MISIR'DA, ''BİZ GERCEK MÜSLÜMANIZ!' YALANI...
Köşe Yazısı

MISIR'DA, ''BİZ GERCEK MÜSLÜMANIZ!' YALANI...

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
27 Mar 2026 17 dk okuma 160

*- DİNLEMİYOR! Hakan Çalhaoğlu’na ‘Mutluluk nedir?’ diye sormuşlar, ev daha doğrusu ‘evlilik’ konusunda… Yanıtı kısa ve öz: ‘O konuşuyor, ben dinlemiyorum!’ olmuş… Sevgili eşi ile kendisin hakkında…

Rahmetli İsmet İnönü usulü:

Ünlü Devlet Adamımız İsmet İnönü, rakipleri konuşurken, kulaklığını çıkarıyordu.

‘Sizi dinlemiyorum’ yani ‘dikkate almıyorum’ diyordu bu davranışıyla…

Kimisi de şöyle yapıyor, karşısındakini sinirlendirmek için…

Sevmediği kişi konuşurken, arkasına dönenleri, ya da başını çevirerek başka noktalara bakanları da biliyorum.

Bazı avukatların, müdafide bulunanlara, yasaların boşluklarını anlatıp, ‘Şu şekilde davran’ ya da ‘şöyle konuş’ dediklerini de biliyoruz.

Acaba Ulusal Futbol Takımımızın kaptanı Hakan Çalhanoğlu, ev hayatında eşi bir konuda konuşurken, gerçekten söylediği gibi, yani ‘dinlemiyor mu?’

Benim aklım buna yatmıyor…

Eşi düşmanı mı?

Para, pul sorunu da olmadığına göre, böylesine bir davranışta bulunması olabilir, ya da düşünülebilinir mi?

Herhalde şaka yapmıştır.

Bir ünlünün konu ile ilgili yanıtı şöyle:

‘Evde de son sözü kadın söyler!’

Kadının dediği olur…

Çocukluğumuzdan bu yana duyduğumuz nedir?

‘Kadının fendi erkeği yendi!’

*- TANE HESABI

Pazarda manav eline bir sivri biber aldı.

Kameraların önünde bu tek biberi elektronik terazide tarttı.

Günün fiyatına göre, tek biberin değeri şöyle çıkmıştı.

‘On lira!’

Satıcı ‘Yazın kilosu 10 lira iken almadığınız, pahalı dediğimiz biberin bir tanesi şimdi aynı fiyata 10 lira…’ dedikten sonra şöyle bağırdı:

‘Şükretmeyi bilmezseniz böyle olur!’

Gülelim mi, ağlayalım mı?

Ama acı gerçek böyle işte…

Gıda fiyatlarının artması sıkıntımızı büyütüyor.

Umarım önümüzdeki aylarda, yazın yine ucuzluk yaşarız, kriz anlarını unuturuz…

*- DİKKAT KESİLDİK

Ekonomistler ‘işsizliğe’ dikkat çekiyor.

Bu yıllardır böyle…

Son araştırmalara göre, beş bin kişi iş aramaktan vaz geçmiş.

Bunların önemli bölümü emekli…

Üç beş kuruş da olsa geliri var.

Bir şekilde işinden olan beş bin kişi ise kendine uygun iş arıyor.

Fakat resmi istatistiklere göre iş arayanların sayısında önemli bir düşüş var

Alper Akçam ‘Ramazanı da haram ettiler Bayramı da…’ deyince, ne demek istediğini merak ettim:

Söylediği şu:

“Yeryüzünün ve insanlığın baş belası, bütün varlıklarımızın, değerlerimizin, güzelliklerimizin sömürücüsü ABD emperyalizmi ve onun Orta Doğu’daki acımasız tetikçisi İsrail, yıllardır Müslüman halklara kan kusturuyor.

*- NOKTAYI UNUTMUŞ

“Emperyalizmin iki yüz yılı aşkın bir süredir kutsal dinimizi istismar ederek, cemaatler, tarikatlar ve ‘Siyasal İslamcı’ yola giren ortaklar aracılığıyla yürüttüğü politikaların somut sonuçları, bir yandan kadın ve çocuk düşmanı İran’daki Mollalardır, Afganistan’daki Talibanlardır; önce terörist kılığında beslediği, başına milyon dolar ödül koyup arıyor göründüğü, sonra kravat taktırıp başkan ilan ettiği, ABD televizyonlarında CİA Başkanı ve Trump ile şakalaştırdığı, İsrail’in Golan tepelerini işgaline karşı gıkını bile çıkarmamış “Golani Şaralar”dır!”

*- HEDEF BELLİ

Alper Akçam ilginç yorumlarına devam ediyor:

“ABD’nin hedefi dünyanın enerji kaynakları İslam coğrafyalarındaki yeraltı gaz ve maden yataklarıdır.

Bu doğrultuda onlarca yıldır Arap Yarımadası ve Orta Doğu’da elliye yakın bölgede üs kurdu, petrol zengini, Orta Çağ kafalı onur ve şeref yoksunu emirleri de yedeğine aldı; kendisine karşı duracak herkesi susta durdurmak için gereğinde kan dökeceğini de açıkça gösterdi.

Bugün yaşanan savaş, yıllarca sürmüş çok ince hesaplarla kurulmuş düşmanlıklar ve ideolojik / dinci örgütlenmeler ile gerçekleştirildi.

Ramazanı da Bayram’ı da haram ettiler, zehir zıkkım ettiler İslam halklarına…

İslam üzerine oynanan oyunların kuruluş felsefe ve işleyiş biçimlerini en önce Filistin doğumlu Hıristiyan, ABD’nin en ünlü üniversitelerinde dersler vermiş Edward Said, ‘Şarkiyatçılık’ yapıtı ile ortaya koymuştu. Namuslu bir bilim insanı olan Edward Said, “Kültür ve Emperyalizm” benzeri onlarca yapıt vermiş, Filistin İntifadası’na da sembolik bir taş atımı ile katılmıştı…”

*- YALANCILARA KARŞI

Edward Said’in “Şarkiyatçılık” açılışında Mısır’ı işgal eden Napolyon’un 2 Temmuz 1798 günü Mısır’ı işgal için çıktığı İskenderiye’de toplattırdığı Mısırlılar’a söylediği “nous sommes les vrais Musulmans” (biz gerçek Müslümanlarız) yalanı vardı.

Napolyon, yerine bıraktığı Kleber’e, Mısır’ı kolay yönetmek istiyorsa Mısırlı din adamları ve Batı yanlısı liberal aydınlarla birlikte olması gerektiğini söylemişti.

20. Yüzyıl başı Türkiye’sinde İngiliz emperyalizmi saldırgan ve işgalci bir güç olarak öne çıkmıştır.

Padişah Vahdettin, Şeyhülislam ve Dâhiliye Vekili Ali Kemal’in de üye oldukları İngiliz Muhipleri Cemiyeti, Anadolu’da başlayan Kurtuluş Savaşı’nı bastırmak için uçaklardan halkı Kuvayı Milliye’ye karşı kışkırtan bildiriler attırmış, İngiliz İstihbarat Binbaşısı Rahip Frew, takma sakal ve sarık takıp, cüppe giyip, yanında Devlet Şurası üyesi Molla Sait, Anadolu’yu dolaşıp ‘din elden gidiyor!’ diyerek halkı Mustafa Kemal Paşa ve Kuvayı Milliye’ye karşı isyana çağırmıştı.

*-  İÇİMİZDEKİ HAİNLER

Alpar Akçam dersini iyi çalışmış…

Bu anlattıkları ve yaptığı yorumlar bunu açıkça belli ediyor.

Yazdıklarını iki değil üç dört kez okusam ancak anlayacağım.

Neyse kalemi yine kendisine verelim, bakalım neler anlatacak[Mh1] ?

20. yüzyıl ikinci yarısından sonra İslam coğrafyasında ABD emperyalizmi ipleri ele geçirdi.

Erzurum’da ABD gizli servisleri ile bağlantılı “Komünizmle Mücadele Derneği” kurucusu emekli vaiz Fethullah Gülen’in sonradan büyük bir güce ulaşacak cemaat yapısı ile 2016 yılında girişeceği “15 Temmuz Darbesi” halen taptaze anılardadır.

Fethullah Gülen ölene kadar ABD’de, 500 dönümlük bir çiftlikte koruma altında yaşadı.

AKP’nin iktidar olmasında, yasama, yargı ve yürütme erklerinin tek kişinin eline toplanmasını sağlayan 12 Eylül 2010 Referandumu’nun kazanılmasında büyük katkıları olan FETÖ’nün, darbe girişiminden sonra iktidar dışına atılma çabaları, diğer cemaatların, yargı ve devlet içinde kadrolaşması ile bütünlüğe ulaşmıştır.

ABD emperyalizmi ve onun acımasız tetikçisi İsrail’in Orta Doğu’da nasıl bir değişime yol açmış olduklarını gösterebilmek için, kendisi de Ürdün asıllı bin Hıristiyan olan ama ABD emperyalizmi karşısında Said ölçüsünde namuslu bir aydın tavrı gösteremeyen Amin Maalouf”tan bir alıntı yapmakta yarar var.

*- NEREDEN NEREYE

“Hartum Üniversitesi’nde, Musul’un bahçelerinde veya Halep kahvelerinde Gramsci’nin kitaplarıyla; Berthold Brecht piyesleriyle, Nazım Hikmet veya Paul Elaurd şiirleriyle, devrimci şarkılarıyla yaşayan, Vietnam Savaşı’na, Lumumba’nın öldürülmesine Mandela’nın hapse atılmasına karşı gösteriler yapan öğrenciler, onların arasında Afgan ve Yemenli kızların ışıldayan gülümsemeleri…” (Uygarlıkların Batışı, s 64) Yetmişli yılların o Orta Doğusu, bugünkü kan, yıkım, bomba ve tekbir seslerinin doldurduğu başka bir coğrafyaya evrilmiştir.

*- YETSİN SIKINTILAR

Bugün de bizim ülkemizin birçok bölgesinde tekbir getirerek kapalı Mescit-i Aksa için gösteri yapan, hangi cemaat ve tarikatla ilgileri olduğunu bilmediğim genç insanlara diyorum ki, artık anlayın başımıza gelenlerin gerçek nedenlerini!

Şu ülkede azıcık başımız dik gezebiliyorsak, azıcık özgür nefes alabiliyorsak, bunu bize sağlayan “Laik Türkiye Cumhuriyeti”dir.

Dinimizin de özgürlüğümüzün de teminatı laikliktir.

Din üzerinden verilen kavgalarla, İslam dünyası elli yıldır bir batakta sürükleniyor.

Herkesin inancı kendine olsun…

Kutsal dinimizi kullanan, ABD emperyalizmi ile ilintili cemaatlerden, tarikatlardan, onları STK sayarak eğitimimize de o tür örgütlerin batağına sürüklemek isteyenlerden uzak duralım.

Yetsin artık çektiğimiz sıkıntılar…

Bu topraklardan emperyalistler ile yerli işbirlikçilerini, acımasız saldırganlıklara karşı “tarafsız” pozlar vermeye çalışan ama ABD’yi “Büyük Müttefik” sayan siyasi liderleri politika sahnesinden silip süpürelim.

Onları bu topraklardan temizlemeden, ne Ramazanımız ağız tadıyla yaşanabilir, ne de Bayramımız gönül huzuru ile kutlanabilir.

Gününüz aydın, bayramınız kutlu olsun değerli dostlar… “

(Alper Akçam 20 Mart 2026)

*- TAKIM ELBİSELİ

Şimdi size dünyaca ünlü bir yazar Oliver Kornetzke’yi tanıtacağım.

Son makalesinden bir alıntı yapayam Oliver’den...

Yazdıklarını okuyunca ‘Hayran’ kalacağınızdan eminim.

Amerika’da bir yazar, böylesine sözcükleri, cümleleri nasıl kullandığını şaşkınlıkla karşılayacağınızdan eminim

Şimdi söz Yazar Oliver’de;

"İşte karşınızda. Amerikan çürümesinin kangrenleşmiş cesedi, tam oturmayan bir takım elbiseye tıkılmış: bir dolandırıcının alçaklığı,..

Askerlikten kaçanın korkaklığı, bir asalağın oburluğu, bir Ku Klux Klan üyesinin ırkçılığı, arka sokaklarda dolaşan birinin cinsiyetçiliği, barda oturan sarhoşun cehaleti…

ve bir hedge fon canavarının açgözlülüğü - hepsi turuncuya boyanmış ve bir ilçe fuarındaki ödüllü domuz gibi sergilenmiş.

Bir başkan değil.

Hatta bir insan bile değil.

Sadece bu ülkenin asla olmadığını iddia ettiği ama her zaman olduğu her şeyin hastalıklı bir özeti: istisnailik kılığında kibir, sağduyu olarak sunulan aptallık, sertlik olarak satılan zulüm, hırs olarak yüceltilen açgözlülük ve kutsal kitap gibi tapılan yolsuzluk.

Bu, Amerika'nın ete kemiğe bürünmüş gölgesi, çürüyen bir balkabağı putu; bir ulusun para, güç ve kinin önünde diz çöktüğünde sadece ruhunu kaybetmekle kalmadığını, aynı zamanda bu şişkin, iğrenç şeyi dışkılayıp ona lider dediğini kanıtlıyor."

*- İZMİR’DE KURULMUŞTU

İzmir’de düne kadar yazlık sinemalar vardı.

Sadece biri Bornova’da Park sineması ile Hayat sineması dayandı, sonunda pes etti.em

Nüfus oranına göre belki de en fazla Kışlık- yazlık sinema İzmir’de vardı. Sanıyorum Lütfü Dağtaş bu konuda bir araştırma yapmıştı.

Kahramanlar semtinde depo haline gelmiş bir sinema salonunu kiralayan Foto Muhabiri Ateş Akkor, Türkiye’nen en büyük stütyosunu kurmuştu.

Bir görüntüyü sinema sahnesi, perdesi büyüklüğünde kayda alıyordu.

Şimdi bir İzmirli okuyucumuzun, ‘En sevdiğim kare!’ dediği, Yeni Sinema’nın karşıdan çekilen görüntüsünü paylaş.

1974 yılında çekilen Fotoğrafın altında ise ‘Cumartesi mahşeri’ yazmış.

“Caddeden tek tük geçen Anadol ve Murat 124’lerin kornaları, "Yeni Sinema"nın önündeki insan uğultusuna karışıyordu.

Saat henüz öğleden sonra ikiydi, ama gişe önündeki kuyruk çoktan caddenin sonuna, o mavi Chevrolet’nin (aslında bir Impala!) tamponuna kadar uzanmıştı.

Kaldırımda yürümek imkansızdı.

Bu sadece bir cumartesi değildi.

Bugün, dillerden düşmeyen, adı bile göğsü kabartan o film vizyona girmişti:

"Dünyada Benden Büyük Yok".

*- FISILDAŞMALAR

Duvardaki devasa afiş, o zamanki İstanbul'un en meşhur fırçalarından çıkmıştı.

Kırmızılar ve sarılar o kadar canlıydı ki, sokağın o biraz gri, biraz nemli havasına meydan okuyordu.

Herkes bu afişe bakıyor, "Acaba Bruce Lee bu sefer ne yapacak?" diye fısıldaşıyordu.

Afişin hemen altındaki "Renkli Türkçe" yazısı, o zamanlar sinemanın en büyük lükslerinden biriydi; filmin sadece hikayesi değil, görüntüleri de hayat gibi canlı olacaktı.

*- BU KADAR GENÇ

Kuyruğun en arkasında, kahverengi kadife ceketi ve yün süveteriyle Ahmet duruyordu.

Üniversiteye hazırlanan, cebinde sadece bir film ve bir gazozluk parası olan bir gençti.

Bir haftadır bu günü beklemişti.

Ahmet için "Dünyada Benden Büyük Yok" afişi, sadece bir film ilanı değildi.

O koca yazıda, o zamanki gençlerin, "Biz de varız, biz de güçlüyüz" diyen, biraz mağrur ama samimi çığlığı vardı.

Biraz ileride, o meşhur mavi Murat 124 ün yanında, elinde bir gazete ile bekleyen yaşlı bir amca, filmin heyecanından çok, bu kadar çok genci bir arada görmenin şaşkınlığı içindeydi.

"Eskiden böyle kalabalıklar sadece bayramda olurdu," diye düşündü.

O bordo Chevy'nin sahibi, belki bir fabrikatör ya da semtin en eski avukatlarından biriydi.

Arabasını park edip, film seansı için kuyruğa girerken, o dev afişin gölgesinde herkesin eşitlendiğini biliyordu.

İçerideki loş salonda, o meşhur dövüş sahnesinde alkış tufanı koptuğunda, kimin Chevy'si olduğu, kimin cebinde son kuruşu olduğu unutulurdu.

*- YENİ SİNEMA’DA

Sokakta yürüyen, takım elbiseli, ciddi yüzlü adamlar...

Onlar da işlerine yetişmeye çalışırken bile, ister istemez bir an kafalarını o canlı afişe çeviriyor, o samimi, o iddiası büyük "Dünyada Benden Büyük Yok" sloganını okuyup, belki de kendi içlerinden sessiz bir onay veriyorlardı.

Sinemanın adı "Yeni Sinema"ydı ama bu sokağın, bu insanların hikayesi çok eskiydi; beklemenin, umudun, bir arada olmanın ve dev bir afişin altında kendini dev gibi hissetmenin hikayesi.

O gün o sinema kapısından giren herkes, o loş salonda birkaç saatliğine de olsa, dünyanın en büyüğü olduğunu hissetti. Ve sonra, sokaklar tekrar o canlı renklere, korna seslerine ve kalabalıklara döndü.

Ama o kare, o renkli, canlı cumartesi mahşeri, zamanın o en güzel anında, o duvarda asılı, mağrur bir afişin gölgesinde sonsuza kadar kaldı.

Büyük Yok" sloganını okuyup, belki de kendi içlerinden sessiz bir onay veriyorlardı.

*- UZUN SÜRE YERİNDE KALDI

Sinemanın adı "Yeni Sinemaydı ama bu sokağın, bu insanların hikayesi çok eskiydi; beklemenin, umudun, bir arada olmanın ve dev bir afişin altında kendini dev gibi hissetmenin hikayesi.

O gün o sinema kapısından giren herkes, o loş salonda birkaç saatliğine de olsa, dünyanın en büyüğü olduğunu hissetti.

Ve sonra, sokaklar tekrar o canlı renklere, korna seslerine ve kalabalıklara döndü.

Ama o kare, o renkli, canlı cumartesi mahşeri, zamanın o en güzel anında, o duvarda asılı, mağrur bir afişin gölgesinde sonsuza kadar kaldı.

(Bu yazıyı Hüseyin Bilgin kaleme aldı, kendisine bir İzmir güzelliğini anımsattığı için özel teşekkür ediyorum…)

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...