KİMSENİN AKLINA GELMEZ!
Köşe Yazısı

KİMSENİN AKLINA GELMEZ!

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
21 Mar 2026 16 dk okuma 143

*- HUZURLU BAYRAMLAR Bayramlar; sevdiklerimize daha sıkı sarıldığımız, küçük mutlulukların büyüdüğü en güzel zamanlar… Şeker Bayramı’nın kalbinize huzur, evinize bereket, hayatınıza bolca tebessüm getirmesini yürekten diliyorum. Bol kahkahalı, bol tatlılı, sevdiklerinizle birlikte nice güzel bayramlara! Değerli dostlarım Ramazan Bayramı’nın getirdiği tatlı mutlulukların, sevdiklerinizle paylaştığınız keyif dolu anlara eşlik ettiği bir bayram diliyorum Sağlık, neşe ve şeker tadında nice bay

*- BAYRAM YALANI

Melih Dizdaroğlu ile emekli Fransızca Öğretmeni Nesrin Dizdaroğlu göndermiş:

“Hüseyin Efendi, Bayram günü için çocuklarına küçük bir yalan söyledi.

‘Ben sizdeyim’ dedi.

Oğluna göre Ankara’daydı.

Kızına göre İstanbul’da.

Gerçek ise bambaşkaydı

Bayramın birinci günü, saat 13.05, 79 yaşında bir adam…

Denizli’deki eski apartmanında tek kişilik bir bayram sofrası kurmuştu.

Adı Hüseyin.

42 yıl Sümerbank’ta çalışmıştı.

Hayatı tezgâh başında, çocuk büyütmekle geçmişti.

Ama en çok eski bayramları özlüyordu.

Eşi Nermin altı yıl önce vefat etmişti.

O gittiğinden beri bayramların sesi azalmıştı.

Eskiden sabah erkenden kalkardı.

Reçeller dizilir, sıcak pide kokusu evi doldururdu.

Nermin mutfakta bir komutan gibiydi.

Ev bayram gibi olurdu.

Şimdi ev sessizdi.

Bayramdan bir hafta önce kendi kendine şöyle dedi:

‘Emre’nin işi yoğun.

Elif nöbette.

Torunlara yol çektirmeyeyim.’

Ama içindeki gerçek cümle şuydu:

‘Ben babayım…  Yük olmam.’

*- ASIL DÜŞÜNCE, GERÇEK!...

Telefon ettiklerinde hep aynı şeyi söyledi:

‘Ben size gelirim… Bana da değişiklik olur.’

Onlar da gerçekten gezmek istediğini sandı.

Oysa sadece kimseyi yormak istemiyordu.

Bizim kuşakta babalar kolay kolay ‘yalnızım” demez.

Biz şöyle deriz:

‘Ben iyiyim!’

*- ARKA ARKAYA…

Bayramdan üç gün önce telefonu çaldı.

Oğlu arıyordu.

‘Baba… Elif’e gidersin değil mi? Benim planım çıktı.’

‘Elbette oğlum’, dedi.

Bir süre sonra telefon yine çaldı.

Bu kez kızı Elif;

‘Baba… Emre’ye gidersin değil mi? Ben nöbetteyim.’

‘Tabii kızım… Merak etme.’

İkisinin de içi rahatladı.

Hüseyin telefonu kapattı.

Ev biraz daha sessizleşti.

*- GENÇLİK GERİDE KALDI

Bayram sabahı ezanla uyandı.

Çay koydu.

Dolabın üstünde Nermin’in porselen şekerliği vardı.

Almak için sandalye çekti.

Ama artık genç değildi.

Sandalye kaydı.

Şekerlik yere düştü kendi diğer yana.

Bir an yerde sırt üstü kaldı.

Aklından geçen tek şey şuydu:

‘Ya beni birkaç gün sonra bulurlarsa…’

20 dakika yerde bekledi.

Sonra kalktı.

Bir tabak pilav koydu.

Bir parça kavurma.

Tek kişilik bayram sofrası.

*- CEVAP VEREMEDİ

Öğleden sonra telefon çaldı.

Görüntülü arama.

Emre:

‘Baba! Elif’lerde misin? Masayı göster!’

Telefonu çevirdi.

Masada tek tabak vardı.

Tek bardak.

Elif ekrana geldi.

Sessizlik oldu.

Sonra Elif yavaşça sordu:

‘Baba… Yalnız mısın?’

Cevap veremedi.

*- AFFET BİZİ!..

Ekranın arkasından Emre’nin sesi geldi:

‘Toplanıyoruz. Babam yalnız bayram yapmış.’

Telefon kapandı.

Ertesi sabah kapı çaldı.

Apartmanın önünde iki araba vardı.

Pijamalı torunlar merdivenleri koşarak çıktı.

Arkasından Elif…

Üzerinde hâlâ hastane forması vardı.

Gözleri nemliydi.

‘Baba…’ dedi.

‘Affet bizi!’

Torunlar bacaklarına sarıldı.

Bir anda ev değişti.

*- İNANMAYIN…

Sıcak pide kokusu…

Sarma tabakları…

Torunların elinde kurabiyeler…

Ev yeniden bayrama döndü.

Ve Hüseyin o gün şunu düşündü:

Bazı insanlar yalnız değildir.

Sadece[Mh1]  içlerinde çok eski bir çekirdek inanç vardır.

‘Yük olmamalıyım.’

O yüzden çoğu anne baba, ‘yalnız’ olduklarını söylemez.

Sadece şunu söylerler:

‘Ben iyiyim!..’

*- DÜŞÜNCELERİ…

Eğer anneniz ya da babanız, ‘Merak etmeyin ben iyiyim’ diyorsa…

Bir kez daha arayın.

Bir kez daha sorun.

Çünkü bazen bir ziyaret bir insanın bütün bayramını değiştirir.

Ve bazen insanlar yalnız değildir.

Sadece yük olmak istemezler..”

*- ZOR GELSE BİLE

Bilgin Önder ile Murat Eştürk,  “Bu yazıyı okumak bile zor gelir size!!!…”

dedikten sonra ‘daha fazlasını gör!’ diyerek şu satırları paylaşmışlar:

“Üniversite amfisinde ders sürerken, bir öğrencinin bebeği ansızın ağlamaya başladı.

Ses giderek yükseldi; ortamın huzurunu bozduğunu düşünen genç anne, mahcup bir telaşla yerinden kalkıp dışarı çıkmak istedi.

Tam o sırada Profesör Sydney Engelberg yanına yaklaştı.

Sessiz bir anlayışla bebeği kollarına aldı; onu nazikçe sallayıp sakinleştirdi.

Ve sonra, tek bir cümlesini dahi eksiltmeden dersini anlatmayı sürdürdü.

*- İLİM ve MERHAMET

Bir yandan ilim, bir yandan merhamet dolaşıyordu sınıfın içinde.

Engelberg’in kapıları yalnızca bilgiye değil, hayata da açıktı. Öğrencilerinin çocuklarıyla derse gelmesine, hatta ders esnasında anneliğin en doğal hâliyle var olmalarına izin veriyordu.

Onun felsefesi yalın ama derindi:

Hiçbir anne, hayalleri ile evladı arasında bir tercih yapmak zorunda kalmamalıdır.

*- EMPATİ

Bir fotoğraf karesine sığan bu incelik, kısa sürede dünyayı dolaştı. Üniversite koridorlarında empatiyi, kapsayıcılığı ve insan olmanın en zarif hâlini simgeleyen bir anıya dönüştü.

Sıradan gibi görünen bir an…

Ama içinde, saygının ve şefkatin en büyük dersini saklayan bir an.

Anlayış, empati, hayat, mutluluk, sevgi…

Hepsi bir arada...

*-  JAPON AKLI

Japon Tokio Marine Group sayfasında paylaşmış;

Shizuoka Eyaleti'ndeki Izu, doğal güzelliğiyle ünlüdür.

Her yıl on milyonlarca turist bölgeyi ziyaret etmektedir.

Ancak 2018'de Toi bölgesi ‘Tsunami Felaketi Özel Güvenlik Bölgesi’ olarak belirlendi; yani Nankai çukuru boyunca büyük bir deprem yaşandığında, 10 metreye kadar yüksekliğe bir gelgit dalgası bölgeye çarpabilir.

*- HAYRAN KALMAK

Doğrudan bir karşı önlem olarak, bir deniz duvarı inşa etmek olurdu. Ancak, ID&E Group'un bir parçası ve Tokio Marine üyeleri olan Nippon Koei Co., Ltd ve Nippon Koei Kentsel Gelişim, farklı bir yaklaşım seçti. Yerel doğayı özellikle yerel sakinlerin değer verdiği güzel bir çam korusu korumak için, tahliye alanı olarak da kullanılabilecek benzersiz ve göz alıcı bir turizm merkezi inşa ettiler.

Gönderdikleri, daha doğrusu paylaştıkları videoda, projenin nasıl ortaya çıktığını gösteriyor ve Nippon Koei'nin faaliyetleri aracılığıyla yerel topluluklarla uyumu korumaya verdiği değeri gösteriyor.

Umarım bizimkiler de bu videoyu izlerler…

Sadelik sadece mekânla ilgili değil, zihinle ilgilidir.

Geçmişten taşıdıklarımız biriktikçe, düşünce netliği azalır.

Zihin boşaldıkça, insanın potansiyeli daha görünür hale gelir.

Bu görsel, aslında zihinsel berraklığın bir yansıması gibi.

*- DEVLET AKLI

Ünal Tümin’den kısa ve öz:

“Çanakkale çoğu zaman yalnızca bir kahramanlık hikâyesi olarak anlatılıyor.

Oysa bana göre aynı zamanda çok güçlü bir devlet aklı örneği.

Sınırlı imkânlarla, doğru strateji ve doğru kararlarla kurulan bir denge var. Ve bu denge sadece savaşı değil, sonrasında kurulacak devletin zihniyetini de şekilliyor.

Kolordu Kurmay Başkanı Albay Fahrettin Altay, “10 Yıl Savaş ve Sonrası” adlı anılarında, “Arıburnu önlerinde deniz yüzlerce gemiyle örtülmüştü.

Top sesleri aralıksız devam ediyordu.

Vadi cepheden gelen yaralılarla dolmaya başladı.

İlerimizdeki 77’nci Arap Alayı’ndan kaçan, çok sayıda Arap erinin, çadırlarda saklandıklarını ve nargile içtiklerini gördük.” Diyordu.

Üstelik bu Arap Alayı’nın erleri, cephede bulunan 27’nci Alay’a arkadan ateş ederek kayıp verdirdiler.

27’nci Alay Komutanı Yarbay Şefik Aker, bu alay hakkında çok sert konuştu:

‘Eğer!’ dedi. ‘Bu Arap askeri yerine, bunlarla değiştirilen Türk erleri olsaydı, gündüz sarsılan ANZAC daha o gece vapurlarına çekilmek zorunda kalırlardı…”

Bu konuda daha çok konuşulacak, anlatılacaklar var ama bu kısa ve öz anlatım bile Arapseverlere kapak olmaya yeter…

*- TÜRKLER OLMASAYDI

Hatice Güleç. sizin babanızın adını soruyor;

Benim babamın adı Ahmet Sadrettin…

22 Arap ülkesi var.

Tarih boyunca Türkler Arap egemenliği altında yaşamadılar ancak Arap coğrafyası yüzlerce yıl Türk devletlerinin egemenliği altında yaşadı.

Esasen İslam dünyasının egemenliği 1054’de Abbasi Halife’sinin Tuğrul Bey’e 7 iklimi temsilen 7 yakalı kaftan giydirmesi ve Doğu’nun ve Batı’nın Sultanı ilan etmesi ile Türklere geçti.

Çünkü Araplarda farkında idi ki, eğer Türk orduları İslam ülkelerini önce Bizans sonra Haçlı seferlerine karşı korumasaydı, bu coğrafyalar hıristiyanların işgaline girecekti.

Türklerin Arap dünyasında egemenliği 1918’’e değin sürdü.

Bu yüzyıllar süren egemenliğe rağmen 22 Arap ülkesinden birisinde bile kimsenin aklına milli marşlarını Türkçe okumak gelmez.

Hal böyle iken ülkemizde milli bilince sahip olmayan Arapperest bir azınlık Türk İstiklal Marşını Arapça okumak gibi bir zavallılığı temsil ediyor.

Bu zavallılar bilmelidir ki, bir Türk iyi bir Türk olmadan iyi bir Müslüman olamaz.

Türk Milleti’nin İslam dinini kitleler halinde kabul etmesini sağlayan Hoca Ahmet Yesevi “Türklük kaderim, İslamiyet tercihim” diyerek devam ediyor:

“Sevmiyorlar bilginler, sizin Türkçe dilini,

Bilenlerden işitsen, açar gönül ilini,

Ayet, hadis anlamı Türkçe olsa duyarlar,

Anlamına erenler, başı eğip uyarlar,

Miskin Hoca Ahmet, yedi atana rahmet,

Fars dilini bilir de, sevip söyler Türkçe’yi.”

Özetle, İstiklal Marşını Arapça okuyanlar bağımsızlığın anlamını kavrayamayan mankurtlardır…”

*- KESİNLİKLE

Çanakkale savaşı, düşman birlikleri fark eder ki Türkler sıhhiye çadırlarına kesinlikle saldırıda bulunmuyor, cephe değiştikçe çadırların yerini değiştirirken bu minik hastanelerin yerini değiştirmemeye başlarlar, kimi zaman neredeyse Türk birliklerinin dibinde kalır çadır.

Bir gün bir sıhhiye çadırının dibinde bomba patlar.

Doktor " toparlanın çadırı taşıyoruz" der o sırada bir asker elinde taşa sarılı bir mektupla girer, bir Türk subayının yazdığı Fransızca bir not; "Özür dileriz."

Yenmişsin, kovalamışsın ülkenden zafer çığlıkları at değil mi?

Şöyle yazıyor Atatürk Anzak annelere:

"Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar!

Burada bir dost vatanın toprağındasınız.

Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz.

Sizler, Mehmetçiklerle yanyana, koyun koyunasınız.

Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen analar!

Gözyaşlarınızı dindiriniz.

Evlâtlarınız bizim bağrımızdadır.

Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır.

Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır.”

Bugün hala saygı duyuyorlar bize.

Son Centilmenler Savaşı derler Çanakkale'ye ve çok severler bizi Avustralya ve Yeni Zelanda'da.

Şunu öğretti Atatürk ve Türk milleti insanlara "Savaş insan öldürerek değil sevgiyi yaşatarak kazanılır."

*- TEREDDÜT ETMEDEN

Bir sabahın sessizliğinde, denizin üzerine çöken sisin ardında yazıldı Çanakkale…

Top sesleri göğü delerken, dualar yükseldi semaya.

O gün sadece bir cephe değil, bir milletin yüreği sınandı.

Henüz hayatın başındaki gençler, bir an bile tereddüt etmeden yürüdü ateşin içine.

Arkalarında yarım kalmış hayaller, söylenememiş sözler bıraktılar…

Ama hepsinin dilinde aynı dua vardı: “Vatan sağ olsun.”

Çanakkale’de toprağa düşen her bir can, bir destanın satırı oldu.

O satırlar, zamanla büyüdü; Sakarya’da, Dumlupınar’da ve bu vatanın dört bir yanında şehadete yürüyen kahramanlarla tamamlandı.

Çünkü 18 Mart, sadece bir zaferin adı değildir…

Aynı zamanda bu topraklar uğruna can veren tüm şehitlerimizin aziz hatırasıdır.

Her biri bir annenin duası, bir evladın umudu, bir milletin sarsılmaz iradesiydi.

Onlar, biz özgür yaşayalım diye gözlerini kırpmadan toprağa emanet oldular.

Bugün gökyüzüne baktığımızda, belki de en parlak yıldızlar onların ışığıdır…

Ve her 18 Mart’ta kalbimiz aynı minnetle atar:

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Çanakkale’den bugüne vatan uğruna can veren tüm şehitlerimizi rahmet, minnet ve sonsuz saygıyla anıyoruz.

Ruhları şad, mekânları cennet olsun…

*- ÜLKE SAVUNMASI

Tarihi ve stratejik yönleriyle eşsiz değer taşıyan bu büyük zafer, deniz gücünün değişmez önemini iki temel gerçekte özetler:

• Ülke savunması denizden başlar.

• Ülkenin gücü denizden yayılır.

18 Mart Çanakkale Zaferi, imkansız denilen bir durumda gösterilen kararlılığın, inancın ve casaretin dönüm noktasıdır.

Milletimizin kaderine yön veren bu büyük direnişi bir kez daha saygı ve minnetle hatırlıyoruz.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile vatanı uğruna canını esirgemeyen şehit ve gazilerimizi rahmetle anıyoruz. ÇANAKKALE GEÇİLMEZ.   

*- SESSİZ VEDALAR

Kolay kolay tavsiyelerde bulunmam ve önerilenleri de incelemeden üzerinde bir ünlem ve soru işareti bırakarak paylaşırım.

Ama güvenli eski gençlik yıllarından kalma dostlarım var.

Örneğin Prof. Dr. Erkan Sevinç,

Örneğin; Prof. Dr. Çetin İşleğen,

Örneğin: Prof. Dr. Mehmet Erduran,

Örneğin Prof. Dr. Daimi Kaya,

Örneğin Prof. Dr. Yılmaz Şenyılmaz,

Örneğin; Dr. Şaban Acarbay,

Örneğin Dr, M, Kemal Başak,

Örneğin Dr. Mehmet Cengiz Tümer,

Örneğin; Dr. Ali Kertiş,

Örneğin Dr. Erol Duran…

Bir tanesi bile ‘Hayır’ demedi…

Söyledikleri şu:

“Tıp dünyasının en hassas alanlarından biri olan palyatif bakım ünitesinde yaşanan gerçek hikâyeler, ‘Sessiz Vedalar’ adlı eserle okurlarla buluştu.

Dr. Serap Gülüç tarafından kaleme alınan kitap, yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgide yaşanan duygusal anları yalın ve etkileyici bir dille aktarıyor…”

Yani Bayram’da okunacak kitaplar arasında ön sırada  ‘Sessiz Vedalar’ yerini alabilir.

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...