İŞTE BİR RUMELİ AİLE GERÇEĞİ
*- TARİH SAYFASI Lütfü Türkkan, fotoğrafını gönderdiği bir aile belgesi ve yazısıyla, yalnızca bir nüfus veya göç evrakı değil; Üsküp’ten İstanbul’a uzanan, Rumeli Türklerinin son büyük kitlesel göçlerinden birinin doğrudan tanıklığını anlattı,
Lütfü Türkkan, “Ailemin Türkiye’deki yeni hayatının resmî başlangıç belgesi niteliğindedir” diyor bu belge ile…
Zorunlu göç ve sonrasına bir göz atalım, Lütfü Türkkan’ın ağzından;
“Babam Cevat Türkkan (1928, Üsküp), annem Halise Hanım (1933, Üsküp) ve henüz birkaç aylık olan ablam Hümeyra ile birlikte 14 Haziran 1956 tarihinde Yugoslavya’dan Türkiye’ye geldiklerinde kendilerine verilen MUHACİR BELGESİ (Fotoğrafı paylaşıldı)
İstanbul’a yerleşmeleri öngörülüyor ve Fatih Sofular Mahallesi’nde ikamet etmeye başlıyorlar.
Bu göç, bir ailenin yolculuğundan çok daha büyük bir tarihî sürecin parçasıdır aslında.
II. Dünya Savaşı sonrasında Yugoslavya, Josip Broz Tito yönetiminde sosyalist bir federasyon haline geldi.
1950’li yıllarda özellikle Makedonya’daki Türk nüfus üzerinde çeşitli ekonomik, idarî ve kültürel baskılar oluştu.
Türk okullarının azaltılması, vakıf malları gibi sorunlarla birlikte rejimin Türk nüfus üzerindeki tüm mallara el koyması, kırsal bölgelerdeki ekonomik sıkıntılar ve gelecek endişesi birçok Türk ailesini Türkiye’ye yöneltti.
1953 yılında Türkiye ile Yugoslavya arasında yapılan anlaşmalar sonrasında göç hızlandı.
1953–1967 arasında yüz binlerce Balkan Türkü Türkiye’ye geldi.
Üsküp, Gostivar, Kalkandelen, Manastır, Kumanova ve çevresindeki Türk aileleri, yanlarına alabildikleri sınırlı eşyalarla Anadolu’ya göç ettiler.
Benim ailem de bu büyük göç dalgası ile 500 yıl Uç Beyliği yaptıkları toprakları bırakıp Anavatan Türkiye’ye geldiler..
Belgede “Serbest İskân” ibaresi bulunması, devlet tarafından belirli bir köye yerleştirilmek yerine, kendi imkânlarıyla İstanbul’da yaşam kurmalarına izin verildiğini gösteriyor.
Kendilerine bazı mecralarda iddia edildiği gibi; ne toprak, ne de kamuda herhangi bir iş verilmiyor.
Aksine kendilerini bekleyen uzun bir yoksulluk dönemini sabırla ve çok çalışarak geçiriyorlar
Bu nedenle aşağıda fotoğrafını yayınladığı bu belge yalnızca bir nüfus veya göç evrakı değil; Üsküp’ten İstanbul’a uzanan, Rumeli Türklerinin son büyük kitlesel göçlerinden birinin doğrudan tanıklığıdır.
Ailemin Türkiye’deki yeni hayatının resmî başlangıç belgesi niteliğindedir.”
*- ŞEHİRLARARASI
Lütfiye Kader, İzmir’den bu kez Bursa’ya ulaşarak “Bursa Arena” da yazdı:
"İki Emanet de Gençlere Emanet"
Yurdum insanı; bazen yaşamdaki farkları o kadar güzel özetler ki bir konu hakkında sayfalar dolusu fark anlatsan, iki cümlede anlattığı duyguyu veremezsin.
Aydın Germencik ve İncirliova’daki köylülerin arasında geçen bir pazar sohbetinde aralarındaki satış rekabetini gösteren bir tekerleme.
‘Gagı va, gagıcık va…
Gagıdan gagıya fak va…
Germenciğin gagısıyla, İncirliova’nın gagısı arasında bi bamak fak va…’
TDK’ye göre kargı:
(Aydın’da gagı denir.)
Bitki / Kamış: Gövdesi 5-6 metre yüksekliğe erişebilen çok yıllık, saz benzeri kamış bitkisi.
Bu bağlamda;
Hiç 80 yaş ile 50 yaş bir olur mu?
Hiç okumuşla cahil bir olur mu?
Hiç bilişsel ve kültürel gelişmişlikle, çağı yakalamayan bir olur mu?
Hiç üfürükçüyle, bilim insanı bir olur mu?
Hiç çalan ile çalmayan bir olur mu?...
*- DÖRT TEMEL ÖZELLİK
İnsanları birbirinden ayıran ve onları eşsiz kılan özellikler bireysel farklılıklardır.
Bunlar fiziksel, psikolojik, bilişsel ve sosyokültürel olmak üzere dört temel özelliktir.
Demokratik toplumların yönetim sistemlerinde görev alacak kişiler bu özelliklere göre değerlendirilir.
Çünkü başarılı olmak için devleti yönetme becerileri fiziksel, bilişsel, psikolojik sosyokültürel özellikleriyle fark yaratmak zorundadır.
*- DÜNYA DEĞİŞİYOR
Ülkemizde yakın gelecekteki seçim için arenaya çıkanlar bu özellikleri ile seçme ve seçilme konusunda önemli bir kıstas oluşturur.
Endüstri 4.0 dan, Endüstri 5,0 devrimine geçiş yaptığımız 21 YY’da Dünya’nın değişimi, insan modellerini de değiştiriyor.
Ama biz hala daha gelişmekte olan ülkeler kategorisinden çıkamadığımız için emperyal devletler tarafından bize verilen rolleri benimsedik.
KISSADAN HİSSE:
Hikâyeyi bilmeyen yoktur ama, ‘tam yerine geldi, manzara koyduk!’ misali, tekrarı olacağı için şimdiden özür.
“1931 sonbaharıydı. Atatürk’ün sofrasında Milli Eğitim Bakanı Esat Mehmet Atatürk’ün Harbiye’den “tabya öğretmeniydi."
Esat Mehmet, “kızların kısa etek, kısa çorap ve kısa kollu gömlek giymelerini uygun görmediğini” belirtti.
Bir tamim yayınlayıp daha kapalı giyinmelerini isteyeceğini söyledi. Bunun üzerine Dr. Reşit Galip söz aldı:
“Yanlış düşünüyorsunuz beyefendi” dedi.
“Bu bir geriliktir. Kadınlar eski durumda yaşayamazlar. İnkılaplardan en mühimi, kadınlara verilen haklardır. Başka türlü, Batılılaşmakta olduğumuzu iddia edemeyiz.”
Sofra gerildi.
Gazi, vekilini zor durumda bırakan bu çıkıştan hoşlanmadı.
Kısa çorap giyip giymemek çok önemli değildir, sonra tartışırız” dedi.
*- KÜSTAHLIK
Ama Reşit Galip alttan almadı.
“Af buyurunuz Paşam!
Bu, inkılap ve zihniyet meselesidir.
Müsaade buyurursanız fikrimizi söyleyelim.
Hatta daha ileri giderek diyeceğim ki, sizin huzurunuzda bu sofrada inkılapları zedeleyeceği icraattan bahsedilmesi küstahlıktır, hoş görülemez.”
Reşit Galip’in tartışma yaratmasının özel bir nedeni vardı:
Halkevi’nde sanatı yaygınlaştırmak için tiyatro çalışmaları yapıyor, ancak sahneye çıkacak kadın oyuncu bulamıyorlardı.
Buna gönüllü kadın öğretmenler için, Maarif Vekâlet’inden izin alamamışlardı.
Reşit Galip “Bu kokuşmuş kafayla devlet yürümez” diye kestirip attı.
*- UYARIYA RAĞMEN
Atatürk’ün kaşları çatıldı.
“Sözlerinizde müsamahalı, ölçülü olunuz” diye çıkıştı. Ama Reşit Galip bulutların üstüne gitti.
57 yaşındaki Milli Eğitim Bakanı’nı işaret ederek dedi ki:
“Devrimci devrimcidir.
İnsanlar bir yaştan sonra ister istemez tutucu olurlar.
Meclis’te bunca genç, idealist, bakanlık yapacak yetenekte insan varken, böyle yaşlı kimseleri Milli Eğitim Bakanı yapmak hatadır.”
Atatürk yeniden uyarma gereği duydu:
“Esat Bey yeteneklidir. Davamıza inanmıştır ve benim hocamdır. Beni okutmuş olması sence bir değer taşımıyor mu?”
*- ELEŞTİRME
“Kusura bakma Paşam, taşımıyor!
Okuttuklarının içinde sizin gibi bir devrimci çıkmış ama kim bilir nice tutucu da çıkmıştır.”
“Sizi de eleştiririm!”
Bunun üzerine Gazi’nin sabrı taştı:
“Bu sofrada hocama ve bir Milli Eğitim Bakanı’na hakaret etmenize müsaade edemem” diye haşladı.
Ama Reşit Galip sineceği yerde hepten üste çıktı:
“Devrimleri korumak için sizden müsaade istemiyorum.
Hatayı yapan siz de olsanız, sizi de eleştiririm.
Ama genç devrimcinin yılmaya niyeti yoktu.
Yıllar yılı bir efsane gibi anlatılacak çıkışını o an yaptı:
*- KİMİN?
“Burası sizin değil, milletin sofrasıdır.
Milletin işlerini görüşüyoruz.
Burada oturmak sizin kadar, benim de hakkımdır.”
Atatürk kendi fikirleriyle kendisini vuran bu genç adama baktı, sonra yanındakilere dönüp “Öyleyse biz kalkalım” dedi.
Sofradaki bütün heyet ayaklandı; Reşit Galip’i sofrada yapayalnız bırakıp çıktılar.
Atatürk birkaç gün sonra kendisini yeniden sofraya davet eder. Hemen yanındaki sandalyeye buyur eder.
Onun yanına da, hocası Esat Mehmet’i oturtur.
Ve orada yeni Milli Eğitim Bakanı’nın 39 yaşındaki Dr. Reşit Galip olduğunu açıklar.
*- İKİ ESER
Atatürk, "Benim iki büyük eserim vardır; biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi’dir." demiştir.
Emanet ettiği iki şey de tehlike altındadır. İkinci emaneti, birinciyi korumak içindir.
Şimdi Dr. Reşit Galip gibi davranan gençlere, kokuşmuş bir siyaseti savunanlar onlara yol vermelidir.
Buyurun emanet sizde demeleri lazımdır.
*- HAKKI’DAN
Hakkı Hakkı’nın hakkını yemiş
Hakkı Hakkı’dan hakkını istemiş
Hakkı Hakkı’ya kakkını vermeyince
Hakkı’da Hakkı’nın hakkından gelmiş…”
Sanıyorum değerli Lütfiye Kader, yazısında Yenipazarlı meslektaşlarımızdan yararlanmış…
*-
Yorumlar yükleniyor...