İZMİR SOKAKLARINDA BİR İLAN! 'ÖLÜNCE BENİ KİM YIKAYACAK?'
*- BİZİ HEP KULLANIYORLAR ‘Sınır tanımaz azgınlar!’ sözü nedense bu güne kadar dikkatimi çekmemişti. Ben ‘Doyumsuzları doyuralım ki, kimseye zarar vermesinler!’ sözünü hep aklımda tutuyordum. Aslında ikisi de bir noktada aynı noktaya geliyor. Bazı ‘sonradan görme!’ dediğimiz varlıklıları ve halkın ‘Açgözlü’ diye adlandırdıklarını anlıyoruz bu tümleçlerden… Bunlar yani, gözü doymayanlar, karınlarının doyduğunu da, bilmezler. Bundan emin olabiliriz. Haksız ve uydurma yollara başvurmaları
*- ‘YARGIÇLARA AKTARMAYIN!’
Şimdi size ‘Bakara Süresi’nin bir ayetinden alıntı yapacağım.
Kuran-ı- kerimin ikinci ve 286 ayetinden, 188’i şöyle der;
‘Mallarınızı, aranızda haksız ve uydurma yollara başvurarak yemeyin; bilip durduğunuz halde, insanların mallarından bir kısmını günaha saparak yemek için onları yargıçlara aktarmayın!’
Herhalde bu ayetin doğru, dosdoğru açıklamasını yapmak bize düşmez.
Zaten her konuyu bir bütün olarak ele almalıyız, düşünmeliyiz.
Ama bu ayette geçen bir sözcüğü ve tümlece dikkatinizi çekmek istiyorum:
‘Onları yargıçlara aktarmayın!’
*- LATİNCE ANLARSIN, YASALARDAN ANLAMAZSIN
Benim aklıma şu geliyor:
‘Acaba neden haksız kazanç sağlayanların, büyük patronların ve de ‘Sınır tanımaz azgınların’ yanlarında, birçok avukatları var.
Neden bazı mahkeme çalışanları ya da hakimlerle, savcılarla özel dostlukları bulunuyor?
Söylentilerden söz ediyorum…
Film ve kitaplara konu olandan söz edeyim:
‘Onun çok sayıda avukatı var!’
Bu ne anlama geliyor…
‘Baştan pes etmek değil mi?’
Yani iş yargıca düştü mü, ‘hapı yuttun’ demektir…
Çünkü eski Türkçelerin hakim olduğu hukuki sözcüklerin ne anlama geldiğini bilenimiz yok.
Bir ara, kullanılan sözcüklerin Türkçe’ye, halkın anlayacağı şekle getirilmesi gündeme geldi, ama bazılarının işine gelmediği gibi çıkmaz ayın on beşine bırakıldı.
Ya da selin aldığı Çarşamba’ya…
Yani mutlaka bir avukata ihtiyacın olur.
Avukata yaklaşmak da kolay değil, geçimini zor temin eden emekçiler için…
*- DOYUMSUZLER
Ayetten anladığıma göre, çok eski zamanlarda da, hak ve adaleti sağlayacak yargıçlar, yani zamanımıza göre adliyelerde, haksız kazanç yani mal mülk, para, ziynet neyse elde etmek için akıl almaz yollara baş vuran ‘doyumsuzlar’ varmış…
Ve de bunlar bazen hukuki yolların boşluklarını bulup buna göre hareket ediyor, işi yargıçlara, yani mahkemelere götürüp, işlerini hallediyorlarmış.
Dedim ya, ben ayetin anlamını ve derinliklerini çözecek, vaaz verecek biri değilim.
Ama aklım var…
Okuduklarımdan, bana verilmek istenen düşünceyi, algıyı çözmeli, böylede doğru ile yanlışı ayırt edebilmeliyim.
Okumadan, anlamadan, düşünmeden bir başkasının anlattıklarına koyun, kuzu gibi inanmamalıyız.
Bunu zamanımızda çok görüyoruz.
Şöyle diyorum:
İnanmayın her söylenene!
*- ALTAY ve LEJYONER BAŞKANI
Aklıma geldi:
Bir zamanlar fırtına gibi esen şimdiki Süper Lig, zamanın ‘Birinci Lig’ takımlarından İzmir’in Altay’ı vardı.
Amigo Erol, ‘Büyük Altay!’ diye tempo tuttururdu, çoğu Alsancaklı binlerce taraftara…
İşte Altay’ın bana göre ‘Efsane’ yönetici ve başkanlarından ‘Lejyoner Başkanı’ Rıdvan Burteçin vardı.
Altaylı varlıklı yöneticilerin Rıdvan Burteçin hariç hepsi sağ görüşlü idi.
Sadece Lejyoner Rıdvan Burteçin solcu, hatta zamana göre ‘Komünist- Marksizm’ düşüncedeydi ve Türkiye İşçi Partisi’nin destekçisi, seçimlerde konuşmacısıydı.
Fransa’dan her ay ‘Lejyoner Maaşı’ gelen Rıdvan Burteçin için, ‘Bu nasıl solculuk?’ diyeceksiniz, o konu akademisyenlerin işi…
Demek ki oluyormuş, biz bu konuyu belki bir başka zaman, anılarımızdan, sohbetlerimizden bir demet sunarak anlatmaya çalışırım.
Asıl söylemek istediğim şu:
Altay’ın bu başkanı Rıdvan Burteçin, ne kadar futbol ve spor ile ister hakemlik, ister antrenörlük kursu açılsın mutlaka kaydını yaptırır ve takip ederdi.
Yani lisansı vardı.
Bir gün ‘Rıdvan Ağabey, neden bu kurslara gidiyorsun?’ diye sorduğumda ‘Bir işin başındaysan, en iyi sen bileceksin, yoksa seni aldatırlar!’ diyerek, sorumun yanıtını vermişti.
Özellikle futbolda bu ‘kandırmaca’ yıllardır vardır ve zamanımıza kadar gelmiştir.
Bileceksin, bu da nasıl olur, okumakla…
Uzmanları dinlemekle…
Yoksa ‘kara cahilleri’ dinlemekle olmaz…
Bir adım ileriye gidemeyiz…
Fitne ve bozgunculardan kendimizi mutlaka korumalıyız.
*- ANLAŞMALARI ‘İMKANSIZ!’ GÖRÜNÜYOR
Bildiğimiz ve söylenen şu:
‘Kurumlar arası işbirliği şart!’
Belediyeleri ele alırsak, önce kentin yöneticileri, yani vali ve kaymakam ile belediye başkanı uyumlu olacak.
O zaman sorunlar çözülür.
Ama makam sahipleri bunu yapıyorlar mı?
Birçok yerde bu imkânsız.
Çünkü bazılarına göre önemli olan belediyelerin işlevlerini yapamaması…
Yani hesaplar ‘politik çıkarlar’ üzerine kuruluyor.
Kamu yönetimi ile sivil toplumun, akademinin, özel sektörün iş birliği içinde olmasının şart olduğunu da söylüyoruz, kurumlar arası işbirliğinin çok kolay olmadığını da!...
Bu anlaşma olmayınca da, istenilen başarı düzeyi de hep düşük kalıyor.
Kaybeden de memleket ve bizler oluyoruz.
*- HEP ‘SÖZDE’ KALIYOR
Resmi kurumlarda bugüne kadar onlarca, yüzlerce veri hazırlandığını hep duyduk.
Kentlerin, bugününün sorunlarını çözmek için yapılması gerekenler ve geleceğine yön vermek için nasıl bir vizyon sahibi olmamız gerektiğine dair bize bir altlık verecek ifadeleri duyduk.
Duyduk duymasına da sonuç ne alemde?
Sözde hep eylem planları yapılıyor, örneğin kentin trafik ve ulaşımıyla master planları yapılıyor, hatta noktasal problemler tespit ediliyor, değil mi?
Tümlecin başında ne dedim?
‘Sözde!’
Yani her şey sözde kalıyor, icra yok!
Öncelikler nedense doğru belirlenmiyor.
Hemen her büyük yerleşim alanının, ‘Kentsel dönüşüm sorunu’ var.
Yapılan inşaatları da görüyoruz!
Hangi inşaat zamanında başlardı ve söylenen sürede bitirilip teslim edildi?
‘Yüksek riskli’ olduğu tespit edilmiş binalarla ilgili hangi işlemler yapıldı?
Kaç kez yazdım, anımsattım hatta çıkış yolu ve sonucu anlattım.
Büyük tehlike arz eden, terkedilmiş, metruk binalarla ilgili hangi belediye, hangi işlemi yaptı?
Vatandaşlarımızın dönüşümle ilgili yapacağı işleri kolaylaştırmak için hangi adımlar atıldı?
Güçlendirmeyle ilgili uygun fiyatlı opsiyonların sunulması yıllardır bekleniyor, bunu da anımsatayım.
Bizim karşımıza sözde ve havada kalan vaatlerle değil, umarım bundan böyle somut hesaplara dayalı vaatlerle çıkılır.
*- OLMAZ, BÖYLE OLMAZ
Her toplumda mutlaka muhalefet olmalı…
Muhalefet sayesinde doğrular bulunur.
Ama; her şehrin vicdanlı muhalefetine ihtiyacı bulunuyor.
Muhalefet biraz da, saygıyla – sevgiyle olmalı.
İyi şeyler yapılırken buna engel çıkarılmamalı…
Muhalefet de bilgi ile yapılır, gelişigüzel değil…
Bazıları, örneğin siyasilerde görüyoruz, ‘Kahraman!’ olmak için her şeye muhalefet yapıyor.
Bir zamanlar ‘İstemezükçüler’ vardı, aynen onlar gibi…
Yönetimler de, değişik Saiklerle kuyu kazmaya kalkarlarsa olmaz!...
‘Kentimiz için, insanlarımız için en iyisini nasıl yaparız?’ diye düşünülerek adım atılmalıdır.
Belediyelerde, tüm kurumlarda gelir- gider dengesi mutlaka sağlanmalıdır.
Yoksa sıkıntısını halk çeker…
Yönetici çeker gider, ya da gönderilir.
Bugüne kadar, ‘görevini layıkıyla yerine getirmedin, yanlışlar yaptın’ diye birileri hakkında soruşturma açılıp, yargıç önüne çıkarıldığını gördünüz, duydunuz mu?
Şunu da söyleyeyim;
Kentlerimiz yalnız sanayi ile kirlenmiyor.
Tarım kökenli kirlenmeler, dağların tepelerine kadar ulaşmış durumda.
Bunun sorumlusu da yetkililer kadar bizleriz…
Ne demek istediğimi örnekleriyle yakında anlatacağım, tabii ki düzeltme yollarını da…
Ama birçok kişinin, yöneticinin bu önerileri dikkate aldığını görmedim.
Bu bilimsel verileri de ‘Akıl vermek!’ gibi yanlış algılıyorlar.
Ya da ‘Boşver!’ deyip, uğraşmak, emek ve zaman harcamak istemiyorlar.
Bu konuyu geçenlerde, araştırmacı- yazar Gürol Tulunay ile dertleştim.
*- KARMAŞIK GÖRÜNSE DE ASLINDA KOLAY
Şimdi de her yerde önümüze çıkan ‘israf’ konusunda kısa bir bilgi ve öneri vereyim:
Kaizen ve 8 Ölümcül İsraf konusu, organizasyonların verimliliklerini artırmak ve israfları ortadan kaldırmak için güçlü bir araçtır.
İyi öğrenilir ve işlenirse, yalnız endüstrideki israfları değil, evimizdekileri bile tanımlayarak, Kaizen hakkında bilgilendirme yapılıp değerlendirilmelidir.
Kaizen, ürün, hizmet veya üretim sürecinde küçük adımlarla, büyük sonuçlar elde etmeye odaklanan bir Japon iş felsefesidir.
Kaizen tekniğinin amacı, sürekli iyileştirmeler yaparak verimliliği, kaliteyi ve kârlılığı artırmaktır.
Kaizen, üst yönetimin ve tüm çalışanların sürekli iyileştirme süreçlerine dahil edilmesi gerektiğini savunur.
Kaizen, ekip toplantıları, yönetimin katılımı, problem çözme ve veri analizinin bir kombinasyonu yoluyla uygulanır.
Fazla uzatmadan Kaizen Uygulama tekniğini özetleyeyim:
İçerik ve sıralama şöyle: Önce Planla sonra uygula! Daha sonra; kontrol et, önlem al. Çünkü, İyileştirmenin kalıcı olduğuna emin olmalısınız ve sonuçları standartlaştırmalısınız. Kalite ve güvenlik her zaman ön planda olmalıdır.
Belirtmeye çalıştığım gibi, Kaizen Tekniği, her günkü işleri yaparken, yapılan basit değişikliklerin, zaman içerisinde büyük faydalar sağlamasını gerçekleştirmektir.
*- POLİS SONUNDA ANLADI
Şimdi sizi hem güldüreyim, hem de düşündüreyim:
‘Karım alışverişe gitti geri dönmedi, sekiz saat oldu. Ne olur onu bulun!’ demiş.
Görevli polis sormuş;
‘Karınızı tarif edebilir misiniz?’
Adam anlamamış, ‘Nasıl yani?’
Polis, ‘Boyu ne kadar?’
Adam, ‘Ne bileyim! Bazen yüksek topuk giyer, beni geçer! Evde yalınayak, benden kısa!’
Polis, ‘Göz rengi?’
Adam; ‘Bilemem! Bazen mavi, bazen yeşil lens takar. Aslında ela galiba!’
Polis, ‘Saçı ne renk?’
Adam, ‘En zor soru! Her hafta bir başka renk, desem.’
Polis, 'Üzerine ne giymiştir?’
Adam, ‘Hiç dikkat etmedim, valla!..’
Polis, ‘Peki arabayla mı gitmişti, alışverişe?’
Adam:
‘Evet! Türkiye’de yeni üretimi geçen Mercedes E Serisi. E 220 d 4 Matic, E 180 motor, daha teknolojik ve konforlu, içten yanmalı motordan elektrikli güç aktarma sistemine geçişli, elektronik mimarili, arka cephede yeni bir kontüre ve özel tasarıma sahip iki parçalı LED arka lambaları bulunuyor…’
Polis:
‘Tamam tamam anladım, arabanızı hemen buluruz…’
Adamın anlatımı, günümüz kadınını bir parça anlatıyor.
Bu nedenle fıkrayı da, ‘gülmece’ olarak yazıma aldım.
Sizler çok daha uygun ve güzellerini biliyorsunuzdur.
Anımsayan olacaktır:
‘Ekofeminiz’i ele almış ve kadınlar üzerinden sektör ve endüstri haline gelen ‘güzellik’ konusunu ele almıştım.
Bunda da en büyük kabahatin erkeklerde olduğunu anlatmaya çalışmıştım.
Kadının erkeğine ve çevresine kendisini ‘güzel’ olarak tanıtmak için ne kadar büyük harcamalar yaptıklarını...
*- BİRİ ÇIKAR!
Hemen tüm büyük şehirlerimizde, ana caddelerde ve duraklarda şöyle bir ilan var:
‘Ölünce beni kim yıkayacak?’
Belli ki, dikkat çekmek için planlanmış…
Hoş mu?
Gerçekten hiç hoş ve güzel değil…
Ben şaşırdım!
Hem çocuklar, hem de yaşlılar, hatta hepimiz için bir tuhaf ilan bu!
Bir zamanlar ‘mayolu’ kadınların fotoğraflarına ‘Bu bir rezalet!’ diye düşünenlerin tepkisi ile alel acele ilanlar yasaklanıp, üzerleri kapatılmıştı.
Peki bu ‘Ölünce beni kim yıkayacak!’ ilanına ‘Dur!’ diyecek yetkili yok mu?
Can sıkmamak için, yıkama konusunu ele almayacağım.
Bu anlamsız afişler hemen iptal edilmeli…
Aynı şekilde, bir zamanlar ‘Şampanya’ ve ‘Patlaması’ ile benzerlik yapılarak, bir krem ilanı vardı.
O, tam sayfa gazete ve duvar ilanları yasaklanmıştı…
Yasaklara karşıyız ama böylesine değil…
Yorumlar yükleniyor...