İNANAN ve İNANMAYANLAR KARŞI KARŞIYA
*- ŞÜPHECİLER İçimizde inanan ve inanmayanlar var! Bu çok geniş kavramlı bir konu! Kimimiz bu sözleri dinsel olarak ele alırız, kimimiz siyasi, kimimiz de günlük olay ve gelişmelerden, haberlerden… Ben ‘şüpheciler’ tarafındayım… Çünkü neye inanacağımı, güveneceğimi, saygı duyup, sevip sevemeyeceğimi bilemiyorum.
Geçenlerde İzmir’de bir depoya baskın yapan zabıta, piyasaya sürülmek üzere sahte bitkisel yağlar, çiçek yağları bulmuş…
Zeytinyağındaki tağşiş denilen karıştırmayı biliyorum, haksız kazanç için yapılan hileleri, tüketiciyi kandırmayı…
Hatta içinde süt olmayan sahte peynirlerin piyasaya sürülmesini de…
Bunu yapan yaptıran, konuştuğunuzda güven veren bir kadın girişimci idi.
‘Neden?’ diye sorduğumda, benim ‘Her kör satıcının bir kör alıcısı vardır!’ diye bildiğim bir sözü kendine göre anlatmıştı:
‘Bu peynirleri (!) genelde varoşlara veriyoruz. Çocuk istiyor, ne yapsın ana baba? Onlar da bu ucuz (!) peyniri alıyor, evlatları için… Yani biz iyilik yapıyoruz, onlara!’
İyilikmiş, sütsüz ama ucuz peynirler…
*-REKLAMIN PARASI KİMDEN?
Birçok gıda maddesinde bunu, bunları yaşamıyor muyuz?
Acaba, göz görmeyince gönül mü katlanıyor, bu rezilliğe,,,
Bu günümüzün gerçeğine ‘İnananlar’ da var, ‘inanmayanlar’ da…
‘Yok canım olmaz öyle şey, işte anında ele geçip, yakalanıyorlar!’ tezini savunanlar da yine içimizdekiler.
Ticaret Bakanlığı bile belli zamanlarda açıklıyor sahtekar firmaları…
Ama bu insanlar, ya firmanın ismini bir harf ekleyerek değiştiriyorlar, ya da mekan tuttukları yeri…
Dikkat ederseniz, herkes ‘Benim malım iyidir!’ der…
Ona göre ‘iyi’ de, bize göre ‘İyi’ mi?
Verilen onca milyarlık reklamların parası havadan mı geliyor?
Senden benden çıkmıyor mu?
Bir de ‘Hayır!’ adı altında ‘rüşvet’ verenler var…
Mecbur bırakılıyorlarsa, neden resmi makamları haberdar edip, vatandaşlık görevini yapmıyorlar…
‘Birbirimizi kontrol etmeli’ savına hep karşı geliyor.
Ben ise bundan yanayım!...
Neden mi?
Hani hep ‘Merdiven altı’ tabir edilen bir kavram var.
Yani sahte ve hileli ürünleri imal edenleri anlatmak için kullanılıyor.
Sanayiciler de bu terimi çok kullanırlar, yıllardır…
*- BÜYÜK YALANCILAR
Ben sorayım;
‘Acaba bu ürünleri ben evimin bir odasında mı yapıyorum?’
Bunları belli bir ücret karşılığı ya sen yapıyorsun, ya da senin akşamları birlikte yemek yediğim, içtiğin, eğlendiğin meslektaşın, arkadaşın… Yani labaratuarı, tesisleri, atelyesi, fabrikası olan birileri…
Sıradan milyonlarca insan değil…
Öyleyse, sen sanayici beyefendi, hanımefendi!
Öyleyse, sen çalışan emekçi kardeşim,
Öyleyse sen, konu komşu!
Özetle hepimiz ve hepimiz sorumluyuz, özellikle geleceğimiz ve torunlarımız için…
Ahlaklı, güvenli, inananların, güvenenlerin yaşadığı bir Türkiye için…
Şunu da söylemeden geçemeyeceğim;
Birçok girişimcimiz, mutlaka bu girişimlere ‘Haklısınız, evet, yapalım, inandık!’ derler…
Yalan!
Sizin düşüncelerinize ‘İnandık!’ derler ama yürekten değildir.
Yürekleri paslıdır, çember içindedir, fesattırlar…
Öz benlikleri güzelliklere ‘evet’ dedirtmez bunları…
Yakalandıklarında ‘Pişmanım!’ derler, ama yine bildiklerinden (!) geri kalmazlar…
Bakın size kendimizden bir olayı anlatayım…
*- ‘ASLAN’ YAVRUSU EMRAH!
Çok yıllar önce, yani gençlik çağlarımda, İzmir’in Bornova ilçesinde rahmetli Eniştem Rıza İnce ile rahmetli sevgili ablam Ayşen Eyice İnce, benim de yardımımla İzmir Enternasyonal Fuarı içindeki hayvanat Bahçesi’nde yeni doğmuş bir ‘Aslan yavrusunu’ evin bahçesinde büyütmek üzere aldılar.
Yasal işlemler yapıldı, o zamanın Veteriner Müdürü Olcay Hanım’ın denetiminde Bornova’ya getirildi.
‘Emrah’ adı verilen aslan yavrusu serpildi, büyüdü…
Her gün ev halkı ile şakalaşıyor, güreşiyor, sonrada bahçedeki ağaçların altında, ya da yan taraftaki tel çitlerle çevrili yerinde uyuyordu.
Ama dikkatimi çekmişti.
Hayvansal bir içgüdü ile mutlaka bir ağacın, ya de bitki topluluğunun, çiçeğin arkasına saklanıyor, siz geçerken, güreşte olduğu gibi ‘iki puan almak!’ için sindiği yerden sizin üzerinize atlıyordu…
Avlanmak gibi bir şey…
Ama hiç zarar vermiyordu, sadece tırnakları büyünce veteriner Olcay Hanım ile önceki müdürün (adını anımsamıyorum) ortaklaşa operasyonuyla sorun çözülüyordu.
Bunun için uyutulup, bir büyük bahçe masasının üzerine yatırılıyor, ayrıca bağlanıyordu.
Hiç unutmuyorum, bunun haberin yapmakla görevli bir Gazeteci- Foto Muhabiri Mehmet Ali Varış Bornova’da Emek Sineması’nın karşısındaki Lavantinlerden alınan eve gelmişti.
Arkas Holdingçilerin büyüklerinin hemen yanı başı sayılır.
‘Emrah’ (Aslan yavrusu o an, büyük bir kangal köpek gibiydi), uyutulmuş olduğu halde, canı yandı ki, kükreyerek gerindi…
İşte o anı görüntüleyen Mehmet Ali Varış tabana kuvvet öyle kaçtı ki, 300 metre ileride Bornova Büyük Parkı’nın, Ege Üniversitesi Rektörlüğüne bakan ana kapılarından birinde yakaladım, ‘Korkma!’ diyerek zorlukla geri döndürmüştüm.
Bunu da geçelim, ‘İnanan ve inanmayanlara’ gelelim…
*- DİKKAT! BU EVDE ASLAN VAR!
İşte bir gün…
İzmir’e göç eden işsiz (!) bir genç Bornova sokaklarında geçerken, kapının ve duvardaki uyarı yazısını okur;
‘Dikkat bu evde aslan var!’
‘Hadi canım!’ der, yani inanmaz!
‘Burası Afrika mı?’ diye geçirir içinden, ‘Hayvanat bahçesi mi?’ der…
Alıcı gözüyle bakınca, ‘Duvardan atlanır!’ der, ama aslında büyük tahta bahçe kapısı da hep açıktır, anahtarın ipini çek, gir içeri…
İki katlı evin pencereleri de açıktır, mevsim gereği…
‘Tam bana göre!’ der…
Yani soygun planlamıştır…
Gece yarısını bekler, hırsızlığa girişir…
Şimdi o yol 24 saat insan kaynıyor, hareketli ama, o yıllar in cin top oynuyor, hatta gençler de sokak duvarları yüksek tutulmuş evlerin olduğu yerlerden geçmeye çekinirlerdi.
Hırsız genç, bahçeye girer, evin, Türkiye’nin ilk karo imalatçısı- sanayici Famerit’lerin kurucusu Seniha- Hakkı Mecik Beyin ( İzmir’in unutulmaz belediye başkanı Dr. Behçet Uz’un tavla arkadaşı) evinin bahçesine bakan kapıya yönelir.
Emrah (Aslan) kokuyu almış, çiçekler arasındaki ara patika yolun kenarında pusuya yatmış, beklemededir.
Tam önünden geçeceği sırada üzerine, her zaman oyun oynadığı gibi atlar.
Artık iyice büyüktür…
Hırsız genç, arkasına dönmesiyle birlikte, anında kendini yerde bulur…
Gözünü açtığında, hemen başının birkaç santim uzağında bir aslan başı vardır…
Kaçamaz, çünkü aslan hırsızı dört ayağı ile altına almıştır, kıpırdayamaz bile korkudan bayılır…
Uyanınca aslan bir pati atar, kafasını yere vurur, bayılır…
Bayılır- uyanır- bayılır…
Bağırır, imdat ister, duyan yok!
Saat geceyarısı 01 cıvarı..
Ev halkı, baba Rıza İnce dışında uyanık yok!
O da müzik dinlemekte, gazete ve dergi okumaktadır…
Sonra ifadesine göre, bahçeden bir ses duymuştur ama ‘olur!’ diye önce ilgilenmemiştir.
*- EMRAH ASLAN’IN ALTINDA!
Sonra, ‘Hadi Emrah’ı (aslanı) kafesine koyayım!’ diye düşünür ve bahçeyi çıkınca ne görsün?
‘Emrah’ın altında biri yatıyor, uyandıkça bir pati (Şamar) yiyip yine öylesine kalıyor!’
Hemen aslanı, adamın üzerinden alır, yerine götürür…
Sonra polis aranır ve ‘Aslan hırsızı yakaladı!’ denir…
Önce inanmazlar!
Aynen hırsızın düşündüğü gibi düşünürler:
‘Evde aslan mı olur?’
Ama yine de ‘nöbetçi devriye’ gönderilir…
Bornova’da aslanın yakaladığı hırsız haberi bir anda İzmir’in polis teşkilatında duyulur.
Hemen her semtin karakolundan, Karşıyaka’dan Güzelyalı’ya, Eşrefpaşa’dan Anafartalar’a, Çınarlı’ya kadar bütün karakollardan polisler bu olaya tanık olmak için Bornova’daki ‘Aslanlı ev’ tabi gazetelerin gece muhabirleri ile doluşurlar.
Belki bir gün o kargaşa ve ilginç durumu da anlatırım.
Hırsız Ege Üniversitesi Hastanesi aciline götürülüp, tedavisi yapılıp, üzerindeki şoku atlattıktan sonra, nezarete alınır.
Daha sonra ‘Suçüstü’ olarak mahkemeye verilir.
Şimdi dikkat edin;
Mahkeme Reisi (o zamanlar öyle idi), olayı dinleyince, kararını şöyle verir:
‘Sen cezanı zaten çekmişsin… Bir daha hırsızlık yapmayacağına tövbe de etmişsin…O zaman biz seni neden besleyelim, hem yasaya göre cezalandırıp, hapse atıp, ıslah olmanı bekleyelim? Seni bir daha karşımda görmeyeyim!’
Ve Aslanın cezalandırdığı (dövdüğü) hırsızı serbest bırakır…
*- ‘YAŞASIN MUSTAFA KEMAL!’
Ama, daha önce yazdım, ‘Tamam, haklısın, sana inanıyorum, öyle yapacağım‘ deyip de, bizleri kandıranlar var ya, örneğini belirttiğim gibi anlatmaya devam ediyorum.
Aslanın (Emrah isimli) yakalayıp dövdüğü hırsıza dönelim.
Bir yıl kadar sonra, İzmir polisi Hatay semtinde bir hırsız yakalar.
Gece muhabirler, o zaman telsiz falan olmadığından, belli saatlerde ya nöbetçi müdürünü, ya da belli başlı karakolları telefonla arar, ‘Vukuat var mı?” diye sorarlardı.
Meşhur bir baş komiserin şu söyleyişi anımda kaldı:
‘Asayiş berkemal Yaşasın Mustafa Kemal!’
Sonra bu deyiş hemen bütün karakolların gece sloganı olmuştu…
Neyse;
Yani gece muhabirlerin bu Hatay semtinde yakalanan ‘hırsız’ ve ‘hırsızlık’ olayı ilgilendirmedi.
Ne bilsinler, perde arkasında manşetlik bir olay var!
Ertesi sabah adliye muhabirleri, ‘mahkemelerde ne var, ne yok!’ diye dolaşırlarken, gözü açık ve olayları takip eden Hüsnü Mençe (Bergen olayını duyuran ve rahmetli Bergen’i Türkiye’ye tanıtan polis- adliye muhabiri) ‘BeMn bu adamı bir yerden tanıyorum!’ diye düşünür.
Mübaşire ‘Bu ne iş?’ diye sorar ve hırsızlık olayı olduğunu öğrenir.
Bu cevap onu kesmez!
Duruşmaya girer, takip eder…
Hakimin soruları sırasında ‘Bornova’daki olay ortaya çıkar, anlatımlardan…
Hakim, ‘Demek sen uslanmadın!’ diyerek, yasanın öngördüğü en ağır ceza ne ise onu verir ve uslanmayan, hırsızlığı meslek olarak yapan bu adamı hapse atar…
Olay bütün gazetelerde, yine manşet olur;
‘Hırsızı aslan Emrah bile düzeltemedi!’ gibi….
Özetle;
Bazılarına inanmayın, güvenmeyin…
Tövbeleri boştur, kalpleri mühürlü ve kilitlidir.
İnsanlığa, sevgiyi, güzelliğe, barışa, mutluluğa açmazlar?
Şimdi siz, biz, bir şekilde ‘inananlar’dan mı, yoksa bunlara ‘inanmayanlardan’ mı olmalıyız?
*- EMRAH ASLAN DOĞDUĞU YERE DÖNDÜ
Sonra ne oldu?
O zaman internet yok!
Ansiklopedi var…
Aslan Emrah iyice büyümüştü, filmlerde gördüklerimizi yavrusu kabul edin, öyle…
Araştırma sonucu, şu çıkmıştı:
Erişkin aslan, üç metre yükseklikten atlayabilir…
Pençesinin gücü, en az 500 kilo ağırlığında, falan…
Üstelik, kanın tadını almıştı, hırsızın kafasından yüzünden, vücudundan sızanları yalamıştı…
Yani tehlikeli günler başlamıştı…
Ya duvardan dışarıya yola sıçrarsa?
Paniği düşünün…
Ya bir hamile kadın, bir kalp hastası, ya da yaşlı biri, bir çocuk kaçmak isterse…
Aslen Emrah oyun için üzerine atlarsa?
Sorular birbirini kovalayınca, Ayşe Ayşen İnce, beş kızı ve eşi Rıza İnce ile karar verdi;
‘Emrah Aslan’ı biz tedbir olarak, yine İzmir Hayvanat Bahçesine teslim edelim!...
Tabii yine aynı başvurular, imzalar, şunlar bunlar…
Bir kamyonetin arkasına birkaç yerinde bağlanarak yerleştirildi, konvoy halinde, o zamanki hayvanat bahçesinin yeri olan İzmir Enternasyonal Fuarı’nun bulunduğu Kültürpark’a götürüldü…
İki noktayı belirteyim:
Aileden kim giderse gitsin, bakıcıların anlattığına göre, daha hayvanat bahçesine girmeden kokularını alıyor, ileri geri volta atmaya başlıyordu Emrah Aslan…
İlk zamanlar Ayşen Hanım ile Rıza Beye aslanın yanına girip sevmelerine izin verildi kontrollü bir şekilde…
Sonra ‘Ne olur, olmaz!’ denilerek karşıdan seyretmeleri istendi.
TRT’nin usta habercilerinden Ali Aykut, ‘İyi ki sizin aslanınız var, sayesinde ödül aldım!’ demişti…
O zamanlar ‘ödül almak, aslanın ağzından değil midesinden çıkarmak kadar önemli ve az idi…’
Şimdi önüne gelene dağıtılıyor…
Çoğu da ahbap- çavuş ilişkilerinde, kendilerinden kurumlarından söz edilmesi için..
Yiyen var mı?
Çok!
Parayı veren düdüğü çalar, Nasreddin Hoca’nın dediği gibi…
Şöyle bir irdeleyin ödülleri, o zaman perde arkasını anlar çıkarırsınız…
Bu da benim dediğim gibi ‘Şüphe’ ile bir olaya yaklaşırsanız, günün ifadesi ile ‘Büyük resmi’ görürsünüz…
Aklıma geldi, ‘Emrah’ o kadar aslanın arasında en iri ve büyüğü idi, gösterişiyle dikkat çekiyordu…
*- İZMİR ÖZ KAYNAKLARIYLA
Geçenlerde milletvekillerinin durumunu özetlemiştim.
Bir örnek olarak da, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın söyleminden örnek vermiştim.
Bakın yeni durum nasıl?
İzmir’de Başkan Tugay büyük altyapı dönüşümünü başlattı
‘Gururla, umutla ve kararlılıkla İzmir’in geleceğini inşa ediyoruz’ dedi.
Dünya Bankası finansmanı ile hayata geçirilen Türkiye Deprem, Sel ve Yangın Acil İmar Projesi (TEFWER) kapsamındaki çalışmalar ile İZSU’nun öz kaynaklarıyla yürüttüğü Alsancak Yağmur Suyu Ayrıştırma Projesi için toplu temel atma töreni düzenlendi.
Şiddetli yağışlara karşı dirençli, koku ve taşkın sorunları büyük ölçüde çözülen yeni bir İzmir için tarihi dönüşüm resmen başladı.
Gurur, umut ve kızgınlığı bir arada yaşadığını belirten İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, “Biz karar verdik: Bu kentin tüm zorluklarından çıkacağız ve Türkiye’ye değil, dünyaya örnek gösterilecek bir başarı hikâyesi yazacağız.
Bu iddiayı taşıyan biziz. Bu umudu büyüten yine biziz. Bugün burada olanlar da, sahada çalışan ama şu an burada olamayan binlerce arkadaşımız da. Hepsi İzmir’e güven veren insanlar. Bu yüzden umudum sonsuz.
Son olarak biraz kızgınlık… Kızgınlığım, yaptığımız iyi işlere destek olmak yerine, her fırsatta bunları çarpıtmaya çalışanlara. Gerçekleri eğip bükerek, sosyal medyada su şişeleriyle, göz boyayan gösterilerle algı yaratmaya çalışanlara.
Bu şehirde yıllarca hiçbir katkı sunmayıp, yapılan her iyi işe nasıl çelme takarız diye uğraşanlara. Evet, onlara karşı kızgınım.
Ama bu kızgınlık bizi yolumuzdan döndüren bir öfke değil; tam tersine, daha doğru, daha dürüst, daha sağlam işler yapma kararlılığımızı güçlendiren bir duygu.
Sonuç olarak bugün burada hissettiğim şey çok net. Gururla, umutla ve kararlılıkla İzmir’in geleceğini inşa ediyoruz. İyi ki birlikteyiz. İyi ki İzmir için çalışıyoruz” diye konuştu.
*- ‘ANLAŞILIR GİBİ DEĞİL!’
Şimdi gelelim asıl meseleye.
Dış finansman anlaşmalarımız hazır, kredi sözleşmelerimiz imzalı. Uluslararası yatırım bankaları İzmir’e güveniyor.
Üstelik bu krediler. Çok uzun vadeli, ilk ödemesi 3–5 yıl sonra başlayan, 15–20 yıl geri ödemeli, çok düşük faizli, yani tam anlamıyla yatırım odaklı, ülke ekonomisi için bile örnek niteliğinde krediler.
Ama onay verilmiyor.
İzmir’in alacağı bu finansman, yalnızca İzmir için değil, Türkiye için bir kaynak.
Çünkü aynı bankalar bu koşulları her belediyeye sunmuyor.
Talep eden herkes bu şartlarda kredi alamıyor.
İzmir Büyükşehir Belediyesi, uluslararası alanda güven kazanmış, kredibilitesi yüksek bir kurum olduğu için bu fırsat doğdu.
Peki neden onaylanmıyor?
Bu gerçekten anlaşılır gibi değil.
‘SGK borcunuz var’ deniyor. Ama bu krediler 2–3 yıldır bekletiliyor.
O dönem böyle bir şart yoktu.
Sonradan adeta önümüze ek bir engel koymak istercesine bu kriter getirildi.
Üstelik SGK borcu dediğiniz şey yapılandırılabilir, çözülebilir; bunun bahanesi olamaz.
Kaldı ki devletin kasasından tek kuruş çıkmıyor.
Hazine garantisi istenmiyor.
Sadece, ‘İzmir bu krediyi kendi gücüyle alabilir’ deniyor.
Buna rağmen onay verilmemesi İzmir’e değil, Türkiye’ye yapılmış bir kötülüktür.
Bu kaynağın heba edilmesidir.
Dileğimiz şudur:
Bu anlayış değişsin. Hiçbir belediyeye siyasi fark gözetilerek engel çıkarılmasın” diye konuştu.
*- MUHATAP MİLLETVEKİLLERİ
Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay anlamtaya devem ediyor.
Çattıklarrı belli milletvekilleri…
Mealen ‘İşe yaramazlar!’ anlamını çıkartıyor, konuşmasında..
“İzmir bu ülkenin en çok üreten, en çok vergi veren kentlerinden biridir. Sanayisiyle, tarımıyla, turizmiyle Türkiye’nin yükünü taşıyan güçlü bir kenttir.
Ancak merkezden kente geri dönen yatırımlarda aynı karşılığı göremiyoruz.
İzmir, merkezi hükümete 40 verip 1 alan şehir.
Bu kent bugün bu altyapıya kavuşuyorsa, bu doğrudan İzmir’in kendi gücü, kendi iradesi, kendi karakteri. İzmir halkı vekillerini su şişeleriyle, posterlerle, şov peşinde görmek istemiyor artık.
Ankara’da, bakanlıklarda, mecliste, İzmir’in hakkını ararken görmek istiyor.
Umarım sorumluluk hatırlatma gafletinde bulunan bu arkadaşlar, kendilerine o koltukları kimlerin verdiğini de hatırlarlar.
Umarım, ilgili bakanlıklar onay vermediği için İzmir’in 40 milyar lirayı aşan yatırımdan mahrum bırakılmasına her İzmirli gibi karşı çıkarlar” dedi.
*-
Yorumlar yükleniyor...