KENDİNİ POLİS SANAN KAPI GÖREVLİSİ
*- ZOR YAPARLAR, KOLAY İŞİ Son yazılarımdan birini şöyle bitirmiştim: ‘Toplumumuzdaki eğitim sistemi içinde ve sosyal yaşamda her bireyin yaşadığı o kadar çok ahlaki ve etik kurallar ihlali vardır ki saymakla bitiremeyiz. Her yaştaki okurlarımın anılarını ve yorumlarını bekliyorum. Yazılarımda, isminize yer vermeden, isterseniz isminizle birlikte yayımlama durumu söz konusudur, her zaman. Benimle dertleşebilirsiniz. Belki böylece sorunlarınızı dinleyen, çözen bir yöneticiye rastlarız.’ İl
*- BİR YILI GEÇTİ
Geçen yıl sokak sakinlerinden (Yaz kış oturan) Aykut Bey, aynen Hasan Fehmi Güzel Bey gibi Muhtar Hanıma gitmiş, çukurlardan, toz topraktan şikayet etmiş, ‘Asfalt yapılacak!’ demiş…
Bir yılı aşkın süredir bekleniyor.
Bu arada ‘Yeni Başkan şikayetleri dinlemek için toplantı yapmaya gelecek!’ haberi verilmiş, hala bekleniyor.
Kaymakam zaten kayyumluğu bırakıp, seçimle görevi CHP’li belediyeye bırakınca, ‘İşim bitti!’ diyerek kabuğuna çekilmiş.
Sadece vatandaş Cimer’e şikayet edince her yerde ilgileniyor.
Bilmiyorlar ki, CİMER’in görev ve yetkilerini…
Sadece aynen vatandaş gibi ‘yetkililere uyarı’ görevini sürdürdüğünü…
Ama yine de çok etkili oluyor.
*- GÜLMEYİ SEVİYOR
Maden konu her zaman gündeme gelen Urla, ben de şikayetimi yazayım:
16 Haziran Pazartesi günü, Urla Devlet Hastanesi’ne gittim.
Yüzlerce hasta vatandaşımız gibi, iki tur attıktan sonra girişte yanımdan iki tırın rahatça geçeceği köşede bir yere aracımı park edebildim.
Yürüme ve denge sorunum olduğu için bastonumu olarak hastaneye gidip, doktor sıramı beklerken, telefonum çaldı, ‘Acele aracınızı çekin trafik ceza yazacak!’
‘Doktor sıram geldi!’ falan hikaye…
Topallayarak koştum gitmeye çalıştım.
Baktım ‘Nizamiye nöbetçisi’ gibi güvenlik görevlisi halime gülüyor.
‘Sen mi aradın?’
- Evet!
‘Trafik polisi buraya ceza yazamaz! Hastanenin için. Buraya gelinceye kadar tüm yollar hastaneye gelenlerin araçları ile dolu. Ama paraya ihtiyaç varsa, yalnız Urla’daki devlet memurlarının değil, komşu ilçelerin tüm memurlarının maaşları da iki saat içinde toplanır.’ Dedim.
*- BAK SEN!
Baklayı ağzından çıkardı:
‘Ben fotoğraf çekip trafiğe gönderiyorum!’
Vay vay vay…
Memur ile kapı görevlisi arasındaki anlaşmaya bakın doğruysa…
Herhalde ‘Fahri Trafik Müfettişi’ görevi verilmiş…
Demek ki, her şeye, hatta ‘Seni Başhekimi şikayet edeceğim’ deyişime bile ‘Gülümseyerek, rahat kolay bir şekilde’ davranan ve ‘Güle güle’ diyen bir görevliyi kutlamak lazım.
Keşke her insanımız böyle ‘korkusuz’ ve ‘bilgili’ olabilse…
‘Bak şimdi Emniyet Müdürünü arayacağım!’ dedim…
Takmıyor…
‘Yok Vali Beyi arayacağım!’ diyorum, umurumda değil…
Yanında telefonu çevirmeye çalışıyorum…
Beni imtihan etmekten de çekinmiyor!
‘Müdürün adı ne?’ diye soruyor…
Ben de safım ya!
‘Bilmiyorum!’ deyince, ‘İyi ki tanıyorsun?’ diye dalga geçiyor.
Bir isim uydursam, inanacak, çünkü o da bilmiyor ki?
Olacak gibi değil, rahat tavrı ve müstehzi gülüşüyle…
Bir vatandaş, halimi gördü ve ‘Bu herhalde partiye kayıtlı!’ diye beni uyardı.
Yani ne yapsam boş…
*- DİNLEMELİYMİŞİM
Ha sahi yol da gösteriyor:
‘Erken gel, kendine bir yer bul!’ diyerek…
Demek ki, MHRS’den randevunu öğlene doğru, ya da öğleden sonraya da alsan ‘Güleç insan’ kapı görevlisi (Bu lafı da Alman arkadaşım Michael Böhme’den öğrenmiştim) sayesinde sabahın kör karanlığında gelip bir araçlık otopark yeri kapacaktım.
İşin asıl ‘önemli’ ve bana göre ‘korkunç’ kısmı, eğer anlattığı doğru ise ‘Urla Trafik Polisleri’ ya da onların başında bulunan Kaymakamın hakim gibi karar verip, Hastane içindeki trafik düzenini sağlamaları için birilerine yetki vermeleri…
Olur mu?
Yasalara göre olmaz!
Ama oluyor bunlara göre…
Herhalde yeni yasalar çıktı, benim haberim yok.
Şimdi birine sinirlendim, diğerinin canını yakmayayım:
*- KÜFÜRÜN BİNİ BİR PARAYA
Kayıtlarda görülür:
Cumartesi yani tatil günü akşamı…
Acil Servisin içi…
Bir iki görevli kapıda çay içip sohbet ediyor.
Aynı şekilde iç kısımda, sağ tarafta yoğun bakım girişinde de iki güvenlik görevlisi oturmuş bir yanda telefonlarını kurcalıyorlar, diğer yandan sohbet ediyorlar.
Normal bir durum…
Ama;
Genç birisi yanında eşi olduğunu sandığım bir kadınla gelmiş.
Genç adam yüksek sesle küfür ediyor.
‘Delikanlı ne oldu?’ diyorum, herkes korkulu gözlerle bakarken…
‘Bileğim şiş, 300 lira sargı bezi parası istiyorlar!’ deyip, ağır küfürlerini sürdürüyor.
‘Sakin ol, şimdi ilgilenirler falan diyorum’ teskin edemiyorum.
Bildiğim, güvenlik görevlileri böyle durumlarda, hastayı veya kişiyi yakın mesafeden kontrol altında tutarlar.
Ama bunların sohbetleri daha önemli olmalı…
Sonuçta genç kadın, yüksek sesle küfürler savuran eşini ya da yakınını alarak gitti.
*- KENDİNİ DEVLETİN ÖZEL GÖREVLİSİ GÖRÜYOR
Nizamiye kapı görevlisine, ‘Burası hastane, bana ve herkese sen yardımcı olmak için görevlisin, Trafik polisi değilsin. Ayrıca bak aracımda
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından verilen ‘Basın plakası var’ bu bir noktada görevlilerin yardım etmesi anlamına geliyor’ demiştim.
‘Göreyim’ dedi.
Getirdim…
- Bu araç için değil!, demez mi?
Yine ‘Haklısın!’ dedim.
O zaman sen bana ‘Basın kartın var mı?’ diye sorman lazım.
Belki aracı sıradan bir şoför kullanıyor?
Bin bir tahkikattan geçtikten sonra, yine Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından verilen basın kartını göstermek istedim, umursamaz bir tavır takındı.
‘Acemi Hırsız derdini jandarmaya anlatırmış!’
Kiminle neden konuşuyorum...
‘Yasak’ dedi bir kere…
Doktor sıram geçmiş, hastaymışım, şuymuş buymuş umurunda mı?
Bindim aracı bir iki tur attım, bir park yeri aradım, yine bulamadım…
Hastaneden çıktım, ileride caminin park yeri de kapalı…
Ters yolda, uzun araç kuyruğunun sonuna park edip, belki bir kilometre bana 10 kilometre gibi gelen yolda yürüyerek başhekimliğe gittim,
Hatta mesleki bir dilekte bulunacaktım.
*- YILLAR ÖNCESİNİ ANIMSADIM
Çok yıllar önce Tepecik SSK Hastanesi iken Başhekim çıkmış, sorunları anlatmış ve ‘Basın ve konuklar için’ iki araçlı yer ayrılmasını dilemiştim.
‘Haklısın’ denilerek hala girişte ileride polikliniklerin dibinde yer ayrılmış, tabela da yazılmıştı.
Demek ki o zamanlar sözümüz geçiyor, ya da dinleniyormuş.
Sonra tabii ki, o kısım torpillilerin yeri olmuştu.
Sahte basın da orayı kullanıyordu.
Bazıları kendi ahbapları için kullanmaya başlamışlardı.
Ama benim gibi birine çattıklarında, haklarında işlem yapılıyordu.
Neyse; şimdi günümüze döneyim,
Sıramın geçtiği doktordan önce Başhekime gitmek istedim.
Önce hasta haklarına gitmem gerekiyormuş.
Denileni yaptım.
Sıradan bir hasta olarak anlatsam, ben anlatacağım o görevli yazacak,
Sonra yetkililere iletecekler.
Belki cevap gelecek, belki gelmeyecek.
Aslında ve doğrusu ‘kayda geçmesi’ için mutlaka yazdırmam lazımdı ve kayıt numarasını almam.
Günün birinde bir yetkili çıkar, ‘Neler olmuş bir bakalım!’ diyerek duruma el koyardı,
Yani elinde delil olurdu.
Ama fark etmez bu da, resmi kayıt sayılıyor…
*- SİNİRLENDİ
Makamında ‘odasında) oturan kadın görevliye:
‘Gazeteciyim, bir dileğim var, başhekimin kendisine anlatmak istiyorum’ dedim.
Kendisiyle konuşmak istemediğimi anladığından, ‘Ben başhekim adına iş yapıyorum!’ yanıtın verdikten sonra sinirle ve başını çevirerek, ‘Gidin sekreterini görün!’ dedi.
Güvenlik görevlisine anlattım, ‘tamam’ dedi.
Yani kendisini atlamadım, bilgilendirdim.
Sekreter ya da asistan…
Sıfatını bilmediğim kadın görevliye, ‘Gazeteci’ olduğumu ve sıkıntım ile önerimi kendisine beş altı dakika içinde anlatacağımı söyledim.
Toplantıda olduğunu 1,5 saat sonra gelirsem görüştüreceğini belirtti.
Teşekkür edip, muayenemi olmaya gittim.
Tabii kapıda girersin giremezsin tartışmalarını anlatmaya gerek yok.
‘Zamanında gelseydin, sıranı bekleseydin!’ diyenler kendilerine göre haklı…
Sonuç:
Benim gibi yüksek tansiyonu olanlara ve tüm hastalara önerim.
Sakın tartışmayın, yoksa ölebilirsiniz bile…
Kimsenin umurunda değilsiniz.
Ben hiçbir yerde ‘Gazeteciyim’ demedim. Ama burada bir noktada mecbur kaldım.
Çünkü yetkililer hep, ‘Beni arasaydın!’ diye açıklama yaparlar.
Hadi sıradan biri olarak, bir yetkiliyi görmeye çalışın bakalım, kapısından içeri girebilecek misiniz?
Sonuç mu?
Önce ‘İnsan’ olacaksınız…
Önce ‘vijdan sahibi’ olacaksınız!
Önce, ‘işinizi tam yapacaksınız, burnunuzu her şeye sokmayacaksınız!’
Başkasının çaresizliğinden istifade etmeyeceksiniz!
Diğer insanlık kurallarını siz de ekleyebilirsiniz…
Şunları da ilave edeyim:
Birincisi konunun muhatabı tabii ki başhekim değil… Hastanenin idare müdürü.
Bu arada güvenlik elemanları hangi şirkete bağlı bir türlü öğrenemedim.
Sır gibi saklıyorlar.
Neden acaba?
Neyse, yetkililer bilir…
Kaç yıl aradan geçse kayıtlarda mutlaka vardır, çünkü ödeme yapılıyor.
Partili mi, partisiz mi?
Ya da kaç firmanın ‘güvenlik’ ya da ‘temizlik’ işlerini almışlar?
Bunlar da günün birinde ortaya çıkar, bugün olmazsa yarın mutlaka…
*- KELİMENİN BAŞINA ‘TÜM’ ÖN EKİ GETİRİLMESİNE HEP KARŞIYIM
Değerli okuyucum, Lütfiye Kader, Haziran ayının üçüncü Pazar günü, yani ‘Babalar Günü’nde şunları yazmış:
‘Bebeğin ilk söylediği sözcük babadır.
Son söze kadar bu sözün sorumluluğunu alan tüm babalara selam olsun. Çocuklarının her gününü bayram eden babalar, gününüz kutlu olsun.’
Ben de kendisine şöyle diyorum:
‘Annenin iyisi, ya da babanın iyisi, ya da layık olanı, kaç kişide birdir?
Öyle babalar var ki, sözde anneler gibi!
Nasıl anlatsam, bunlar, Cehennem’in kütüğü olsunlar...
Bu yüzden, bazı özel günlerin, isimlerin, sıfatların başına 'tüm' sözcüğünü koyanlara ve bu görüşe karşıyım, ‘Tüm anneler’ ya da ‘Tüm babalar’ gibi…
Gördüklerimi, yaşadıklarımı, anlatılanları nakletsem ‘Neler varmış?’ diye kesinlikle en hafifinden ağzınızdan, istem dışı olumsuz bir laf çıkabilir.
Bu konuyu en güzel hicveden Fotoğraf Ustası Kuşadası’ndan Ateş Akkor olmuş.
Sevgili ustam Ateş Akkor, fotoğrafını paylaştığı deniz kıyısından şöyle sesleniyor:
‘Bu da baba, ama iskele babası!’
Usta Kameraman, önemli gazetelerin yöneticisi Fidel Severcan’ın şu sözlerini de bir kenara yazdım:
‘Baba çınar gibidir, meyvesi olmasa da, gölgesi bile yeter.
Kendini ‘Baba’ gibi hisseden, ‘Baba’ sorumluluğunun bilincinde olan, evlat sevgisiyle yüreği delice çarpan tüm babaların, ‘Babalar Günü’ kutlu olsun.
*- PARASIZ PULSUZ
Bölge ve kent gazeteleri ile habercilerini ‘Bölge İstihbaratçısı’ olarak hep ama hep takdir ederim.
Beş kuruş almadan, haberlerin peşinden, kendi ekonomilerini zora sokarak koşarlar, meslek sevdasından, kent sevgisinden…
Hasbelkader içlerinden birileri kadrolu, yani maaşlı olabiliyor.
İnanın, İzmir- İstanbul- Ankara, Bursa, Adana, Kayseri, Diyarbakır, Trabzon ya da Samsun gibi büyük kentlerdeki meslektaşlarına taş çatlatırlar.
Yani öyle birikimle ve donanımlıdırlar.
Nedense hep ‘ezik’ dururlar, kendilerini ‘Böyyük’ sananların önlerinde…
Arada çeltik atar gibi bir iki satır yazmaya çalışıyorum, mesleğin sahtekarlarını, üçkağıtçı sözde duayenlerini…
Halkı, iş insanlarını, devleti, belediyeyi nasıl, kılıfına uydurarak soyduklarını…
Yine, ‘Neyse’ diyerek Aydınlı bir gazeteci meslektaşımın haberini paylaşayım:
Haberin başlığı şöyle:
‘Ekonomik krizin yeni kurbanı: 250 otobüsü olan firma tarihe karıştı!’
İçim parçalanıyor bu tür haberlere de!
‘Türkiye ekonomisinde derinleşen kriz, yükselen akaryakıt fiyatları ve süregelen tedarik zinciri sıkıntıları, pek çok sektörde peş peşe gelen iflas haberleriyle kendini hissettirmeye devam ediyor.
Bu zorlu ekonomik tabloda en ağır darbeyi alan alanlardan biri ise karayolu taşımacılığı sektörü oldu.
Son olarak, yıllardır binlerce yolcuyu Anadolu’nun dört bir yanına taşıyan köklü bir firma daha sessizce sahneden çekildi:
Konya’nın simgelerinden biri olan Kontaş Turizm kapılarını resmen kapattı.
*- BİR DÖNEMİN SONA ERİŞİ
1968 yılında Konya’da kurulan ve adını ‘Konya Otobüsçüleri Kooperatifi’nden alan Kontaş, yalnızca bir ulaşım firması olmanın ötesinde, Anadolu insanının yaşamında özel bir yere sahipti.
Türkiye genelinde 81 ilde şubeleşen, 250 otobüslük filosuyla şehirleri birbirine bağlayan bu dev yapı, onlarca yıl boyunca yolların vazgeçilmez aktörüydü.
Uygun fiyatlı bilet politikası, ulaşılması zor ilçelere kadar uzanan geniş sefer ağı ve samimi müşteri ilişkileriyle tanınan Kontaş, özellikle kırsal kesimde yaşayan vatandaşlar için adeta bir can damarıydı.
Her şehirde bulunan yazıhaneleri, sade ama sıcak hizmet anlayışıyla firmanın halk nezdinde özel bir bağ kurmasını sağladı.
Bozkır Gücü Spor Kulübü Başkanı Muammer Tunahan’ın kaleme aldığı ‘Kontaş ile Geçmişe Yolculuk’ başlıklı yazısında belirttiği üzere, firma daha vizyoner bir yaklaşımla yönetilmiş olsaydı bugün Türkiye’nin en büyük karayolu taşımacılık ağlarından birine sahip olabilirdi.
Tunahan, özellikle Kontaş’ın taşrada görev yapan yerel temsilcilerinin özverili çalışmaları sayesinde birçok vatandaşın hayatında yer edindiğini vurguluyor. Şirketin son zamanlarda bile uzak ilçelere ulaşımı sürdürmesi, onu klasik bir otobüs firması olmaktan çıkarıp bir toplumsal hizmet sağlayıcısına dönüştürdü.
Haberi aktaran Ömer Araz’a teşekkür ediyorum.
Düşünün bir Konya firması, Aydın’da bile etkisini gösteriyor, haber oluyor.
Herhalde ‘Anadolu dayanışması’ da böyle bir şey olmalı…
*-
Yorumlar yükleniyor...