KAYBOLAN VİCDAN ARANIYOR
Köşe Yazısı

KAYBOLAN VİCDAN ARANIYOR

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
31 Mar 2026 15 dk okuma 156

Güler Dost, Mahatma Gandhi’den bir alıntı yaptı: ’Her sabah kalktığım zaman kendi kendime şöyle söz veririm: Dünya üzerinde vicdanımdan başka kimseden korkmayacağım. Kimsenin haksızlığına boyun eğmeyeceğim. Adaletsizliği adaletle yıkacağım ve mukavemet etmekte ısrar ederse onu, bütün mevcudiyetimle karşılayacağım.?? Değerli Güler Hanım, maalesef vicdanı çoktan kaybettik.

Arasanız da bulamazsınız.

Mehmet Efendi şöyle diyor:

‘Yohh hemşehrim, yohh…’

Bugün inşaatçı Ahmet Beyle konuştum, Balçova’da…

Foça ile Aliağa arasında bir inşaatın yapımına başlamış.

Oradaki malzemeci fahiş fiyat uyguluyormuş.

Şöyle örnek verdi:

‘10 lira dediği elektrik malzemesini 3 liradan İzmir’de aldım. Kullandığım akaryakıt şu kadar lira. Yani çok fark var, yine de. Zaman kaybını düşündüğüm için, malzemeciye ‘Sen İzmir’deki meslektaşın gibi bu aldığım malzemeye 3 lira değil de 4 lira hatta 5 lira al!’ diyorum, ‘Olmaz!’ diyor…’

Herhalde bundan güzel örnek olmaz ve ‘vicdan’ konusuna…

Benzer birkaç örnek daha var, ama nedense bazı insanlarımızda ne vicdan kalmış, ne de insanlık…

*- FARKLI BAKIŞ

Şura Kuruçay’ın bir paylaşımını nakledecektim ama daha akıcı iki önemli kişiye söz vereyim:

Nevin Karataş İşyeri Hekimi, Uzman Doktor aynı zamanda Aile hekimliği uzmanı şöyle diyor:

“Bir yazınıza kısmen katılmakla birlikte farklı bir bakış açısı sunmak istiyorum.

Aslında insanın gerçek değeri insanlığa faydası oranında artar.

Yıllarca bize karınca gibi çalışkan olmaktan bahsedildi.

Karınca kendisine bir buğday tanesi yetecekken, açgözlülük edip hep daha fazla yiyeceği yuvasına taşımak için uğraşır.

Oysaki arı hayatı boyunca çiçekten çiçeğe dolaşarak yaptığı balı kendisi hiç yemez ya da çok az yer insanlığın faydasına çalışır.

Rivayet odur ki;

Karınca sırf kendisi için çalışmasından dolayı ayaklar altında ezilirken, arı insana hizmetinden dolayı ödül olarak, başlar üstünde uçar.”

*- İNCE ÇİZGİ

Kaan Gülten ise konuya şöyle yaklaşıyor:

“Karınca ve arı metaforu gerçekten düşündürücü.

Ama Montaigne'in kuleye çekilmesi aslında bencillik değil, bir tür içe dönük arılık gibiydi; kendini tanımadan insanlığa nasıl faydalı olunacağını sorgulamaktı.

Toplumun beklentilerine koşarken kimi zaman karınca gibi yığıyoruz, sadece farklı şeyler yığıyoruz.”

Şimdi de bir teşekkür göndererek Şura Kuruçay’a söz vereyim:

“Bu paylaşım, modern insanın en büyük yanılgısını çok şık özetlemiş; Romalıların 'Otium' (zihni beslemek için ayrılan özgür zaman) ve 'Negotium' (iş, yani 'otium olmayan' durum) kavramları arasındaki o ince çizgiyi bugün tamamen kaybettik.

İş hayatını asıl hayat sanıp, kendimize ayırdığımız vakti 'boş zaman' olarak etiketliyoruz.

Montaigne’in 1571’de her şeyi bırakıp şatosuna çekilmesi aslında bir kaçış değil, bir uyanıştı.

Steve Jobs’ın meşhur Stanford konuşmasında dediği gibi:

'Zamanınız kısıtlı, bu yüzden onu başkasının hayatını yaşayarak harcamayın. Başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşayan dogmaların tuzağına düşmeyin.'

Gerçekten de başkalarının beklentilerini temize çekmek yerine, kendi hikâyemizin kulesine çekilmeye daha çok ihtiyacımız var.

Bu hafta hepimiz için biraz daha fazla Otium olsun…”

*- HASTALIK YILI

Arada sevgili okuyucularımdan Güliz Güzeldiyar’ın şu önemli önerisini paylaşmadan geçemeyeceğim.

Güliz Hanım, ayrıca bir de önerdiği ilacın kutu fotoğrafını göndermiş.

“Geçmiş olsun inşallah şifalar diliyorum

Bu yıl ‘hastalık yılı!’ gibi oldu

Ehliyetimi yenilemek için, Göz doktoruna gittim…

Sarı nokta başlamış…

Yeni gözlük aldırdı…

Ve Respect ile selenyum ilaçları almaya başladım…

Büyük oğlum Uğurhan  A. İ ilaç firmasında bölge müdürü..

Geçenlerde geldi...

Amerika da safrandan yapılan bir ilaç, kör olmayı önlüyor…

‘(S. M.) ü Al bunu devamlı iç anne…’ dedi.

1 490..tl..aldım…

Hergün bir tane içilecek..

İstersiniz alın…

İyi olacağınıza, İnanıyorum

Ben alıyorum...

İyiyim şükürler olsun..

Diliyorum Yarabbim’den, size de şifalar diliyorum..

Benim eczanem getirtti.

Bulamazsınız yardımcı olurum...

Selam ve saygıyla..”

Ben ne diyeyim böyle hassas, ince ruhlu, yardımsever okuyucuma…

Filmlerde olduğu gibi, ‘öl de öleyim sevgili okuyucum’ mu?

Ne kadar güzel bir anlayış bu…

Dünyada dostluk ve sevginin üstüne bir şey yok…

*- ADANA’DA BİR GECE

Şimdi de bir başka dost insan Remzi Yıldırım’ın, "Sahne Kimin, Gölge Kimin?" yazısını okuyalım:

“Adana’nın akşamına bir kalabalık çöktü.

Bir yürüyüş değil bu. Bir gösteri değil.

Bir şaşkınlık, bir savruluş, bir yabancılaşma.

Ziya paşa’dan başlayan o kalabalık, sözde tiyatronun gölgesinde ilerlerken aslında ruhunu kaybeden bir sanatın cenazesini taşıyordu.

Bir zamanlar sahnede ter vardı, replik vardı, insan vardı!

Toz yutan perdeler, oyuncunun titreyen sesiyle açılırdı.

Şimdi?

Gökyüzüne bakıyoruz.

Bir ejderha!

Ardından bir robot!

Işıklar çakıyor.

Gözler kamaşıyor.

Ama kalp?

Kalp bomboş!

Bu mudur tiyatro?

Bu mudur sanat?

Sahne dediğin; insanın içini deşer!

Sahne dediğin; bir bakışla isyan ettirir!

Sahne dediğin; insanı insana anlatır!

Ama burada ne var?

Makine var!

Yapay var!

Ruhsuzluk var!

Adana’nın semalarında uçan o ejderha, aslında sanatın boğazına dolanmış bir dumandır!

O robot…

İnsanın yerini almaya çalışan bir soğukluk, bir hissizliktir!

Alkışlayanlar oldu.

Evet, oldu.

Çünkü ışık göz alır, gürültü büyüler, ama derinlik?

Derinlik sabır ister!

Kimse sormadı:

“Bu gösteri bize ne anlatıyor?”

Kimse demedi:

“Bu tiyatroysa, insan nerede?”

*- PORTAKAL YOK!

Adana’nın toprağı pamuk kokar, portakal çiçeğiyle sarhoş eder insanı.

Bir ışık gösterisi yapılacaksa, neden o dalda sallanan portakal yok?

Neden Büyük Saat’in vakur duruşu yok?

Neden bu şehrin ruhu yok?

Yabancı getirmişsiniz

Tamam!

Ama ‘kendi ruhunu kapıda bırakmışsın!’ Gibi bir durum var.

Bu bir sanat ithalatı değil, bu bir kimlik ihracıdır!

Kendi değerini dışarı atıp, başkasının boşluğunu içeri almaktır!

Tiyatro; Bir milletin aynasıdır!

Sen aynayı kırarsan, yüzünü nerede göreceksin?

O gece Adana’da bir ejderha uçmadı aslında.

Bir robot da geçmedi insanların üstünden.

O gece; sanatın ruhu uçtu!

Ve geriye sadece gürültü kaldı.

Ve biz.

Alkışlarla kendi sessizliğimizi örttük.

Bu yaşanılmışlık, Yöneticilerimize bir sözümüz yok.

Hallanda'lı tiyatrosunu ancak bu ucube görüntü ile kutlardı böylede oldu.

Sözüm tastamam Hollanda ekibine…”

*- KEMERALTI’NDAKİ KUTLAMA

“İzmir Kültür Sanat Konseyi, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'nü, Kemal Aygen ve Aytaç Özgür’ün sahnelediği Geleneksel Türk Tiyatrosu Orta Oyunu ile Tarihi Kemeraltı Çarşısı 2. Beyler Sokağı No 43'te yer alan Arya Kamalı Uluslararası Kültür Sanat Merkezi’nde kutladı

İzmir Kültür Sanat Konseyi adına Ulusal Eğitim Derneği Genel Başkanı Osman Gazi Oktay, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü bildirgesini okudu. Özkan Sucuoğlu'nun Kemal Aygen ve Aytaç Özgür'ün özgeçmişleri okumasının ardından sanatçılar, sahnede yerlerini aldılar.

Meddah Kemal Aygen ve Aytaç Özgür’ün Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun en güzel örneklerinden Orta Oyunu Gösterisi ilgiyle seyredildi.

Komediyle çevrili sözlü geleneğimizin, doğaçlamanın güzel örneklerinden orta oyunuyla seyirciler geçmişe gitti.

Oyun sonrasında seyirciler tarafından 27 Mart Dünya Tiyatro Günü “Yaşasın tiyatro!” diyerek kutlandı.

*- SEYİRLİK SANATLARIMIZ

Tiyatro Ege’nin kurucusu tiyatro oyuncusu Kemal Aygen, “Tiyatromuz kültürel mirasımızdır, toplumun aynasıdır. Geleneksel tiyatromuzu her zaman yaşatmaya çalışacağız. Bugün hayatta olmayan tüm meddahlarımızı saygı, sevgi, tebessümle anıyoruz.

Yaşadığımız sürece bu geleneksel sanatlarımızı yaşatacağız” diye konuştu.

Osman Gazi Oktay, “Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun Orta Oyunu, Meddah, Karagöz gibi geleneksel seyirlik sanatlarımızı yaşattıkları için Kemal Aygen ve Aytaç Özgür’e teşekkür ederiz” dedikten sonra, her etkinlik sonrası olduğu gibi, Kültür Sanat Merkezi önünde izleyicilerle, sanatçılar birlikte poz verdi.

*- YOK CANIM

‘Bilge İnsan’ Mustafa Saraç paylaşmış

“Gerçekten artık ülkemi tanımakta zorlanıyorum.

Bunun en belirgin nedeni kutsal Ramazan Ayı boyunca, bazılarımızın,   laiklik karşıtı din dayatmaları.

Toplumla alay edercesine  “ben laikliği savunuyorum” diyorlar.

Bunlara, “Siz laiklikten ne anladığınızı anlatsanız da biz de öğrensek’ demeliyiz herhalde.

Nedense herkes kendi işine bakmıyor,

Çünkü din, bazılarımızın işi değil.

Zamanında din ile ilgili işler için Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu.

Zaten orta eğitimde din ve ahlak dersleri okutuluyordu.

Öğrenci velileri diyor ki; “çocuğuma vakıf, tarikat ve cemaatleri okul bünyelerine katarak kimse dayatamaz.

Gerçek mümin, tarikat ve cemaatlerden daima uzak durmuştur.

Geçmişte adı ‘Fetö’ olan bir cemaat vardı,  bu belayı 250’ye yakın şehit vererek defettik.

Bu yüzden de şunu sakın aklımızdan çıkarmayalım:

“Laiklik, İslam’ın en büyük güvencesidir.”

Örnek mi; "TUNUS"

*- SAYMAKLA BİTMİYOR

1- Halkı % 100 Müslümandır.

2- Cumhurbaşkanını halk, Başbakanı parlamento seçiyor.

3- Nüfusu 9 milyon. Ülkede 35 üniversite, 80 kolej var. Her branşta eğitim veriyorlar. İlkokul birinci sınıftan, master veya doktoraya kadar tüm eğitim ücretsiz.

4- Aile planlaması yasası, 1956 yılında hazırlanmış. Bu yasa gereğince her aile 3'ten fazla çocuk yapamıyor.

5- Resmi nikah, tek geçerli aile sistemi. İmam nikahlı ikinci eş yasalarla yasaklanmış.

6- Ülke, çevre değerlerini kabul ettiğinden her yer tertemiz. Çünkü çevreyi kirletenler hapis cezası alıyor.

7- Bu ziraat ülkesinin ihracat malları; zeytinyağı, tahıllar, portakal, limon, ton balığı.

8-İthalat çok yüksek vergilere tabi.

9-Türban, resmi daireler ve eğitim kurumlarında yasak ancak sosyal yaşamda serbest.

10-Yılda bir kez ağaç festivali düzenleniyor. Festival sırasında herkes bir ağaç dikiyor.

11-Yılda bir kez dağa tırmanma festivali düzenleniyor. Her ülkeden bu ülkedeki boynuz dağına tırmanmak için turistler akın ediyor.

12-Ülkede 60 milyon zeytin, 3.5 milyon portakal ve 800 bin adet limon ağacı var.

13-Din ve devlet işleri tamamen birbirinden ayrı. Tam bir laiklik abidesi.

14- Başkentin ana caddesinde kocaman posterde, bir kadın, polisin 3 çocuklu bir hanımı trafikte yönlendirişi resmedilmiş.

15- Bu posterin altında şöyle yazıyor: ''Ülkemizdeki iş kadınları, sokak düzenimizi sağlamakta baş etkendir."

16- Her öğrencinin birinci lisanı Arapça, ikinci lisanı Fransızca. Bunun haricinde, isteyenlere 5 yıl İngilizce eğitimi veriliyor.

17-Ülkenin dış borç gibi bir derdi yok.

18-Her taraf çiçek, çimen ve ağaçlarla süslenmiş. Bunları koparan, yolan, sertifikasız ağaç budayan herkese hapis cezası veriliyor.

*- DEVAM EDELİM

19- Sokaklarda gezen bir tek başıboş kedi veya köpek yok.

2O- Bir şoförün aylığı 400 dolar. Bunun dört ya da beşte birini kiraya veriyor. Kalanı ile kimseye muhtaç olmadan yaşayabiliyor ve para biriktirebiliyor.

21-Emeklilik yaşı 60 olarak belirlenmiş. Her vatandaş vergisini vermekle gurur duyuyor.

22- Elli - altmış bin kişilik üstü kapalı futbol stadyumları var.

23- Devlette hortumculuk şimdiye kadar hiç duyulmamış ve görülmemiş.

24- İthalattan çok yerli üretime önem veriliyor.

25- Kentlerdeki duvarlarda sanatçıların yaptığı, bizde bazı çevrelerin ''müstehcen'' bulma ihtimali olan kadın resimleri yer alıyor.

26- Artdeko tarzı süslü mimariyi yansıtan eski binalar çok iyi korunmuş durumda.

27- Siyasette 4 parti var. Bu yıl yapılacak başkanlık seçimine 2 aday katılacak. Hükümette 24 bakan var.

28- Halk sürekli çalışıyor ve üretiyor. Lüks ve ihtiras peşinde olan yok. Kazanç ''eşitlikçi'' bir biçimde paylaşılıyor. Bu yaşamlarından belli oluyor.

29- Bu ülkede ezan okunurken mutlaka durup dinlersiniz. Zira hiçbir minarede sonuna kadar açılmış, yarısı da patlak hoparlörler yoktur. Müezzin şerefeye kadar zahmet edip çıkar ve oradan okur. Ve gerçekten çok güzel okur, herkes de onu dinler.3O- Kadınlar yasalar önünde gerçekten birinci sınıf vatandaştır. Mirasta kız çocukları daha önde tutulur. Kadın istemediği sürece boşanmak çok zordur ve en çarpıcı fark da şudur: Bir kadına arabanızla çarpıp yaralarsanız alacağınız ceza, erkeği yaraladığınız zaman alacağınız cezadan yaklaşık %50 daha fazladır.

31- Çöldeki bedevi bile ana dili gibi bir yabancı dil konuşur.

32- Kanun ve kurallara uyulur. Çölde Land Rover’la bizi safariye götüren şoför, dümdüz ve kaymak gibi bir asfalt yolda günlerce, saatte 60 km hızın üstüne çıkmayarak beni deli etmişti.

33- Ne tarihi dokuları, ne de cennet gibi bir doğaları var. Aslında, yılan, akrep ve çölden başka hiçbir şeyleri yok. Ama şubatta, mayısta, eylülde hatta kasımda bile her taraf turistle doludur.

34- Etrafta bir tane bile maganda göremezsiniz.

35- Zeytin ağacı ve zeytin üretimi neredeyse bizim kadardır.

36- Ülke büyüklüğü bizimkinin BEŞTE BİRİ. Nüfus da yaklaşık SEKİZDE BİRİ kadardır!

Bu ülkenin adı TUNUS!

Hani Müslüman ülkelerden örnek aranıyor ya, Türkiye, Mısır falan deniyor ya, neden kimsenin aklına "TUNUS" gelmiyor?

O Tunus'un efsanevi  kurucu lideri Habib Burgiba ise tam bir Mustafa Kemal ATATÜRK hayranıdır ve ülkeyi şekillendirirken Atatürk’ün fikirlerini esas aldığını defalarca beyan ettiğini bilir misiniz?..

SON SÖZ:

“Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir.

Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü demektir."

İmza;  Mustafa Kemal Atatürk…

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...