KİMDEN EMEKLİLİK HAKKI KALKMALI?
Köşe Yazısı

KİMDEN EMEKLİLİK HAKKI KALKMALI?

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
03 Jan 2025 16 dk okuma 171

*-EŞEĞİN GÖLGESİ Atina’da önemli bir soruna çözüm aranırken kürsüye fikrini söylemek için filozof Demostenes çıkar. Ancak, kekeme olduğundan sözünü dinletemez. İnsanlar sürekli kendi aralarında konuşmakta, filozofu dinlememektedir. Bunun üzerine Demostenes; ‘Size bir hikaye anlatıp ineceğim!’ diye bağırır ve sessizlik olunca anlatmaya başlar. ‘Bir yolcu Atina’dan Megara’ya gitmek için bir eşek kiralamış. O eşeğin üzerinde, kiralayan eşeğin sahibi de yayan olarak yanlarında beraber yola

*- MERAK EDİLEN

Hikâyeyi dinleyen herkes dikkat kesilmiş ve hikâyenin sonunu bekliyormuş ama Demostenes bu noktada kürsüden inmiş ve uzaklaşmaya başlamış.

Dinleyiciler;

‘Hey ne oldu sonunda?’

Hikayenin sonunu anlat’ diye bağrışmaya başlayınca, Demostenes kürsüye dönmüş ve demiş ki;

‘Ben sizin için çok önemli bir konuda bir şeyler anlatmaya çalışıyorum ama siz eşeğin gölgesini merak ediyorsunuz.

Artık ne fikrimi söyleyeceğim, ne de öykünün sonunu’ ve yürüyüp gitmiş.

*- İLGİ GÖRMÜYOR

Yukarıdaki EŞEK anısını yazan size bize hepimize diyorlar ki;

Sosyal medyada milyonlarca Lay lay lom yazı, foto ve karikatürler.

Çok beğeni alıyorlar...          

Emek harcanmış, nitelikli paylaşımlar toplumun yararına dair yazılar, bilimsel içerikli paylaşımlarımız da maalesef eşeğin gölgesi kadar hiç ilgi görmüyor.

Popüler paylaşımlar, okumak ve anlamak için emek ve çaba gerektirmeyen içerikler daima paylaşım rekorları kırıyor...

Bunun en önemli nedeni de popüler olanın hitap ettiği kitlenin büyüklüğü olsa gerek...

*- BİLGE İNSANIMIZ

Bir süre önce, ‘Bilge İnsan’ olarak değerlendirdiğim Erzurumlu Eğitimci Mustafa Saraç büyüğümüzden söz etmiş, kitabından pasajlar alarak tanıtmaya çalışmıştım.

Her zaman söylüyorum, yalnız medyatik olanları değil, ‘içimizdeki gerçek değerleri de bilmeli, tanıtmalıyız’ diye.

80 yaşını aşmış olan Mustafa Saraç üstadımız, ‘Karşıyaka’nın 60 yaş üstündekiler için’ açılmış olan halk üniversitesi yazımı okumuş, ‘Bilseydim ben de yazılırdım’ demek için aramıştı.

Kibar, saygın, beyefendi kişiliğiyle Mustafa Saraç hocamız, paylaşımlarında mutlaka eğitim, bilgi ve kültüre önem verdiğini gösterir.

Yani zamanımızda çok olan ‘Kelaynaklar’ gibidir, bu benzetmeme inşallah üzülmez ve içinden de olsa tepki göstermez.

Değerini anlatmaya çalıştım, o kadar…

Ne demişler?

Kişi kim olduğunu bilmek isterse; kimleri sevdiğine baksın!...

Anonim bir söz vardır;

Bozuk para insanın cebini deler; bozuk insan da kalbini deler; bu yüzden ikisini de harcayın gitsin.

Bizlere Mustafa Saraç gibi eğitimciler lazım…

Gerisini söylediğimiz gibi boş verin gitsin…

*-KELAYNAK KUŞLARI

Kelaynak kuşları, dünyanın en nadir kuş türlerinden biridir.

Özellikle Türkiye'nin Birecik bölgesinde ve Fas'ın bazı bölgelerinde bulunurlar.

Göçmen kuşlar olarak bilinirler ve her yıl kışlamak için daha sıcak bölgelere göç ederler.

Kelaynak kuşları, 1970'lerden bu yana koruma altına alınmış ve nesillerini sürdürmek için çeşitli projeler hayata geçirilmiştir.

Oldukça hassas bir tür olmalarına rağmen, koruma çabaları sayesinde popülasyonlarında gözle görülür bir artış sağlanmıştır.

*- İÇİMİZDEN BİRİ

Şimdi de Mudurnu’ya gidelim…

Size oradan çok önemli bir insanımızdan söz edeceğim.

Sanıyorum bu bilgiyi de, Akhisarlı Prof. Dr. Mehmet Koştumoğlu’ndan duymuş ve öğrenmiştim:

Savaş, Teknoloji Transferi ve Yerel Arşivcilik: Ahmet İzzet Bengüboz'un Hikâyesini nakletmeye çalışacağım.

Fotoğrafın icadından kısa bir süre sonra, Osmanlı topraklarında yerini bulan bu yeni teknoloji, 19. yüzyılın sonlarında özellikle İstanbul olmak üzere Osmanlı İmparatorluğu'nun dört bir yanında stüdyoların açılmasına neden oldu.

Ancak fotoğrafçılığın bu erken dönemlerinde, stüdyo sahipleri genellikle azınlıklardan gelmekteydi.

Hatırlarsınız, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün savaş ve cephede çekilen fotoğraf filmleri tab edilip basılması için İzmir’in Alsancak semtinde bir Fransız fotoğrafçıyı verilmiş, ancak paha biçilmez değerdeki fotoğraf ve filmleri, kimilerine göre kaçan Yunanlılar, bazı belgelere göre ise Ermeni haydutlarının bölgeyi ateşe vermeleri sonucu kurtulamayarak kül olmuştu.

Fotoğrafın o dönemde Müslüman Türkler arasında yaygınlaşması daha sonraki yıllara denk gelirken, bu süreçte bazı önemli isimler de yetişti.

Örneğin: Ahmet İzzet Bengüboz.

*- ESİR DÜŞÜNCE, İNGİLİZCE ve FOTOĞRAFÇILIK ÖĞRENDİ

Ahmet İzzet Bengüboz, Birinci Dünya Savaşı'na katılan ve İngilizlere esir düşen bir Türk subayıydı.

Esir hayatının zorluklarına rağmen, esir kampında İngiliz bir subaydan fotoğrafçılık ve İngilizce öğrenmeye başladı.

Bu deneyim, hayatının dönüm noktası oldu ve onu fotoğrafçılık dünyasına adım atmaya yönlendirdi.

Bengüboz'un hikayesi, o dönemdeki Müslüman Türk fotoğrafçılarının hikayelerinden farklıdır.

Genellikle bu fotoğrafçılar, ailelerinin ya da etraflarındaki sanatla ilgilenen kişilerin yönlendirmesi sonucu fotoğrafçılığa ilgi duymaya başlarlar. Ancak Bengüboz, esir hayatında kendi benliğini kaybetmemek için fotoğrafçılığı öğrenmeye istekli bir şekilde katıldı.

*- ESARETTEN DÖNÜNCE DE…

Ahmet İzzet Bengüboz, esaretten dönüşünde Mudurnu'da fotoğrafçılığa devam etti ve o dönemin önemli bir fotoğrafçısı haline geldi.

Ancak sadece bir fotoğrafçı olarak değil, aynı zamanda belgesel çalışmalarıyla da tanındı.

Bengüboz'un fotoğrafları, o dönemin Mudurnu'sunun yaşamını, kültürünü ve insanlarını yakından tanımamıza yardımcı oluyor.

Bu fotoğraflar, aynı zamanda bir dönemin teknoloji transferini ve savaş sonrası değişen koşulları da yansıtmaktadır.

Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu'nu etkileyen büyük bir değişimin habercisiydi ve bu değişim, Bengüboz'un hayatını da etkiledi. Ancak o, zorlukları aşarak fotoğrafçılık alanında iz bırakan bir isim haline geldi ve bu sayede Mudurnu'nun ve Türkiye'nin tarihine katkıda bulundu.

*- KORUNAN FOTOĞRAFLAR

Ahmet İzzet Bengüboz'un hikâyesi, savaş, teknoloji transferi ve yerel arşivcilik kavramlarının nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor.

Onun öyküsü, fotoğrafın gücünü ve bu teknolojinin nasıl insan hayatını etkileyebileceğini anlatan ilham verici bir örnek olarak karşımıza çıkıyor. Bugün, Bengüboz'un fotoğrafları, sadece Mudurnu'nun kültürel tarihine değil, aynı zamanda Türkiye'nin genel tarihine de ışık tutan önemli bir belge olarak korunmaktadır.

Sanıyorum;

Refik Akyüz ile Serdar Darendeliler konuyu araştırıp, gelecek nesillere aktaran isimler.

*- KADINLARI NASIL DÜŞÜNÜYORLAR?

Okuyucumuz biliyor.

Kadınlar bizim başımızın tacı.

Dünyadan ve ülkemizden ne kadar çok ve çeşitli örnekler veriyoruz, sonunda yorumunu yapıyoruz.

Bugün de fıkralardan alıntılar yaparak, dünyanın çeşitli yerlerindeki erkekler kadınlar için neler düşünüyor, nakletmeye çalışıyorum.

Bu konuda yardımcı olan Murat Eştürk’e teşekkür ediyorum.

Tabii ki bu görüşler kişilere özel. Yani ülkelerinin durumunu, hele bu zamanda aynen kabul edemeyiz.

İşte ‘Seçmece!’ görüşler;

Bir Rus,

‘Her kadın bir damat için doğmuştur. Tanrı karısını dövenin rızkını artırır.’

Bir Alman,

‘Yeryüzünde iki iyi kadın vardır: biri daha doğmamıştır, diğeri de ölmüştür.’

Bir Bulgar,

‘Kadın şeytandan beterdir.’

Bir İranlı,

‘Kadın iblisin kamçısıdır.’

Bir Hintli,

‘Kadın cehennemin baş kapısıdır.’

Bir Arap,

‘Kadınlar yarı beyinlidir. Saçı uzun aklı kısadır.’

Bir Yahudi,

‘Bir erkeğin istemeyeceği üç şey: bahçesinde yaban ot, şarabında sirke, evlatları arasında bir kız.’

Bir İngiliz,

‘Bir kadın evden üç kez çıkabilir: vaftiz edilmek için, evlenmek için, gömülmek için.’

Bir Fransız,

‘Zengin bir erkek, hiçbir kız-kadın için hiç çok yaşlı değildir.’ derken, Osmanlı coğrafyasında da kadın ‘erkeğin elinin kiri’ olarak görülürken yeryüzünde ilk kez bir lider ve bir devletin kurucusu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk şöyle demiştir:

‘Yeryüzünde gördüğünüz her şey kadının eseridir.’

Başkomutan ve Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk böylece, dünya kadınlarını onurlandırıp, ‘Ey[Mh1] [Mh2]  Kahraman Türk Kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.’ demiştir.

Ama bu sözler bazılarına batar ve kadını eve kilitlemeye gayret eder.

Bunlar için kadın Günyüzü görmemelidir.

Kara cahil olarak kalmalıdır.

Okul, eğitim, bilgi, sanat, çalışmak, üretmek, işyerinde yönetici ve lider olması günahtır…

*- GÖRDÜKLERİ ve GÖRMEDİKLERİ

Gönderinin sahibi Nesrin Dizdaroğlu…

Emekli Öğretmen Nesrin Hanım, ‘Kesinlikle okunması gereken bir yazı...’ notunu da eklemiş…

‘Yere düşen ekmeğin üstüne basan insan görmedim ama yere düşen insanı tekmeleyen çok kişi gördüm’ diyor ve hanımefendi, ‘Saygılı olmaktaki kusurlarımızı’ söyle anlatıyor:

‘Birbirimize saygılı olma konusunda 3 tip temel hatamız var.

Avrupa'da yasayan vatandaşımız orada yerlere çöp atmıyor ama Kapıkule'den girer girmez yerlere tükürmeye, çöp atmaya başlıyor.

‘Niye burada böyle yapıyorsun?’ diye sorulduğunda,’ herkes böyle yapıyor!’ diyor.

Kendi fikri olmayan insanın duruma göre hareket etmesidir, bu.

İkinci hatamız, adama göre davranmamız.

Karşımızdaki adam iri yarıysa, 'Buyur Abi', diyoruz, ufak tefekse, 'Ne var  lan!' diyoruz.

Oysa ki, insanların onuru birbirine eşittir.

Üçüncü hata, keyfimize göre davranmak!

*- İNSAN DEĞİL Mİ?

Keyfimiz yerindeyse eve girerken 'Merhaba millet' diyoruz, değilse surat asıyoruz.

Oysa keyfimiz yerinde olsun olmasın insanlara saygılı davranmak zorundayız.

Diyorum ki, yerdeki ekmeğe saygılı olma konusunda ülkemde mutabakat var, kimse basamaz, ayağıyla dürtüklemez ya da öper, koyar bir kenara.

Ekmek nimettir kabul, peki insan nimet değil mi?

Fakat burada ben de bir anımsatma yapayım:

Patronlar ya da bulundukları yerde, mevkide güçlü olduğunu gören ve hissedenler, en yakınlarına bile zaman zaman, ‘Sen de kendini nimetten mi sanıyorsun?’ diyerek hakaret ederler.

Bence bu cümle bile söyleyen ve düşünenler için, ’40 satır mı, 40 katır mı?’ demek lazım her halde!..

*- İPİ KOPARMAYIN

‘Tesbih neyi ifade ediyormuş’ biliyor musunuz?

Bilindiği gibi, dini işlevi yanı sıra birçok insanın meditasyon ve stres atmak için kullandığı teşbihin, ulvi bir anlamı daha varmış!...

Bilindiği gibi tesbih özel isimleri bulunan çeşitli parçalardan oluşuyor.

Tesbih taşlarının dizildiği ipin 2 ucunu bir araya getiren ortasında tek veya çift delik bulunan İMAME olarak adlandırılan parça, ‘bir ailenin babası’ olarak niteleniyormuş…

Tesbih ipine dizilen tesbih tanelerinin arasına özel bir yapımda konulan ve ‘NİŞÂNE’ adı verilen parça o ailenin çocukları imiş.

Ve esas bağlayıcı ve etkileyici olan ise tesbihin taneleri ile diğer tüm unsurlarını içinde barındıran tesbih İpi ise ‘anne’ imiş…

Yorum şöyle:

Bu ip koparsa aile de hüsrana uğrar!

*- HAYIRLI OLSUN, GÜZELLİKLERİ GETİRSİN

Haluk Narbay Bey, toplumun müfettişi gibi her zaman önemli konularda ve günlerde yorum yapıyor, görüşünü açıklıyor.

Son mektubu şöyle:

Henüz ne getirecek ne götürecek bilememize rağmen temiz bir yürekle yeni olan yılın hayırlı uğurlu olmasını diliyoruz.

Herkese kutlu olsun.

Yarınlarınız daha sağlıklı geçsin,

Beklentileriniz düşüncelerinizden daha fazlasıyla yerine gelsin,

Yeni yıl, mutluluklarla refah ve keyifle geçsin,

Sevdikleriniz yanınızda sevgi bağınız daim olsun,

Tüm hastalar şifa bulsun,

??Herkesin yüzü gülsün, gönülleri hoş olsun,

Yeni yıl afiyet güç versin, kısmet bereket getirsin,

En önemlisi de dünyada barışın hakim olacağı dönem olsun.’

Bu güzel temennileri sanıyorum sizler de söylemiş ve sayısız duymuşsunuzdur.

Bu konuya, gelişmeler nedeniyle giremediğim için aklımızdan geçenleri naklettiği için segili Haluk Narbay’ı misafir ettim.

Ama bu kadarla bitmiyor…

İşte yaşamımızdan bir gerçeği de yine Haluk Narbay’ın ağzından dinleyelim:

*-

Asgari ücret açıklandı; net 22 bin 104 lira!

Çalışmakta olan öğretmen 52 bin 575 lira alıyormuş, 2025 zammı ile eline 59 bin 046 tl geçecekmiş…

Eşim de dahil 28 YILLIK, 1.derece 4. Kademedeki emekli öğretmenin aldığı aylık ise;

DİKKATİNİZİ ÇEKİYORUM YALNIZCA; 27 bin 400 tl. dır.

*- SAYILARI ZATEN ÇOK FAZLA

5 Yıllık görevi sonunda milletvekilliği bitenlere bağlanan, EMEKLİ MAAŞI İSE sıkı durun yazıyorum:

97 BİN LİRA!..

ATATÜRK’e sormuşlar, ‘Milletvekili maaşı ne olsun?’ diye.

Talimatı ‘öğretmen maaşını geçmesin’ olmuş…

Bu dengelerde Allah aşkına;

Bir gariplik, bir yanlışlık,  bir adaletsizlik,  bir vicdansızlık yok mu?

Evet işte bugün  (26.22.2024) tv haberlerinde gösterildi; fırsatçılar asgari ücrete yapılan yüzde 30’luk artışı emekçinin cebinden almak için hemen devreye girmişler…

75 liralık diş macununu 150 lira, süpermarketlerde önce bedava sonra 25 kuruşa verilen plastik torbaları yüzde 100 zamla 50 kuruşa çıkarmışlar.

Yani demek ki ücrete zam nafile, önemli olan fiyatları kontrol altında tutabilme!...

Ömer Haluk Narbay’ın görüşü ve düşüncesi böyle…

*- YENİ Mİ ÖĞRENDİN

Şimdi de, bir zamanların İşçi Partilisi sol görüşlü Ahmet Dilekçi ne demiş?

Ahmet Dilekçi’ye kulak verelim:

‘Cüzdanın olduğu yerde vicdan olmaz.

Milletvekillerinin maaşlarını geçtim.

İki yıl milletvekilliği yapana emeklilik hakkı tanınmasına ömür boyu emekli maaşı almasına ne demeli?

Milletvekilliği meslek mi ki, emekli maaşını milletvekili olarak alıyor?

Niçin milletvekilliğinde geçen hizmet süresi seçilmeden önceki mesleği neyse ona eklenip emekli maaşı mesleğinin kapsadığı sosyal güvenlik kurumuna kesilen ödentilere göre ödenmiyor?

Önce milletvekilliğinden emeklilik hakkını kaldırmak lazım.

‘Tasarruftan, haktan hukuktan’ bahseden milletvekilinin, ellerine vicdanlarına koyup, ‘ben böyle bir emekli maaşı almayı hak ediyor muyum?’ diye kendilerine sormaları lazım.

Ama nerdee böyle milletvekili?

Bir teki bile böyle bir teklifi gündeme getirmez.

Çünkü en sağcısından en solcusuna kadar böyle bir teklif işine gelmez.’

Solcu kardeşim Ahmet Dilekçi’nin bu yazısında tek satırı dikkatimi çekti.

O da şu?

‘En sağcısından, en solcusuna kadar, böyle bir teklif işine gelmez!’

Yeni mi öğrendin sevgili Ahmet Dilekçi?

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...