MUSTAFA KEMAL SAYESİNDE TÜRKİYE AGOP'U KAZANDI
Köşe Yazısı

MUSTAFA KEMAL SAYESİNDE TÜRKİYE AGOP'U KAZANDI

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
06 Jun 2025 16 dk okuma 151

*- ADIM UMUTLA ATILIR Umut olmazsa hayat da olmaz! Her gün yeni bir başlangıçtır. Yaşamın büyüsü umuttur. Umutlarınız çoğalsın ve gönlünüzden geçtiği gibi olsun. Ne derler? Sevmenin yaşı, zamanı yoktur. Sevmek insanın doğasında vardır. Çağlar boyunca sevgi üzerine efsaneler, şiirler, şarkılar yazan insanoğlunun ‘Sevgi nedir?’ sorusuna verilmiş kesin ve tek bir yanıt olmasa da, herkesin ‘sevgi’ için yaptığı bir tanımlama vardır. Kimilerine göre bir duygudur, bir davranıştır sevgi; kim

YAŞAR EYİCE

*- ADIM UMUTLA ATILIR

Umut olmazsa hayat da olmaz!

Her gün yeni bir başlangıçtır.

Yaşamın büyüsü umuttur.

Umutlarınız çoğalsın ve gönlünüzden geçtiği gibi olsun.

Ne derler?

Sevmenin yaşı, zamanı yoktur.

Sevmek insanın doğasında vardır.

Çağlar boyunca sevgi üzerine efsaneler, şiirler, şarkılar yazan insanoğlunun ‘Sevgi nedir?’ sorusuna verilmiş kesin ve tek bir yanıt olmasa da, herkesin ‘sevgi’ için yaptığı bir tanımlama vardır.

Kimilerine göre bir duygudur, bir davranıştır sevgi; kimilerine göre bir paylaşımdır, bir heyecandır, geçmişten bir anıdır.

Ancak kesin olan şudur ki sevgi, insan için anlamlı ve değerli olan her şeydir.

Sevgi zamandan ve mekândan bağımsızdır; her zaman, her yerdedir.

Ama bunların başında, insanoğlu umutludur.

Umut olmadan da hiçbir şey olmaz.

Umut düşüncenin, aşkın, sevginin başlangıcıdır.

Ama bu anlatımdan sonra bir de Fethiye’den Ramazan Akın’ın (Rambo) şu sözlerine kulak verelim:

‘Kadın önce erkeğin gönlünü alır!

Evlenince maaşını alır!

Boşanınca evini alır!

Öldüğünde de emekli maaşını alır!

O yüzden hanımlar değil, kocalar dikkat etsin!

Benimle iyi geçin canım kocam!’

Anlatımı yanlış kişiden, bir erkekten öğrenmiş oldum.

Halbuki ‘Feminist’ olarak kendini tanıtan çok kadın okuyucum var, onlardan duymalıydım, ‘Benimle iyi geçin!’ diyeni…

Bu bölümü güzellikle kapatalım:

Bir vefadır, selam verip hal hatır sormak.

Bir güzelliktir, gülümseyerek iyilik sunmak.

Bir tebessümdür, iyilikleri çoğaltmak.

Bir mutluluktur, güzellikleri paylaşabilmek...

Vefalı, gülümseyen, iyilik dolu, güzellikleri paylaşan dostlarınız çok olsun.

*- DOĞRU ve YALAN

‘Seni seviyorum!’

Çok güzel bir cümle!

‘Ama sizleri seviyorum!’ yani çoğul sevgi dolu ama ‘yalan’ bir cümle…

Yalancı dolma gibi bir şey…

Büyük patronlar, büyük yöneticiler, ya da belli sayının üzerinde yanında çalışanı olanlar, bayramlarda olsun, topluluklarda, bu beylik sözü söylerler;

‘Sizleri seviyorum!’

Yalan!

Bazılarınızı görse tanımaz, sorununuzu dinlemez, ilgilenmez ama kendini, masasını, makamını, parasını korumak için ‘dua’ gibi bir söze ihtiyacı olduğu düşünerek, konuşmasını, yazısını aynı cümle ile ‘Sizi seviyorum!’ diyerek kapatır.

Ne yapsın ki?

Bir noktada kendini mecbur gibi hissetmiş olabilir.

Ya da öncekilerin yolundan gitmek ister, kendini zorlamadan…

Şimdi de size Charles Darwin’in bir sözünü anımsatayım:

‘Hırsızlar çalarken değil, paylaşırken kavga ederler!’

Charles Darwin,  ‘evrim teorisi’  ile tanınan İngiliz doğa bilimci, jeolog ve biyologdur.

‘Türlerin Kökeni’ adlı kitabında, canlıların ortak bir atadan türediğini ve doğal seçilim yoluyla evrimleştiğini öne sürmüştür.

HMS Beagle gemisiyle yaptığı yolculuk sırasında topladığı gözlemler, evrim teorisini geliştirmesinde büyük rol oynamıştır.

Çalışmaları, modern biyolojinin temel taşlarından biri olarak kabul edilir.

İşte budur,  ‘Hırsızlar çalarken değil, paylaşırken kavga ederler’ diyen Charles Darwin!

*- KISA ve ÖZ,

Şimdi de, toplu yanıt vermek için, kısa ve öz yanıt bölümüne geçelim!

Fatma Kılıç’ın uzun sorusuna Sönmez Şimşek şu yanıtı veriyor;

‘Sipariş edilmeyen malların gönderilmesi ya da hizmetlerin sunulması durumunda, tüketicinin sessiz kalması ya da mal veya hizmeti kullanmış olması kabul beyanı olarak yorumlanamaz.

Tüketici, malı geri göndermek veya muhafaza etmek zorunda da değildir.’ (TKHK Md. 7/1)

Şimdi konuyu biraz daha açayım:

Madde 7/1,  Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) kapsamında,  ‘sipariş edilmeyen mal veya hizmetler’ ile ilgilidir.

Bu maddeye göre, tüketiciye sipariş edilmemiş bir mal gönderildiğinde veya hizmet sunulduğunda, tüketiciye karşı herhangi bir hak ileri sürülemez.

Bu durumda:

- Tüketicinin sessiz kalması veya malı/hizmeti kullanması, sözleşmenin kurulmasına yönelik bir kabul beyanı olarak yorumlanamaz.

- Tüketicinin malı geri göndermek veya muhafaza etmek gibi bir yükümlülüğü yoktur.

Bu madde, tüketiciyi ‘zorla satış’ veya ‘istenmeyen hizmetlerden’ korumayı amaçlamaktadır.

Bir zamanlar insanlarımızı aldatmak ve mecbur bırakmak, sonra da, olmayan, uyduruk sözde yasalarda dolandırmak isteyenlerin olmasıyla ortaya çıkmıştır.

Yani vatandaşın sesi, sıkıntısı dinlenmiştir.

Mağdur vatandaşlarımızın dışında, olası sıkıntıya düşebilecek okuyucularımız da sorunu önceden öğrenmiş oldular, herhalde.

Ne güzel söylemiş Mevlana;

‘Her şeye canını sıkma ey gönül,

Ne bu dertler kalıcı, ne de ömür!’

Tamam mı ey dostlar, ey Ankaralı Sevgi Hanım…

*- AZ MI KALDI, YOKSA GEÇTİ Mİ?

Karşı adalardan Samos’ta sevgili öğretmenimiz Nesrin Dizdaroğlu ile ‘yorgunluk’ atıp kafasını dinleyen, benim gibi ‘Trafikçilerden’ dertli Melih Dizdaroğlu’na, İktisatçı İhsan Mutlu şu yanıtı veriyor:

‘2025 yılında trafik cezalarından beklenen, genel bütçeye göre elde edilmesi düşünülen gelir, ’55 Milyar TL.

Peki dört ayda ne kadar ceza kesilmiş:

Tutarı söyleyeyim:

’53,5 milyar TL…’

Bence şu anda 30 kilometreye bir radar yerleştiren Bakanlık, sanıyorum tatile çıkanlar, Bayramlaşmaya gidenlerle birlikte bu beklenen rakamı geçmiştir.

Bunu da sonraki açıklamalarda öğreniriz.

Zaten ana noktalarda görüyoruz, genç trafikçilerimizi…

Bunlara da görev lazım..

Bunlara da işleyişi anlatmamız lazım değil mi?

Yoksa trafik içinden çıkılmaz bir düğüme, kargaşaya döner…

İşte memleketten trafik haberi bu kadar sevgili Melih Dizdaroğlu…

*- ELİNE ALANLAR…

Kurban Bayramı nedeniyle yapılan açıklamalardan biri dikkatimi çekmişti:

Şöyle deniliyordu:

‘Bıçağı alan kendini kasap zannediyor!’

Doğru bir benzetme!

Yine doğru bir lafın özeti de şöyle:

‘Kurban adetinin, dini olduğu kadar, bilimsel, etik ve sağlık açısından da ciddi bir sorumluluk yüklemesi…’

Trafikten ilk dört ayın ceza kesilme tutarını Gazeteci Melih Dizdaroğlu’na vermiştim.

Bu yılı yakın zamanda öğreneceğiz, ama geçen yıl Kurban Bayramı sonrasında tam 16 bin küsur acemi kasap (!) kayıtlara geçmişti.

Ya ‘Malayı alan kendini usta zannediyor’ sözüne…

Etrafımızda, şehirlerimizde, öyle sözde ustalar türedi ki, hangisini ele alalım.

Pozitif -  negatifi bilmiyen elektrikçilerden mi, yoksa Edison’u ampul sayanlardan mı?

Aynen İzmirlilerin ‘Kumrusu’ gibi…

‘Kuş değil bu kumru, yiyecek yiyecek, yiyecek!’ diye seslenene mi kulak verelim, yoksa başka birine mi?

Neyse bu konuda daha fazla yazmak istemiyorum, can sıkmamak için.

Herhalde içimizde ‘usta’ diye işimizi görmek için büyük paralar alan ama daha büyük sorunlar çıkaran bir nokta bu çeşit dolandırıcılara rastlamayan yok gibidir.

*-  MUĞLA BÜYÜKŞEHİR’DEN

Okullar kapanıyor ama önem verdiğim için sizinle paylaşmak istedim.

Haberi Muğla Büyükşehir Belediyesi’nden aldım.

‘Keşke her okulumuzda olması dileğiyle, yorumunuza sunuyorum:

‘Muğla Büyükşehir Belediyesi olarak, çocuklarımızın sağlıklı ve hijyenik koşullarda suya erişimini sağlamak amacıyla ilkokullarda su sebili desteğimizi başlattık.

İlk etapta 10 okula su sebili yerleştirilerek öğrencilerimizin gün içinde kolaylıkla su tüketebilmesi sağlandı.

23 Nisan’da temsili olarak Muğla Valisi olan öğrencimiz Tuğberk Kayhan’ın talebiyle TOKİ Şehit Yarbay Alim Yılmaz İlkokulu'na yerleştirilen su sebili, projemizin anlamlı adımlarından biri oldu.

Belediye Başkanımız Ahmet Aras’ın talimatıyla hayata geçirilen bu uygulama, çevre dostu yaklaşımla su matarası kullanımını teşvik ederken tek kullanımlık plastik tüketimini de azaltmayı hedefliyor.

Geleceğimiz olan çocuklarımız için suya erişimi yaygınlaştırmaya devam edeceğiz.

*- HİÇ UNUTMAZ

Dini ve milli bayramlarımızı her zaman birçok kişiden önce kutlayan Ermeni arkadaşım Zagik Hanım, her yıl mutlaka birkaç ülkeyi ziyaret eder, turistik seyahatler yapar.

Zagik Nigal, bugünlerde Ermenistan’da…

Hem bir düğüne katılacak, hem de yaş gününü ikinci kez kutlayacak.

Şimdi kendisiyle birlikte sizlere Agop Martayan’ı, Semih Eryıldızın kaleminden anlatacağım.

Olayı Timur Akpınar nakletti.

“Agop Martayan, Robert Kolej’i, New York Bilim Ödülü alarak bitirdiği hafta askere alınmış, yedek subay olarak önce Diyarbakır’a, sonra Kafkas Cephesi’ne gönderilmişti.

Büyük kahramanlıklar gösterdiği cephede yaralandı ve madalyayla ödüllendirildi.

Daha sonra da, azınlık subaylarına yönelik önlemler çerçevesinde Güney Cephesi’ne gönderildi.

Halep’e asker gözetiminde varan Agop otele giderken yolda tutsak İngiliz askerlerle karşılaştı.

Hint bir albay Agop’a, salçalı yemekleri yiyemediklerini, kendilerine kuru gıdalar verilmesini söyledi ve ondan, bu isteğini Türkçe’ye çevirmesini istedi.

*-  ‘CASUS’ DİYE…

Agop, tutsak Hint albayın bu isteğini yerine getirdikten sonra gittiği otelde gece yarısı, ‘casusluk yaptığı’ suçlamasıyla gözaltına alındı.

Komutana hesap vermek üzere iki asker gözetiminde Şam’daki birliğine gönderildi.

Şam’da huzuruna çıkarıldığı komutan Mustafa Kemâl’di.

Mustafa Kemâl, Agop’la ilgili raporu okuduktan sonra, biraz hayranlıkla, biraz da merakla sordu:

‘Nasıl oldu da kaçmadın, kolaylıkla kaçabilirdin...’

Agop, Kafkas Cephesi’nde aldığı madalyasını işaret etti:

‘Bu vatan için kan dökmüşüm, bu madalya sahte değildir’ dedi ve ekledi, ‘Kafkas Cephesi’nden kaçmayan herhâlde Şam sokaklarından kaçacak değildir. Emir buyurun süngüyü çıkarsınlar.’

Askere “süngüyü çıkar” buyruğu veren Mustafa Kemâl, genç subaya bir öğüt verdi:

‘Halep’te seni tutuklayan komutanını kötülüyorsun ama o haklıydı’ dedi. ‘Seni de anlıyorum... Gençsin, yedek subaysın, daha askerî kanunları okumamışsın, bilmiyorsun. Şunu bilmelisin ki, tutsaklarla temâs etmek yasaktır.’

*- TABANCASI MUSTAFA KEMAL’DEN

Mustafa Kemâl, Agop’un yanında taşıdığı kitabı gördü ve ilgilendi.

Lâtin harfleriyle yazılı Türkçe’yi ilk kez o kitapta görüyordu.

Agop’a, tabancasını, belgesini verdi ve ‘Şam'ı biliyor musun?’ diye sordu. Agop “Şam’ı çok iyi bilirim” deyince Mustafa Kemâl ona bu kez, özel bir izin verdi:

‘O hâlde git, şehri biraz gez, ondan sonra gel’ dedi.

Agop’un belgesi elindeydi. İstese, bu belgeyle firar edebilirdi.

Tam kapıdan çıkarken, Mustafa Kemâl onu geri çağırdı:

‘Gel bakalım senin üstün başın perişan’ dedi.

‘Bu perişan giysilerle Şam’ı gezmek olmaz!’

Cebinden kartını çıkardı, bir not yazdı, kartı Agop’a uzattı ve gerekli yere vermesini söyledi.

Kartta şu yazı vardı:

‘Bu mülâzım efendiyi giydiriniz ve tabldotumuza dâhil ediniz.’

*- YABANCI DEĞİLDİ

Aradan yıllar geçti.

Sofya Üniversitesi’nde çalışan Agop adlı bir bilim adamının, İstanbul’da yayımlanan Ermenice Arevelk gazetesinde, ‘Türk Yazıtlarının 1200. Yıldönümü’ başlıklı bir yazı dizisi yayımlandı.

Bu yazı dizisi, dil devrimi hazırlıkları içinde olan Mustafa Kemâl'in dikkatini çekti.

Yazıları okudukça, yazarının kendisine hiç de yabancı gelmediğini duyumsadı.

Yıllar önce Şam’da casus diye karşısına getirilen Ermeni yedek subayı geldi gözlerinin önüne.

Yazarın fotoğrafını görmek istedi.

Eşinin annesinin evini bilen bir kişi gitti, oradan aldığı Agop’un bir fotoğrafını getirdi.

Mustafa Kemâl, fotoğraftaki Agop’u hemen tanıdı.

‘Bu Agop, Şam’da bana casus diye getirilen Agop’un ta kendisi’ dedi ve onun adını, 1. Dil Kurultayı’na katılacak bilim adamları listesine yazdırdı (1932).

*- ÇİÇEKLE KARŞILANDI

Mustafa Kemâl’in çağrısı üzerine Sofya’dan gelen Agop ve karısı, İstanbul’da çiçeklerle karşılandı.

Zaman yitirilmeden Agop, Dolmabahçe Sarayı’na götürüldü. Mustafa Kemâl, yıllar sonra görüştüğü Agop’a hak ettiği konumu sağladı. Onun danışmanı, sözcüsü ve eserlerini düzenleyen biri oldu. Dil konusunda yoğun tartışmaların yapıldığı anlarda yanı başlarında duran karatahtanın önünde açıklamaları hep Agop yaptı.

1. Kurultay’da ‘Türk, Sümer ve Hint dilleri arasındaki râbıtalar.’ ikincisinde ‘Türk paleoetimolojisi’ konulu bildirilerini sundu.

Bu sebeple soyadı devrimi ile birlikte Atatürk ‘dil konularını açıklar’ anlamında ona Dilâçar soyadını verdi.

Ölüm döşeğindeyken Atatürk’ün görmek istediği kişilerin başında Agop Dilâçar geliyordu.

Atatürk çok ağır hastaydı.

Ona bir vasiyette bulundu:

‘Arkadaşlara selâm... Sakın... Dil çalışmalarını... Gevşetmeyiniz...’ dedi.

Agop Dilâçar bütün hayatını, Atatürk’ün bu vasiyetini yerine getirmek için çalışarak değerlendirdi.

*- KATKILARI SONSUZ

Agop Dilâçar, kurumdaki çalışmalarını Türkçe’nin, Türk lehçelerinin tarihsî inkişâfı üzerinde yoğunlaştırmıştır.

Ayrıca 1942-1968 yılları arasında Türk ansiklopedisi çalışmalarını başdanışman olarak yürütmüştür.

Onun için, Türkçe’yi eski güzellikleriyle tanıtma, özleştirerek geliştirme yolundaki çalışmaları bir Atatürk ödeviydi.

Özellikle yabancı terimlerin Türkçeleştirilmesi konusunda özenle duruyordu.

Türkçe’nin ilk terim sözlük ve kılavuzlarının hazırlanmasıyla başlayan değerli katkıları diğer bilim terimleri sözlükleriyle de sürmüştür.

Agop Dilâçar Türkçe için şöyle düşünürdü:

‘Türkçe’deki duygu ve düşüncenin en ince ayırtlarını belirtebilme, ses ve şekil öğelerini baştan sona dek düzenli ve uyumlu olan bir sisteme göre bağdaştırıp dizileme gücü, insan zekâsının dilde gerçekleşen bir başarısı olarak belirir.’

Bununla birlikte, ona göre:

‘Türkçe sözdizimi, birçok Batı dillerine göre çok kıvraktır.

Çünkü kelime sırasını yönlendiren yalnızca mantık olduğu için, anlama göre sözcük sırası değişebilir ve bu Türkçe’de kolaylıkla kullanılır.

Bu kıvraklık birçok çağdaş dillerde yoktur.”

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...