömrümüzü adadığımız bir ülkü, bir ideal
dava uğruna bir ömür feda ettiğimiz yol arkadaşlarım…

Bunlara iyi bakın, Sizin evinizde de bu resimdekilerden kalan varsa
bunları korumaya alın…

Çünkü bunların nesilleri tükenmek üzere…

Bunların üretimi sonlandı…

Kullanım sureleri doldu, tedavülden kalktı…



*- SİLİNDİR GİBİ

Neden bu nesil özel biliyor musunuz...?

Bu neslin üzerinden silindir gibi devlet geçti…

Dozer gibi dünya milletleri ezdi geçti…

Hayat bu nesli sınadı, denedi, çarkının dişlilerinden öğüttü ama tüketemedi…

Bu çarktan kurtulabilen kurtuldu…

İşte bugün nesli tükenen çarkın dişlileri arasından yaralı kurtulan bu
nesil, yaralı da sakat da olsa yine de şükretmeyi, tevekkülü, sabırlı
davranmayı yasamayı hayatta kalmayı bildi…

Bu nesil, ihanetin acısını, dost hançerinin sancısını, ölümüne
yoldaşlığı, mezara kadar arkadaşlığı bildi…

Dostu için can vermeyi de, elindeki son lokmayı paylaşmayı da,
sadakati de vefayı da bildi…

Bu nesil, katı, aksi, deli, serttir…

Bir o kadarda merttir, hoş görülü ve merhametlidir…

Bu neslin yaşarken öğrendikleri bilgi ve kaybederken edindikleri
tecrübe en büyük servetidir…

Yani bu 1950 ve 1970 yılları arasında doğan dinazorlar tam bir müzelik
antika nesildir…

Onun için 1950 ile 1970 yılları arasında doğmuş, hala inadına yaşayan,
ana baba, amca, dayı, teyze, hala, yenge dede anneanne babaanne her
neyiniz varsa değerini bilin..!

Çünkü bunlar elinizdeki son değerli hazinelerinizdir…

Oturun onlarla konuşun, dinleyin onlardan geçmişi öğrenin…

Sonra arar da bulamazsınız…

Çünkü onlar yakın tarihin son canlı kaynak kişileri, her biri iki
ayaklı sözlü yakın tarih kitabıdır…

Benden söylemesi…

Vesselam…”



*- MEMLEKETİNE GİDİNCE

Elektrik ve elektronik Mühendisi Fatma Tanrıkulu belki de İbrahim
Peker’in yazısını veya benzerini okumuş olmalı ki, yakın zamandaki bir
anısını kaleme almış.

Birlikte okuyalım:

“Bu yaz memleketime geldim.

İçimde tuhaf bir huzur vardı.

Kendi kendime, ‘Hiç değilse burada bazı şeyler çok daha geç
değişiyor.’ diyordum.

Çünkü insan, çocukluğunu bıraktığı yerlerin değerlerini de bıraktığı
gibi kalmasını istiyor.

Ama yanılmışım…

Mesela;

Eskiden ‘güzellik’ denince akla sadece yüz gelmezdi.

Sözün ağırlığı vardı.

Vicdanın asaleti vardı.

Merhametin zarafeti vardı.

Bir yuvayı ayakta tutabilmenin, bir çocuğa güven olabilmenin,
yaşlısına sahip çıkabilmenin de bir estetiği vardı.

Ve bunlar güzelliğin bir parçasıydı.

Çünkü insanlar birlikte yaşıyor, birbirlerine ihtiyaç duyuyordu.



*- DEĞİŞİNCE

Sonra öncelikler değişti.

Çünkü toplumun ihtiyaçları değişti.

Eskiden insanlar ömürlük eş, güvenilir dost, iyi anne, iyi baba, iyi
komşu arıyordu.

Bugün ise çoğu insan, birkaç saniyelik dikkat arıyor.

Komşuluk bitti.

Mahalle kültürü bitti.

Çocuk yetiştirmek ortak bir sorumluluk olmaktan çıkıp, giderek
bireysel bir yük haline geldi.

Ait olmak zorlaştı; görünür olmak çok daha kolaylaştı.

Böyle olunca güzelliğin tanımı da değişti.

Eskiden bir insanın merhameti, vicdanı, sadakati ve karakteri onu güzel yapardı.

Bugün ise ilişkiler zayıfladıkça görünür olmak, değerli olmaktan daha
önemli hale geldi. Ve ne yazık ki bence değişen güzellik değil;
güzelliği belirleyen değerlerdir.

Ve yine bence …

Güzellik anlayışı, bir toplumun değerler hiyerarşisinin yansımasından
başka bir şey değildir.

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...