KUZUYU YEMEK İÇİN
*- ÇOK ESKİLERDE… Güler Dost Milli Yüzücülerimizden Zafer Atamer’in anlatımından öğrendiğim, Prof. Dr. Bahtiyar Özçaldıran’nın ‘Yüzme Antrenman Bilimi’ kitabının tanıtım toplantısından söz ettiğim yazıyı beğenmiş. Bahtiyar hocamızın, 70’li yıllardan günümüze kadar tüm İzmirli başarılı yüzücüleri bir araya getirip; tek tek sahneye çağırıp onurlandırması da, kendisini çok eski yıllara götürmüş. Güler Dost, etkilendiği yazıdan sonra, bir anısını bizimle paylaşmak için kalemi eline almış ve şu
*- BAŞKAN DA KLAVYENİN BAŞINA GEÇTİ
Ümit Uysal belediye başkanlarımızdan biri.
Ümit Uysal başkanımız da, televizyonlarda ve medyadaki son gelişmeleri dinledikten sonra, aynı Güler Dost hocamız gibi kalemi eline alıp, yazmaya başlamış,
Birlikte okuyalım:
“Dünya egemenlerinin bize söylediği bu mu?
Siz Ortadoğulusunuz, ulus devlet kuramazsınız, birleşemezsiniz, ayrışmalısınız!’
*- HİÇ GÖRDÜNÜZ MÜ?
Fransız seçimlerinde Cezayir kökenli Fransızlara, ya da Guyanalılara ‘Sayın Cezayirliler, Sayın Guyanalılar’ diye seslenen siyasetçi var mı? İngiltere’de ‘Sayın Hintliler, Sayın İskoçlar’ diyen var mı?
Amerika’da ‘Sayın Meksikalılar, Sayın İrlandalılar’ söylemini hiç duydunuz mu?
Resmi dillerini tartıştıklarını hiç gördünüz mü?
*- İLKEL ve AYIP
Türkiye’mizde sağdan soldan çiğ siyasetçiler var,
Mikrofonu her aldığında, ‘Türk, Kürt, Çerkez, Arap, Alevi, Sünni’ diye sayan, bunu demokratlık zanneden. İnsanların kökenlerini, farklılıklarını inkâr etmek ne kadar ilkel ve ayıpsa, çok öncesinden beri bir arada yaşarken, 100 yıl önce bir ulus ve bir devlet inşa etmiş, ortak bir vatandaşlık hukukunda birleşmiş toplumumuza, durmadan farklı kökenlerini hatırlatmak aynı derecede ilkel ve ayıptır.
*- KARŞILIĞI YOK
Demokratik ve ekonomik standartlarımızı yükseltebilmek hepimizin ortak amacıdır ve hiçbirimizin, bir diğerimizin kökenini reddetme gereksinimi yoktur.
Bunun yanında, boş siyasetçilerin durmadan farklılıklarımızın altını çizmesinin, Edirne’den Hakkâri’ye, Muğla’dan Artvin’e her türlü ayrımı aşan ulusumuzda hiçbir karşılığı yoktur.
*- FARKINDA OLMADAN
Gündemdeki konuyla ilgili bir de Cavit Torun’un görünüşüne bakalım:
‘Bu coğrafyada her zaman aynı oyunu oynadılar: Ayrıştır, yönet!
Tarih boyunca Ortadoğu’da sınırlar cetvelle çizildi, halklar parçalandı, kardeşlik yok edildi.
Amaç, güçlü bir birlik kurmamızı engellemekti.
Bugün de benzer senaryoları karşımıza koyuyorlar.
Kendi görüş ve fikirlerini tartışmaya açanlar, farkında olmadan emperyalizmin değirmenine su taşıyorlar.’
*-MALABADİ KÖPRÜSÜ
Şimdi de, ‘sanat ve edebiyat durağı’na gidelim.
Aklıma geleni, sizin de aklınıza getireyim.
‘Selçuk&Rana Alagöz’ün şarkılarından birinde adını öğrendiğimiz bir köprü vardı.
İşte şimdi o köprüden, ‘Malabadi Köprüsü’nden söz edeceğiz.
Diyarbakır’ın Silvan ilçesi sınırları içinde kalan Malabadi Köprüsü, uzun tarihi boyunca Artuklu Devleti, Eyyubiler, Anadolu Selçuklu Devleti, İlhanlılar, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Safeviler ve Osmanlı İmparatorluğu gibi birçok medeniyete hizmet verdi.
*- DÜNYADA BİR TANE
Tarihi İpek yolunun güzergâhında görevini devam ettirmiş olan Malabadi Köprüsü, dünyadaki taş kemer köprüler içerisindeki kemer açıklığı en geniş olan köprü.
Köprünün bu özelliğini mimar ve aynı zamanda bir gezgin olan Albert Gabriel şöyle anlatır:
‘Modern statik hesabının olmadığı devirde bu açıklıkta o zaman için böyle bir eser hayranlık ve takdiri muciptir.
Ayasofya’nın kubbesi, köprünün altına rahatlıkla girer.
Balkanlarda, Türkiye’de, Orta Şark’da bu açıklıkta, bu yaşta köprü yoktur.’
*- SAĞLAM ZEMİN İÇİN
Hikayelere ve türkülere ilham kaynağı olan tarihi köprü, Dicle’ye dökülen Batman Çayı üzerinde inşa edilmiştir.
Geleneksel yığma tekniğinde, yapıldığı dönemin mimari sanatını tüm ince detaylarında sunan Malabadi Köprüsü’nün ana yapım malzemesi bölgeden elde edilen kalker taşıdır.
Köprü plan itibari ile tek ana kemerli ve iki yana meyilli köprüler grubunda değerlendirilir.
Köprünün döşeme planı düz bir yapıya sahip değildir; Bulunduğu yerin kayalık oluşu ve bu kayalık zemin üzerine ayakları oturtma çabası köprünün düz bir döşemeye sahip olmasını engellemiştir.
Sağlam zemine oturma çabası, yapının üç yerden kırılarak devam etmesini gerektirirken ana kemerin açıklığını da belirlemiştir.
*- AYNI ZAMANDA OTELDİ
Malabadi Köprüsü, sadece Batman Çay’ını aşmak için değil, aynı zamanda bu yol üzerinde seyahat eden yolcuların dinlenebilecekleri ya da konaklayabilecekleri bir biçimde yapılmıştır.
Köprünün Kitabesi’nde, ‘köprünün yapılmasını ve masraflarının kendi malından ödenmesini beş yüz kırk iki yılında, Artuk oğlu İlgazi oğlu Timurtaş buyurdu.’ ifadesi yer almaktadır.
Kitabeden köprünün 542 yılında (M.S. 1147–1148) Mardin Artukluları (İlgaziler) hükümdarı Timurtaş tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.
Bu dönemde İlgaziler için Mardin yanında Meyyafarikin (Silvan) de önemli bir şehir, ikinci bir başkent durumunda idi.
Burada daha önceleri de bir köprünün var olduğu da bilinmektedir. İbnü’l- Ezrak, ilk köprünün 539 (M.S. 1144–1145) yılında yıkıldığını ve yerine bu son köprünün yapıldığını belirtmektedir.
*-DİNLENME VE KONAKLAMA YERİ
Büyük Seyyah Evliya Çelebi’nin gözlemleri o dönemki gerek köprü olsun gerekse de yöre ile ilgili bilgilere olsun ışık tutmaktadır:
‘Köprünün iki tarafında kale kapıları gibi demir kapıları vardır.
Bu kapıların içinde, sağ ve solda, köprünün temeli beraberliğinde, kemerin altında hanlar vardır ki, gelip geçen, sağdan ve soldan geldikleri vakit misafir olurlar.
Köprünün kemeri altında birçok odalar vardır.
Demir pencereler şahneşinlerinde misafirler oturup kemerin karşı tarafındaki adamlarla kimi sohbet eder, kimi ağ ve oltalarla balık avlarlar. Doğrusu, üstat mühendis var kuvvetini sarf ederek bu köprüde öyle sanatlar göstermiştir ki, bu işçiliği geçmiş mimarlardan hiç birisi göstermemiştir.’
Malabadi Köprüsü, dönemine göre ileri mimari tekniklerin kullanarak yapıldığı önemli bir yapı olup Artuklu tarihinden günümüze kalan en yetkin ve önemli mimari örneklerden biridir.”
*- GÜNDEME GİREN FIKRA
Önemli eğlence yerleri, yani gazinolarda sahneye star çıkmadan önce mutlaka komedyenler çıkar.
Seyircileri güldürerek rahatlatır ve as solisti keyifle dinlemelerini sağlarlar.
Ben de onları örnek aldım, bu ağır yazıların arasına bir de gülmece koyuyorum.
Hikâye şöyle:
“Lokantanın birinde o yörenin en tanınmış pehlivan'ı çorba içiyormuş.
Derken zayıf cüsseli bir müşteri daha girmiş içeriye.
O da çorba istemiş.
Garson çorbayı getirmiş, müşteri limon da istemiş.
Garson ‘Beyefendi son limonu şu karşıdaki beye verdim maalesef limonumuz kalmadı’ der.
*- GÖZ UCUYLA
O sıska görünümlü müşteri de, ‘Olsun o beyefendinin sıktığı limonu getir’ der.
Garson da ‘Aman beyefendi, o buraların en namlı pehlivanı onun sıktığı limonda suyu mu kalır?’ der.
Müşteri, ‘Olsun kardeşim sen getir!’ der.
Pehlivan da olanları göz ucuyla seyretmektedir.
*- TAŞIN SUYUNU BİLE…
Garson gider pehlivanın masasındaki sıkılmış limonu getirir ve masasına bırakır.
Pehlivan sıkılmış limonun suyunun çıkmayacağını bildiği için bıyık altı gülmektedir.
Yeni gelen o sıska görünümlü müşteri suyu sıkılmış limonu alır ve öyle bir sıkar ki çorbaya inen suyun şıkırtısı öbür masalardan duyulur.
Hem Pehlivan hem de diğer müşteriler şaşkınlık içinde kalmıştır.
Özellikle gururu da kırılan Pehlivan sıska müşterinin yanına gider ve;
‘Bu yörede gücü ile nam salmış en ünlü pehlivanım ben.
Sen kimsin ki bu limondan hala su çıkartabildin?
Bana adını bahşeder misin yiğidim!’ diye sorar?
‘Tabii! Mehmet Şimşek…’
Harika değil mi?
Bu eski fıkrada küçük bir değişiklik yapılmış.
Limonu son sıkan ve herkesin şaşkın bakışları önünde geride kalan suyunu çıkaran ‘Vergi Memuru’dur…
Ama anlattığım fıkradaki değişiklikte ‘Vergi Memuru’nun yerine, Bakan almıştır.
Vergi Memuru limonun suyunu çıkardığına göre, hepsinin başlarındaki Bakan herhalde limonun bir yana taşın bile suyunu çıkaracak güçtedir.
*- OKUNACAK BİR KİTAP
Ayşegül Çakan’ın şu çevirisini görmezden edemezdim.
Orhun Yazıtları ve Divanı Lügati't Türk ile beraber Türk edebiyatının üzerinde yükseldiği üç büyük yazılı anıttan biri olan Kutadgu Bilig, Karahanlı hükümdarı Ulu Buğra Han'a takdim edilmesinden 954 yıl sonra bile hala güncelliğini koruyor.
İnsana her iki dünyada mutluluğu bulmak için gerekli olan yolu göstermek amacıyla kaleme alınan Kutadgu Bilig'de, dört karakterin simgelediği adalet, mutluluk, akıl ve akıbet kavramları ile bu dört kişi arasında geçen konuşmalarda devleti yönetenlerde bulunması gereken nitelikler, birey, devlet, toplum ilişkilerinin nasıl düzenlenmesi gerektiği öykülenerek anlatılıyor.
*- DİKKAT EDİN
Şimdi de bir öğüt vermeye çalışayım:
“Öyle insanlar göreceksin ki, ‘kuzuyu yemek için; tilkiyle plan yapacaklar, kurtla birlikte öldürecekler. Çobanla birlikte yiyecekler. Sahibiyle birlikte yas tutacaklar,..
Bu çağ böyle!
Bunları bilmeden yaşayanları kuzu gibi yerler!”
*
Yorumlar yükleniyor...