MAZLUM ŞEKİLDE BEKLEYENLER
*-YENİ BİR DOLANDIRICILIK Okuyucularımızdan Halil Vural önemli bir konuya dikkat çekiyor. Halil Vural’ın uyarısını aynen veriyorum:
“Yeni bir dolandırıcılık yöntemi daha çıktı.
MHRS üzerinden doktor randevusu almak isteyen birçok kişinin başına geldi aman dikkatli olun.
Siz e-devlet, e-nabız ya da MHRS’ye girdiğinizde karşınıza 'randevunuza girmediğiniz için 110 lira cezanız var. Eğer bugün ödemezseniz hastane randevusu alamazsınız. Kredi kartınızdan borcunuzu ödeyebilirsiniz’ diye bir uyarı geliyor.
Kredi kartıyla ödeme yapmak isterken ekran donuyor ve 11.000 lira civarında bir para çekiliyor.
Bu paralar yurtdışı ve yurtiçi kripto para şirketlerine gidiyor.
Hemen uyanırsanız bankanızı arayın ve işlemi şikâyet edebilirsiniz ve kredi kartınızı iptal ettirin.
Banka bu para provizyondayken geri çekebileceği halde bunu yapmıyor. Ancak banka inceleme süreci başlatıyor.
Lütfen bu konuda herkesi uyaralım…
Sağlık bakanlığı randevu için sizden para talep etmez, kredi kartıyla işlem yaparken bir kez daha düşünün ve ödemeyi kontrol edin.
*- DOLAŞAN ANKET
Doğan Karabulut kardeşimiz, her zaman olduğu gibi önemli konulara dikkat çekiyor.
Doğan Bey, ‘Sosyal medyada birkaç gündür SZC’de haber olarak yayınlandığı söylenen bir anket dolaşıyor...
Ankette Başkan Erdoğan, Özel’i de, İmamoğlu’nu da, Mansur Yavaş’ı da geride bırakmış görünüyor...’ diyerek devam ediyor;
“Siyasetten ne kadar anladıkları yaptıkları ifadelerinden açıkça belli olan çok sayıda kişinin birbirleriyle ‘yorum çarpıştırdıkları’ paylaşıma göre, Başkan Erdoğan, Özgür Özel’i 51,4-26,1 (yani 2 katı!), İmamoğlu’nu 45,5-36,3 gibi ‘skor’‘larla adeta ‘eze eze’ yenerken Mansur Yavaş’ı da ‘kıl payı’ 42’ye 39,4’lük bir skorla geçebilmiş (geride kalanlar ‘fikrim yok’ diyenler)...
“Efendim bu anket güncel değil; çok eski!’ diyenler de var, ‘geçen yazın rakamları’ diyenlerde, ‘2024’ün sonu, 1 yıl önceki durum’ diyenler de...
*- KİMİ GÖRMEK İSTİYORSUNUZ?
Aynı habere göre, ‘Kimi Cumhurbaşkanı görmek istersiniz?’ diye sorulan soruya da ilginç yanıtlar var: bu sıralamada da ‘lider’ yine Erdoğan; yüzde 26,5 ile... Onu yüzde 17 ile Mansur Yavaş izliyor... Ekrem İmamoğlu yüzde 13,2 ile üçüncü sırada...
İlk kez sıralamaya giren Hakan Fidan yüzde 6,3 ile kendine 4. sırada yer bulmuşken, beşinci ve son sırada yüzde 5.1 ile Özgür Özel var.
Belki diyeceksiniz ki, bu muğlak kaynağa dayalı sonuçlar üzerinden neden görüş bildiriyorsun?
Bütün sosyal medya bu tarafa bakarken, sosyal medyayı pek kullanmayanları da haberdar edeyim dedim...”
Doğan Karabulut belki durumu ve tahsili nedeniyle anketlere inanıyor…
Bana sorarsanız, ‘anket’ demek ‘para’ demektir.
Gayet iyi biliyorum, Nasreddin Hoca’nın dediği gibi parayı veren düdüğü çalar.
Özellikle önemli günlerde, zamanlarda, örneğin yılbaşında, birileri çıkar, başkanlarla, ya da dernek yöneticileriyle maddi yönden anlaşır.
‘Yılın başkanı’ ilan eder, halkın oylarıyla (!) der…
Bir de dergi ya da özel gazete çıkarılır…
Gelsin paralar…
Bu hep böyledir…
Daha büyük rakamlar ise büyük şehirlerde ya da genel merkezlerde oluşturulur.
Ama bazısı da, bir beklenti karşılığında, ya da özel ilişkiler nedeniyle, kendiliğinden, destek amacını güder.
Tabii çok ciddi ve önemli gerçek anket firmaları var, bunları ayrı tutuyorum.
Ama ne olursa olsun, ben çok gördüğüm yaşadığım için, anket haberlerine fazla önem vermem…
Fakat bilgi sahibi olunması, güncelden uzaklaşmamak için paylaşım yapıyorum.
*- EMEKÇİLER ve EMEKLİLER
Günceli konuşmaya devam edelim:
Asgari ücret belirleme ile memur, işçi ve emeklilere zam dönemi geldi çattı.
Çoğu işyerinde neredeyse hayatı pahasına çalıştıklarını çıkan yangınlardan, iş kazalarından, başlarına gelen türlü felaketlerden açıkça gördüğümüz emekçiler, alınacak kararı “mazlum”(!) bir biçimde bekliyorlar...
Malum, ücret tutarı ne olursa olsun, durumun işçiler lehine olduğunu görmemiz sözcüğün tam anlamıyla mucize!
Memur ve emeklilere yapılacak zam dönemi yaklaştıkça da enflasyon oranlarının gittikçe küçüldüğünü görüyoruz; tıpkı geçen yıllarda olduğu gibi...
Bu memleketi yönetenler sayıları 20 milyona yaklaşan bu büyük kitleyi nasıl görmezden gelebiliyorlar; hayret!
Dahası büyük cesaret(!)
*- BİLİNENİ AÇIKLADILAR
Kimya Mühendisleri Odası Ege Bölge Şubesinin uyarısına bizim kadar ilgili yöneticilerin de kulak vermesi gerekiyor.
İddia şöyle:
“Siyanür bazı bakkallarda bile satılıyor!”
Son dönemde ilaçlama kaynaklı ölümlü vakaların artması kamuoyunda endişe yaratırken, TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Ege Bölge Şubesi konuyu irdelemiş.
Uyarıya göre; ilaçlama işlemlerinde kullanılan kimyasalların yanlış doz ve yöntemlerle uygulanmasının ölümcül sonuçlara yol açabileceğini, denetim mekanizmalarının ise yetersiz kaldığını vurgulanıyor.
Siyanür tarzı zehirli maddelerin tarım amaçlı kullanıldığı fakat köy bakkallarında da bu ilaçların mümkün olduğu denetimin ise eksik olduğu vurgulandı.
Kimya Mühendisleri Odası’ndan yapılan değerlendirmede, ilaçlama işlemlerinin yalnızca teknik değil aynı zamanda doğrudan halk sağlığını ilgilendiren bir konu olduğu ifade edildi.
Günlük yaşamda zararlı haşerelerin kimyasal yöntemlerle bertaraf edilmesine ilaçlama denildiğini hatırlatan Oda yetkilileri şöyle diyor:
“Bu işlemin uygulanmasının mevzuatımızdaki yeri “Biyosidal ürünlerin kullanım usul ve esasları hakkında yönetmeliğidir. Bu yönetmelik bu tür ilaçlama işlerinin kimler tarafından nasıl uygulanacağı ve hangi ürünlerin uygulanması gerektiği kurallarını açıkça ifade eder. Ancak bu yönetmeliğin uygulanmasının denetlenmesinde maalesef sıkıntılar olmaktadır.”
Genelde ne yapıyoruz, bakkal ya da satıcıya ‘Bunlardan nasıl kurtulacağız?’ diye soruyoruz, sizi dinliyor ve anlatıyor…
Kimyasalı yani ilacı alıp uyguluyoruz.
Masraftan kaçmak için maske ya da koruyucuları kullanmıyoruz.
Arada kurala uymayan çıkıyor ve sağlıksız bir durumda, kendimizi hastanede buluyoruz.
Gerçeği iki sözcük ile belirteyim:
‘Yetkisiz ve denetimsiz!’
*- ZULA PATLAYINCA!
“Haberler… Haberler..” diyoruz ya, işte size günün haberi;
İzmir'de zula patladı!
Daire değil zehir deposu…
Tarafsız Gazetesi olay yerinde olayı takip etmiş.
“Neden günün haberi” diyorum, konu eminim hepimizi ilgilendiriyor.
Düşünün, üniversiteler kentimiz İzmir’in Bornova kentinde bir apartmanın dairesinde 29 binden fazla sentetik uyuşturucu hap ve esrar maddesi ele geçirildi.
Polis ekipleri gördükleri patlattıkları zula karşısında şaşkınlıklarını gizleyemediler.
Kapıcı dairesine gizlenmiş 29 binden fazla sentetik uyuşturucu hap ve esrar maddesi ele geçirildi.
Çok sayıda suç kaydı bulunan şüpheli, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
Bornova Suç Önleme ve Soruşturma Büro Amirliği ekipleri, Yeşilova Mahallesi'nde uyuşturucu madde ticareti yapan şahıslara yönelik yürüttüğü saha çalışmaları kapsamında zehir tacirliği yaptığı belirlenen bir şüphelinin izine ulaştı.
Polis ekipleri, B.Z. isimli şahsın iki ayrı adresi uyuşturucu trafiği için kullandığını, özellikle bir apartmanın kapıcı dairesini ise 'zula' olarak tabir edilen depo olarak kullandığını tespit etti.
35 yaşındaki B.Z.'nin yapılan Genel Bilgi Tarama (GBT) kontrolünde şüphelinin 'uyuşturucu madde ticareti (TCK 188), görevi yaptırmamak için direnme, 6136 sayılı kanuna muhalefet (ateşli silahlar), kasten yaralama ve otodan hırsızlık' gibi pek çok suçtan çok sayıda kaydının bulunduğu belirlendi.
Şimdi yine affı bekleyecek herhalde, ya da hafifletici yasa maddelerini bulmaya çalışacak devamla avukatı ile…
*- ASIL TEHLİKE!
Sevgili okuyucularımdan Aynur Can, sağlık haberlerini paylaşmayı seviyor.
Bir bakıyorsunuz hepimizin bildiklerini tekrarlıyor, bir bakıyorsunuz bir yerlerde buluyor ve özellikle biz yaşlılara sesleniyor.
Şimdi de sormuş;
“Unutkanlığın Ardındaki Asıl Tehlike Ne?” diye…
Yaş ilerledikçe pek çok insanın zihnini aynı soru kurcalamaya başlıyor:
‘Bu unutkanlık normal mi, yoksa demansın başlangıcı mı?’
Ben de önce yaptığımı anlatayım, sonra Aynur Can hanımın paylaşımına devam edeyim:
Beşiktaş Belediyesi’nden gelen son mesaj şöyle idi:
“Sevgili ikomşularımız;
75 yaş üzeri komşularımıza (75 +) , bireylerde kapsamlı gerontolojik değerlendirme hizmetimiz başladı.
Beşiktaş Belediyesi olarak 75 yaş ve üzeri büyüklerimizin sağlık, sosyal yaşam, güvenlik ve yaşam kalitesi alanlarındaki ihtiyaçlarını birlikte belirliyoruz.
Sağlıklı günler dileriz..”
Mesaj cebimde dururken, yolum Beşiktaş Belediyesi’ne düştü.
Girişteki geniş alandaki, belli yaşın üzerindeki büroya girdim.
Evlere ekiple gittiğini öğrendiğim görevli bayanla uzunca bilgi sohbeti oldu.
‘Size öncelikle bir saatlik bir test yapmamız lazım!’ dedi.
Yani hazırdılar…
Aklıma beş altı ay önce yaptırdığım bu ‘demans’ testi geldi.
‘Yaptırdım’ dedim…
Koskocaman, çok önemli bir hastanemizde, sıra ve saat veriyorlardı.
Yani, Beşiktaş Belediyesi hizmeti gibi, ‘hemen’ imkânsızdı.
Doktorunuz karar verecek, yazışması olacak, ondan sonra testi yapacak olan uzmanımız sizi sıraya alacak!
Gördüğüm kadarıyla bir uzman var, tabii o da yeterli olamıyor.
Ne yapmalı, sayıyı arttırmalı…
Bir anımsama yapmak istedim, hastane yönetimine…
Şimdi yine, Beşiktaş’ta doğan büyüyen, sonra İzmirli olan Aynur Can’a…
*- “YAŞLANMIYOR… SIKILIYOR!..”
Aynur Can, ‘Son yıllarda bu soruyu bana da sıkça yöneltiyorlar.
Dostlarım, iş dünyasından tanıdıklarım, toplantılarda karşılaştığım profesyoneller… Hepsi aynı şikâyeti dile getiriyor…’ diyor,
Soru şöyle;
“Unutkanlığın Ardındaki Asıl Tehlike Ne?”
Devam edelim:
“İsimleri hatırlamakta zorlanıyoruz, kelimeler gecikiyor, bir odaya neden girdiğimizi unutuyoruz.
Zaman zaman zihnimizin sisli bir koridora girdiğini hissediyoruz.
En eski anılarımız hâlâ capcanlı dururken, önceki akşam ne yediğimizi hatırlayamıyoruz.
Bu kaygı insani, hatta doğal.
Ancak çoğu zaman yanlış yere yöneltilmiş bir endişe.
Çünkü nörobilim artık çok açık söylüyor:
Beyin yaşlanmıyor.
Beyin sıkılıyor.
Tekrar, rutin, heyecansızlık ve duygusal durağanlık beyni yavaşlatıyor; yaş değil, hayatın tekdüzeliği.
Demans dediğimiz nörolojik gerilemenin önemli bir kısmının, tıbbi nedenlerden önce zihinsel ve duygusal tekdüzelikten beslendiğini öğrendiğimde ben de şaşırmıştım.
Oysa geriye dönüp baktığımda, yaşlanmak dediğimiz şeyin çoğu zaman beynin ‘hayatla teması kaybetmesi’ olduğunu görüyorum.
Beyin yaşlanmaz; şaşırmayı bırakınca küçülür.
40 yaşından sonra önce vücudumuz değil, beynimiz yavaşlamaya başlar.
Bunun nedeni yaş değil; aşırı öngörülebilirliktir…
*- KIŞ UYKUSU
Her gün aynı yolu yürümek, aynı insanlarla konuşmak, aynı haberleri okumak, aynı duyguların içinde dönmek, rutinlere sıkışmak…
Beyne “beni artık çok çalıştırmana gerek yok” mesajı gönderir.
Bilim buna “zihinsel hibernasyon” diyor.
Beynin kış uykusu...
Bu doğrudan demans değildir ama demansa giden yolu sisle kaplayan bir ön evredir.
Bu gerçeği zamanla çok hissedersiniz.
Mesela bir diplomatsınız!
Şöyle dersiniz:
“Yeni ülkelere uçtuğumda, yabancı liderlerle masaya oturduğumda, bilinmez kültürlerin içine girdiğimde beynimin bir anda açıldığını fark ediyordum.
Bugün hâlâ yeni bir coğrafyaya gittiğimde, yeni insanlarla temas ettiğimde, farklı bir tartışmaya girdiğimde zihnimin gençleştiğini hissediyorum…”
Şimdi yine devam edelim:
“Çünkü beyin yeniliği sever.
Yenilik bulamazsa kendini kapatır.
Yalnızlık, beyindeki nöronları şekerden daha hızlı öldürüyor
Nörologlar bugün çok net konuşuyor:
Yalnızlık, beynin en hızlı yaşlandırıcısıdır.
Şeker, yağ, stres hatta genetik bile bu kadar hızlı tahribat yaratmıyor.
*- KOPYALI GÜNLER
Bir doktor annesini şöyle anlatmıştı:
“95 yaşında hâlâ dimdik, çünkü her gün biriyle konuşuyor üstelik gerçek bir sohbetle.”
Bu tesadüf değil.
Sosyal temas, özellikle derin ve nitelikli olanı, beynin yeni bağlantılar kurmasını zorunlu kılar.
Hikâye anlatmak, tartışmak, kahkaha atmak, bir derdi paylaşmak…
Bunların her biri beynin iç kablolarını yeniden döşer.
İzolasyon ise zannedildiği gibi bir huzur değildir.
Sessiz evler, sessiz akşamlar, birbirinin kopyası günler…
Bunlar beyni görünmez bir çöküşe sürükler.
Türkiye’de, Avrupa’da, Körfez’de gördüğüm pek çok insan yalnızlığın nasıl sinsi bir düşman olduğunu fark etmiyor.
İnsan beyni, insan sesiyle canlı kalır.
Sessizlik, dayanılmaz bir aşındırıcıdır.
Ekranlar beyni kandırıyor ama geliştirmiyor
Bugün çoğumuz saatlerimizi ekrana bakarak geçiriyoruz ve bunu zihinsel faaliyet sanıyoruz.
Oysa beyin pasif tüketimden hiçbir şey öğrenmiyor.
Ekran, zihni çalışıyor gibi gösteren bir illüzyon yaratıyor ama nöronları uyutmaktan başka bir işe yaramıyor.
Beyni büyüten şey ekran değil; eylemdir.
Okumak, yazmak, yürümek, yeni bir dil öğrenmek, sanatla uğraşmak, bir çocukla ya da yaşlıyla gerçek bir sohbet etmek…
Bunlar beyni ateşler.
*- AFFETMEYEN İNSANLAR
Kendi hayatımda bunu çok görüyorum.
Yeni bir konuşma hazırlarken, bir müzakere stratejisi oluştururken, günlerce masa başında kitap yazarken zihnimin nasıl açıldığını, nasıl hızlandığını hissediyorum.
Bu yüzden ekranı mümkün olduğunca geri plana alıyor, zihnimi “kullanan” işlere yöneliyorum.
Affetmeyen insanların beyni daha hızlı çürüyor.
İddialı gelebilir ama bilimsel olarak kanıtlı:
Kırgınlık, öfke ve kin nörolojik toksindir.
Vücutta sürekli dolaşan kortizol, yani stres hormonu, hippocampus’u hafıza merkezimizi yavaş yavaş aşındırır.
MRI görüntülerinde kronik öfkesi olan kişilerde hafıza bölgelerinin daha küçük olduğu görülüyor.
Bu yüzden affetmek yalnızca bir ahlak erdemi değil, biyolojik bir zorunluluktur.
Bağışlamak karşıdakini değil, kendi beynimizi kurtarır.
Geleceğe dair beklenti yoksa beyin kendini kapatır.
Belki de en etkileyici bulgu şu:
Bir insanın geleceğe dair bir heyecanı, beklentisi, planı yoksa beyin hızla kararmaya başlar.
Dopamin düşer.
Nöron üretimi azalır.
Yaşam enerjisi söner.
Hâlâ çantasına ruj koyan 80’lik teyzeler vardır; “her ihtimale karşı güzel bir şey olabilir” düşüncesi bile beyni hayatta tutan yakıttır.
Hep meraklı, hep meşgul, hep konuşan…
Planı olanın zihni ışıldıyor; planı olmayanın beyni kapanıyor.
Demans bambaşka bir süreç...
Demans; kişinin yakınlarını tanıyamaması, mekânı karıştırması, günlük hayatını sürdürememesi ve davranışlarının belirgin biçimde değişmesi gibi ağır bulgularla seyreder…”
*- SAYALIM, BAKALIM…
Bugün toplumda gördüğümüz hafıza şikâyetlerinin büyük kısmı ise stres, uykusuzluk, yalnızlık, zihinsel rutin, duygusal yük, B12 eksikliği ve çoklu görev baskısından kaynaklanıyor.
Bunlar demans değil; hayatın bizi zihinsel olarak köreltmesidir.
Benim güçlü tavsiyem: Beyninize yeni yollar açın.
Yaşadığım her ülkede, çalıştığım her kurumda ve masasına oturduğum her liderde aynı gerçeği gördüm:
Beyni genç tutan şey yaş değil; yeniliktir.
Yeni insanlarla konuşun.
Her yıl en az bir yeni şey öğrenin.
Günlük rutininizi kırın.
Affedin.
Bir hedefiniz, bir hayaliniz olsun.
Telefonsuz yürüyün.
Ve mutlaka üretin.
Seyahat edin,yakın ya da uzak fark etmez.
Yeni bir yol, yeni bir yüz, yeni bir ses beynin en güçlü gençlik ilacıdır.
Uzun yaşıyoruz, fakat uyanık yaşamıyoruz
Demans çoğu zaman bir hastalıktan önce bir uyarıdır:
“Hayatının sürprizleri bitti. Yeni bir şey yap.
Yeni biriyle konuş.
Yeni bir sayfa aç.
Yoksa zihnin kapanacak.”
Bugün 40’ından, 50’sinden, 60’ından sonra hâlâ üretken, meraklı ve keskin kalan insanların ortak noktası çok net:
Ruhları genç, beyinleri meraklı, hayatları hareketli, duyguları akışta, planları hiç bitmiyor.
Yaş değil, yaşama biçimi belirliyor geleceğimizi.
Ben kendi adıma beynime bir söz verdim:
Sıkılmasına izin vermeyeceğim.
Aynı sözü siz de verin.
Çünkü mesele artık uzun yaşamak değil; uyanık yaşamak!..”
*-
Yorumlar yükleniyor...