KRİTİK BİR MESELE
*- CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİ ‘Feminist’ sözcüğünü bir zamanlar çok kullanıyorduk. Öyle ki, bizi ayırmaya, bölmeye çalışanların sıkça kullandıkları ‘Faşist- (Faşizm)’ ve ‘Komünist – (Kominizm)’ sözcüklerinden bile fazla… Anımsatayım: ‘Feminizm’, tüm cinsiyetlerin sosyal, politik ve ekonomik eşitliğine olan inançtır. Kadınların haklarını ve fırsatlarını savunur ve ayrıca ayrımcılık, şiddet ve bireyleri cinsiyetlerine göre kısıtlayan toplumsal normlar gibi cinsiyet eşitsizliğiyle ilgili sorunla
*- YALNIZ KADINLARIN DEĞİL
Dikkatinizi çekmek için söyleyeyim:
‘Ekofeminizm, yalnızca kadınların değil, tüm ezilenlerin var olma haklarını savunan bir alan olarak varlığı tehdit edilen ya da hakları ellerinden alınan her kesimin içinde varlık gösterebileceği bir alan sunar.’
Ama:
‘Sınıf, ırk, cinsellik, özneler, dil, edebiyat, görsellik, feminist felsefeler, siber kültür, feminist gelecekler; Feminist Teorilerinin öğretileri, kadına doğanın önemi ve hakları konusunda güç vermektedir.’
Karışık gelen bir konu değil mi?
Feminist teorilerin kadınlara açtığı yeni ufuklar elbette yadsınamaz ancak teorinin yanında feminizm bir alan hareketidir, bir ayağı yaşamın tam da ortasındadır.
Bu nedenle yaşamın çeşitliliği ve farklılıkları feminist teoriyi beslerken teori de bu çeşitliliğe bakışımızı sağlam düşünsel zeminlerle desteklememizi sağlar.
*- GÜZELLİK ENDÜSTRİSİNİN İŞİNE GELİYOR
Yine günümüzün hatta zamanlarımızın konusu ‘kadınlara’ dönelim;
Kadınların sömürgeleştirilmiş zihniyetlerin sömürülmesinde- onların cinsel nesnelere dönüştürülmelerinin teşvik edilmesinde- her ikisinde de ürünler satar- ticari bir saik vardır elbette.
Ama güzellik endüstrisini sadece bir kar meselesi olarak açıklamak yeterli midir?
Ya da De Beauvoir’in yazdığı gib;
‘Böylesi bir nesnelleştirme kültürleri aşan, yaygın bir durumdur ve erkek egemenliğinin sürmesini mi sağlar?
Şimdi konuyu biraz daha açalım:
*- KAPİTALİZMLE KUCAKLAŞMA
Prof. Dr Nilsen Gökçen bakın ne diyor?
‘Güzellik endüstrisi özellikle kadına yönelik olarak ataerkinin kapitalizmle kucaklaşmasının en bariz örneklerini verir.
Güzelliğin kâr getiren bir endüstri olarak var edilmesinden önce de elbette sorun var.
Kadına güzel olma görevinin yüklenmesi, güzellikle ilgili normların belirlenerek kadınların bunlara uymaya zorlanması ve uymayanların çeşitli şekillerde dışlanması ataerkil yapının kadın üzerinde kurduğu egemenliğin temel göstergelerindendir.
Güzellik standartlarıyla meşgul edilen kadın, kendini sürekli yetersiz görecek ve başka bir varlık alanında kendisini ifade edebilecek güce erişemeyecektir.
Ataerki, bu şekilde kadına erkeği ve onun beğenisini bir ödül olarak sunarken kadını erkeğin beğenisine muhtaç hale getirir.
Kapitalizmin resmin işine girmesi durumu daha da vahim hale getirmektedir.
Çünkü kamusal alana giren ve ekonomik olarak bir nebze de olsa bağımsızlaşan kadının üzerindeki güzellik normlarına uyum baskısı yok olmaz.
Tersine, daha da görülür olan kadının kendisini bu normlara daha da fazla uydurması gerekmektedir.
Sonuç olarak, kazancını, onu kendi normları içine hapseden kapitalist ataerkinin hizmetine geri akıtan kadının ekonomik bağımsızlığı da hiçbir zaman tam anlamıyla gerçekleşemez bu durumda.
*- EVDE SIKIŞIP KALANLAR
Peki, Şadıman Şenbalkan’ın dediği gibi, ‘Ev mekânında sıkışıp kalmış kadın, iş ve kamusal alandaki varlığıyla, eril tahakkümle baş edebilecek gücü kendinde bulabilir mi?”
Bakalım bu sorunun yanıtını Sevgili Hocamız Prof. Dr. Nilsen Gökçen nasıl yanıtlıyor.
Birlikte öğrenelim:
‘Kamusal alana çıkmak Liberal Feministlerin talepleri olarak Türkiye’de de başlarda çok vurgulanan bir konu olarak ortaya çıkmıştır.
Ancak günümüze gelen süreçte de görüldüğü gibi, kamusal alana çıkmak ve iş sahibi olmak tek başına kadının özgürleşmesini garantilememektedir.
Bir iş yerinde çalışan kadının kendi kazancı üzerinde ne kadar kontrolü olduğu tartışılır.
Üstelik çalışma hayatı kadının ev içi emeğini de azaltmamıştır çoğunlukla. Erkeklerin ev işlerini hâlâ kadına ait gördükleri ortadadır. Onlar en iyimser halde ‘yardım’ ederler.
*- YAŞAMIN HER ALANINDA
Ayrıca ataerkil tahakküm sadece ev içinde değil, iş yerlerinde, gönüllü ya da değil, sivil toplum kuruluşlarında, sokaklarda, yani yaşamın her alanında varlığını sürdürmektedir.
Kısacası sorunun büyük kısmı ataerkil kültürdür.
Ev içinde olduğu kadar kamusal alandaki ataerkil kültürün yerini özgürleştirici ve eşitlikçi bir kültüre bırakması için çaba gösterilmelidir.’
*- LİBERAL FEMİNİZM
Aydınlanmacı Liberal Feminizm 19. yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkmıştır. Başat isimler olarak Mary Wollsronecraft, Harriet Taylor ve John Stuart Mill gelir ilk anda aklımıza gelen feministlerdir.
Bu dönemin en önemli iddiası, eleştirilmeden değerli bulunan ataerkil değerlere kadınların da sahip olabilecekleridir.
Örneğin, erkeğe atfedilen ve kadında daha az olduğu düşünülen rasyonalite öne çıkarılırken duygular, sezgiler önemsizleştirilir, ev içi emeği değersizdir, asıl olan kamusal alanda erkeklerle eşit olarak var olabilmektir.
Elbette daha sonra gelen Kültürel ve bazı Radikal Feministler bu tavrı eleştirecekler ve kadına ait değerlerin öneminin altını çizerek duygu ve sezgiyi dışlayan aklın diktatoryaya dönüşeceğini ortaya koyacaklardır.
*- VAROLUŞ MÜCADELESİ
Ekofeminizmin, militarizmin; ataerki, kapitalizm, piyasa ekonomisi ve hatta modern bilimin içine yerleşmiş ataerkil bakışla olan bağlarının altını çizdiğidir.
Ekofeminizm bir varoluş mücadelesidir, kadınların, doğanın ve tüm ezilen ve yok edilmeye çalışılanların varoluş haklarının teslim edilmesi için bir harekettir.
*- CHİPKO HAREKETİ
Şunu da bu arada anımsatayım.
Chipko hareketini biliyor musunuz?
Bilmeyenlere anımsatayım:
Şöyle ki, örgütlü bir çaba olarak, ‘Chipko hareketi’ bazı başarılar elde etti.
Kimi zaman devletin yasaklaması veya hukuk mücadelesi yoluyla moratoryum kazanmış; kimi zaman da ağaçları köy evlerine yakın alanlarda ağaç dikilmesini sağlamıştır.
1987'de Chipko hareketi, ‘alternatif Nobel ödülü’ olarak bilinen ‘Geçim Hakkı Ödülü’’nü kazandı.
Ormanları kurtarmak için ulusal bir çağrı haline gelen, kadınların egemen olduğu bu küçük hareket, haklı olarak kendisiyle gurur duyuyor.
*- AĞAÇLARI KUCAKLAYAN
Yeri gelmişken, yine Şadıman Şenbalkan’ın anımsattığını paylaşayım:
‘Ağaçları Kucaklayan Kadın Vandana Shiva, kadınlar ve çocuklar için doğa kurtarıcısı olarak yaptığı ağaç kucaklama eylemi her ne kadar ses getirse de doğa katliamına son vermedi, özellikle ülkemizde.
Tabii ki, herhangi bir eylemin binlerce yıldır hüküm süren bir kültürü bir çırpıda ortadan kaldırması çok da beklenen bir sonuç değildir.
Hindistan’daki kadınların uluslararası tekellere karşı ağaçlarını savundukları ‘Chipko hareketi’ sonuç olarak bütün ağaçları kurtaramasa da uluslararası tekellere karşı yerel olarak da olsa önemli kazanımlar sağlamış ve dünyanın uzak uçlarındaki kadınlara da ilham vermiştir.
*- BİZDE DE BAŞLADI
Yakın zamanlarda Ege’li kadınların yine çeşitli nedenlerle kesileceğine hükmedilen zeytin ağaçlarına sarılmalarının arkasında bilinçli ya da içgüdüsel bir şekilde ‘Chipko kadınlarını’ da görmüş oluyoruz.
Bu önemli bir diyalog olarak da kabul edilebilir.
*- 8 AĞUSTOS’TAN BU YANA
Venezuela'da seçim sonrası en az 13 gazeteci hapse atıldı.
8 Ağustos’tan bu yana X platformuna erişimin yasaklandığı ülkede, bu yıl en az 39 web sitesine erişim yasağı getirildi, 20 radyo kapatıldı, 41 yayın yasağı uygulandı.
Meslek örgütlerinin en az 260 basın çalışanının hak ihlallerine maruz kaldığını bildirdiği ülkede, 13 gazeteci tutuklandı.
*-
Yorumlar yükleniyor...