'İSTANBUL HAYRANI' HASTALARI
*- KUYRUKLU YALAN Haber şöyle; ‘Altı aydır maaş alamayan belediye işçileri ‘Atılırım!’ korkusu ile seslerini çıkarmıyorlar!’ Buna ben ‘Kuyruklu yalan!’ diyorum… Çalışanlar evlerine ekmek yerine taş mı götürüyorlar? Herhalde bu yüzden ketlerdeki yollar delik deşik! Maaş alamayan, yolların caddelerin bir yerini söküyorlarmış, yazana göre. Hatta bunlardan yetinemeyenler hızını alamayıp kaldırımları da söküyorlarmış! Bunu yazanların gerçek yüzünü açıklayayım: Mutlaka ‘ilan’ ya da ‘Örtülü
*- METHİYENİN ALTINDAKI
Bir sözde yazar, patrona para getirdiği ve tabii bu işten kendisinin de yolunu bulduğu biri, bazı belediyelerin karnelerinin başarı ile dolu olduğunu yazmış.
Merak ettim, tek tek bu belediyeleri ve bu kişinin onlarla bağlantısını araştırdım.
Tahmin ettiğim gibi çıktı!
Halkın vergilerinden bu kişi ve kim olduğu belli olmayan patronu besleniyor.
Kente, insanlara bir yararları olsa bari!
Yok…
İşleri aldıkları kadarını vermek…
Yani, halkın hizmet almak için verdiği vergilerini bir noktada yağmalamak ve kendilerine hisse çıkarmak…
Bunlar sen ben yani halk tarafından genelde bilinmezler…
Bilenler ise ‘Benim suyum kesilmesin!’ diyerek ses çıkarmazlar…
Bu böyle bilinmeli!..
*- TARIM BAKANLIĞINI MAT ETTİ
Şimdi sizinle çok önemli bir bilgiyi paylaşmak istiyorum.
Acaba içinizde Ernst Götsch adını duyan var mı?
Bu bilim adamı ve çiftçi Ernst Götsch 1948 doğumlu bir İsviçrelidir.
Zürih’teki Reckenholz Enstitüsü’nde (günümüzde Agroscope) genetik ıslah üzerine çalışmıştır.
Bitkilerin gelişimini destekleyen yetiştirme yöntemlerini araştırmak, yani yanlışın doğrusunu bulmak için enstitüden istifa etmiş, verimsiz toprakları geri kazanma çağrısına uyarak Brezilya’ya gitmiş.
Eldeki bilgileri göre:
Brezilya Tarım Bakanlığı’nın ‘Bu arazide şartların elverişsizliği sebebiyle kakao yetiştirilemez!’ demesine rağmen Götsch, arazinin toprağını iyileştirebileceğine ve yeniden bir orman yaratabileceğine inanmıştır. Kuru, ormansızlaştırılmış, yetiştiricilik yapılamayacak kadar sıkıştırılmış ve bozulmuş arazi alanında, toprağı canlandırmak ve daha sonra malç üretebilmek için budamak üzere ağaçlar yetiştirmiş, kakao ana mahsül olmak üzere, muz gibi çeşitli meyve ve sebzeler elde etmiştir.
Yani bir noktada mucizenin adıdır Götsch…
*- MUCİZE YARATTI
Fugidos da Terra Seca'daki hisseleri satın almış 410 hektar alandaki bozulmuş toprağın yapısını, kalitesini ve üretkenliğini iyileştirmiş ve araziyi bir yağmur ormanına dönüştürmüştür.
Bölgede sıcaklık düşmüş, 14 su kaynağı yeniden canlanmış, yağmuru geri gelerek sürekli bir yenilenme döngüsü oluşmuş ve yerli fauna türleri yeniden ortaya çıkmıştır.
Tüm bunları Götsch, doğal ekosistemlerin çalışma biçimine benzeyen stratejilerle, doğaya karşı değil, onunla çalışarak yapmıştır.
Götsch, ‘sintropik’ adı tarımın Brezilya'nın farklı bölgelerine ve yurt dışına yayılabilmesi için birçok çiftçi yetiştirmiştir.
Organik ve yüksek kalitede kakao ihraç etmektedir.
Ernst Götsch şöyle diyor:
‘Açıkta kalan toprak, açık bir yaradır.
Felaket diye bir şey yoktur. Yaşam süreçlerini optimize eden aracılardır. Bahçemde farkında olduğum tek felaket kendimim.
Gıda üretmenin yan ürünü odun ve iyi topraktır.’
*- SEVMEYİNCE OLMAZ
Acaba bizim bakanlığımızda ve özel sektörde, hatta onlarca üniversitemizde binlerce ziraat mühendisimiz, uzmanımız, bilir ya da bilen kişilerimiz var.
Hangisi bir yenilik yaptı?
Hangisi İsrail gibi çölü, ya da verimsiz toprakları verimli hale getirdi.
Bir örnek var mı?
Toprak analizi dahil diğer analizleri yapan çiftçiye üreticiye gerçek anlamda doğru dürüst bilgi veren bu uzmanların içinden kaçı bulunuyor?
Bizim uzmanlarımız, üniversitelerimiz doğru dürüst çalışsalar toprağa odun diksek ağaç olur…
Bunu yapsınlar da görelim!
Ama bu kafa ile bizlerin göreceği yok gibi…
Toprağı, taşı, araziyi, bitkiyi, ağacı, hayvanı sevmeyenin başarısı imkânsız…
Zaten biliyorum, anlayarak, özümleyerek, düşünerek bu yazdıklarımı okuyanların sayısı da parmakla sayılacak kadar azdır.
Nedense çoğu insanımızın umurunda değil.
Biraz ilgi ve uyarı görevini yapabilsek çok şey değişir.
Yalancıların mumu da söner…
*- KUŞLAR ve ARILAR
Şimdi bir noktada konu ile ilgili bir gelişmeyi anlatayım.
Geçtiğimiz Aralık ayının son günlerinde bir Ege İlçesinin köyünde, RES projesinin kapasite artırımına köylüler karşı çıktılar.
Yasaya göre, gelip bilgi vermek isteyenler köye sokulmadılar.
Sıkı durun, RES tecrübesini yaşayan ve kendilerine ‘Ballı börek’ olarak anlatılanları nakledenler şöyle konuştular:
‘Önce kuşlar, ardından arılar köyümüzü terk ettiler.
Bu yüzden tarımda verim düştü.
Geceleri gürültüden uyuyamaz olduk.
Hayvanlar ürktü, süt verimi neredeyse yok oldu.’
Peki bu büyük direk, ya da kazık santralların faydası kime?
Tabii ki büyük şirketlere…
Memlekete de faydası isteniyorsa, kesinlikle çorak yerlere, insanların ve hayvanların zarar görmeyecekleri alanlara yapılması, kazıkların dikilmesi şart gibi…’
*- BAZI ÖĞÜTLER
Aslında benim bu yazdıklarım boş gibi…
Çünkü büyüklerin şu sözleri bazen aklımdan çıkıyor.
Ne diyorlar?
Nasıl öğüt veriyorlar?
Anımsatayım:
‘Bildiklerini anlat ama sakın akıl vermeye kalkma!
Anlatılanları dinle ama hepsini doğru olarak sanma!
Sessiz kalmak, bir şey bilmediğin anlamına gelmez!
Çok konuşmak, çok bildiğin anlamına gelmez!
Herkesi kendine eşit gör!
Her kim olursa olsun, birini küçümsemek akılsızlıktır.
Çok büyük görmek de korkaklıktır.
Cesaret akıldan gelirse cesarettir, bilgisizlikten gelirse cehalettir.’
*- KOCAMAN ADAMLAR
İzmirli eski foto muhabirlerinden Erol Yaraş aynı zamanda ‘Ben’ isimli bir gazete ve televizyon kanalının sahip- yöneticisi.
Geçenlerde gazetesinde şunları yazdı;
‘Bundan yaklaşık bir ay önce KOSBİ’de yapılan ve EBSO Başkanı Ender Yorgancılar’ın da katıldığı toplantıda, İzmir’in duayen iş insanlarından, MOPAK’ın sahibi Mehmet Ali Molay’ın söylediği bir söz beni çok düşündürdü.
Ve bu yazı o söz üzerine yazıldı…’
Birçok kişi gibi ben de merak ettim.
Erol Yaraş’ın belirttiğine göre, toplantıda Mehmet Ali Molay Yorgancılar’a:
‘Eskiden EBSO Başkanları bir söz söyledi mi, Ankara ve İstanbul’dan ses gelirdi. Rahmetli Atıl Akkan bunu en iyi yapanlardandı. Şimdi biz çalıp, biz söylüyoruz. İzmir’in Ankara başta olmak üzere Türkiye’de pek bir ağırlığı kalmadı.’ dedi.
İşte bu serzeniş İzmir’in son 15-20 yılda geldiği durumu, uğradığı erozyonu çok iyi özetliyordu.
*- ARALARINI AÇAN ‘KREDİ!’ OLAYI
Rahmetli Atıl Akkan EBSO Başkanı iken aynı zamanda TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve basın sözcüsüydü.
Devrin yıkılmaz armadası gibi gözüken TOBB Başkanı Fuat Miras’ı istifaya zorlayıp bugünkü başkan Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun önünü açmıştı.
O günkü gazete arşivlerine girerseniz istifanın öncesi olarak şu haberleri görürsünüz.
8 Haziran 2001 tarihli TOBB Yönetim Kurulu'nda Akkan ile Miras arasında TOBB'un Eximbank eliyle ihracatçı KOBİ'lere kullandıracağı kredi nedeniyle tartışma yaşanmıştı.
Toplantıda Akkan, söz konusu krediye firma başına 200 bin dolar sınırlama getirilmesini istemiş, TOBB Başkanı Miras da buna karşı çıkarak, kredinin dağılımında Eximbank kriterlerinin ölçü alınması talebinde bulunmuştu.
*- BİR ZAMANLAR
Bu tartışmaların uzaması üzerine TOBB Başkanı Miras'ın Atıl Akkan'a dönerek, ‘ya sen istifa et, ya ben!’ dediği, Akkan'ın da ‘Ben istifa etmiyorum. Ama sen edebilirsin!..’ diye cevap verdiği basına yansımıştı.
Bu tartışmadan sonra Fuat Miras istifa etmiş, onun istifasını da basın toplantısı düzenleyerek Rahmetli Akkan açıklamıştı.
Sonrasını, yani istifanın perde arkasını İzmirli Gazetecilere anlatan Atıl Akkan, şimdiki gedikli başka Hisarcıkoğlu’nu, nasıl TOBB Başkanı seçtirdiklerini anlatmıştı.
Daha öncelerine bakarsak;
Rahmetli Ersin Faralyalı 1985-86 yıllarında TOBB Başkanlığı daha sonra da enerji, yine rahmetli Mehmet Köstepen Ulaştırma Bakanlıkları görevlerinde bulunmuşlardı.
Yine anımsatalım:
Bir Cemal Tercan vardı.
İzmir Esnaf Sanatkâr Birliği’ni kuran, üç dönem İzmir milletvekilliği, bunlara ilaveten Türkiye Esnaf Sanatkârlar Birliği 4. Genel Başkanı olan Tercan, esnaf dünyasına damgasını vuran ünlülerdendi.
Erol Yaraş, ‘Bir 80, 90’lı yıllarda İzmir’in yetiştirdiği siyasetçi, ekonomist, sanayici ve gazetecilere bakın, bir de son 20 yıldaki insan alt yapımıza?’ diye soruyor.
Yazılan bu isimlerin hepsi ile ben de sayısız söyleşiler ve haberlerini yapmış biriyim.
*- SÖYLEŞİDEN SONRA
‘Ben’ Gazete ve televizyonun sahibi eski foto muhabirlerinden Erol Yaraş, makalesinde birçok kişinin uzakta kalmayı yeğlediği bir konuyu şöyle ele alıyor:
‘Bu arada saman alevi gibi parlayan 2008-2011 yıllarında İzmirliler olarak bir başarımız vardır, Mahmut Özgener Futbol Federasyonu Başkanlığı yapmıştır.’
Araya girerek söyleyeyim:
Mahmut Özgener ile Torbalı’daki tütün fabrikasındaki makam odasında söyleşi yaptıktan bir iki gün sonra Futbol Federasyonu Başkanı olduğu açıklanmıştı.
Babası Esin Özgener’i de, dedesi İzmir Belediye Başkanlığı yapan Osman Kibar’ı da yakından tanıyanlardanım.
Hatta Osman Kibar bir İstanbul gazetesine göndermeden önce ya Ünal Tümin’e, ya da bana verirdi.
*- HAKSIZLIK MI?
Şimdi yine Erol Yaraş’ın ağzından, esas konumuza dönelim:
‘Şayet EBSO’nun duayenlerinden bir sanayici, yıllar önce EBSO’nun Başkanlığını yapmış olan rahmetli Atıl Akkan döneminin başarılarını, etkisini ve özlemini dile getiriyorsa, İZTO üyeleri yıldızımın hiçbir zaman barışmadığı Ekrem Demirtaş dönemi ile Özgener dönemini mukayese edip, ‘Biz Ekrem Bey’e haksızlık yapmışız!’ pişmanlığını birbirlerine fısıldıyorlarsa, İzmirlilerin oturup, “Biz nerede yanlış yapıyoruz?’ sorusuna cevap vermeleri lazım.’
İzmir’de müthiş bir erozyon vardır.
‘Türkiye’nin üçüncü büyük kenti’ diye övünüyoruz ama üçüncü kent olarak Türkiye çapında o kadar ağırlığımız yok.
Siyasette, ekonomide, oda ve meslek kuruluşları bazında Türkiye çapında bir İzmirli ağırlığı var mı?
Bugün İZTO, EBSO’yu yönetenler TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun ağzının içine bakıyorlar…
*- AYIP OLUR MU?
Erol Yaraş Mahmut Özgener ve bilmem kaçıncı kez ‘Bu devre son’ diyen EBSO Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar için yazdığını ‘Ayıp olur’ diye sizinle paylaşmıyorum.
Fakat şu cümlesine katılıyor, ben de kaç yıldır yazıp duruyorum:
‘Ama son 20-25 yıldır İzmir’i yönetenlerde müthiş bir İstanbullu hayranlığı modası var.
İstanbullu hayranlığı yalnız İzmir’i yönetenlerde mi var diye sorarsanız.
Ona da cevabım HAYIR olur.
Üç beş büyük holdingimizin kurumsal yöneticileri yaptıkları etkinliklerde İstanbul’dan ne kadar çok gazeteci davet ederlerse kendilerini o kadar başarılı görüyorlar.
Hele hele onlarla beraber çekildikleri fotoğrafları büyük bir maharetmiş gibi sosyal medyalarından paylaşmaktan çok mutlu oluyorlar.
Verdikleri mesaj ‘İzmir’de gazeteci yok İstanbul’dan getirmek zorunda kaldık!’
Yorumlar yükleniyor...