MİLYONLAR HARCANDI, BİRKAÇ MASA İLE SANDALYE ALAMIYORLAR
Köşe Yazısı

MİLYONLAR HARCANDI, BİRKAÇ MASA İLE SANDALYE ALAMIYORLAR

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
07 Jun 2025 9 dk okuma 213

*- İKİSİ DE AYNI İSİMLİ Beşiktaş’ınmahallesi Arnavutköy Boğazın kıyısında. Bir Arnavutköy daha var İstanbul’da, o da denizden uzakta. Çoğu kişi, hatta postacılar bile bu iki ismi, daha doğrusu coğrafi konumlarını karıştırıyorlar. Sahilden, yani Boğaz’dan yukarıya, Atiler’e çıkarken İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin itfaiye istasyonu var. Bu itfaiye istasyonunun adı ‘Bebek’ ya da ‘Ortaköy’ tam anımsamıyorum. Zaten Beşiktaş- Arnavutköy ikisinin arasında. Elçi Sokağın sağında kalan konut

*- BODRUM- MİLASLI GENÇLER

Kurban Bayramı’nda İstanbul boşaldı.

Ankara’dan gelen İzmirli üniversite öğrencisi Bertuğ Özek’le şehrin sokaklarında turlarken bunu gördük.

Bertuğ, bizim ‘İnönü’ veya ‘Dolmabahçe’ olarak bildiğimiz Beşiktaş Stadyumunda hınca hınç dolan bir yabancı şarkıcıyı dinlemeye gelmiş.

Yanında da iki Milaslı öğrenci arkadaşı var.

Nedense Milaslılar kendilerini ‘Bodrum Milaslı’ olarak tanıtıyorlar.

Bu hikaye havaalanı açılmadan önce başlamıştı.

Kayıtlara göre ‘Bodrum Havaalanı’ olarak geçiyordu.

Milas’ın ileri gelenleri ayaklanmışlar, ‘Havaalanı bizim sınırlarımız içinde, bizim topraklarımızda yapılıyor. Bu nedenle bu havaalanının adı ‘Bodrum’ değil, ‘Milas’ diyerek, direttiler.

Haklıdırlar da.

Ama Bodrum’un adı Avrupa ve dünyada daha popüler.

Ne olacak, bu halde?

Sonunda tabelaya ‘Bodrum- Milas Havaalanı’ yazıldı, kağıt üzerine de böylece sorun çözülmüş oldu.

Ama sorun bakalım İstanbullu yerli turistlere ne diyecekler?

‘Bodrum’a uçakla gidiyorum!’

Milaslı gençler de, kendilerine pay çıkarmak için mi, yoksa başka bir nedenle mi nedir, gerek Ankara’da, gerekse İstanbul’da ‘Nerelisin?’ diye soranlara, ‘Bodrum- Milaslıyım!’ diyorlar…

Sanıyorum, büyükleri buna biraz kızıyor.

Şunu da söyleyeyim:

Türkiye’de nüfus oranına göre en fazla ‘Kuyumcu’ daha düne kadar Milas’ta vardı.

Bu ne demek?

‘Yastık altı!’ denir ya, Milaslılar altına düşkündüler.

Kendilerini ve geleceklerini garanti altına almak için yatırımlarını hep altına yapıyorlardı.

Acaba bunu İstanbul Kapalı Çarşı kuyumcuları biliyorlar mı?

Çok eskiler belki…

Yine bilgilerimi ve yaşadıklarımı, gördüklerimi yeri gelmişken paylaştım.

Umarım yine derinlere dalmadan asıl yazacağıma geleyim…

*- ‘SOSYAL TESİSİMİZ AÇILSIN!’

Anlattım Beşiktaş- Arnavutköy’deki itfaiyenin yerini…

İşte bu İtfaiyenin çaprazında, ahşap eski bir ev var.

Buraya Arnavutköy Derneği yöneticileri günün önemine göre bez afiş asıyorlar.

Dikkatli olmayan, ikinci kattaki afişi göremez.

Ama Türk Bayraklarını görebilir.

Bu sokağın adı da, halkın ısrarı ile Beşiktaş Belediyesi tarafından konuldu:

‘Türkan Saylan Sokağı!’

Baktım yeni afişte şu yazıyor:

‘Sosyal Tesisimiz açılsın!’

Aslında bu, deniz kıyısındaki ‘Sosyal Tesis’ yalnız Arnavutköylülerin değil, tüm İstanbul’un, hattira ülkenin…

Neden mi?

Kıyıdan yani karadan ve denizden motorlarla ‘Boğaz’ turu yapanlar düne kadar, ‘İstanbul Büyükşehir Belediyesi Arnavutköy Sosyal Tesisi’ tabelasını ve birinci sınıf lokanta ile kafetaryayı görüyor, kullanıyordu.

Ne zamana kadar?

İzmir depreminden sonra Marmara’da da sallantı olunca, yer bilinciler ‘İstanbul’da her an deprem olur!’ uyarısına kadar.

Başkan Ekrem İmamoğlu, halkın toplu bulunduğu tüm tesisleri ele alarak depreme dayanıklı hale getirdi.

Bunlardan biri de işte bu sözünü ettiğim, Arnavutköy Polis Karakolu’nun tam karşısında, sahildeki Sosyal Tesis idi.

İnanın, bir zamanlar deniz olan bölgenin üzerindeki Sosyal Tesisin sağlıklı hale getirilmesi için belki iki yıla yakın zaman içinde, onlarca beton kazık çakıldı…

Yani halkın kullanımı için milyonlarca lira harcandı.

Sonunda iş sadece  güneşten korunmak için tentelere, masalara, sandalyelere kaldı. Kapalı restoran kısmı zaten hazır.

Sadece kurdeleyi kesmeye geldi, iş…

‘Baharda açılır!’ diyordum herkes gibi…

Sonra ‘Ramazan Bayramı’ dedim.

Onu da, 1 Mayıs’ı, 19 Mayıs’ı öncesinde 23 Nisan’ı atlayıp geçtik, Kurban Bayramını da atladık.

Benim gibi ‘Artık yeter!’ diyen Arnavutköy’ü sevenler bakmışlar hareket yok, ‘Sosyal Tesisimizi açın!’ afişini asmışlar…

Muhatap yok ki!

Benim aklıma kötü şeyler geliyor.

Türkçe’de bir söz var, ‘Şeytanın avukatlığını yapmak!’ diye…

Benim aklıma gelen de şu:

Acaba çevredeki ünlü restoranlar, balıkçılar, yani büyük paralar kazananlar, adı ‘sosyal’ olan ama hepsinden daha modern ve gözalıcı, üstelik en güzel yerdeki bu mekanın açılmaması için özel gayret mi gösteriyorlar.

Belediye Meclislerinde sözleri geçenleri mi yakından tanıyorlar?

Nedense hiç ama hiç kimse bu konuya girmiyor.

Belirttim;

Bu harika yerdeki, neredeyse bedava olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bu önemli sosyal tesisi tamamlanıp açılmıyor.

Şu ana kadar yapılan harcamanın yüzde, binde biri ile İstanbul önemli bir tesis kazanmış olacak.

‘Yazık’ mı desem, yoksa başka bir şey mi?

Siz tahmin edin bakalım!...

Bir basit bez afiş bana neleri anımsattı…

Anımsadığım tarihi bir olayı da paylaşayım;

*- OKUMAZSAN İNANIRSIN

Önceki yıllarda çok daha geniş yazmış, paylaşmıştım.

Tarihi bir gerçeği bilelim.

Şöyle ki;

12 adaları 1912 de verdik!

Nerde mi?

Lozan şehrinin Ouchy semtinde.

Daha düne kadar algı operasyonlarını yönetenler ne diyordu?

‘Lozan’ın gizli anlaşmaları var, 100’üncü yılda gizli evraklar açıklanacak!’

Hatta son olarak Afyon’da biri söylemişti.

Sonra ne mi oldu?

‘Yalana karşı Afyonlular, son seçimde belediye başkanını değiştirdiler!’

Anlayana saz, anlamayana davul zurna az!

Bir de, ‘Şu Lozan’da adaları verdik!’ deyip ‘oku!’ emrinden uzak olanlar meydanlarda, ‘adaları lozan’da verdik!’ deyip algı yaratıp durdular.

Dedim ya, okumayı, araştırmayı sevmeyen, ama güzel laf edenleri seven halkımız, ‘savaşı kazandık adaları verdik’ sözlerine inandılar.

*- İTİRAZ ETMEDİLER

Osmanlı Devleti, bugün ‘12 Adalar’ olarak bilinen adaları İtalya'ya bırakıyor. Sene 1912!...

Uşi Anlaşması'dır bu.

Bu anlaşmaya göre adalar, İtalya’ya geçici olarak veriliyor.

Anlaşma şartlarına uyulduğu takdirde adalar tekrar Osmanlı Devleti'ne geri verilecek.

Fakat şartlara uyum sağlanmıyor.

Bu yüzden 3 yıl sonra yani 1915'te Londra'da bu konu gündeme geliyor ve ‘Londra Paktı’ denilen anlaşmada, bu adaların tamamı İtalya'ya bırakılıyor.

Bakınız itiraz eden hiçbir padişah yok.

Hiç sultan yok.

Adaları İtalya'ya bırakmakla kalmıyorlar aynı sene bir de Çanakkale Boğazı'na dayanıyorlar ve Çanakkale Savaşı'nı yapıyoruz.

Yani 12 Adalar önce Uşi'de, sonra da 1915 Londra'da İtalya'ya verilmiştir.

Osmanlı temsilcilerinden biri Rumbeyoğlu Fahreddin Bey'dir.

Bu adam kim mi?

Türk milleti bir milli mücadele verirken, Kuvayı Milliye'yi kurmuşken, bu adam Kuvayı Milliye'nin karşısına Damat Ferit'in kurduğu Kuvayı İnzibatiye ile çıkan adamdır ve Yunan ordusunun yanında olmuştur. Savaş kazanılınca sürgün edilenlerin arasında yer almıştır.

12 Adaları İtalya'ya bırakan heyetin içerisinde bu adam vardı.

*- KARIŞTIRMAYALIM

Şimdi asıl olaya gelelim...

Uşi Anlaşması'nın ismini aldığı Uşi, Lozan şehrinin bir semtidir.

Bu yüzden 1912'de imzalanmış olan Uşi Anlaşması, İtalyan tarihinde Lozan Anlaşması olarak geçer.

Fakat bizim bildiğimiz yani 1923'te imzalanan ‘Lozan Barışı’ ile ‘bu anlaşma birbirine karıştırılmasın’ diye bu anlaşmaya ‘Uşi( denmiştir.

Sahte kiralık tarihçiler, yani Kadir Mısıroğlu, Armağan ve çetesi, bu durumdan faydalanıyor ve ‘12 Adaların Lozan Anlaşması'nda gittiğini söylüyorlar.

Halbuki o Lozan başka, bu Lozan başka.

Ne yazık ki bunu bütün millete yutturdular ve böylece milletimizin bir kısmını Lozan barışına düşman ettiler.

*- SON ZAMANLARDA HEP DUYDUK

Bizim bildiğimiz Lozan Anlaşması'nda ise bilakis Ege'de birçok ada Türkiye'ye geçmiştir.

Türkiye'ye Lozan Anlaşması ile geçen bu adalar ise, son yıllarda Yunanistan'a bırakılmıştır.

Bugün Yunan papazların mangal yaptığı Ege adaları, uluslararası anlaşmaya göre halen daha Türklerindir...

Umudum şöyle ki, bu adalar yakında tekrar bizim olur, bizim bayrağımız dalgalanır.

Biraz araştıran bu yazdıklarımın doğru olduğunu görecektir.

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...