KALİTELİ İNSANLAR BAŞKA OLUYOR
Köşe Yazısı

KALİTELİ İNSANLAR BAŞKA OLUYOR

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
05 May 2026 17 dk okuma 93

*- DENEMENİ PAYLAŞMA Konu çok önemli… Başta tarih olmak üzere, her konuda… ‘Değişime’ tamam, ama böylesine değil… Şimdi anlatmaya, nakletmeye çalışayım.

Umarım dikkatinizi çekecektir;

Fotoğraf sanatçısı Ateş Akkor kadar dikkatli bir isme rastlamadım, desem yeridir.

Yapay Zeka çıktı çıkalı, sayısız uyarılarını okudum, tenkit ettiği fotoğrafları inceleyince, ‘Seninle gurur duyuyorum’ dedim, her seferinde…

Tarih bilgisi ve bilinci olmayanlar, sözde bizim gururumuz insanlarımızı, büyüklerimizi, kahramanlarımızı bilgisizce öylesine abartmaya çalışıyorlar ki, sonuçtu gülünç bir tablo ortaya çıkıyor.

Yaşa sen eyi mi, sevgili kardeşim Ateş Akkor…

Şimdi de sözü yine İzmirli Ali Özpalanlar’a vereceğim.

Özne yine Yapay Zeka!

Ama olay Ateş Akkor’un öne çıkardığı olay değil…

‘Benzeri’ diyebilirim.

Meraklının çok fazla olduğunu da söyleyebilirim, Ali Özpalanlar’ın yine bir paylaşılmış fotoğrafı ele alarak yaptığı bilgilendirme daha doğrusu uyarı.

*- DUYARLI OLALIM

Söz Ali Özpalanlar’da:

“Değerli arkadaşlarım;

yapay zekayla renklendirmelerin mahzurlarıyla ilgili birkaç kez ben, onlarca kez yönetici veya duyarlı arkadaşlarımız uyarıda bulunduk.

Bunu neden yaptığımı bir kez daha bu fotoğraftan hareketle yazıyorum. Çoğunuzun da bildiği gibi burası Sarıkışla Subay Mahfeli’nin Terası.

Bu fotoğrafın çekilme sebebi on milyonlarca kişinin tanıdığı İSMET İNÖNÜ.

Ben İsmet İnönü’nün bu fotoğrafta olduğunu söylemesem kaç kişi onu tanıyabilirdi?

Burada İsmet İnönü tanınmıyorsa bu fotoğrafın değeri yüz kat azalır.  Arkadaşlar İzmir nostalji gruplarında paylaşılan yaklaşık 1000 eski fotoğraf, fotokart ya da kartpostal var.

Bunların hepsi birkaç yıl içinde renklendirilirse bunlardan bir kısmı hatalıysa bunların aslı unutulacak az sayıda arşivin dışında doğrusu bilinmez olacak.

*- PAYLAŞMAYIN…

(Pozun altındaki grup yöneticilerinden özür diliyorum amacım onları üzmek değil. Ben olsam bu fotoğrafı paylaşmam. Çünkü zararlı.)

Benim ve bu konuda dikkatli olmaya davet eden herkesin ricası şu: Yapay zekayla renklendirilip netleştirilen fotoğrafın aslı önemli ölçüde değişmişse onu paylaşmayın.

“Teknolojiyi bilmiyorum mümkünse fotoğrafı değiştirmeden iyileştirecek bir programı” kullanın.

Böyle bir uygulama yoksa, RENKLENDİRMEYİN…”

*- ‘EL ÖPMEYE’ GELDİLER…

Mehmet Gürbulak, benim gibi çok sayıda vatandaşımızın bildiği önemli bir olayı anımsattı.

Nedense her konuya ‘önemli’ diye girmem de, belki de anımsatmaların beni heyecanlandırmasından olmalı.

Zamanımızda ‘torpilsiz’ bir işimizin olmayacağını inandığımızdan, bizi böylesine bir duruma getirenlerin ‘utanmaları’ için naklediyorum.

Mehmet Gürbulak’ın paylaştığı fotoğraflı yazının girişi şöyle::

“Siyasetçi değil, Devlet Adamını seçemiyoruz.!!!

Bu ülke bunu da gördü;”

“Oldukça mütevazı döşenmiş odaya iki tane lise talebesi girdi.

Tombul yanaklı olan Milli Eğitim Bakanının yanına yanaşarak,

“Babacığım merhaba.

Elini öpmeye geldik, Gazi ile beraber’ diyerek arkadaşını gösterdi.

Mezun olmuşlardı, iki samimi arkadaş liseden.

Gazi ve Can…

Bakanın elini öptükten sonra, masanın karşısındaki koltuklara oturdular…”

*- İŞTE BU!

Tombul yanaklı çocuk söz aldı, ‘Babacığım biliyorsun okulumuzu her ikimiz de başarı ile bitirdik.

Ve bir yıldır para biriktiriyorduk.

Eğer senin de iznin olursa, Bakanlığın bursundan yararlanıp Amerika'ya okumaya gitmek istiyoruz…’

Bakan küçük bir sessizlikten sonra;

‘Oğlum biraz dışarı çıkar mısın? Bizi arkadaşınla bir iki dakika yalnız bırak’ dedi.

Oğlu dışarı çıktıktan sonra, uzun boylu çocuğa şöyle dedi:

‘Bak evladım, ben sizler gibi başarılı öğrencilerin yurt dışında öğrenim görmesini her zaman desteklerim.

Fakat bir bakan olarak oğlumu Amerika'ya gönderirsem, bunu başkaları farklı değerlendireceklerdir.

Bu yüzden sadece sana burs vereceğim.

Gerekli işlemlerin yapılması için talimatı veririm az sonra.

‘Hayırlı olsun!’ deyip dışarı çıkmasını söyledi, talebeye…

Heyecan içinde, kapının önünde bekleyen bakanın oğluna sarıldı çocuk. ‘Can sana bir iyi, bir kötü haberim var.

Baban bana burs verdi ama senin gitmeni onaylamıyor.

Tombul yanaklı çocuk elini cebine atıp bir mendil çıkarttı.

İçi para dolu olan mendili arkadaşına verip, ‘Al bunları Gazi. Nasıl olsa bana lazım değil bu para artık’ dedi, bir yıldır biriktirdiği parayı arkadaşına uzattı.

Oğlunun geleceğini bile, ülkesinden sonra düşünen onurlu Milli Eğitim Bakanımız Sayın Hasan Ali Yücel Bey'i saygıyla anıyoruz.

Oğlu Can büyük edebiyatçı Can Yücel'dir.

Onun lise arkadaşı Gazi ise dünyanın en ünlü beyin cerrahlarından

Prof.Dr. Gazi Yaşargil'dir…”

Yağmur dinince, şemsiye yük olurmuş, insanlara!

Tıpkı menfaati bitince, muhabbeti kesen insanlar gibi!...

Ama gerçeği anımsatan Mehmet Gürbulak, ‘Bu herkes için geçerli değil!’ diyor yukarıdaki anlatımı ile…

*- SAĞLIKLI GIDAYA MESAFE KOYMAK!

Değer verdiğim insanlardan, ‘zeytin ihracatçısı’ Ali Güreli’nin, ‘Eline sağlık, üşenmeyip bilgilendiriyorsun…’ dediği yine zeytin sektörünün önemli ismi Mustafa Alhat’ın son makalelerinden birinin başlığı şöyle:

“Riviera Bir Kandırmaca mı?”

Ben de merak ettim.

Rafta sıra sıra dizili teneke kutunun üzerindeki ‘riviera’ yazısı da gözümün önüne geldi.

Şimdi söz Mustafa Alhat’ın:

“Riviera zeytinyağı hakkında hem tüketicilerde hem de sektörde bilgilerin eksik ya da yanlış olduğunu görüyorum.

Kulaktan dolma söylentiler tüketicileri tedirgin ediyor.

Bu dezenformasyon, bir yandan üreticilerin gelirini azaltırken, diğer yandan tüketicilerin yeterince sağlıklı bir gıdaya mesafe koymasına neden oluyor.

Bu makale Rivierayı övme, ya da gömme amaçlı değil!...

Tüm yönleriyle artısıyla eksisiyle doğru anlaşılması için yazılmıştır. 

O kadar, yalan yanlış şeyler yazılıp çiziliyor ki, sessiz kalındıkça bu atıp tutanlar iyice pervasızlaşıyor.

‘Yazı hızlı aksın’ diye soru cevap şeklinde bir format deneyeceğim.

Soruları çeşitli platformlarda yıllarca duyduklarımdan derledim.

Bu sorular dışında aklınıza gelen bir şey olursa yorumlarda bekliyorum. Keyifli okumalar…

*- HAYIR KARDEŞİM

- Rivieranın karışım olduğu söyleniyor. Doğru mu?

‘Evet karışım ama diğer bitkisel yağlarla değil rafine edilmiş zeytinyağı ile naturel zeytinyağı karışımı.

Yani yüzde yüz zeytinyağı…’

- Pirina yağı karıştırılıyor ama di mi?

‘Hayır kardeşim; Pirina yağı ayrı.

Zeytin meyvesinin yağı fiziksel yöntemlerle mümkün olduğunca alındıktan sonra posasında, yani pirinasında bir miktar alınamayan yağ kalıyor onu ‘hekzan isimli bir çözücü’ yardımıyla ekstrakte ediyorlar.  Bunun içine naturel zeytinyağı katınca buna ‘prina yağı’ diyoruz…”

- Ama gizlice karıştırıyorlarmış...

‘Gizlice karıştırılıyorsa tağşiştir güzel kardeşim, yakalanırsa cezası var…’

- Zeytinyağını rafine edince bütün değerli bileşenlerini fenollerini falan kaybediyormuş doğru mu?

Doğruysa niye rafine ediyorlar?

‘Naturel olarak, muhteşem değerleri olan kusursuz bir zeytinyağını kimse rafine etmez canım kardeşim.

Mevcut haliyle tüketilemeyecek kusurlu zeytinyağlar rafine edilir.

İyi ki rafine ediliyor yoksa eskisi gibi pis kokan yağları insanların önüne sürecekler.

Rafine kelime anlamı olarak yeniden iyi hale getirme demek.

Zeytinyağı çeşitli sebeplerle kusurlu hale gelmiş ise bunun olduğu gibi kullanılması doğru değil.

Yani rafinasyon bir tercih değil zorunluluktur.

Rafinasyonu çamaşır yıkama gibi düşünebilirsin.

Kirli değilse yıkamazsın.

Ama kirli ise de yıkarsın pis pis giymezsin.

Kıyafetler yıkandıkça yıpranır yani rafine edilmiş yağ naturel göre tat ve besin değeri olarak eksiktir.

İçine bir miktar naturel katılması bu eksikliği bir nebze tamamlamak içindir. 

Sonuçta ‘kıyafetini yıkadın’ diye giyilmez hale gelmiyor, bilmem anlatabildim mi?”

*- KARIŞTIRILIYOR

- İyi de yurtdışında riviera yok biz mi icat ettik?

“Riviera yurt dışında yok mu?

Bunu söyleyen de ne bileyim…

Riviera diye ararsan yok tabii.

Riviera bizimkilerin coğrafya kitabından aşırdığı bir isim.

Riviera Türkçe olmadığı için öyle zannediliyor olabilir ama yabancıların zeytinyağında kullandıkları bir terim değil.

Şimdiki anlatacaklarım belki de bu konunun en karıştırılan kısmı. İngilizcede Rivieranın karşılığı “olive oil” ( zeytinyağı).

Evet şaşırdın di mi?

Biliyorsun bitki ismiyle anılan bir sürü bitkisel sıvı yağ var (Ayçiçek yağı kanola yağı mısır özü yağı v.s) hepsi rafine edilerek piyasaya sürülüyor. Bu bağlamda içeriğinde çoğunlukla rafine zeytinyağı bulunan başlangıç seviyesindeki kaliteye sadece ‘zeytinyağı’ demişler.

Ayrıca bir başka kullanımı daha var ‘pure olive oil.’

Kimi ülkeler öyle kullanıyor kimileri böyle.

Pure Türkçede : (saf  - arıtılmış) demek.

*- GÜLÜNECEK HALİMİZ

“Konumuzun dışında belki ama kafa karışıklığının boyutunu anlamanız için nakletmeden geçemeyeceğim.

Bir fuarda görmüştüm, bir Türk firması İngilizce pankart yapmış, extra virgin olive oil tenekesi resmi koymuş yanına pure olive oil yazmış.

Sordum, ‘Bu yağ riviera mı sızma mı diye?’

‘Sızma’ dedi.

‘Peki yanına, niye pure olive oil yazdınız’ dedim.

‘Katkısız saf zeytinyağı olduğunu anlasınlar’ diye” dedi ????.

*- BAKANLIK MUSTAFA’YI DUYSUN

Ülkemizde ‘zeytinyağı’ denilince  natürel Zeytinyağları( virgin olive oil and extra virgin olive oil) akla geldiği için Rivierayı farklılaştırmak amacıyla değişik bir ön ek koyma ihtiyacı duymuşlar geçmişte.

‘Rafine zeytinyağı’ da diyememişler.

Çünkü ‘rafine zeytinyağı’ diye bir sınıf var, onun içine bir miktar naturel girilerek üretildiği için ‘bambaşka bir isim bulalım’ demişler, herhalde, sonunda böyle ‘alakasız bir isim’ koymuşlar.

Biz de işte ‘anlatacağız’ diye uğraşıp duruyoruz.

Ha bu arada, ‘Naturel sızma’ ön eki sanki çok mu matah?

Hadi natüreli ‘virgin kelimesi yerine’ işlem görmemiş anlamında kullandın ‘sızma nedir’ Allah aşkına!

Çoğu kişi süzme yani filtreli natürel zeytinyağı olarak anlıyor.

Bakanlık beni duysunnn.

Şu isimlendirmeleri tekrar elden geçirsin.

Anlatırken benim bile kafam karıştı.

Yazık vatandaşa.

- Normal Naturel Sızma Zeytinyağı varken insanlar niye Riviera yesin öyle çok fazla ucuz da değil?

*- BERBER DE SATARSA…

Fiyat konusu kaliteyle değil arz ve talep ile oluşur.

İtalya’da fiyat konumlamaları bizdeki gibi değil.

Orada epey fark var.

Çünkü kusurlu yağları piyasaya sürmüyorlar, rafine ediyorlar.

Bizde Rivieranın arzını sadece marketler yapıyor, Naturel zeytinyağlar ise her yerde var.

Berber bile zeytinyağı satarsa olacağı budur.

Bir de Natürel sızmanın ‘taklit ve tağşişi’ çok fazla.

Ben şimdiye kadar tağşişten yakalanan riviera duymadım.

Kalpazanlar 100 dolar basar 10 dolarla uğraşmaz.

Bizde bütün sahte yağlar, ‘taş baskı’, ‘soğuk sıkım’, ‘erken hasat organik!’ ????

*- TERCİH PAHALIYA (!)

Bu arada daha önemli bir husus var ki, Rivierayı tercih edenler sadece fiyata bakmıyor.

Hatta daha pahalı bile olsa riviera almaya devam edecek olan azımsanmayacak bir kitle olduğuna eminim.

Yerel zeytinyağcıları çıldırtanda bu durum aslında.

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım.

Türkiye’de zeytinyağında kalite daha dün bir bugün iki.

Yıllarca hem marketlerde, hem beyaz tenekede, leş gibi yağları insanların önüne ‘zeytinyağı diye’ sunmadılar mı?

‘Kokuyor!’ diyene de ‘sen zeytinyağından ne anlarsın zeytinyağı bu kokar sen git ayçiçek yağı ye!’ diye de aşağıladılar.

Müşteri de baktı, bu rafine edilmiş pis kokmayan standart bir zeytinyağı kötü sürpriz yok riviera aldı, geçti.

O müşteri riviera almasa ayçiçek yağı alacaktı.

Unutmayın ki bu ülkede bir ayçiçek yağı firması, ‘2 kere rafine!’ diye reklam yaparak ünlendi.

Sanıldığı gibi toplumda rafinasyona karşı olumsuz bir algı yok.

*-  SÖYLETENLER VAR

- Bütün bitkisel yağlar rafine edilirken, zeytinyağındaki rafinasyona tepki neden?

“Bir tıp doktoru ‘riviera zehir!’ demişti, mesela.

Dünya genelinde bir durum değil nedense Türkiye’de böyle saçmalıklar yaşıyoruz.

O tıp doktoruna söyletenlerde, bizim yerel zeytinyağcılar.

Riviera çoğunlukla markette satılan bir ürün.

Teknoloji ve bilgi gerektiriyor, margarin gibi mesela evde yapamazsın.

Naturel zeytinyağı işi ise çok üst düzey yapanları saymazsak harcıalem iş.

Git bi fabrikada zeytini sıktır, pamuktan süz tenekeye koy, bitti gitti.

Hani bilge, öğrencisini imtihan etmek için çizdiği çizgiyi kısaltmasını istemiş de kısaltamayınca ‘yanına uzun bir çizgi çizmiş, bak şimdi kısaldı’ demiş.

Adamın vizyonu sığ, bir sürü rakibi var!

Zeytinyağını satamayınca, sağa sola sarıyor.

Sadece riviera değil, kendi ürettiği dışında, hiç bir zeytinyağını beğenmiyor.

Kendi çizgini uzat kardeşim, sonuçta ‘mundar!’ dediğin ürünün ham maddesini de sen üretiyorsun.

Naturel satabildiğini kendin pazarlıyorsun, kusurlu rafinajlıkları işleyemiyorsun tüccara satıyorsun.

‘Tüccar o yağı sabun yapıyor mu?’ sanıyorsun?

Öyle olsa o fiyata almaz.

Rivierada kullanıldığını bal gibi biliyorsun.

Parasını alıp harcarken iyi, markette görünce kötü öyle mi?

*- FANTAZİ İLE KARIŞIK

- Tamam tamam sinirlenmeyin tansiyonunuz çıkacak.

Sabun dediniz aklıma geldi, bu kusurlu yağları sabun yapsalar daha iyi olmaz mı?

“Satamadığımız yağları sabun yapalım, sabunu satamazsak hamam kuralım, hahahah…

Bu fantezileri çok mu düşünüyorsun?

Yok yok ‘kelli felli zeytinyağcılar söylüyor’ sen de onlardan duydun biliyorum. 

Ama biraz mantıklı ol lütfen.

Dünyada 8 milyar insan yaşıyor. 

Sadece 3 milyon ton zeytinyağı üretiliyor, bunun da en az yarısı rafine edilmeye muhtaç.

Yani herkesin ‘üst kalite zeytinyağı’ yemesi mümkün değil.

Bırak üst kaliteyi riviera yemesi bile imkânsız.

Hayal aleminde yaşayanlara söylüyorum.

Dünyada 200 milyon ton bitkisel yağ üretiliyor, buna rağmen yetersiz beslenen insanlar var.

*- BİR DEĞİL ÜÇ FARKLI

Ne acayip şeylerden yağ üretiyorlar aklın durur.

Mesela yediğin mısır.

Yağ mı var onda?

Adam nişasta üretiyor, yan ürün olarak  bir damla yağ çıkıyor onu biriktiriyor.

Palmiye var ya, palmiye işte o palmiye!!!…

Neyse, adam o palmiyeden bir değil üç farklı yağ çıkarıyor.

Başka bir adam yüksek erusik asit nedeniyle ancak sanayide kullanılabilen kolza bitkisini ıslah ediyor, ‘kanola!’ diye bir bitki icat ediyor ondan yağ çıkarıyor.

Pamuktan yağ çıkar mı,çıkarıyorlar.

Yağ çıkarmadıkları bi sinek kalmış, bizimkiler diyor ki kusurlu yağları sabun yapalım te Allam ya…

Millet aç aç…

*- MENFAATPERESTLER

- Bu saydığım ve sayamadığım tüm yağlar rafine ediliyor yetmiyor bir daha ediliyor vinterize ediliyor hekzanla muamele ediliyor ama kimsenin aklına ‘sabun yapsanıza’ demek gelmiyor.

Çünkü adamın ağzına kürekle vururlar.

Neyseki biz zeytinyağcılar medeni insanlarız. ????

(M. Alhat 3 Mayıs 2026).

Vallahi Mustafa Alhat’ın her satırı ayrı bir makale konusu…

Araştırma ve bilgi böyle olur.

Diğerleri hikaye…

Bize böyle ‘doğru’ ve ‘güvenilir’ insanlar lazım…

Ama ‘Dur, otur oturduğun yere!’ diyenlerin sayısı da az değil..

Bunlar da menfaatperestler…

Bugün şunu da öğrenmiş olduk:

“Kaliteli insanlar işleriyle,

Boş insanlar, kişiyle uğraşırlar…

Ben politikacıları da ‘Boş insanlar’ sınavına koyuyorum…

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...