MERHAMET VARSA, HAYAT DA VARDIR
Köşe Yazısı

MERHAMET VARSA, HAYAT DA VARDIR

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
18 Feb 2026 15 dk okuma 174

*- BU DEVİRDE Önceki yazılarımda hayvan haklarından söz ettim. Beklemediğim kadar ilgi çekti. Örneğin; Güler Dost hanım kısa ve öz şunları yazmış: ‘İyi akşamlar, uzun uzun okudum, zevkle… Gençlik, hatta çocukluk arkadaşım Kahramanlar’dan Çayırlıbahçe ve büyük Altay’lı Celal Kiter’in şu yorumu da akıllardan çıkmamalı çünkü zamanımızın özetini yapmış spor insanı dostum: “Bu devirde hak arayabilir misin? Valimizi (Kutlu Aktaş) sevgi ve saygı ile anıyorum…?? Acaba son yıllara bir göz atalım,

*- AĞZINDA KUŞ VARDI

Neyse önce yine soru cevap şu ‘hayvanlar’ konusuna gelelim:

Cat Hospıtal Kedi Hastanesi Kurucusu Tarkan Özçetin’in kedi dünyasını anlatmaya çalışmış, soru- cevap ile görüşlerini paylaşmıştım.

Kendisine bir iki soru daha sorup cevaplarını alalım.

Herhalde olumlu karşılayanlar kadar olumsuz bulanlar da olacaktır.

Ama ben bir kedinin büyükçe bir kuşu yakalayıp, ağzında sıkı sıkıya tutarak hızla uzaklaştığını gördüğüm halde yine de Tarkan Özçetin’in sözlerine ve soruların yanıtlarına katıldığımı belirtebilirim.

Hayvan hakları mücadelesi çoğu zaman ‘sevgi’ kavramı üzerinden tartışılsa da bu mücadelenin özünde hukuk, eşitlik ve adalet olduğu vurgulanıyor.

Türcülükten siyasete, medyanın rolünden etik sorumluluğa uzanan geniş bir çerçevede, hayvan haklarının neden hâlâ ikincil görülmeye çalışıldığı önceki yazıda soru – cevap olarak ele almıştık.

Tarkan Özçetin’le Sohbet:

*-KÜLTÜREL MİRAS OLARAK KEDİLER

- Hocam, son yıllarda İstanbul için kullanılan bir ifade var: “Cats of Istanbul.”

Bu bana yalnızca sevimli bir tanımlama gibi gelmiyor.

Sanki bu şehrin kendisini anlatan bir kavram. İstanbul’un kedileri kültürel mirasın parçası...’

Kesinlikle öyle!

İstanbul’daki kediler bir ‘kent detayı’ değil, bu şehrin kültürel dokusunun parçası.

Osmanlı’dan bugüne uzanan yazılı ve görsel kaynaklarda, seyahatnamelerde, gravürlerde, fotoğraflarda hep kediler var.

Çünkü İstanbul, insanla hayvanın yan yana, çatışmadan yaşayabildiği nadir metropollerden.

Bu birlikte yaşama hâli, şehrin karakterini belirleyen unsurlardan biri.

“- Yani bizi sadece sokakta yaşayan canlılar olarak görmek, İstanbul’u da eksik okumak...”

Aynen öyle... Paris’i güvercinsiz, Venedik’i kanalsız, Roma’yı kalıntısız düşünemeyiz. İstanbul’u da kedisiz düşünemeyiz. Çünkü kent kimliği yalnızca mimariyle değil yaşam pratikleriyle kurulur.

Kediler, bu şehrin gündelik hayatına sinmiş canlı bir hafızadır.

!- Dışarıdan gelenler bu hafızayı fark ediyor mu?

Yoksa bu, bizim içeriden bildiğimiz bir değer mi?”

Aslında bu farkındalık çoğu zaman dışarıdan geliyor.

İstanbul’u ziyaret eden milyonlarca insan için kediler, şehrin en çarpıcı imgelerinden.

Sosyal medyada İstanbul denince paylaşılan karelerin büyük bir kısmında kediler var.

Belgeseller, fotoğraf sergileri, kitaplar…

“Cats of Istanbul” ifadesi artık küresel bir anlatıya dönüştü.

Bu, turistik bir tesadüf değil, kültürel bir karşılık.

*- YUMUŞAK GÜÇ

“- Bu anlatı Türkiye’nin dünyaya nasıl göründüğüyle de ilgili... Sence nasıl görünüyoruz oradan bakınca?”

Çok doğrudan ilgili.

İstanbul kedileri, Türkiye’nin en etkili ‘yumuşak güç’ unsurlarından. Resmî kampanyalara gerek kalmadan, doğal bir şekilde bu ülkenin birlikte yaşam kültürünü anlatıyor.

İnsanlar burada kedilerin özgürce yaşadığını gördüğünde, şehre dair algıları değişiyor.

“Burada hayat var, burada merhamet var” diyorlar.

Bu, kültürel diplomasi açısından son derece kıymetli.

*- ŞEHRİN HİKÂYESİ

“- Bu kadar güçlü bir sembolsek, neden hâlâ zaman zaman ‘sorun’ olarak görülüyoruz?”

Çünkü modern şehir anlayışı çoğu zaman kültürü betonla ölçüyor.

Oysa kültürel miras yalnızca korunmuş binalar değildir; yaşayan, nefes alan unsurlardır.

İstanbul kedileri bu açıdan somut olmayan kültürel miras kategorisinde değerlendirilmeli.

Sizleri yok saymak, ortadan kaldırmaya çalışmak bu şehrin hikâyesini eksiltmek demektir.

*- KEDİLERİ KORUMAK

“- Yani kedileri korumak, yalnızca bir ‘hayvan hakları’ meselesi değil...”

Aynı zamanda bir kent hakkı, bir kültür politikası meselesi.

İstanbul’un kedilerini korumak, bu şehrin kimliğini, hafızasını ve dünyaya anlatılan anlatısını korumaktır.

Çünkü sizler, yüzyıllardır süren birlikte yaşamın canlı, sessiz ve yaşayan tanıklarısınız. Her zaman vardınız ve her zaman var olacaksınız.

“- Son olarak şunu sormak istiyorum:

‘Cats of Istanbul’ senin için tam olarak neyi ifade ediyor?”

Bu şehir sürekli hayatla kavga etmiyor.

Bu şehir hâlâ paylaşmayı biliyor ve bu şehir, bütün karmaşasına rağmen, dünyaya anlatacak çok güçlü bir hikâyeye sahip.

O hikâyenin sessiz ama vazgeçilmez taşıyıcıları da kediler.

Kediler giderse İstanbul betondan bir dekor olur.

Kediler kalırsa İstanbul yaşamaya devam eder.

İstanbul’u anlatan şey bazen bir vapur sesi, bazen de güneşte uyuyan bir kedidir.

*- KORKUNÇ YASA

“- Medyanın hayvan haklarına yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsun? Görünürlük artıyor mu yoksa mesele hâlâ yüzeyde mi kalıyor?”

Tarkan Özçetin’in sorulara yanıtı:

“Çok sorunlu ve çok türcü!

Son yıllarda sokak hayvanlarını yok etme operasyonu nedeniyle toplum alarma geçti ancak korkunç bir yasa çıkarıldı.

Hayvan hakları savunucuları, insanüstü bir çabayla canları kurtarmaya çalışıyor.

Uydurma haberlerle hayvan nefreti yayan medya ile mücadele edecek güçlü bir medyanın olduğunu ve basında bu konuya gereken önemin verildiğini söyleyemem.

Son yıllarda toplum av katliamına karşı biraz daha tepkili hale geldi ama birçok sömürü konusunda yüzeysellik hakim.

*- HAKSIZLIĞA İSYAN

- Hayvan hakları mücadelesinde seni hâlâ ayakta tutan şey ne?

Umut mu, öfke mi, inat mı?

“ Öncelikle adalete olan tutku, haksızlığa isyan ve zalimliğe karşı öfke.

- Son olarak, hayvan haklarını ‘abartı’, ‘ikincil mesele’ veya ‘lüks’ olarak görenlere ne söylemek istersin?

“Ben sömürmeyi, köleleştirmeyi, zulüm ve şiddet içeren herhangi bir şeyden keyif almayı, kendiminkinden başka bir beden üzerinde hak iddia etmeyi reddediyorum.

Vegan olma nedenim bu…

İnsanın ve insan dışı hayvanların en temel hakkı olan yaşama hakkına saygı duyuyorum.

O nedenle de hayvan özgürlüğünü savunuyorum. Adalet, hiçbir zaman ‘ikincil bir mesele’ ya da ‘lüks’ olarak görülemez.”

*- HER KULA NASİP OLMAZ

Remzi Yıldırım’ı İzmir’den tanıyorum.

Önce Kayseri’de, şimdi de Adana’da doğru, gerçek habercilik için büyük uğraş veren bir meslektaşım.

Bugün bir yazısını okudum ve altına şu yorumu yazdım:

‘Özellikle bizim mesleğimizde böyle anmalar, anımsamalar her kula nasip olmaz…’

Çoğu sözde anmalar, hikayeden ileri gitmez.

‘Körlerle sağırlar birbirini ağırlar’ gibidir.

Nasıl ‘Hayırsever’ diye bize pompalanan iş insanları vardır ya, benzer durumdur o anmalar.

Neyse ne demek istediğimi anlayanlar olmuştur.

Ben etkilendiğim, Remzi Yıldırım’ın ağzından, kaleminden Adanalı Meral Karadelen Öyküsünü paylaşayım:

“Adana sabahları güneşi biraz erken doğurur. Hele ki Çukurova’da, portakal çiçeklerinin kokusu rüzgâra karışmışsa, şehir hatıraları daha derinden konuşur.

Bir yıl oldu…

Bu şehir, kocaman yürekli bir kadını uğurlayalı tam bir yıl.

Adı Meral’di.

Soyadı Karadelen…

Ama o, karanlığı delen değil; gönüllere ışık eken bir kalemdi.

Çukurova Üniversitesi’nin koridorlarında adımları hâlâ yankılanır derler.

Basın Yayın Müdürlüğü’nde sadece görev yapmadı; kelimelere yön verdi, habere vicdan kattı. Üniversite ile basın arasında bir köprüydü o.

Beton değil, güvenle kurulan bir köprü… O köprü üzerinden geçen herkes bir tebessümle karşılanırdı. Çünkü Meral Hanım’ın yüzünde eksik olmayan o 24 saatlik gülümseme, insanın içini ısıtan bir güneş gibiydi.

Gazeteciydi…

Ama kuru bir haber işçisi değildi.

Yazardı…

Ama cümleleri soğuk değil, insana dokunan cümlelerdi.

Adana basını onu çok sevmişti. Çünkü o rekabet bilmezdi; dayanışma bilirdi. Kırıcı söz değil, yapıcı kelime kullanırdı. Bir haberin satır aralarında insan onurunu gözetirdi.

Sonra bir gün…

Hayat, ona ağır bir imtihan sundu.

Genç yaşında, rahatsızlığı sebebiyle bu dünyadan hakka yürüdü.

Şehir o gün biraz sessizdi.

Gazeteler aynıydı belki ama eksikti..!

Üniversite yerli yerindeydi ama bir kapı aralığında artık o ses yoktu. ALLAH cc rahmet eyleye…”

*- CAN SIKICI DURUM

Kim yazdı, neden yazdı?

Bilmiyorum, çünkü notlarımı kaybettim, çıkaramıyorum.

Ama hastaların halini dile getirdiği için paylaşmak istiyorum.

Çünkü damdan düşenin halinden sadece damdan düşenler bilir.

Yani hastanın halinden hastanelerde şifa arayan milyonlarca insanımız ancak anlayabilir.

Şimdi hasta yatağından yazan dostumuza kulak verelim:

“Bugünlerde gazeteden çok veterinerdeyiz.

Nedeni malum: Hastayım.

Her gün iğne, her gün taşıma çantası, her gün aynı masa. İnsanlar buna “rutin” diyor, ben “sabır eğitimi” diyorum.

Gazeteden arkadaşlar beni alıp götürüyor, sonra geri getiriyorlar.

Elif, Figen, Jale, Miyase,  Münevver, Çağdaş, Öznur, Müge, Berrin… İsimleri ezberledim artık.

Çünkü insan hasta olunca bazı isimler daha net kazınıyor akla.

İğnenin acısı geçiyor ama kimin elinin omzunda olduğunu unutmuyorsun.

Canım sıkılıyor tabii.

Hasta olmak can sıkıcı.

Üstelik kaçıp saklanmak istiyorsun ama herkes ‘senin iyiliğin için’ diye yaklaşıyor.

Haklılar ama yine de bazen koltuk altına saklanasım geliyor, bazen kazan dairesine iniyorum, rahatlıyorum biraz.

Biri taksiyi ayarlıyor, biri randevuyu, biri “iğne bitti mi” diye soruyor.

Kimse “işim var” demiyor.

Kimse “yarın bakarız” demiyor.

İnsan hasta olunca dostları bakar derler ya…

Benimkiler de onlar işte.

Gazetede haberler değişiyor, gündem akıyor, manşetler sertleşiyor.

Ben ise iyileşmeyi bekliyorum.

Ne kadar acele edersen et, beden kendi temposunda ilerliyor. Kaçıp saklanmak istiyorum bazen ama sonra bir el sırtımı okşuyor. “Az kaldı Sarı” diyorlar.

İnanmak istiyorum.

İyileşmek zaman alıyor.

Bunu kabullenmek de bir tür iyileşme sanırım.

*-DÜNYADAN HABERLER

- Bilim dünyasının en büyük deniz araştırma girişimlerinden Ocean Census projesi, yalnızca iki yıl içinde 866 yeni deniz canlısı türünün tanımlandığını açıkladı. Bu keşifler derin denizlerden mercanlara, kabuklulara ve farklı omurgasız gruplara kadar geniş bir çeşitlilik içeriyor.

- 2025 yılı boyunca bilim insanları yalnızca yeni türler keşfetmekle kalmadı; müze koleksiyonlarında saklı kalmış örneklerden bile onlarca yeni tür tanımlandı. Bu durum, biyolojik çeşitliliğin önemli bir bölümünün hâlâ kayıt altına alınmayı beklediğini gösteriyor.

- Biyoteknoloji şirketi Colossal Biosciences, 10 binden fazla türün DNA’sını korumayı hedefleyen küresel bir “BioVault” (biyolojik kasa) projesi başlattı. Proje, özellikle nesli tehlike altındaki türlerin genetik materyalini saklayarak gelecekte koruma ve yeniden canlandırma çalışmalarına altyapı oluşturmayı amaçlıyor.

Düşünsenize olacakları!

“Vay canına! “ diyorum…

*-MEDENİ KANUN’UN 100. YIL DÖNÜMÜ

Bugünlerde, Türkiye Cumhuriyeti’nin en köklü ve en dönüştürücü hukuk reformlarından biri olan Türk Medeni Kanunu’nun kabulünün 100. yılını kutluyoruz.

Öncelikle ülkemizi kuran ve kadın erkek eşitliğini getiren Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Medeni Kanun’un mimarı, dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’u saygıyla anıyorum.

Medeni Kanun, yalnızca bir hukuk düzenlemesi değil; kadınlar için eşit yurttaşlığın temellerinin atıldığı, laik hukuk devletinin inşa edildiği tarihsel bir devrimdir.

Medeni Kanun’un kabulüyle birlikte, kadınlar ikinci sınıf vatandaş olmanın ezici yükünden kurtulmuş, erkeklerin üç kez boş ol diyerek boşandığı keyfi dönem sona ermiştir.

Kadın, artık sadece “evinin kadını” değil, özgür bir birey, eşit hakları olan bir insan olarak kabul edilmiştir.

Medeni Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte erkeğin çok eşliliği ve tek taraflı boşanmaya ilişkin düzenlemeler kaldırılarak, evlilikte resmi

nikâh zorunluluğu, tek eşle evlilik esası getirilmiştir. Kadınlara boşanma hakkı, velayet hakkı ve malları üzerinde tasarruf hakkı, mahkemede tanıklık yapma, eşit miras hakkı tanınarak; kadın-erkek eşit hale getirilmiştir.

Bu nedenle Medeni Kanun, yalnızca geçmişin değil; bugünümüzün ve geleceğimizin de en güçlü güvencesidir.

Medeni Kanun Kırmızı Çizgimizdir.

*- YOKSULLUK NAFAKASI

Ama Medeni Kanun'un kazanımlarına göz dikmiştir.

2017 yılında “müftülere resmi nikâh yetkisi” verilmiştir.

Medeni Kanun’un 175. ve 176. maddelerinde düzenlenen yoksulluk nafakası hükmü tartışmaya açılmış, aile mahkemelerine zorunlu arabuluculuk uygulaması getirilmeye çalışıldı.

Üstelik, kadınların yoksulluk nafakasına göz dikenler, bunu “reform” diye duyurdu.

Kadınlar, insan onuruna yaraşır bir işte, güvenceli olarak çalışmak ve çalışma hayatında erkeklerle eşit haklara sahip olmak istemektedirler. Ailedeki çocuklar, yaşlılar[Mh1]  ve engelli bireylerle ilgili bakım yükü kadınların omuzundadır.

Kadınlar, ev içi işlerin ve çocuk bakımının eşler arasında dengeleneceği bir düzen arzu etmektedir. Bu düzeni sağlayacak politikalar uygulanırsa, kadınlar özgürleşebilir.

Ancak bazıları, kadınları yalnızlaştırmakta ve eve hapsetmektedir.

Toplumun beklediklerini şöyle sıralayabiliriz:*-

1. Bakım Hizmetlerinin Kamusallaştırılması,

2. Kadın İstihdamının artırılması,

3. İş- Özel Yaşam Dengesinin sağlanması,

4. Kırsalda Fiziki Altyapının iyileştirilmesi.

5. Makroekonomik Politikaların uygulanması..

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...