METRO KORKUTUYOR
*- SAĞLAM BASMAK! Doktor Erol Duran Bornova’dan arkadaşım emekli ürolog. Birkaç yıl önce ortak dostlarımız Doktor Ali Kertiş, Sanayici Kamil Erkoç ile birlikte iken, ‘Aman kendinize dikkat edin, gece yarısı ya da sabaha karşı uyandığınızda ayağınız kaymasın, genelde kilimden kayıp başını vurarak hastaneye gelen çok insanımızı kaybettiğimize şahit oldum’ diyerek dikkatimizi çekmişti. Bu arada bir başka dostum Urla’dan Ömer Haluk Narbay da, bir paylaşımda bulunmuş, ‘Akşamları kalktığınızda y
*- AKLIMIN UCUNDAN BİLE GEÇMEZ
‘Yaşlı Vatandaş, gece 11:00'de bir bardak su içtikten sonra akciğerlerinde boğulma nedeniyle hastaneye kaldırıldı.
Acil tedavi için hastaneye kaldırıldı ancak ne yazık ki hayatını kaybetti.
Aniden ölmesi Yaşlı Vatandaşlara ne yaparlarsa yapsınlar iki şeye dikkat etmeleri gerektiğini söylüyor:
Biri Düşmeyi Önlemek,
Diğeri ise Boğulmayı Önlemek.,,,’
Bilgilerimi değerlendirdim.
Doktor Erol Duran ne demişti?
‘Evinizde kilim varsa çok dikkat edin, ayağınızın altından kayar gider, dengenizi kaybettirir, düşer başınızı vurur ya da ayağınızı, bacağınızı, kollarını ya da bir yerinizin kırılmasına neden olursunuz.
Bunda anlaştık!
Ama diğer konu ve öneri beni düşünceye sevk etti.
‘Su içerken hastanelik olmak, hatta can vermek!’ konusu?
Şimdi tekrar Gül Tulunay hanımın araştırmasına dönelim;
*- KENDİNİZİ EĞİTİN
‘65-70 yaşından sonra, kişi kendini eğitmeye başlamalıdır:
Su içerken, her şeyi durdurun ve dikkatli ve yavaş bir şekilde su içmeye konsantre olun.
Yaşlılar boğulmaya eğilimlidir, çünkü boğaz ve yutma kasları dejenerasyona uğramıştır ve kas gücünden yoksundur.
Aklıma geldi;
İzmir’in merkez okullarından Atatürk Lisesi’nde bir aile hafta sonu çocukları ile öğle yemeğinde buluşur.
Lisenin yatılı öğrencisi, anne ve babasının gözleri önünde, bir lokmadan boğulur ve kurtarılamaz.
Yani yemek yemek de, su içmek kadar önemlidir.
Bunlar aklımıza neyi getiriyor.
Dikkat, dikkat, dikkat!
Dikkatli olmayı…
Hiç kimsenin arkasından atlı kovalamıyor…
*- AKLIMIZDA OLMALI
Aşağıdaki bilgiler doktorlardan alınan bilgilerle toplama!
Özellikle siz veya yakınlarınız veya arkadaşlarınız yaşlandıysa, referans almaya değer.
Yaşlılar arasında yaygın bir sorun olan içme suyu, süt, çorba vb. nedeniyle boğulma sonucu oluşan zatürre.
Genelde yaşlılar için ‘Dikkat!’ diyerek anlatıyoruz:
1. Mümkünse su içerken pipet kullanın ve yutkunurken başınızı aşağıda tutun.
2. Lütfen berrak çorba yerine koyu çorba için.
Berrak çorba çabuk akar ve nefes alma düzgün olmadığında boğulmak kolaydır.
3. Lütfen ağzınızda hala katı yiyecek varken veya çiğnerken sıvı içmeyin.
Su ağızda çok uzun süre kalırsa, trakeaya akacak ve dikkatli olmazsanız boğulmaya neden olacaktır.
4. Ağzınızda yiyecek veya su varken konuşmayın veya başınızı çevirmeyin.
5. Yaşlı insanlar, genç insanlarla aynı fiziksel güce ve dayanıklılığa sahip değildir.
Sıvı veya yiyecek trakeaya girerse ve öksürülürse, yüz kızarır ve kan basıncı yükselir.
Bazen boğulma ölümcül olabilir.
Yaşlandıkça suyu yavaş, dikkatli ve dikkatli bir şekilde içmeliyiz.’
Buradan çıkardığım…
Haluk Narbay’ın ‘Gece yarısı, genelde tuvalet için kalktığınızda, kalp krizi geçirmemek için bir bardak su içerek, tekrar yatabilirsiniz. Ama su içerken dikkat!
Uyku sersemi iken, hayatımızı etkileyecek, ürkütücü bir hata yapmamalıyız. Hata paylarını, milimetre hassasiyetinde duymalı, hissetmeliyiz. Unutmayalım sorumluluk bizde, hareketlerimizde…
*- ‘ORTAK HİKAYE’ HAZIRLANIYOR
‘Biz Rumeliyiz Platformu’ yazılı bir açıklama yayımlayarak ‘Türkiye ve Dünyadaki Boşnaklar’ın Ortak Hikayesi Nasıl Yaratılacak?’ diye öneriler ortaya koydu.
Rumeli ve Balkanlarda 1800-1912 arasında 5.5 milyon Türk ve Müslüman tarihin en büyük ve yazılmamış soykırımına maruz kaldı. Rumeli’de kalan Türk ve Müslümanlar çok az bir nüfusa düşmüş büyük çoğunluk Türkiye’ye iç göç ile gelip hayatlarına devam ettirdiler.
2020 itibari ile Türkiye’de yaklaşık 32 milyon Rumeli-Balkan göçmeni yaşıyor,
Bunların yaklaşık 5 ila 8 milyonu Boşnak.
Türkiye, 5 ila 8 milyon arasında Boşnak kökenli Türk vatandaşı ile dünyada en fazla Boşnak’ın yaşadığı ülkedir.
*- TAKINTILI OLANLARA
Türkiye’de yaşayan Boşnaklar, büyük yıkıma uğrayan ve anavatan gördükleri Türkiye’yi Atatürk önderliğinde kalkındırmak için beraberce çalışıp hayatın her alanında başarılı oldular.
Türkiye’de yaşayan Boşnaklar artık Bosnalı, Sancaklı, Makedonyalı veya Yugoslavyalı değil Osmanlı İmparatorluğunun bakiyesi olan Türkiye Cumhuriyetinin asli unsurları.
Başta İmparatorluklara başkentlik yapmış İstanbul olmak üzere Türkiye’nin her yerinde Boşnaklar toplumun önde gelen başarılı saygın vatandaşları.
*- MUTLAK SİGORTA
Rumeli’de kalan Boşnak kardeşlerimizin Türkiye 2. vatanıdır ve Balkanlarda bağımsız olarak var olmalarının mutlak sigortasıdır. Türkiye’de yaşayan ve artık ‘Ayrı bir kültür ve tür’ diyebileceğimiz Boşnaklar ile Rumeli’de kalan Boşnakların bağları istenilen seviyede değil.
Dünyanın farklı ülkelerinde çok başarılı olmuş Boşnaklar vardır fakat Türkiye kadar yoğun, etkili ve topluma entegre oldukları başka bir ülke yoktur.
Türkiye ve Rumeli’de kalan Boşnakların abi-kardeş, üst-ast gibi değil ortak partnerlik ve işbirliği zemininde yeni ve ortak bir hikaye yazması gerekiyor.
*- GÖRÜYOR ve BİLİYORUZ
Kapitalizm sonrası bolluk dünyasında; kültür, sanat, sağlık, bilim ve teknoloji alanında işbirliği Türkiye açısından Avrupa’ya bir çıkış kapısı, Rumeli’deki Boşnaklar için de bağımsız ve tehdit altında olmadan bulundukları yerlerde yaşamalarının garantisi olarak görülüyor.
Belirtildiğine göre, bu işbirliğinin temeli mikromilliyetçilik ve marjinalizasyona neden olmaması için Rumelilik çatısı altında olmalıdır.
Rumeli ve Balkanlardan gelen Arnavut ve Boşnaklar Osmanlı imparatorluk bürokrasisinde her zaman yoğun olarak yer aldılar ve imparatorluğun Rumeli’de yüzlerce yıl kalıcı olmasını sağladılar.
Rumeli, Osmanlı İmparatorluğunda Avrupa-i Osmanidir ve bugünde Türkiye ve Balkanlar’da kapsayıcı bir kimliktir, belirtildiği gibi.
Ama bundan rahatsız olanları da görüyor ve biliyoruz.
*- İKİ HARF
Dünyanın farklı dillerinde, kültürlerinde ve toplumlarında ‘tamam’, ‘her şey yolunda’ anlamına gelen iki harf var:
O.K…
Peki, bu basit ama evrensel kelimenin kökeninin İzmir’e dayandığını biliyor muydunuz?
İşte bu, pek çok İzmirliyi gururlandıracak, az bilinen bir hikâye…
Zamanın İzmir’i, dünya ticaretinin kalbinin attığı bir liman şehriydi.
Bugün Konak Pier olarak bildiğimiz bina, o yıllarda Osmanlı İmparatorluğu’nun en önemli gümrüklerinden biriydi.
İzmir’den ihraç edilecek mallar buradan dünya pazarlarına yayılırdı. Ancak bu ihracat, öyle sıradan bir süreç değildi.
Osmanlı, yalnızca birinci kalite malların yurt dışına gönderilmesine izin veriyordu.
Gümrük görevlileri, kalite standartlarına uymayan hiçbir ürünü geçirmiyordu.
*- MÜHRÜ BASANLAR
İşte bu süreci araştıran ve yazan Semra İğtaç’ın, ‘Peri masallarına’ benzeyen anlatımına göre, gümrükte görevli Yunan kökenli çalışanlar, birinci sınıf olduğunu onayladıkları malların üzerine Yunanca ‘Ola Kala’ (Όλα Καλά) damgası vuruyorlardı.
Bu ifade, ‘Her şey yolunda, tamam, mükemmel’ anlamına geliyordu. İzmir’in eşsiz tarım ürünlerinden kuru üzümler, incirler ve zeytinyağları bu damga ile işaretleniyor ve büyük gemilerle Avrupa ve Amerika’ya ulaşıyordu.
*- AMERİKALILAR NE DÜŞÜNDÜ?
Ancak Amerikalılar, Yunanca alfabenin karmaşık harflerini okuyamıyorlardı.
Yine de damganın üzerindeki Ω (Omega) ve Κ (Kappa) harflerini tanıyorlardı.
Bu yüzden ‘Bu ürün O.K., yani olağanüstü kaliteli!’ demeye başladılar. Zamanla bu ifade, Amerikan İngilizcesine yerleşti ve ‘tamam’, ‘her şey yolunda’ anlamında günlük dilde kullanılmaya başlandı.
Bugün bile Amerika’nın ünlü ‘California raisins’ markalı üzümlerinin kökenine baktığınızda, türünün adının Smyrnesis olduğunu görürsünüz. Bu da İzmir’in dünya tarımına ve ticaretine yaptığı katkının adeta yazılı bir kanıtıdır.
İzmir üzümleri, Amerikalıların mutfağına lezzet katarken, bu topraklardan çıkan ‘O.K.’ ifadesi, bir dil mirası olarak dünyanın dört bir yanında kullanılmaya devam etti.
*- KÜLTÜR VE TİCARETİN BAŞKENTİ
Bu hikâye, İzmir’in sadece ticaret değil, aynı zamanda kültür ve iletişimde nasıl bir dünya şehri olduğunu gösteriyor.
İzmir’in taşından toprağına, tarihinden insanına kadar her parçası, dünya mirasına bir katkı sunmuştur.
Bugün ‘O.K.’ dediğinizde, bu iki harfin İzmir’in gururlu geçmişinden yükselen bir yankı olduğunu bilmek, her İzmirliden bir tebessüm koparacaktır.
Kısa ama anlam dolu bu hikâye, bir İzmirlinin dünya tarihine armağan ettiği bu evrensel kelimenin gücünü anlatıyor.
İzmir, sadece bir şehir değil; dünyayı şekillendiren, diller ve kültürler arasında köprüler kuran bir ilham kaynağıdır.
Semra İğtaç’ın bu araştırmasına bir ilave yapayım.
Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama Osmanlı döneminde Türklere ve Türk kökenlilere kesinlikle ne devlet dairelerinde ne de kurumlarda görev ve iş verilmiyordu.
Türk sözü bile Osmanlı’da nefretin ortaya çıkmasını sağlıyordu.
Bunun örneklerini çok kez anlatmaya çalıştım.
İşte Türk adını ağzına alan ve hak ettiğini veren yıllar sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmuştur.
Bu yüzden ne Rumeli halkı, ne de Atatürk bazıları tarafından sevilmez.
Saldırıların büyük nedeni de bundan olmaktadır.
*- NAMI YÜRÜMÜŞ
Bir sahtekar, muska yazmaktadır isteyene.
Yörede nam salmıştır.
Bir ağanın çoban köpeği hastalanır.
Ağa çobana der ki:
‘Musgacıya git. Selamımı söyle. Bizim ite bi musga yazsın.
Çoban bir koç seçer sürüden, alır götürür muskacıya. Selamını tebliğ eder ağanın.
Vaziyeti anlatır.
*- KOÇU GÖRÜNCE
Muskacı, bir çobana bakar bir koça!...
‘Peki’ der.
Bir muska yazıp verir çobana.
Çoban muskayı alıp döner sürüsünün başına.
Muskayı da köpeğin boynuna asar.
Birkaç gün sonra köpek iyileşir.
Duyulur bu.
Derler ki:
‘Yav, ite mısga yazmış. İte mısga yazılır mı?’
Söylenti kadının kulağına gitmiş.
Kadı, derdest huzura getirilmesini buyurur.
Alıp getirirler muskacıyı.
*- KENDİNİ BİLMEZ
Kadı kükrer:
‘Bre kendini bilmez. Bir kelpe, bir köpeğe muska yazılır mı?
Allah kelamı köpeğin boynuna takılır mı?
Muskacı gülümser:
‘Kadı efendi! Ben muska yazdım, ama muskaya Allah kelamı yazmadım. Yazdığım muskayı getirsinler. Açıp okuyun. Ne yazdığımı görün.’
Kadı emreder.
Köpeğin boynundaki muskayı alıp getirirler.
Kadı muşambayı kesip muskayı çıkarır, içinden okur.
Bir gülmedir tutturur kadı efendi.
Gülme krizine girer.
Muskada şöyle yazmaktadır:
‘Tamah ettim etine,
Muska yazdım itine,
Tutarsa da bilmem neyime,
Tutmazsa da bilmem neyime!’
*- BİR KURUŞ GELMEDİ
METRO bütün dünyada olduğu gibi İzmir’de de büyük şans.
Metro İzmir’de bir kuruş bile devlet yardımı almadan kuruldu ve şimdi Güzülbahce’ye kadar yaklaştı.
Sanıyorum Çeşme’ye bir adım kalıncaya kadar planlandı.
Şu anda da ‘Tam gaz’ Buca metrosu yine İzmir Büyükşehir Belediyesi yani İzmirlilerin katkısı ile inşa ediliyor.
Sırada Halkapınar ile Bonova- Pınarbaşı’ndaki şehirlerarası İzmir Otogarı vardı.
Ancak hükümet, ‘Biz yapacağız’ açıklamasını yaptı, iki devre önce.
Ama o günden bu güne bir çivi bile çakılmadı, bekleniliyor..
*- KİTAP YAZ
Nadide Apaydın Akbulut İzmir’in sorunlarına dikkat çeken çok ilgili bir okuyucumuz.
Birkaç kez, ‘Bana ve birkaç yerel gazete ve dergiye değil, kendine yaz, yani kitap haline getir’ önerisinde bulundum Nadide Apaydın Akbulut hanımefendiye…
Şu ana kadar ses seda yok!
Ama bugün şu dikkat çeken yazısını okudum.
Nadide Apaydın Akbulut umarım dikkate alınır.
Şimdi söz kendisinde:
*- İZMİR'İN METROLARI
Nadide Apaydın Akbulut, yazıyor:
‘Bugün Çankaya'dan metroya bindik.
Evka üç ‘Bornova) istikametine doğru geliyorken ‘neler oluyor?’ diye korkmaya başladım.
Öyle çok sallıyor ki, her an kaza yapacağını düşündüm.
Sadece ben değil. o anda vagonda olanlar da fark etti olayı.
Ara istasyonlarda inmediğime pişman oldum.
Saat tam 15.02’ de Evka üç de idik.
Saat veriyorum belki Metro A.Ş. den ilgilenen biri çıkar. X
Raylar ve eski vagonlar alarm veriyor.
Başımıza bir kaza bela gelmeden acilen çözüm getirilmeli.
*- ÖĞRENMİŞ OLDUM
Şimdi bir de ‘Selanik Metrosunu konuşalım’ diyorum.
Yakın bir zaman önce açılışı yapıldı.
Pırıl pırıl her yer.
Metroların sürücüsü yok otomatik yürüyorlar.
Selanik için ‘İzmir'imin kız kardeşi’ derler ya, onun için yazdım.
Ben de İzmirli olarak yeni teknoloji ile donatılan pırıl pırıl toplu taşıma istiyorum.
Hakkım olduğunu da düşünüyorum…’
Umarım Nadide Apaydın Akbulut’un bu önerisini yalnız İzmir Büyükşehir Belediyesi ya da metro yönetimi değil de, Ankara duy
Yorumlar yükleniyor...