İKİ İSİM ARASINDAKİ ÖNEMLİ FARK
*-KARŞILIKSIZ SEVİLMEK İzmir boştu! Merak ettim, o kadar araç nerede idi? Urla’dan Alsancak’a ulaşmam belki de iki saatimi almıştı. Binlerce araç Çeşme-Urla- İzmir otoyolunu adeta kilitlemiş gibiydi.
Karşıyakalı Orhan Sarsar’ın cenazesine yetişemeyeceğimden korktum,
dur-kalklar nedeniyle.
Gördüğüm ve anladığım kadarıyla bundan böyle İzmir, İstanbul’u aratmayacak!
Dostlar söylüyordu ama inanılacak gibi değildi,
Yaşayan biliyor…
Geçenlerde Çetin’in cenazesi vardı, gitmedim.
Biri “neden?” diye sormuştu…
Cevap vermedim…
Kaç kişiyi dolandırdığını, bazılarının ev düzenini bozduğunu,
bazılarının bu yüzden boşandığını söylemedim.
Zaten biliyordu, nasıl bir adam olduğunu?
Tekrarlasam, ne yazar?
Orhan Sarsar’ın cenazesi ana- baba günü gibiydi…
Bir iş insanı kalabalık arasında bağırdı, ‘Adam gibi adamdı!’ diye…
Bu güne kadar, sadece Bornova’da bir cenazede yıllar önce benzer bir
bağırış duymuştum.
Orhan Sarsar İzmir’in ünlü girişimcisiydi.
Karşıyaka’nın yerlisi…
Ablası Reyhan benim iyi arkadaşımdı…
İlk girişimini Beyler Sokağı’nda yapmış, çeşitli ve değerli hediyelik
eşyalar satıyordu, sonra mobilyacılığa döndü, aranan ve güven duyulan
bir işveren oldu.
Çok iyi de müzisyendi, kurduğu özel orkestra ile stres atıyorlardı.
Bunu hiçbir zaman paraya dökmedi…
Bir gece önceden haberini almıştım.
Sosyal medyada, bir insanın arkasından, sıradan insanlarla birlikte,
dostlarının arkasından o kadar güzel sözler ettiğine ilk kez tanık
oldum.
Belki de bundan etkilendim, bir tansiyon hapı aldım, kendimi iyi
hissedince yola çıktım.
Dedim ya, otoyol kalabalık, Konak’tan itibaren ‘in-cin top atıyor!’,
İstanbul’da da zaman zaman aynı durumu yaşıyorum.
Bir bakıyorsunuz, yol sanki sizin oluyor?
Nereye gitti bu kadar araç ya da insanlar?
Hayalet gibiler…
Alsancak Hocazade Camisine geldiğimde, aracın termometresi 38 dereceyi
gösteriyordu.
Yol baştan başa park etmiş araçlarla dolu idi.
Türk Eğitim Vakfı da bence epey çelenk sattı, yani Orhan’ın faydası oldu.
Rahmet diliyorum…
Ne siyasetle ilgisi var, ne de başka bir oluşumla…
Sadece İzmirli idi….
Ve kaç yıl önce, bir doktor hatası yüzünden, ameliyatla birlikte
gözünden olmuştu.
Evinde iki gözü görmeden, belki de hayata küs bir yaşam sürüyordu.
Dedim ya, sevilen, çok sevilen biriydi…
Keşke herkes Orhan Sarsar gibi olabilse…
Karşılıksız sevilmeyi ben iki gündür gördüm ve yaşadım…
Yoksa bu kadar sevilmeyi hak eden birinin arkasından bu kadar satır yazmazdım.
*-ACABA?
Hayırlı yad edilen kaç insanımız var, bilemiyorum.
Çünkü bırakın yabancıları, aile içindeki şikayetleri, hatta ağır
sözleri çok duydum, çok tanık oldum.
Bizde ’ölünün arkasından konuşulmaz!’ diye bir söz var.
Bu herhalde yabancılar için…
Hani az önce ‘Çetin!’ diye birinden söz ettim ya, bu ‘Hamdi’ de olur,
‘Ahmet’ de…
Fark etmez…
Ben de, fakir- fukaranın, garibinin hakkını yiyen, insanları aldatan-
dolandıran, yetimi- öksüzü aklınıza kim gelirse, sizi- bizi bir
şekilde aldatarak çarpanlara ‘iyi niyet’ beslememiz mümkün mü?
Biz siyaseçimiyiz ki sözümüzden dönelim.
Bir zamanların ünlü gazetecisi Ender Coşkun, böyle bir sahtekarın ölüm
haberini bana bildirirken, ‘Cenazesinde İmam efendi ‘Hakkınızı helal
ediyor musunuz?’ diye sorduğunda, ben ‘Hakkımı helal etmiyorum!’ diye
bağıracağımı söylemiştim.
Bu yüzden gitmeyeceğim.” demişti.
Bir vatandaşın, Orhan Sinsar’ın cenazesinde ‘Adam gibi adam!’ diye
bağırması bana bunu anımsattı.
İyi ve kötü arasındaki fark budur işte!
Şimdi de size, pek bilinmeyen bir ünlümüzün ‘iyi tarafını’ anlatmaya
çalışacağım;
Şunu da belirteyim:
Gerçek / yaşanmış bir hikâye...
*- ‘YÜRÜYÜN BİZE…’
Önce yazıdan önemli bir anlatımı paylaşayım:
“Ben hayatımda ailemden hiç sevgi görmedim, hep hakaret ve dayak
hatırlarım. Benim hayatımda bir tane babam oldu. Onun adı da Fikret
Hakan’dır.”
Suphi Kaner’le beraber çömez oldukları dönemde, Fikret Hakan müthiş
popüler ve hızla zirveye çıkan bir aktörmüş.
Bir film setinde o kadar adam arasından Öztürk Serengil ve Suphi
Kaner’i görüyor, yanlarına gidiyor, başlıyorlar sohbet etmeye.
Soruyor:
‘Ev bark, çoluk çocuk nerede oturuyorsunuz?’
Ne desinler?
Zaten ev bark yok, üç kuruş cepte para varsa bekâr odalarında, o da
yoksa yapım şirketlerinin koltuklarında uyuyorlar.
Durumu anlatıyorlar.
Fikret Hakan üzülüyor...
“Olur mu ulan öyle şey, yürüyün bize gidiyoruz.”
*- KARDEŞ GİBİ
Fikret Hakan’ın evine gidiyorlar, annesiyle beraber yaşıyor o yıllarda.
Anasına, ‘Bak bu arkadaşlarım artık bizde kalacak. Bunlar da senin
evladın’, diyor.
Valide Hanım bunlara ayrı bir oda hazırlıyor.
Yatakları yapılıyor, çamaşırları yıkanıyor, ütüleniyor, kolalanıyor.
Sabah kahvaltı, akşam sıcak yemek...
Anası Fikret Abim’e çamaşır, çorap, gömlek, ne alıyorsa onlara da alıyor.
Fikret Abim, ‘Kardeşlerim hep temiz pak olun, asla tıraşsız gezmeyin,
istediğiniz bir şey olursa benim gardıroptan alıp giyin. Sakın
çekinmeyin, utanmayın!’, diyor.
*- İNGİLTERE DÖNÜŞÜ
Bir yaz başında uzun bir süreliğine İngiltere’ye gitmeye karar
veriyor, ‘Ben bir ay yokum, anam size emanet’, diyor.
İngiltere’de tiyatrolara, operalara, müzikallere gidiyor.
Canlı müzik yapılan yerleri, kulüpleri, diskoları da dolaşıyor tabii.
İngiltere dönüşünde evde heyecanla soruyorlar:
‘Abi yediğin içtiğin senin olsun, neler gördün, anlat?’
Fikret Abim de oyunları, müzikalleri, ne gördüyse ballandıra
ballandıra anlatıyor.
‘Şimdi size bir şey dinleteceğim’, diyor.
İngiltere’den getirdiği küçük hediyeleri verdikten sonra bavulundan
bir plak çıkarıp pikaba koyuyor.
*- TÜRKİYE’YE TANITTILAR
Başlıyor müzik eşliğinde dans etmeye...
O devirde Twist modası başlamış, hızla yayılıyor.
‘Oğlum, özellikle müzikte tüm başlangıçlar Britanya’dan çıkar, oradan
tüm dünyaya yayılır.
Bu Twist modası da tüm dünyayı sarsacak,’ diyor.
Öztürk Serengil ve Suphi Kaner, Fikret Abim Twist yaptıkça gülmekten
yerlere atıyor kendini.
“Abi yanlış anlama ama senin gibi yükselen ve aranan bir jönün böyle
dans ederken poposunu başını değirmen taşı gibi çevirmesi komik
geldi. Ne olur kusura bakma ama millet bunu yanlış anlamasın sonra?’
Fikret Abi biraz düşünüyor ve onlara hak veriyor.
‘Doğru, haklısınız.
Bu dansı sana öğreteyim Öztürk, çok yakışır.
Bir komedi filminde yap bunu, herkes bayılır’, diyor.
Evde pikaba plağı yerleştirip devamlı çalışıyorlar.
Öztürk Serengil başını değirmen taşı gibi çeviriyor, zargana gibi
kıvrak figürler yapıyor. Şarkı sözlerini bilmiyor, zaten ezberlemesi
imkânsız.
Kafadan uyduruyorlar.
‘Abidik gubidik twist twist, lap lap lubalaga twist twist...’
Yakaladığı ilk fırsatta Twist dansını filmde patlatıyor.
Bir anda bütün Türkiye, ‘Abidik gubidik twist’ diyerek dans etmeye başlıyor.
Öztürk Serengil hızla zirveye çıkıyor.
En çok aranan ve en çok kazanan aktör oluyor bir anda.
“Fikret Abim benim koluma altın bilezik taktı. Bana zirve yolunu açtı.
Benim abim ve babamdır. Unutamam yaptıklarını, insanlığını. Ona ve
anasına hep minnet duydum,” demişti Öztürk Serengil.
Fikret Hakan uzun bir süre hastalık çekti, akciğer kanseri tedavisi görmüştü.
O dönem insan içine çıkmak istemedi.
Ölmeden önce küçük bir söyleşi yapmışlardı.
Son sözü ...
“Vatana ve Ata’ya ihanet etmeyin. Onlara sahip çıkın” olmuştu.
*-
Yorumlar yükleniyor...