İŞİNDEN İSTİFA EDEN ANNEANNE
Köşe Yazısı

İŞİNDEN İSTİFA EDEN ANNEANNE

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
19 Feb 2026 24 dk okuma 233

Kemal Sağ’ı önemli üst yöneticiliğinden tanıyorum. O günü anımsıyorum, ‘Güler yüzü ile Adana’ya gidiyorum!’ demişti. O güne kadar ceo denilen en üst yönetici idi Kemal Sağ… Remzi Yıldırım gibi Kemal Sağ da memleketi Adana’nın hastası idi. Bir diğer hastalığı ise ‘Masa tenisi’ idi. Sanıyorum 20 sene olmuştur, en azından.

Önceki gün beş bin kişi arasından adını hemen seçtim Kemal Sağ’ın.

Şöyle diyordu:

‘Dün işimden istifa ettim!’

Maliye, yani ‘para’ konusunda çok önemli biri olduğunu düşündüğüm Kemal Sağ için ‘Eyvah!’ dedim.

Demek halâ çalışıyordu, ya da bilgi ve tecrübesinden yararlanılıyordu, büyük olasılıkla yine dev bir firmamız tarafından.

Heyecanla okumaya başladım.

Meğer çok önemli bir yazarımızdan alıntı yapmış.

Bakalım siz ne diyorsunuz?

Yazı şöyle başlıyordu:

“Dün işimden istifa ettim. Ne iki hafta önceden haber verdim, ne ‘biraz daha dayanayım’ dedim.

Çok samimi olmasak da güler yüzü, işinin ehli olması, bana karşı hep saygılı davranması kendisine yakın hissetmiştim her zaman…

Yazıya devam edelim:

*- İŞVERENİ KIZIYMIŞ!

“Sadece bir dilim pastayı masada bıraktım, çantamı aldım ve kızımın evinden çıktım.

İşverenim kızım Zeynep’ti.

Maaşım neydi biliyor musunuz?

Altı yıldır ‘sevgi’ sandım.

Ama dün anladım ki, bizim aile ekonomisinde benim sevgimin piyasası yokmuş.

Yeni alınmış bir tabletin yanında hiç yokmuş.

Benim adım Emine. 64 yaşındayım.

Devlete göre emekli hemşireyim. Emekli maaşı olarak yatan kısıtlı para ile İstanbul’un kenar semtlerinden birinde yaşıyorum.

Ama hayata göre ben:

Tam zamanlı şoförüm, Aşçıyım, Temizlikçiyim, Hakemim,  Rehber öğretmenim…

İki torunum var:

Mert (9) ve Kerem (7).

Hani derler ya, ‘Bir çocuğu büyütmek için bir köy gerekir.’

Bizde o köy, sabah ezanıyla kalkıp, akşam bel fıtığıyla yatan tek bir anneannedir.

*- ‘HAYIR!’ DİYEN ANNEANNE

Kızım Zeynep reklamcılık yapıyor.

Damadım Ahmet finans sektöründe.

İyi insanlar…

En azından kendime öyle diyorum.

Kreşler ateş pahası.

Bakıcı desen ayrı dert.

Ev kredisi desen ömür boyu.

Mert doğduğunda bana öyle bir baktılar ki… Bakışları hâlâ gözümün önünde.

‘Anne!’ dedi, Zeynep,

‘kimseye güvenemiyoruz. Sen olmasan biz bittik.’

Yük almak için omurga oldum.

Saatim her gün 05.45’te çalar. Otobüsle, dolmuşla onlara giderim.

Kerem, hazır kahvaltı yemez, mutlaka ev yapımı olacak.

Yatakları toplarım, bulaşıkları dizerim, çocukları giydiririm. Okula bırakırım. Öğleden sonra alırım.

Sonra eve döner, kirletmediğim çamaşırları yıkar, kullanmadığım banyoyu temizlerim.

Futbol, piyano, etüt…

Ödev başında beklerim.

Ben çocuklara ‘hayır’ diyen anneanneyim.

Ben sebze yedirenim.

Ben ekranı kapatanım.

Ben rutinim.

*- ‘EVET’ DİYEN BABAANNE

Bir de Sevil var.

Ahmet’in annesi.

Nişantaşı’nda oturur. Yüzü gergin, saçı fönlü, hayatı tatil.

Torunları yılda iki kez görür.

Mert’in alerjisini bilmez.  Kerem kriz geçirdiğinde ne yapılacağını bilmez.

Hiç ateş ölçmemiştir. Hiç kusmuk silmemiştir.

Ama o ‘evet’ diyen babaannedir.

Dün Mert’in 9. yaş günüydü.

Ben üç aydır ona bir şey hazırlıyordum. Param yok ama niyetim var.

‘Uykusu düzensiz!’ diye ellerimle ağır örgü bir battaniye ördüm.

Renklerini tek tek seçtim. Her ilmeğe dua koydum.

Bir de gerçek tereyağıyla ev yapımı çikolatalı pasta yaptım.

Doğum günü 16.00’daydı. Sabah 07.00’den beri oradaydım.

Saat 16.15’te kapı çaldı.

Sevil içeri girdi. Parfümü geldi önce.

‘Benim aslanlar nerede?’ diye bağırdı.

Çocuklar beni itip ona koştular.

Kucağı yoktu. Poşeti vardı.

Markalı poşet.

‘Ne severler bilmiyorum!’ dedi. ‘Mağazadaki çocuk ne verdiyse onu aldım.’

İki son model tablet çıktı.

‘Sınırsız internet’ dedi, göz kırparak. ‘Bugün kural yok. Babaannenin günü!’

Çocuklar çıldırdı.

Zeynep gülümsedi.

Ahmet şarap doldurdu.

‘Sevil hanım, çok şımartıyorsunuz, dedi. Ne kadar düşüncelisiniz!’

‘Babaanne böyle olur!’ dedi, Sevil.

‘Sever, şımartır, gider!..’

*- ANNEANNE HEDİYESİ

Ben mutfakta, battaniyeyle kaldım.

Mert’e yaklaştım, ‘Oğlum!’ dedim, ‘anneannenin de hediyesi var. Pastayı da ben yaptım…’

Başını kaldırmadı.

‘Anneanne, şimdi olmaz. Oyun var!’

‘Ben bütün kış bunu senin için ördüm…!

Ofladı.

‘Anneanne, kim battaniye ister ya?!

Babaanne tablet aldı.

Sen hep sıkıcısın.

Hep yemek, kıyafet…’

O an içimde bir şey koptu.

Zeynep’e baktım, ‘bir şey desin’ diye.

Güldü…

“Anne hemen alınma. Çocuk bu.

Sevil eğlenceli babaanne, sen günlük anneannesin.”

GÜNLÜK!...

Günlük bulaşık gibi.

Günlük trafik gibi.

Kerem de ekledi:

‘Keşke babaanne burada yaşasa!..

O ödev yaptırmıyor…’

*- HERŞEYE ‘HAYIR!’

Battaniyeyi katladım.

Tezgâha koydum.

Önlüğümü çıkardım.

‘Zeynep’, dedim sakin bir sesle.

Sözümü kesti. ‘Pastayı keser misin anne?’

‘Hayır!’

‘Ne demek hayır?’

‘Her şeye hayır!’

‘Anne ne diyorsun?’

‘Ben yardımcın değilim. Ben annenim…

Ve görünmez hizmetçi olmaktan yoruldum.’

*- ÇOCUKLARA KİM BAKACAK?

Sevil güldü.

‘Ay Emine, demagoji yapma.

Menopoz falandır…’

Ona döndüm;

‘Sevil, madem eğlenceli babaanne sensin, iki saat sonra gelecek şeker krizini de sen yönetirsin. Bir de yukarıda çamaşırlar var.’ dedim

‘Benim belim ağrıyor.’ dedi

‘Benim kalbim!’ dedim, ‘Bel daha çabuk geçer…’

Kapıya yürüdüm.

‘Anne!’ diye bağırdı Zeynep.

‘Yarın işim var!..’

“Çocuklara kim bakacak?”

‘Bilmiyorum’ dedim.

‘Belki tableti satarsınız. Ben köylüyüm ya. Belki köyün diğer üyesi kalır.’

“Anne bize bunu yapamazsın!”

Durup döndüm.

‘İşte sorun bu. Bana ihtiyacınız var ama beni görmüyorsunuz…’

Mert başını kaldırdı;

‘Anneanne, yarın gelir misin?’

İlk kez her şeyi düzeltme isteği duymadım.

‘Hayır oğlum. Yarın kuralsızsınız…

Kolay gelsin...’

*-YOGAYA YAZILACAK!

Çıktım.

Nefes aldım.

Telefonum susmuyor.

Ama ben cevap vermiyorum.

Bu sabah saat dokuzda uyandım. Kahve yaptım. Balkonda kuşları izledim.

Yıllar sonra sırtım kalbim ağrımıyor.

Bir şeyi geç anladım:

Biz bu ülkede aile ile ücretsiz emeği karıştırdık.

Torunlarımı seviyorum.

Ama artık hizmetçi değilim.

Eğer “anneanne” istiyorlarsa, saygıyla isterler.

Şimdilik izin aldım.

Belki ben de kursa yazılırım.

Yoga olur.

Halk oyunu olur.

Ne de olsa eğlenceli anneanneler öyle yapıyormuş.

Hayatın yükü ağır…

Koşturan, emek veren, yetişmeye çalışan, kıymet veren, herkese saygıyla…”

Bu hikayenin altında çok önemli bir yazarımızın imzası vardı.

‘Olmaz, olamaz!’ diye düşündüm.

Çünkü onun zamanında yazıda belirtildiği gibi tablet yoktu. Daktilo bile her evde ya da işyerinde nadirdi.

Ama belki de paylaşan zamanımıza uyarlamak istemiştir.

O zaman akıllı telefonları da ilave edebilirdi.

Play ile başlayan bilgisayar oyunlarını falan da…

Baksanıza ben bile isimlerini bilmiyorum…

Belki ‘Babaanneler’ bu yazıya biraz bozulacak.

Ama Türkiye gerçeği bu…

Genelde ‘Anneler’ ve ‘anneanneler’ yükü yüklenirler, çocuklara ‘yük’ denilirse…

*- AMERİKA’YA RAĞMEN

Son zamanlarda her yerde karşıma ‘İklim İzleme’ grupları ya da yazarları çıkıyor.

Elimde 4 Şubat 2026 tarihinde yazılmış ve genel merkezinin fotoğrafı olan Washington Post Gazetesinin görüntüsü var.

Fotoğrafı Pablo Martinez Monsivais çekmiş.

Konum Washington Post'taki işten çıkarmalar ve iklim haberleri…

Daha önce yazmıştım:

İklim haberlerini ve ayın önemli haberini Associated Press’ten alıyorum.

Bana gönderiyorlar.

Gönderilen yazıyı aynen paylaşıyorum, her ne kadar benim anlatımıma uymasalar da…

“Merhaba ve Associated Press İklim İzleme bültenine hoş geldiniz.

Ben Peter Prengaman, küresel iklim ve çevre haberleri direktörüyüm. Bugün Washington Post'un iklim ve çevre haberleri ve yakın zamanda açıklanan işten çıkarmalar üzerine düşüncelerimi paylaşacağım.

Washington Post'taki büyük işten çıkarmalarla ilgili son haberler, işini kaybeden tüm gazetecilerden başlayarak gazetecilik camiasını derinden etkiledi.

Her biri için kayıp çok büyük.

İklim ve Çevre de etkilenen ekipler arasındaydı. Tahminler farklılık gösterse de, haber makalelerine ve LinkedIn'deki işten çıkarılan muhabirlerin kişisel açıklamalarına bakılırsa, bir düzine veya daha fazla iklim çalışanı işini kaybetmiş olabilir.

Kalan Post gazetecileri, şüphesiz ki, ısınan bir gezegenin hikayesi, ısınmayı yavaşlatma çabaları ve insanların daha aşırı hava olaylarının yıkıcı sonuçlarına nasıl uyum sağladığı konusunda hayati önem taşıyan haber yapmaya devam edeceklerdir.

Ancak, Post'un bu alandaki haberlerinin etkisine bir anlığına değinmek istiyorum.

AP, 2022'de İklim ve Çevre ekibini kurduğunda, benim ve ekipteki birçok kişi için Post, iklim haberlerinin nasıl olabileceği ve olması gerektiği konusunda bir modeldi.

Diğer iklim ekiplerinin de Post'a benzer şekilde baktığına inanıyorum.

Gazete, 2020'de, ortalama sıcaklıkların 1850'lerden bu yana 2 derece Celsius (3,6 Fahrenheit) veya daha fazla arttığı, dünyanın önde gelen bilim insanlarının belirlediği eşiği aşan bölgeler üzerine harika bir dizi haberle açıklayıcı haber dalında Pulitzer ödülü kazanmıştı.

Ayrıca 2025 yılında Helene Kasırgası'nın insan ve çevre üzerindeki etkileriyle ilgili çalışmalarıyla Pulitzer Ödülü finalistleri arasında yer aldılar.

Ancak her türlü övgüden daha önemlisi, Post'un iklim gazeteciliğini ele alma biçimiydi.

*- ÖNCELİK İKLİM HABERLERİNE…

Makale içeriği şöyle:

Post'un Washington'daki ofisleri. (AP Fotoğrafı/Mark Schiefelbein)

Yaklaşımları insan odaklı, çeşitli günlük konuları kapsıyor, sıklıkla fotoğraflar, videolar ve etkileşimli grafiklerle başlıyor ve tasarım ve sunum kalitesine önem veriyor.

İklim odaklı ilgi çekici bültenleri, iklim bilimi ve kişisel tercihleri birleştiren bir "iklim koçu" köşe yazarı ve okuyuculara Dünya'da neler olup bittiğini bilmenin ne kadar önemli olduğunu gösteren çok sayıda iddialı seriye sahipler.

İklim ve çevre haberleri yıllardır gelişiyor ve bugün harika işler yapan birçok haber kuruluşu var.

Ancak çok uzun zaman önce iklim haberlerinin çoğu bilim odaklıydı.

İklim kaynaklı sellerde evlerini kaybeden bir aileden ziyade, sera gazı emisyonlarının son seviyeleri hakkında uyarıda bulunan bir bilim insanını alıntılamaları daha olasıydı.

Post gazetesi bunu tamamen alt üst etti ve iklim haberlerinin bir haber kuruluşunun raporunun merkezinde olması gerektiğini, aynı zamanda hikaye anlatımının sınırlarını zorlaması gerektiğini gösterdi.

İşten çıkarmalarla ilgili duyuru sırasında, Post'un üst düzey yöneticileri iklim haberlerinin öncelikli olmaya devam edeceğini söyledi.

Bunun nasıl bir görünüm alacağını bilmek için henüz çok erken, ancak gazetenin modern iklim haberlerinin şekillenmesine yardımcı olduğu şüphesiz…

İşte bilmeniz gereken diğer şeyler de var.

İzmir başta olmak üzere son zamanlarda yaşananları hep birlikte görüyor ve yaşıyoruz.

Bunları da kısa zaman diliminde ele alacağım…

*- UZMANINDAN HAYATİ UYARI

Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Tahir Sualp, epilepsi ve demans hastalıklarının toplumda giderek artan risklerine dikkat çekerek, uygun tedavi ve beyin aktiviteleriyle hastalıkların seyrinin kontrol altına alınabileceğini söyledi.

Güneş Ocağa-Mehmet Rumet Soylu’nun söyleşisi şöyle:

Diyarbakır’da faaliyet gösteren Batı Hastanesi’nde görevli Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Tahir Sualp, özellikle son yıllarda toplumun korkulu rüyası haline gelen epilepsi ve demans hastalıkları hakkında Güneydoğu Ekspres’e özel açıklamalarda bulundu.

Nörolojinin oldukça geniş bir tıp alanı olduğunu ifade eden Sualp, “Beyinden kaynaklanan hastalıkların yanı sıra, beyinden çıkarak tüm vücuda yayılan periferik sinirler ve kas hastalıkları da nörolojinin konusuna girer.

Periferik sinirler yalnızca hareketi değil, aynı zamanda birçok organın çalışmasını da kontrol eder.

Bu nedenle nörolojik hastalıklar, vücudun pek çok sistemini etkileyebilen geniş bir yelpazeye sahiptir” dedi.

*- EPİLEPSİ HASTALIĞININ NEDENLERİ?

Halk arasında “sara” olarak bilinen epilepsi hastalığının nedenlerine de değinen Sualp, şunları ifade etti:

“Epilepsi, beyin hücreleri arasındaki elektriksel iletişimin bozulması sonucu ortaya çıkan nöbetlerle seyreder.

Bu durumu tetikleyen birçok faktör vardır.

Örneğin kafa travmaları, ağır enfeksiyonlar, beyin tümörleri, beyin damar tıkanıklıkları ya da diğer yapısal beyin hasarları nöbete yol açabilir.

Bazı durumlarda ise genetik yatkınlık söz konusudur. Her nöbet sırasında beynin bir süre oksijensiz kalabilmesi, beyin hücrelerine zarar verebilir.”

*- “EPİLEPSİ ÇOCUKLARDA DA GÖRÜLÜYOR”

Epilepsinin çocuklarda da görülebileceğini vurgulayan Sualp, “Uygun ve düzenli tedaviyle nöbetler kontrol altına alınabilir ve bazı çocuklarda belirli bir süre sonra tamamen sonlanabilir.

Ancak tüm ilaç tedavilerine rağmen nöbetlerin kontrol altına alınamadığı durumlarda cerrahi tedavi seçenekleri gündeme gelir. Bazı hastalarda nöbetleri azaltmak amacıyla beyne pil (nörostimülatör) takılması da uygulanabilmektedir” diye kaydetti.

Sıkça karşılaşılan bir diğer nörolojik hastalığın ise demans (Alzheimer) olduğuna dikkat çeken Sualp, “Demans genellikle ileri yaşlarda görülür ve beyin hücrelerinin kaybına bağlı olarak beynin küçülmesiyle ortaya çıkar. Bunun sonucunda unutkanlık başlar. Zamanla davranış değişiklikleri, yer ve mekân karışıklığı, düşünme ve karar verme yetisinde azalma gibi belirtiler gelişebilir” diye konuştu.

*- “BAŞKA BİR TEDAVİSİ YOK”

Günümüzde demansı tamamen ortadan kaldıran bir tedavinin bulunmadığını ifade eden Sualp, şunları aktardı:

“Uygulanan tedaviler hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaya yöneliktir; tamamen durdurmak henüz mümkün değildir.

Hastalığın hızlı ilerlemesine genetik faktörler, beyin damar tıkanıklıkları (özellikle küçük damar hastalıkları), sağlıksız beslenme, uyku düzensizliği, stres, hipertansiyon ve damar sertliği gibi etkenler katkıda bulunabilir.”

*- “BEYNİ AKTİVİTELERLE CANLI TUTMAK GEREK”

Demans hastalarının özenli bir bakıma ihtiyaç duyduğunu dile getiren Sualp, sözlerini şöyle sonlandırdı: “Beyin aktivitelerini canlı tutmak büyük önem taşır. Hastayla düzenli iletişim kurmak, sohbet etmek, birlikte vakit geçirmek, yürüyüşler yapmak ve geçmişe dair anıları hatırlatacak etkinlikler planlamak hastalığın seyrinde olumlu katkı sağlayabilir.

*- HAKKINIZ VAR

Haberlerde kaza haberlerinden geçilmiyor.

Geçenlerde bir ünlünün, geçirdiği trafik kazasından sonra başından geçenlerini ağzından paylaşmıştım.

Sahtekâr, dolandırıcı avukatlardan söz ediyordu.

Ben de bu tiplere rastlamıştım.

Zaten gerçek hukukçular aralarındaki bu çürük dişleri biliyorlar.

Ama nedense bunlardan kurtulmak için bir çaba harcayana rastlamadım ya da ben bilmiyorum.

Ama önce yasayı paylaşayım:

“Kaza sonucu araçta değişen parçalar orijinal olsa bile araçta parça değişimi yapıldığından ve araç tamir gördüğünden araçta değer kaybı oluştuğu Dikkate alınmalıdır.

Yargıtay 17 HD

E 2716  / 10460 – K; 2019/ 4369…”

Yani:

Değer kaybı tazminat gerektirir.

Küçük bir meblağ bile olsa satışta araç sahibinin önüne büyük bir zarar olarak gelecektir.

Tazminat dava açabilirsiniz.

Ama güvenilirlerle…

Sizi arayanlarla değil…

Şunu da ilave edeyim, kaza yapanların büyük ve önemli kısmı kesinlikle kendilerini ‘Hakkın var!’ diyen büro elemanlarına ‘Hayır!’ yanıtını veriyor, kendisinden ‘Sen işi bize bırak sadece noterden vekalet ver!’ diye arayanları tersliyor.

Biliyor ki, avlanmaya giden avlanır!

Evdeki hesap çarşıya uymaz!..

*- YASAKLARLA DEĞİL

Aykırı avukatlara sordum.

Yanıtları şöyle:

“Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 5651 Sayılı Kanun’da yapmak istediği değişiklik, dijital oyunlardan sosyal medyaya kadar tüm alanı kapsayan yeni bir denetim ve sansür düzenidir.

Bu yasakçı anlayış, aynı zamanda yaratıcılığı, dijital üretimi ve teknoloji

ekosistemini de tehdit etmektedir.

Bu yasal düzenlemenin amacı çocukların üstün yararı değil, merkezi ve keyfi müdahalelerle ifade özgürlüğü, özel hayatın gizliliği, kişisel verilerin korunması gibi temel anayasal değerleri zayıflatmaktır.

Çocukların korunmasını özgürlükleri kısıtlamanın aracı haline getiren bu anlayışa itiraz ediyoruz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde hazırlanan “çocukların dijital mecralarda korunmasına” ilişkin Alt Komisyon raporu, başlığında taşıdığı iddianın aksine; çocukların üstün yararını esas alan, bilimsel, uygulanabilir ve hak temelli bir kamu politikası belgesi olmaktan uzaktır.

İddiaya göre; söz konusu rapor amaç saptırmaktadır.

Raporun içeriği; çocukların dijital istismar, şantaj, veri ihlali ve psikolojik zararlar karşısındaki kırılganlığını merkeze almak yerine, sorunu parçalayan, sorumluluğu dağıtan ve kimi başlıklarda bilimsel temelden uzak genellemelerle meseleyi siyasal ve ideolojik tartışma alanına çeken bir yaklaşım sergilemiştir.

Bu durum, raporun yalnızca eksik değil, çocukların üstün yararı bakımından tehlikeli bir yönlendirme riski taşımasına da neden olmaktadır.

Rapor; çocukların dijital mecralarda karşı karşıya kaldığı ağır riskleri görünürde sıralamakla yetinmiş; ancak bu risklerin nedenlerini, yaygınlığını, etkilerini ve bu etkiler karşısında devletin üstlenmesi gereken anayasal sorumlulukları sistematik biçimde ele almaktan özellikle kaçınmıştır.

Çocukların dijital ortamda maruz kaldığı;

Cinsel istismar, çevrimiçi şantaj (sextortion), grooming (çocukları çevrimiçi ortamda kademeli olarak istismara hazırlama), dijital zorbalık, kişisel veri ihlalleri, psikolojik manipülasyon gibi ağır riskler parçalı ve bağlamından kopuk biçimde sıralanmış; ancak bu risklerin Türkiye’de hangi yaş gruplarını, hangi sosyoekonomik kesimleri ve hangi bölgeleri etkilediğine dair tek bir güvenilir analiz ortaya konmamıştır.

Daha da önemlisi; bu riskler karşısında devletin üstleneceği sorumluluklar açık, bağlayıcı ve denetlenebilir biçimde tanımlanmamıştır.

Yasakçı Zihniyet Çocukları Korumaz!

Çocukları korumak; özgürlüklerin kısıtlanmasıyla değil, korku üretmekle değil; bilimsel, hak temelli ve denetlenebilir kamu politikalarıyla mümkündür.

Çocukların korunması bireysel değil, kamusal bir sorumluluktur.

Birleşmiş Milletler Çocuk Hkları Sözleşmesi açıkça çocukların katılım hakkını tanımlamaktadır…”

Bu iş Nasreddin Hoca’nın hikâyesine benziyor:

‘Sen de haklısın, sen de haklısın!’ a…

Belki zaman bulup raporu okursam ‘Haklı- haksız’ diyebilirim, kendimce…

*- 500 GRAMLIK KAŞAR 165 TL

İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZTARIM, Bayındır Süt Fabrikası’nda ürettiği İZMAR taze kaşar peynirini piyasanın yarı fiyatına satışa sundu. 500 gramlık paket 165 liradan raflarda yerini aldı.

Amaç net: Halkın sofrasına uygun fiyatlı, güvenli gıda!

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın göreve başlamasının ardından köklü revizyon sürecini tamamlayan Büyükşehir iştiraki İZTARIM AŞ, İZMAR markasıyla halkın sofrası için üretmeye devam ediyor. İzmirlilerin uygun fiyatlı, güvenli ve sağlıklı gıdaya ulaşması için 100. Yıl Bayındır Süt Fabrikası’nda üretilen İZMAR markalı süt, tereyağı, yoğurt ve ayranın ardından tam yağlı taze kaşar peynirinin üretimine başladı. İzmirli üreticilerden alınan sütlerden işlenerek hazırlanan kaşar peyniri, 500 gramlık paketler halinde kent genelinde hizmet veren 20 İZMAR tanzim satış marketinde satışa sunuldu. Piyasada 500 gramlık paketi 400 ila 350 lira aralığında satılan kaşar peyniri İZMAR markası ile 165 liradan satışa sunuldu.

*- HER VATANDAŞ İÇİN

İZTARIM Genel Müdür Yardımcısı Mihriban Yücesoy Ercan, “İZTARIM olarak, şu an fabrikamızda İZMAR markalı tam yağlı ve yarım yağlı UHT sütümüz, yoğurdumuz, tereyağımız ve ayranın yanı sıra artık kaşar peyniri üretimimize de başladık.

İlerleyen zamanda da taze beyaz peynirimizi vatandaşlarımızla buluşturmayı planlıyoruz.

Biz aslında bu fabrikada, her evde, her vatandaşın tüketebileceği temel süt ve süt ürünlerini üretmeyi hedefliyoruz.

Bu yüzden süt, ayran, yoğurt ve tereyağının yanında taze beyaz peynir ve taze kaşar da bunların devamında gelen ürünler olarak öne çıkıyor” şeklinde konuştu.

*- OPTİK SEKTÖRÜ İZMİR’DE BULUŞUYOR

Optik sektörünün önemli buluşmalarından Optic World İzmir – 3. Optik, Gözlük, Oftalmoloji ve Teknolojileri Fuarı, 27–29 Mart 2026 tarihleri arasında Fuar İzmir’de düzenlenecek. İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İZFAŞ tarafından düzenlenen Optic World İzmir, yerli ve yabancı sektör profesyonellerini İzmir’de bir araya getirecek.

Türkiye’nin dört bir yanından ve farklı ülkelerden sektör profesyonellerini aynı çatı altında buluşturan Optic World İzmir, üçüncü yılında da üretici ile alıcıyı doğrudan bir araya getiren yapısıyla sektör içi ticareti güçlendirmeyi amaçlıyor. Fuar; yeni iş birliklerinin kurulmasını, ihracat ve ithalatta mevcut ticari ilişkilerin geliştirilmesini, Türkiye optik sektörünün uluslararası pazarlardaki görünürlüğünün artırılmasını hedefliyor. Geçtiğimiz yıl, 47 şehirden 4 bin 228’i yerli, 28 ülkeden 198’i yabancı olmak üzere toplam 4 bin 426 sektör profesyonelini ağırlayan fuar, İzmir’in sektördeki konumunu da güçlendiriyor. Sadece profesyonel ziyaretçilere açık olacak fuar, ayrıca sektörün üretim, teknoloji ve pazarlama gücünü aynı çatı altında buluşturmayı da hedefliyor.

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...