İYİYİ NASIL BULACAĞIZ
*- ‘İYİ!’ DE NEREDE? Televizyon seyrediyorum, konu açılıyor ‘İyi Avukat!’ lafı geçiyor. Yazılı yayınları, hikâyeleri, romanları okuyorum, mutlaka ‘Öğretmen’, ‘Doktor’, hatta ‘hâkim’ ya da ‘Savcı’ sözleri, konuları geçince yine başlarında ‘iyi’ sıfatı yakıştırılıyor… O kadar ki, ‘manav’ın, ‘kasap’ın, yani esnafın, ‘tamircinin’, ‘ustanın’, ‘terzinin’ yani sanatkârın konu geçtiğinde yine başlarına mutlaka ‘iyi’ sözcüğü konuyor… ‘İyiyi’ arayalım da, nasıl bulacağız? Halkın değişiyle, insan ‘
Sonuç şu:
‘At sahibine göre kişner!’
At Sahibine Göre Kişner Atasözünün anlamı nedir?
Hatırlatayım:
‘Yönetici konumunda olan kişiler çalışanlarına nasıl davranırlarsa, çalışanları da ona göre bir davranış sergileyecektir.’
İşin özetini de tek kelime ile bağlayayım:
‘Disiplin!’
Ama her çalışan görevini tam anlamıyla yapıyor mu?
İşte burada biraz durmamız ve düşünmemiz lazım!
*- KANGREN OLMUŞ YARA
Şimdi de sıradan bir belediye ve başkanını ele alalım.
Örneğin; İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ı..
Bugün bir toplantıda neler söylemiş?
Dediği şu:
‘İzmir’in gördüğü en iyi belediyecilik hizmetini yapacağız!’
Aynı sözü ya de benzerini neredeyse tüm başkanlar söylüyor?
Bence önce kadrolarından başlasınlar?
Kendilerine göre ‘iyi’ ama vatandaşa göre ‘kötü!’
Çoğunluk zaten, sorulunca, ‘Bilmiyorum, tanımıyorum!’ gibi beylik laflar ederler.
Aralarından bir ikisi, ‘Seçimler olalı şu kadar zaman geçti, ne yaptınız?’ diye sorabilir.
Takımlar kuruldu, ısınma turları da bitti, artık sahaya çıkılma zamanı gelmedi mi?
Neredeyse sezon bitecek bunlardan ‘tık’ yok!
Sadece ‘Şu kadar kişiye şu kadar yardım yapıyoruz!’ diyerek karşımıza büyük rakamlar çıkarıyorlar.
Doğruluğunu Allah bilir…
Ya da denetçiler…
Onlar da ‘Bizden’ yani yönetimlerden yanalar…
Başkan Tugay, ‘Herkes İzmir'de yaşamak ister. Bu ülkede herkes İzmir'de yaşamaya özenir. Bize düşen bu şehrin layık olduğu hizmeti en iyi şekilde yapmaktır” şeklinde konuştu bugün Kınık’ta…
Kesinlikle doğru ama ‘Hizmet nerede?’ işte bu konu tartışılır.
Ama kiminle?
Bazıları oy verdikleri için toz kondurmuyor, bazıları da muhalif olduklarından sadece ‘çirkinlikleri’ ele alıyor.
Futbol kritiklerini yapan, işi yaramazlar gibi, sadece at gözlüğü ile bakıyorlar.
Yani doğruları söylemek bunların işine gelmiyor.
Dedim ya, bu anlattıklarım Türkiye’nin her yerinde yaşananlar.
Yani kangren haline gelmiş bir yaradan söz ediyorum.
*- YILLARDAN BU YANA…
5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 90’ıncı yılı ve Dünya Kadın Hakları Günü kapsamında bazı kentlerimizde konserler düzenlendi, tabii yine çoğunluğumuzun bildiği ve tahmin ettiği gibi beylik konuşmalar da düzenlemelerin içinde oluşuyor.
5 Aralık 1934’te Anayasa ve Seçim Kanunu’nda yapılan yasa değişikliği ile Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 90’ıncı yıl dönümü.
Yeri gelmişken söyleyeyim:
Sanattan ve sanatçıdan yanayım…
Ama belediyelerin büyük, çok büyük meblağlar ödeyerek, bazı ünlülere ‘iş vermelerine’ kesinlikle karşıyım.
Yerel sanatçılarla bu görev, görevse yerine getirilmelidir.
Bunu yani tanınmışları siyaset için kullanan, şimdi olmayan ‘Genç Parti’ olmuştu…
Sonra belki de önce bunu ilk uygulayanların başında gelenlerden biri de ANAVATAN Partisi’nin Genel Başkanı Turgut Özal idi.
Bunları da geçelim bir konuyu daha tartışmaya açayım:
*- HAKLI YA DA HAKSIZ!
Mahkeme kararlarının uygulanması anayasal bir görev ve zorunluluk olduğu gibi uygulanmaması ise suç teşkil etmektedir.
Yapılacak haber ve yorumlarda kesinleşmiş mahkeme kararlarının göz önünde bulundurulmasının gerekliliğini biliyoruz.
Ama bildiği halde ‘birilerine güvenenler’ ya da ‘yandaş’ diye tabir edilenler de uygulamıyor.
Örnekleri var.
Sanatçı O.M. bir büyükşehir belediyemizin görevlisi.
Yani kadrolu elemanı…
‘Ne yaptı? Haklı ya da Haksız!’ bunu da bilmiyorum.
Bildiğim, işine son vermişler…
O da gitmiş, hakkını mahkemede aramış…
Bu kişi hakkında başlatılan savcılık soruşturması ‘kamu davası açılabilmesi için yeterli şüphe oluşturabilecek’ delil bulunmadığı gerekçesi ile takipsizlikle sonuçlanmış.
Kişinin iş akdinin feshedilmesine dayanak yapılan iki idari işlem Bölge İdare Mahkemesi tarafından iptal edilmiş.
Sonuçta;
‘Sanatçı’ kişi tarafından açılan işe iade davası ise lehine (7. Hukuk Dairesi; 2024/89E, 2024/893K.) sonuçlanmış.
Söz konusu mahkeme kararı nedeniyle de zorunlu olarak görevine iade olmuş.
*- SÖZLEŞMELER YENİLENMELİ
Benim üzerinde durduğum şu:
İster Devlet Memuru olsun, isterse sendikalı işçi…
Tüm personelle her yılın sonunda, yeni sözleşme yapılmalı…
Yani yasaların arkasına sığınarak, hiçbir iş yapmayanlar ve bunlar açıkça belli olanların maaşlarını bizden yani vergi ödeyenlerden alarak beslemek hiçbir şekilde kabul edilemez.
Tabii bu arada bunlara görevlerine yaptırma bilgi ve tecrübesi olmayanlara, liyakatsız yöneticilere de bizim artık tahammülümüz kalmadı.
Yakın zamanda İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun sitemini yazmıştım.
Bana ‘İşe yaramazlar bir şekilde belediyeye kapak atmışlar. Bunlar görevlerini yapmazlar, ne söylerseniz, nasıl yaklaşırsanız yaklaşın. Evlat gibi atsan atamaz, satsan satamazsın. Sadece yerine değiştirebilirsin, gittiği diğer birimi de bozar!...’
Daha ne yazayım, gerisini de siz düşünün…
Buraya bir atasözümüzü yerleştireyim:
‘Acıma! Acırsan acınacak hale düşersin!’
Bu hepimiz için geçerli, önemli bir söz...
*- KADINA ŞİDDETTE BİLANÇO ÇOK AĞIR
Geçenlerde, ‘Sağlığa Erişememek de Şiddettir’ isimli sempozyum yapıldı.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında düzenlenen sempozyumda çarpıcı veriler paylaşılarak ‘Bilanço çok ağır’ yorumu yapıldı.
Programda, şiddete karşı çözüm önerileri de sıralandı.
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’ndan Kadın-Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Araştırma ve Uygulama Merkezi (BÜKÇAM) Müdürü Prof. Dr. Ayşe Akın, ‘Türkiye’de her on kadından dördü 15 yaşından sonra partnerinden şiddet görüyor. Üç anne ölümünden biri, hizmete ulaşamadığı için önlenebilen nedenlerle gerçekleşiyor.’ dedi.
Kadir Has Üniversitesi’nin 2026 ve 2020 arasında yaptığı araştırmalarda 4 yılda ‘isteğe bağlı kürtaj hizmeti’ vermiyoruz diyen kamu hastanelerinin sayısı yüzde 12’den 54’e çıktı.
2023 yılı verilerine göre 315 kadın cinayeti yaşandığını, 248 şüpheli ölümün olduğu vurgulandı.
*- MADDELER…
Kadına şiddetle mücadelenin başarılı olabilmesi için şu maddeler sıralandı:
‘Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, kadının güçlenmesi, kadın erkek eşitliğinin sağlanması, şiddetin fark edilmesi, kadına ulaşılması ve sağlık, psikolojik, sosyal, barınma, hukuksal, maddi, izleme alanlarında destek sağlanması…’ gibi…
2022 ve 2023 yıllarına ait Dünya Ekonomik Forumu Raporu’na göre Türkiye’nin 1922 yılında 146 ülke arasında 124’üncü sırada iken 2023 yılında 129’uncu sıraya geriledi.
Konuşmacılar:
Çözümün kadının güçlenmesi olduğunu ve bunun kız çocuklarından başlaması gerektiğini kaydettiler.
Şunu da hatırlatayım:
Yerel yönetimlerin sağlığın temel belirleyicileri ile ilgili bazı çalışmalar yapması için yasaların izin verdiğini yani belediyelerimize bu konuda önemli görevlerin düştüğünü söyleyebilirim.
*- ŞİDDETE KARŞI GÜÇLENDİRME…
Prof. Dr. Pınar Okyay da, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile ilgili Dünya Ekonomik Forumu’nun indeksine göre küresel cinsiyet uçurumun kapanmasıyla ilgili sürenin 134 yıl olduğuna dikkat çekti.
Kadınların istihdamda daha az yer aldığını belirten Prof. Okyay, ‘Matematik, mühendislik gibi dalların mezunları arasında ne yazık ki 3’te 1 oranında kadın katılımı olduğunu görüyoruz.
Dijital eşitsizlik dünyasında kadınların durumu çok daha zor.
Kadınların 4’te 1’inin dijital okuryazarlık ve yapay zekâ gibi alanlarda yer alabildiğini biliyoruz.
Eğer şiddetin varlığını istemiyorsak kadınların güçlenmesi için çalışmalıyız’ dedi.
*-
Tam bir yıl önce, yine Aralık ayında yazmış, ‘İzmirli depremzedelerin okul çilesi 3 yıldır bitmedi!’ demiştim.
Üzerinden dört yılı aşkın süre geçen Bayraklı depreminde hasar gören okullarla ilgili çalışmaların hala tamamlamadığını yine söylemek zorundayız herhalde
Depremde hasar gören 22 okuldan 12 tanesinin yapımının yık yap kapsamında devam ettiğini, 3’ünün proje aşamasında olduğunu, 7’sinin de İl Yapım ve Devlet Yatırım Programına alınmasına yönelik çalışmaların yürütüldüğünü yazmıştım.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından verilen yanıtta, çalışmaların devam ettiği ortaya çıkmıştı.
Hali hazırda eğitim hizmeti veren kurumların mevcut deprem risk raporları da Bakanlık ile üniversiteler arasında imzalanan protokol kapsamında hazırlanıyordu.
Açıklama böyleydi.
Acaba sonuç ne oldu?
Çünkü;
Hakkında güçlendirme kararı verilen binalar güçlendirilmekte, yıkım kararı verilen binalar ise yıkılarak yerlerine yeni okul binaları yapılmaktadır.
Umarım üzücü haberleri almadan gerekenler yapılır.
Ülkemizin hiçbir yerinde, eğitim alanında da büyük problemlerle karşı karşıya kalmayız.
Deprem gerçeği karşımızda dururken, okullarımıza yönelik projelerin bu denli yavaştan ele alınması ise öğrencilerimizin yaşamlarını alt üst eder, bu da göz önünde tutulmalıdır.
Bir an önce çalışmalar sona erdirilmeli, çocuklarımız hak ettikleri şartlarda eğitimlerine devam etmeliler.
Aklımızdan geçenler bunlar.
Yorumlar yükleniyor...