Mayıs ayında Yüksek Hakeme gitmişti
Köşe Yazısı

Mayıs ayında Yüksek Hakeme gitmişti

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
06 Sep 2025 14 dk okuma 137

*- SIKINTI BİZDE Belediyelerden söz etmiştim. Çoğunluğun bilmediği anımsamadığı yıllarda, belediye yöneticilerinin kentin eşrafından seçildiğini belirtmiştim. Acaba şimdi, ‘Eşraf nedir?’ bilen var mı? Arada ‘Biz yöneticimizi yerli halktan istiyoruz!’ gibi cılız sesler çıkıyor. Doğru ama ‘senin önerdiğin isimlerin özellikleri nedir?’ sorusuna yanıt yok. ‘Bizden biri!’ demek yeterli değildir. En basitinden ‘Vizyon’ denilen, ‘liyakat’ denilen özellikleri var mıdır? İki dönem önce, bir za

*- BAŞKAN SÖYLEMİŞTİ

Anımsıyorum;

Urla’da sadece CHP’den başkan aday adaylarının sayısı neredeyse elliye ulaşıyordu.

AKP’den, MHP’den, İYİ Parti’den ve diğerlerinden olanlarla birlikte, sayı o kadar büyüyordu ki, karşınıza sanki Ağrı Dağı gibi bir büyüklük çıkıyordu.

Aday gösterilerek seçilen başkan bir süre sonra bir soru üzerine bilerek bilmeyerek, ‘Herkes rant peşinde koşuyor. Bunun için aday adayı oluyor!' gibisinden laf etmişti.

Yine anımsatayım:

Başkent Ankara’da bir belediye başkanı, şu cümleyi kullanmıştı:

‘Yamyamlar!’

Kıyamet kopmuştu…

Son yıllarda ‘Hakemlikte’ de büyük ilgi ve artış oldu.

Yanlış yazmadım herhalde, ‘Hakimlikte’ değil ‘Hakemlikte’ diyorum.

Hakemlikte ilk şart şöyle idi:

‘Tahsilinizin dışında, mutlaka bir işiniz olacak!’

Yani işsiz güçsüzseniz, sporun içinde ne kadar olursanız olun, aday olamaz, kurslara katılamazdınız.

Bir şekilde, şimdi nasıl sahte diplomalılar ortaya çıktı ya, olurunu bulan hemen bulunur, ‘güle güle!’ denilirdi.

Umarım, ki önümüzdeki baharda yapılacak seçimlerde, düzgün adaylar karşımıza çıkar, biz de ‘Bu bizden’ demeden liyakatli olanları seçeriz, hiç kimse sıkıntı yaşamaz…

Çünkü sıkıntıyı biz yaşıyoruz.

*- YUVARLAK HESAP

Tanınmış bir eski siyasetçinin şu sözleri halâ aklımda:

‘Çok yazık ettik, evine ekmek bile götüremeyenlere, milyarlık bütçeli belediyeleri teslim ettik!’

Sonra ne duyuyoruz;

‘Politikacı bir eski garsonun, bilmem kaç tane dairesi var…’

Sakın ‘üç beş’ diye bir sayı aklınızdan geçmesin!...

Yuvarlak hesap 300 diyebiliriz…

Bir kişinin değil, kaç kişinin!

Doğru rakam resmi kayıtlarda vardır.

Aklıma ünlü bir söz geldi;

‘Dost ayakkabı gibidir, iyi seçmezsen, iki gün sonra arkadan vurur!’

Bu söz de bana göre her kalıba girer…

Yalnız birileri için geçerli değil…

*- MANİSA İÇİN ÇOK KÖTÜ

Keşke duymasaydım.

Haber şöyle;

“Vestel zararda son 6 ayda 3 bin 416 kişi işten çıkartıldı 2 bin kişinin daha işten çıkarılması gündemde…

Vestel Elektronik’in zararı geçen yılın aynı dönemine göre 7 katına çıktı. Bu kötü durumdan dolayı birçok bant ve bölüm kapatıldı.

Sermaye gelirlerinde yaşanan gerileme artan borçların faiz yükü ve uluslararası vergilerde oluşan dengesiz gelişmeler ve yurtdışındaki ülkelerle rekabetin güçleşmesi Vestel'i ve emekçileri olumsuz etkiledi.”

Olumsuzlukları biliyoruz ama bu kadarını değil.

‘Vestel’ demek, bir şehir demektir.

Manisa ekonomisini ve birçok Manisalı aile Vestel sayesinde ayakta duruyor.

Yani bu haber umarım doğru değildir.

Çünkü zararını hepimiz çekeriz.

*- EKMEĞİN PEŞİNDELER

Şimdi size ‘ekmeğinin peşinde’ koşanlardan bir haber vereyim:

Yüksek Hakem kararını verdi:

Sadece %15 zam

Birleşik Metal’in Jantsa işçilerini dinlemeden talep ettiği yüksek zam oranı yüzünden işveren ile anlaşılamamış süreç Mayıs ayında Yüksek Hakeme gitmişti.

Jantsa işçileri Yüksek Hakem'in verdiği %15 zam kararıyla adeta sarsıldı. İşçiler sürecin masada çözülmeyip yüksek hakeme gitmesinden dolayı sendikayı eleştirdiler.        

*- YOLUNA DEVAM ET

                                                                      

Suyun doğasını bir felsefe anlatır..

Örneğin, dağdan akan suyu düşününüz.....

En az direnç gösteren yolu seçer akmak için.

Yani önüne bir kaya çıkacak olursa vazgeçmez yolundan ama onunla uğraşmaz, kayayla mücadele etmez, etrafından dolaşıp devam eder akmaya....

Suyun bu doğasından alınan ilhamla şöyle der Sufiler:

‘Seninle uğraşan hiç kimseyle uğraşma, eğer uğraşırsan onunla aynı yerde kalırsın.

Etrafından dolanıp devam et yoluna.’  

*- SABRETMEK, ‘OTURMAK!’ DEĞİLDİR

                            

Diyelim ki dağdan akan su önüne çıkan kayanın etrafından dolaşamayacak bir yola denk geldi...

O zaman ne yapar?

Birikip, çoğalıp üstünden aşar.

Yok eğer bu da olmuyorsa,

Sabırla kayayı damla damla delmeye başlar.

Kayayı delmeyi başaran suyun kuvveti değildir, tabii ki, damlaların sürekliliğidir ki buna da ‘sabır’ derler.

‘Sabretmek’ hiçbir şey yapmadan oturmak değildir...

‘Sabır dikenin içinde gülü, gecenin içinde gündüzü hayal edebilmektir.’ der Şems-i Tebrizi .

*- HEP İLERLE…

Suyun doğası imkânsızın bile başarılabileceğini, bunun için sabırlı ve istikrarlı olduğunu öğretir.

Kayayı delen su elbette yine yoluna devam eder.

Su hep akar ve çalışır.

Bilir ki aktıkça temizlenir.

Bazen dere kenarlarında su birikintileri oluşur, akmayan su bulanır, çamurlaşmaya başlar!

Üzerine pislik birikir ve Sufiler bu yüzden derler ki:

‘Sen su gibi sürekli ak!

Her daim yenilen!

Her gün yenilen!

İki günün aynı olmasın hep ilerle!

Dünü dünde bırak yeni şeyler öğren!’

*- DEĞİŞİMDEN KORKMA

Örneğin, su değişimden hiç korkmaz...

Ama insanlar değişimi sevdiklerini söyleseler de aslında bundan çok korkarlar...

Su; ‘değişimi’ ne de güzel anlatır.

Bazen yağmur olur,

Bazen kar olur,

Bazen buz olur,

Bazen buhar olur...

Buhar olduğunda çıkar gökyüzüne, yağmur olup, kar olup, yine iner yere.

*- HAYATTA KALANLAR

Ayrıca su uyumludur.

Çay bardağına koyduğunda, çay bardağının şeklini alır, kovaya koyduğunda kovanın.

Sürekli bulunduğu yere uyumlanır ama doğası da hiç değişmez....

Her yere her şeye uyum sağlar...

Unutma ki dünyada her zaman doğaya uyum sağlayanlar hayatta kalır.

Uyum sağlayanlar esnektir çünkü.

Değişime direnenler ise katıdırlar...

Fırtına en sert en güçlü ağaçları devirir ama esnek fidanlara, otlara hiçbir şey yapamaz.

O yüzden esnek olanlar, uyum sağlayanlar hayatta kalır.

*- ‘SU GİBİ AZİZ OL!’

Aynı zamanda akışa teslim olur.

Teslimiyet içindedir.

Bu teslimiyet boyun eğmek değildir.

Çünkü bilir ki bütün dereler eninde sonunda büyük denizlere, okyanuslara akar.

Elinden geleni yaptıktan sonra hayatın akışına teslim olmaktır bu.

Su berraktır, Şeffaftır.

Olduğu gibidir yani.

Paylaşımcıdır...

Hep besleyicidir.

İnsanları, hayvanları, doğayı besler…

Hayatı başlatandır ve sürekli üretendir...

Su olan her yerde bitkiler vardır, hayvanlar vardır, insanlar vardır, hayat vardır.

İşte suyun bu yapısından dolayı Sufiler birbirlerine, ‘Su gibi aziz ol!’ derler.

*-

Bucalı Serpil Nergiz’den bir süredir haber almadım.

Bir zamanlar yazılarıma yorum yapardı.

Ben de sayesinde, ülkemizin güzelliklerini ortaya çıkaran fotoğraflarına bakar, iç çekerdim, ‘Bu güzelliklerden neden hepimiz yararlanamıyoruz?’ diye…

Ve bugün sevgili Serpil Nergiz’den şu alıntıyı aldım, paylaşıyorum:

“Son iki günde 12 saatlik bir yola şehirlerarası otobüs ile gidip geldim.

Evet, ben biraz fazla dikkatli bir insanımdır, lakin toplam 24 saat süren yolculukta gördüklerim/yaşadıklarım da hiç hoş değildi.

Dolayısıyla bazı (ilkokul seviyesindeki) adabı muaşeret kurallarından bahsetmek/hatırlatmak istiyorum.

İlk öncelikle (ve özellikle) gençler;

1- 40 kişinin olduğu bir ortamda; sevgili, kanka vs. ile saatlerce (insanların duyacağı şekilde) telefonla konuşulmaz.

Argo, hakaret, kahkaha ve şakalar hiç yapılmaz. Kimse sizin keyfi-ergen muhabbetlerinizi dinlemek zorunda değildir.

2- Toplu taşımaların hiçbirinde Instagram, Tiktok ve her ne halt ise yüksek sesle içerik izlenmez.

Bu dünyanın herhangi bir yerinde de hoş görülecek bir davranış değildir ve insanları fazlasıyla rahatsız etmekte/germektedir.

3- Toplum içerisinde öpüşülmez, sevişilmez.

Özelikle 12 saat yolculuk yapacağınız bir ortamda bu tarz davranışlarda bulunup bir de etrafa 'hayırdır, bir sorun mu var?' şeklinde bakışlar hiç atılmaz.

Anormal olan sizin davranışınız, insanların yadırgaması değil.

4- (Özellikle bayanlara bu);

İki kişilik koltukta yanınız boş ise biraz rahat oturulabilir evet, ancak arkanızı koridora (yani insanlara) dönerek yatmak, üstelik bir örtü dahi kullanmamak nereden bakılırsa bakılsın saygısızlıktır.

Bu durum ayrıca erkekler içinde geçerlidir.

Not: Evet gençler en özgür, en asi, en farklı vesaire sizsiniz, tamam.

Ama emin olun bu kadar da değil.

İnsanların size sessiz kalması cahil-bela eğrisine olan tecrübelerine dayanmaktadır.

Bunu fazla zorlamayın.

5- (Bu orta yaş ve üstü için daha çok)

Uzun otobüs yolculukları ayaklarda sıvı birikmesine neden olabilir, bu doğaldır.

Ancak eğer ayakkabılarınızı çıkaracaksanız ayaklarınızın temiz ve kokmuyor olduğundan emin olmalısınız.

Orası sizin eviniz değil.

6- (Bu genel)

Toplum içerisinde dakikalarca cix, vick gibi sesler çıkarılmaz.

Eğer dişinizde bir şey kaldıysa, kürdan denilen icattan yararlanabilir,

İlk molada ağzınızı çalkalayabilir veya dişlerinizi fırçalayabilirsiniz.

7- Koltuk (binişten inişe kadar) tamamen arkaya yatırılmaz.

İnsanların önemli bir kısmı (bel rahatsızlığı vs.) dik oturmayı tercih eder ve bunun bedelini öndeki koltuğun ağzının içine girmesiyle ödemek zorunda değildir.

8- Koridorda yürürken oturan yolculara/koltuklarına ön-arka yaslanılmaz. Sizin bel seviyenizin oturan kişinin suratına denk geldiğini unutmayın. Gönyenizi koruyun.

9- Dizler öndeki koltuğa dayanmaz.

Haydi dayadınız, 5 dakikada bir kıpraşılmaz.

Farkında olmayabilirsiniz ancak dizlerinizi dayadığınız yer, tam olarak başkasının konfor alanıdır.

Girmeyin, bozmayın.

10- İki kişilik koltukta kollar ve bacaklar kendi alanının dışına taşırılmaz.

Eğer bunu ayarlayabilecek kapasiteniz yoksa, önünüzdeki koltuktan kerteriz alın ve yanınızdaki yolcunun alanını ihlal etmeyin.

11- Toplu taşımada baharatlı/ağır kokulu cips, kraker, çerez vs. yenmez.

Sizin kokusuna bayıldığınız şey, bir başkasının midesini fazlasıyla bulandırabilir.

Ayrıca sadece sizin duyduğunuzu sandığınız 'katur-kutur' sesi, sandığınız gibi değildir.

12- (Bu da muavinlere)

Uykusuz, yorgun, psikolojik sorunlu veya işinizi çok sevmiyor olabilirsiniz. Ancak insanlara karşı saygılı ve nazik olmak zorundasınız.

Kimse sizin gergin gergin tavırlarınıza katlanmak zorunda değildir.

Tüm bu saydıklarım ve fazlasına sizlerde bugüne dek defalarca şahit olup/maruz kalmışsınızdır.

Lakin bu durumların bu denli yaygınlaşması ve normalleştirilmesi gelişmiş bir toplum için asla kabul edilebilir değildir.

Evet 'gelişmiş bir toplum için…”

Sevgili Serpil Nergiz umarım sizin bu hatırlatmanızdan bazılarımız nasiplerine düşeni alırlar…

*- HER DERDE DEVA…

Murat Eştürk de, ‘Limon’ hakkında ilk defa duyacağınız altın değerinde bilgileri paylaşmış…

Murat yazısında şöyle diyor:

“Limonda bulunan asit koltuk altında oluşan bakterileri öldürür.

Koltuk altına limon sürerseniz kokuyu yok eder, hem doğal, hem de zararsızdır.

Limonu topuk ve ayakuçlarına 10 dakika masaj uygulayarak sürmek; grip ve nezleyi hızlıca geçirir..

Paslanan malzemelerinizi limon suyunda bekletirseniz pası çözülür ve hızlıca temizleyebilirsiniz.

Limon suyu içmek;

Bağışıklık sistemini güçlendirir, kırışıklık ve lekeleri azaltır, diş ağrısını dindirir ve kanı temizler.

3 limon ve 1 kaşık vanilyayı su bitinceye kadar kaynatin; evdeki hava tertemiz olacak, koku gidecektir.

Bileklerinize birkaç damla limon damlatırsanız vücudunuz dinç olur ve enerjiniz artar.

Elinize sinen kokuları limonla ovarak yok edebilirsiniz.

Sabahları yorgun uyanıyorsanız başucunuza limon koyun, kötü kokuyu alır ve salgıladığı kokuyla stresinizi azaltır, uyku kalitenizi ise yükseltir. Enerjik uyanırsınız.

Limon Kabuğu yemenin faydaları ise saymakla bitmiyor, tam bir şifa deposu!

Diş etlerini güçlendiriyor, Karaciğerde yağlanmayı önlüyor, Bağırsakları koruyor, Hücre hasarını önlüyor, Kanser riskini azaltıyor.

Kalp ve Damar sağlığını koruyor.”

Sevgili Murat Eştürk herhalde çarşı- pazara son zamanlarda gitmemiş…

Limonun yanına yaklaşmak da, cin çarpmış gibi olmak ile aynı anlama geliyor.

Nazlı- Selamettin Bayındır çifti Urla’daki evimin bahçesine, hediye olarak bir limon fidanı diktiler.

Fidan büyüdü ağaç oldu ama henüz komşumun gibi ‘bereketli’ olmadı.

Yani henüz bir ürün alamadım.

Aklıma gelmişken, limonun, erik ve kayısının diplerini de güç bulursam çapalayayım, belki faydasını görürüm…

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 367

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 220

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 374

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...