İFLAH OLACAĞIMIZ YOK!
*- TAMAM AMA… Oğuz Alper Öktem isimli bir girişimci var. Daha önceleri kendisinden söz etmiştim, ‘aykırı’ yapıda biri diye. ‘Şimdi’ diyeceğim ama aslında yıllardır hem İstanbullu taksiciler ve büyükşehir belediyesi ile uğraşıp, duruyor. Nasıl ‘Über’ büyük sermayesi sayesinde, uluslararası nitelikteki hem film hem de dizilere girmeyi, bir iki sahnesinde kendinden söz ettirerek reklamını yapıyorsa, Oğuz Bey de bu yolda hızla ilerliyor. Bu genç adamı tanımıyorum. Ama takipçisiyim. Şimdi d
*- BİTİP TÜKENMEYEN GİRİŞİMCİLİK
Oğuz Alper Öktem, “Vatandaşın %19’u “bir siyasetçinin paylaşımlı yolculuğu desteklemesi ona karşı oy tercihimi kesinlikle etkiler” diyor ve ‘Bilgi notunu’ şöyle özetliyor:
‘Her 5 insandan 1’i TAG kullanmış ve memnuniyet oranı %94.
Vatandaşın %60’ı taksi sorununun tek çözümünün, ‘Paylaşımlı Yolculuk!’ olduğunu düşünüyor ve %92’si bu mücadelede Martı’yı destekliyor.
‘Martı’ da, ‘Tag’ da Oğuz Alper Öktem’in…
Yani bu araştırmaya şüphe ile yaklaşıyorum.
Ama bitip tükenmeyen enerjisine hayran olduğumu da belirteyim.
Fakat şikâyetçilerden söz etmemiş, trafik kurallarının hiçe sayılmasından, kaldırımlar ve olmadık yerlerin işgal edilmesinden.
Araştırmaya göre;
Katılımcıların yüzde 38.2’si ‘Martı’nın kurucusu Oğuz Alper Öklem’i tanıdığını, yüzde 2,4’ünün tanımadığı belirtilmiş.
Bence bu yalan ya da yanlış olarak düzeltilmeli.
Vatandaş Belediye Başkanını bile tanımazken, bir girişimciyi nasıl tanır?
İmkansız!
‘Tanınmasın!’ demiyorum.
Hatta hem belediyeler, hem de taksicilere yönelik mücadelesini de belirttiğim gibi destekleyen yüzde 82’in içindeyim.
Bu grup gibi liderlik ve girişimcilik çalışmalarını kutluyorum.
Yanlışlar ortada!
Bunlar da rahatça giderilebilir…
*- ÇOCUKLARIMIZ AÇ
Dünya Çocuk Hakları Gününde bazı notlar almıştım.
Notlarıma göre;
Türkiye'de her beş çocuktan biri yeterli beslenemiyor ve her dört çocuktan biriyse okula aç bir şekilde gidiyor.
Çocukların iş gücüne katılma oranı ise yüzde 22,1.
Anımsatayım:
Birleşmiş Milletler 20 Kasım 1989'da özellikle savaş, yoksulluk ve sefaletin hüküm sürdüğü coğrafyalarda yaşam mücadelesi veren çocukları korumak ve koşullarını iyileştirmek için Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Çocuk Hakları Sözleşmesini imzaladı.
O tarihten bu yana 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü ilan edildi.
Ama elle tutulur, gözle görülür bir ilerleme nedense olmuyor, olamıyor.
2023 yılında yapılan son nüfus sayımında Türkiye nüfusunun yüzde 26'sını çocukların oluşturduğu görülüyor.
Türkiye'de ki çocukların en büyük sorunu yoksulluk ve çocuk işçiliği olarak değerlendiriliyor.
TÜİK'in açıkladığı 2023 verilerine göre Türkiye'de 15-17 yaş aralığında ki çocukların iş gücüne katılma oranı yüzde 22,1. İşçi ve İş Güvenliği(İSİG) Meclisine göre ise MESEM uygulamasının etkisiyle çocuk işçi sayısı 2 milyon civarına ulaştı.
OECD verilerine göre, Türkiye'de her beş çocuktan biri yeterli beslenemiyor ve her dört çocuktan biriyse okula aç bir şekilde gidiyor.
Bu konuyu daha fazla irdelemek, yorumlamak istemiyorum.
Çünkü benim gibi birçoğunuzun sıkıntısının artacağını ve elinden bir şey gelmediği için bunalıma girebileceğini düşünüyorum.
Ama şu gerçeği de bakanın ağzından paylaşayım:
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in ifadesine göre, 2022-2023 eğitim öğretim döneminde 437 bin 169 öğrenci örgün eğitimden koptu, oluşan bu kopuşun nedenlerinden bir tanesi ülkede yaşanan yoksulluk olarak değerlendiriliyor.
*- GELECEĞİMİZİ AYDINLATANLAR
Remzi Yıldırım ‘Türkiye’de Çocuk Olmak!’ başlıklı bir yazı yazdı Adana’da…
Remzi Yıldırım’ın yazısından bazı pasajları okuyalım;
‘Anadolu’nun her köşesinde çocuklar, gözlerindeki ışıkla bu kadim toprakların geleceğini aydınlatır. Onların masumiyet dolu bakışları, dünyanın en saf ve en derin hikâyesini anlatır: umut, sevgi ve yaşam.
Sokaklara çıkın. Parklarda oynayan çocukların yüzlerine dikkatlice bakın. Onların gözbebeklerinde, içinde büyüdükleri koca dünyanın yansımasını görürsünüz.
Tertemiz hayallerle dolu o küçük yürekler, zamanın kirine meydan okuyarak ışıldamaya devam eder. Bir çocuğun gülüşü, insanlığın en saf duasıdır.
*- MASUMİYET DÜŞMANLARI
Ancak, Türkiye’de çocuk olmak her zaman bir masal değildir.
Ne yazık ki, sahte su boruları misali, hayatın bazı acımasız gerçekleri bu masumiyetin üzerine karanlık gölgeler düşürür.
Yoksulluk, eğitimsizlik, ihmal...
Bir çocuğun oyun oynaması gereken ellerine, hayallerini değil, taş ve yük koyan bu gerçekler, masumiyetin düşmanıdır.
Ama yine de, çocuklar bir yolunu bulur.
En karanlık köşelerde bile onların gülüşleri yankılanır; çünkü masumiyet, ışığını asla yitirmez.
*- SU GİBİ AZİZDİRLER
Türkiye’de çocuk olmak, aynı zamanda merhametin ete kemiğe bürünmüş halidir.
Köy okullarında bir öğretmenin sıcacık sesiyle öğrenilen ilk harfler, mahalle aralarında oynanan misket oyunları, annelerin elleriyle açtığı sıcacık yufkalar...
Bu toprakların çocukları, sevgiyle yoğrulur.
Onlar, su gibi azizdir.
Her bir çocuk, Anadolu’nun bağrından kopmuş bir damladır. Bir derenin şırıltısı gibi masum, bir ırmağın çağıltısı gibi coşkulu, bir gölün dinginliği gibi huzurludur.
*- GELECEĞİMİZİ YEŞERTENLER
Fakat masumiyetin sırılsıklam olduğu bu topraklarda, çocuklara daha çok sahip çıkmak gerekir. Sahte su boruları, yani haksızlıklar, eşitsizlikler, yozlaşmalar sökülüp atılmalıdır. Çatılar yıkılmalı, gökyüzü tüm açıklığıyla çocuklara açılmalıdır. O zaman göreceğiz; tertemiz sular akacak. Çocukların gülüşleriyle coşacak bu ülke. Onların her damlası, geleceğimizi yeşertecek.
Türkiye’de çocuk olmak, bir yanıyla umut dolu bir bekleyiştir. O küçük eller, bir gün tutacakları büyük geleceğin farkında olmasa da biz biliriz. Her bir çocuk, taşıdığı masumiyetle ülkemizin geleceğine ilhamdır. Çocukların eğitildiği, sevildiği, değer gördüğü bir Türkiye hayal etmek zor değil. Onların hayalleri bizim rehberimizdir.
Türkiye’de çocuk olmak, bu toprakların bağrında bir çiçek açmaktır. Onları koruyalım, büyütelim ve sevelim. Çünkü onlar, bu ülkenin en kıymetli hazinesi, en saf duası ve en büyük umududur. ‘
*- CEZALAR CAYDIRICI DEĞİL
Haberlerde, sunucu Pazar yerine gitmiş, bunu bir haber haline getirmiş.
Hayallerle gerçekleri bir araya toplamış.
Tek tek tüm ürünlerin fiyatını yanlarına koymuş ve toplamış.
Ben de haberi dinleyince ‘Pazar Yanıyor!’ dedim, ‘Cebimiz yandı!’ diyeceğime…
Hepimiz biliyoruz:
‘Pazar yanıyor mu?’ ifadesi genellikle bir yerdeki ekonomik durumun kötü olduğunu, özellikle de temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarının çok yükseldiğini ifade etmek için kullanılır.
Eğer ekonomik durum hakkında genel bir merakınız varsa, şu anda Türkiye'de enflasyon gibi ekonomik göstergelerin yükseldiği bir dönemde olduğumuzu biliyorsunuzdur.
Bu durum ise, insanların yaşam maliyetlerinin artmasına neden oluyor.
Benim aklımın almadığı, yan yana bir market veya manavda fiyat değişiklikleri bu kadar olur mu?
Herhalde cezalar, caydırıcı olmuyor ki, patron durumunda olanların cezalar umurlarında bile değil.
*- EĞER EVDEYSENİZ
Peki bu durumda ne yapmalıyız?
Denizlili Kadır Gümüloğlu ile Simavlı Turgut Uluhan’a, bu sıkıntıları anlattım ve ‘Ne yapmalıyız?’ diye sordum.
Pahalılığı anlamak istemediler, herhalde bir şeylerden çekindiler.
Yuvarlak cümlelerle, şu önerilerde bulundular!
‘Evindeysen ve eğlenmek istiyorsan!’ diyerek, ‘tatil günü’ için şunlar söylediler:
‘Bir film veya dizi izle: Yeni çıkan bir filmi keşfedebilir veya eski favorilerini tekrar izleyebilirsin.
Kitap oku: Yeni bir dünyaya dalmak için harika bir fırsat.
Müzik dinle: Yeni bir şarkı keşfedebilir veya eski favorilerini tekrar dinleyebilirsin.
Bir oyun oyna: Konsol, bilgisayar veya mobil oyunlar arasından seçim yapabilirsin.
Doğa ile iç içe ol: Parkta yürüyüş yapabilir, piknik yapabilir veya doğa fotoğrafçılığı ile ilgilenebilirsin….’
Bunları sıralamak kolay değil…
Ben genelde ‘film izleyerek’ ve de ‘Kitap okuyarak’ zaman geçiriyorum.
Ama asıl zamanımı araştırmak ve yazı yazarak üretmek ile gece yarısına ulaşıyorum.
*- SİZ DE YAZABİLİRSİNİZ
Benim üretme alanım bu…
Yani yazmak!
Ben de size ‘Üretmek istiyorsanız’ bazı önerilerde bulunayım, tatil gününüz için…
‘Bir şeyler çiz: Karalama yapmak veya detaylı bir resim çizmek olabilir.
Bir şeyler yaz: Hikaye, şiir veya günlük yazabilirsin.
Müzik aleti çal: Yeni bir enstrüman öğrenmeye başlayabilir veya bildiğin bir enstrümanda daha iyi olmak için pratik yapabilirsin.
Yemek yap: Yeni bir tarif deneyebilir veya sevdiğin bir yemeği yeniden yapabilirsin.
El işi yap: Örgü örmek, nakış yapmak veya başka bir el işi ile uğraşabilirsin.
Kendini geliştirmek istiyorsan:
Yeni bir dil öğren: Bir dil öğrenme uygulaması kullanabilir veya bir kursa yazılabilirsin.
Yeni bir beceri öğren: Kodlama, fotoğrafçılık veya başka bir beceri öğrenmeye başlayabilirsin.
Online kurslara katıl: Ücretsiz veya ücretli birçok online kurs bulunmaktadır.
Bir hobi edin: Bahçecilik, satranç veya başka bir hobi ile ilgilenebilirsin.
Kişisel gelişim kitapları oku: Kendini daha iyi tanımak ve geliştirmek için kitaplar okuyabilirsin.
Başka ne yapmak istersin?
Artık bunu da siz bulun…
Biliyorum:
Bunlar yazdıklarımla kalacak…
‘Tembellik’ en güzeli değil mi?
Bazı gençlerimizi gördükçe, aklıma bu sözcük geliyor…
Ama sonuç olarak, büyüğüm Ünal Tümin’in söylediklerini paylaşayım:
‘Unutma, önemli olan senin keyif almandır.
Ne yaparsan yap, içinden geleni yap ve eğlen!’
Ama bugünkü şartlarda eğlenmek mümkün mü?
Bu konuda bir şeyler söylemek kolay değil…
*- BİR DIŞARIDA, BİR BİZDEN
Bilgin Önder yazmış:
“Yaşlı bir bahçıvan anlattı:
‘Sabah dışarı çıktım, bir şey eksik. Tanıdık bir ses eksik. Tek bir arı yok, tek bir arının sesi gelmiyor, bir tanesinin bile.
Bu nasıl bir şey?
İkinci gün de uçmadı arılar, üçüncü gün de.
Sonra bize ‘nükleer santralde kaza oldu!’ diye haber geldi.
Çernobil Santrali yanı başımızda.
Ama uzun süre hiçbir şey bilmiyorduk.
Arılar biliyordu, biz bilmiyorduk."
Anlayana saz anlamayana davul zurna az!
Arılarla ilgili bir notumu paylaşayım:
Bu anlatım da bizim bir bal üreticimizden:
Birkaç yıl önce anlatmış ve televizyonlara da çıkmıştı:
‘Benim bahçem yükseklerde…
Yani ovada değil.
Yaz aylarında serin olduğu için çevremiz arıcılarla, yani kovanlarla dolardı.
Sıcaktan kaçılırdı.
Şimdi gelmiyorlar.
Çünkü, kimyasallar artık yüksek kesimlerde de kendini gösteriyor.
Nasıl mı, bal toplamak için dolaşan arılar bu kimyasallardan zehirleniyorlar.
Sonuç mu, arıların sesi duyulmuyor hem de bal arılarının…’
Bilmem, bizim üreticimizin söylediklerinden birileri bir şeyler çıkarırlar, gereken tedbirleri alırlar mı?
Zaman içinde bunu da göreceğiz.
*- İZMİRLİLERE BİR ŞEYLER OLMUŞ!
Cihan Çitaker Ankara’dan okuyucum ve iyi takipçilerimden:
Son yazıma şu yorumu yapmış:
‘Sevgili arkadaşım Yaşar Eyice.
Bir haftadır İzmir’deyim.
Ankara’dan annemi, ki 94 yaşında ve hasta olan kardeşimi ziyarete geldim.
İzmirlilere bir şeyler olmuş!
Kapalı yerlerde, dükkân içlerinde, toplu bulunulan yerlerde sigara içiliyor, yasak olmasına rağmen.
Sokağa çekiyorum, yaşlı, genç çok sigara içen var.
*- HASTANEDE BİLE
Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi yoğun bakım servisleri sigara ve KOAH hastaları ile ful dolu.
Bahçeye iniyorum, hemşireler, çalışanlar, belki doktorlar, hasta yakınları, ziyaretçiler sigaraya saldırıyor.
Yaşar kardeşim bu nedir?
Yaşlanmış, zayıflamış, perişan insanlar sokakta, pazarlarda hep sigara ellerinde.
İçmeyenler adeta azınlıkta!...
İzmir’i hiç iyi görmedim, yani İzmirliyi...
Adeta toplu intihar ediliyor…
Toplumda büyük sıkıntılar var gibi...
Ankara sanki daha iyice...
Yaşar ne faydası olur, nasıl olur?
Bu konuyu işler misin?
İnsanlarımız, gençlerimiz sigarayı bırakmak gibi bir niyetleri yok gibi...
Çok üzüldüm, sinirlerim bozuldu, hayretler içindeyim....
Bir şeyler yapmalısın!...’
*- ÇOK İYİ ANLATMIŞ
Sevgili Dostum Cihan Kardeşim yalnız İzmir değil, büyük şehirlerimizin halini o kadar güzel özetlemiş ve anlatmış ki, bundan hepimiz sorumlu ve suçluyuz.
Bir başıbozukluk almış başını gidiyor.
Markete girin dikkat edin:
Kadınından erkeğine, yaşlısından gencine neredeyse üç kişiden ikisi, yani büyük çoğunluk mutlaka sigara alıyor.
Yakın zamanda ‘Bakkal Osman’dan alışveriş yaparken, ortağı Suat Beyin telefon konuşmasına tanık oldum:
Bakkal Suat, şöyle diyordu:
‘Hanımefendi sizinle şöyle anlaştık. Sigaralarınızı göndereceğim, ama iki hafta sonunda ödemenizi yapacaksınız. Siz şimdi süreyi uzatmamı istiyorsunuz. Bunu yapamam, çünkü ben zengin değilim!’
Suat Bey, telefon görüşmesi kapandıktan sonra, ‘Motorcu Ömer Beye’, ‘Git şu (….) Hanımdan 15 günlük borcu olan şu kadar parayı al!...’
Bana döndü, ‘Hanımefendi keyif yapacak diye ayağına kadar istediği sigaraları gönderiyoruz, ama ödemeye niyeti yok!’
İşte bir gerçek…
‘Kumar’ gibi sigara bağımlıları var…
Sevgili Cihan olayın önemine dikkat çekiyor.
Demek ki, televizyon ilanları bu konuda etkili değil.
O zaman belediye ve bakanlıklara iş düşüyor.
Önce ihtar, sonra da cezai işlemler başlamalı…
Başka türlü iflah olacağımız yok…
Kendilerini de, pasif içicilerin halini de düşünmüyorlar, bu bağımlılar…
Ama görevlerini yapmayanları afişe edeceğim…
Yarınlarda, ‘Ne yaptın?’ diye ağlamazlar inşallah!
Yorumlar yükleniyor...