İÇİN AĞLAR, YÜZÜN GÜLER KİME NE?
Köşe Yazısı

İÇİN AĞLAR, YÜZÜN GÜLER KİME NE?

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
25 May 2026 9 dk okuma 130

*- İSYAN Çocukluk gençlik derken, birde bakmışsın geçmiş yıllar… Saçlarda aklar, yüzünde geçmişten kalan çizgiler…

Kırk yerinden yaralı, kırk yamayla kapattığın kalbin,

Kapanmışsın içine…

İçin ağlar yüzün güler kime ne?

Dışardan bakan mutlu sanır seni,

Ancak gerçekten anlayan bir kaç dost tanır…

Geçer yıllar su gibi, belin bükülür…

Dermânı kalmaz dizlerin…

Anlarsın ki geçmeyen hiçbir şey yok şu hayatta

Boşuna bir ömrü değmeyen şeylere etmişsin heba.

Sağlıklı hayırlı ömürler diliyorum. (Mustafa Foçalı)

*- KENDİ HALİNDE

Bir hikâye okudum…

Sanıyorum şu okuyucularım da paylaşmışlar.

Bu arada bazı dostlarımı da size tanıştırmış olurum:

“Halil Göçmen, Ahmet Şen, Fidel Severcan, Altan Düzalan, Fettah Dedeoğlu, Remzi Yıldırım, Fevzi Okumuş, Enis Behiç Avcı, Şefik Çavdarlı, Fatma Kılıç, Atalay Ergezen, Engin Sarı…”

Şimdilik bu kadar!

Şimdi de, duygu seli içinde gözlerimin yaşlandığı, bazı şehirlerimizde görmeye alışık olduğumuz hikâyeyi naklediyorum:

“26–27 yaşlarında bir kiracım…

Sessiz, kendi halinde bir çocuktu.

Son iki aydır kirayı geciktirmeye başlamıştı.

Telefonlara eskisi gibi çıkmıyor, apartmandakiler de bir şey fark etmiş:

‘Abi, çocuk gündüz hiç görünmüyor… Gece geç saatte sessizce geliyor.’

Bir akşam içime bir huzursuzluk çöktü.

Açıkçası aklımda kira vardı.

Ama nedense içimde başka bir his de…

Kapıyı çaldım.

İçeriden yorgun bir ses geldi:

‘Abi… Gelmenize gerek yoktu. Ben zaten evi toparlıyorum.’

*- AYLARDIR İŞSİZ

Kapıyı açınca bir an durdum.

Çocuk resmen çökmüştü.

Gözaltları morarmış…

Günlerdir uyumamış gibi…

Üzerindeki eşofmanı sanki kaç gündür çıkarmamıştı.

Ev yarı boştu.

Yerde ince bir yatak.

Bir köşede toparlanmış koliler.

Mutfakta yarım ekmek…

Açılmış bir makarna paketi…

Ve demlikte bayatlamış çay.

Daha ben konuşmadan başladı:

‘Abi biliyorum kirayı geciktirdim… Halkalı’daki lojistik deposunda küçülme oldu. İlk beni çıkardılar. Aylardır iş arıyorum. Pazar günü çıkarım evden. Size yük olmayayım.’

O kadar hızlı söyledi ki…

Sanki günlerdir bunu prova etmiş gibi.

Bir an sustum.

Sonra elimdeki market poşetini uzattım.

İçinde yumurta, makarna, kıyma, çorba, peynir, kahve…

Öyle pahalı şeyler değil.

İnsan dara düştüğünde evde olması gereken şeyler.

Bir anda geri çekildi.

‘Abi ben bunu alamam!’

-Neden?

‘Zaten kira borcum var… Bir de bunu kabul edersem daha kötü hissederim.’

Dedim ki:

‘Bu yardım değil kardeşim… Bu yemek.’

Bir an yüzü değişti.

Öyle ağlama değil…

İnsanın içine çöken bir utanma vardır ya…

Özellikle erkekler…

Zorlandığını göstermemeye çalışır.

O duygu oturdu yüzüne.

*- BEŞ KURUŞU YOK

Sonra cebimden bir kart çıkardım.

“ikitelli sanayide tanıdık var. Bir makine atölyesi eleman arıyor.

Düzenli iş. Git görüş.”

Kartı eline aldı.

Bir süre baktı.

Sonra sessizce dedi ki:

‘Abi… Oraya gidecek akbil param bile yok.’

O an içime bir şey oturdu.

Cebimden biraz para çıkarıp uzattım.

Önce almadı.

Sonra gözleri doldu.

Ve öyle bir şey söyledi ki…

Hâlâ unutamıyorum:

‘Otobüse binmeyip yürüyordum abi… Sizi apartmanda görürüm diye korkuyordum. Kapıya ‘boşalt’ yazısı gelir diye…”

Sonra sessizce şunu dedi:

‘Annem hep derdi… Ev sahibine borçlanınca insan olmaktan çıkarsın. Problem olursun.’

Kapıya yaslandım.

‘Bazıları öyle davranıyor,’ dedim.

Etrafa baktı.

‘Ben de tembel biri sanılmak istemedim,’ dedi.

‘Bir ay kötü gidince sanki bütün hayatını yanlış yaşamışsın gibi davranıyorlar…’

*- GÖZÜM DOLDU

Bir süre sustuk.

Sonra sessizce ağlamaya başladı.

Öyle film sahnesi gibi değil…

İçine atmış insanların ağlaması vardır ya…

Ses çıkmaz ama insanın içi parçalanır.

‘Öğün atlıyorum abi’ dedi.

‘Telefon hattımı kapattım… İnterneti kestirdim… Bir gün simit alayım mı,  ilacımı mı alayım diye düşündüm.’

O an bir şeyi fark ettim.

Karşındaki sadece ‘kirasını ödeyemeyen biri’ olmuyor.

Bir annenin oğlu oluyor.

Hayatın sert vurduğu bir genç oluyor.

Dedim ki:

“İyi dinle beni… Hayat seni vurdu diye bu evden çıkmıyorsun. İşe girince ödersin. Olmazsa başka iş buluruz.”

Omuzları bir anda düştü.

Sanki haftalardır taşıdığı görünmez yük biraz hafiflemişti.

‘Niye bunu yapıyorsunuz?’ dedi.

Çok şey söyleyebilirdim.

Ama kısa söyledim:

‘Bir insanın başını soktuğu ev, ona karşı silah gibi kullanılmamalı.’

Üç hafta sonra işe başladı.

Altı hafta sonra tüm borcunu ödedi.

Ama benim aklımda kalan para olmadı.

Kapıyı açtığındaki yüz ifadesiydi.

Yargılanmayı bekleyen bir insanın…

İlk defa insan gibi muamele görmesi.

Bazı insanlar yardım istemez. Çünkü bilinçaltında şu inanç vardır:

‘Zor duruma düşersem değersiz olurum.’

Oysa bazen insanın yeniden ayağa kalkması için para değil, yargılanmadığını hissetmesi yeterlidir.

*- ESKİDEN BU YANA                                                                               

Halil Kıvrık ‘DEİZM’ ile ilgili bir soruyu naklediyor!

Soru şu:

‘Eski Türkler deist miydi?’

Özetle cevabı şöyle:

“Türkler; Baykal Gölü çevresinden bugünkü Volga Irmağı hattına kadar uzanan coğrafyada ortaya çıktılar.

Zaman içinde Hindistan’dan Macaristan’a kadar uzanan alanda etkili oldular.

Ve birçok dine girip çıktılar.

Bugün çok büyük bir kısmı Müslüman olan Türkler, şimdi ‘deizm’ denilen yeni bir konuyu tartışmaya başladılar.

İlk kez konu diyanetçiler tarafından topluma duyuruldu.

İmam Hatip Liselerinde birçok öğrencinin ‘deizm’in etkisi altında olduğu duyuruldu.

Ellerinde kitaplar vardı.

Kontrollerde ele geçirilmişti.

Sonra konu sık sık gündeme gelerek bugünlere ulaşıldı.

Bunlar anımsadıklarım…

Tabii konu esas uzmanların ve araştırmacıların.

Peki ne demek deizm?

‘Deizm’, kısaca ‘yaradancılık’ demektir.

İlahiyatçı Yazar Cemil Kılıç’ın yazdığı gibi biz bunu ‘tanrıcılık’ (özgün biçimiyle ‘tengricilik’) diye adlandırabiliriz.

Giderek yaygınlaşan deizmde de Tanrı’ya inanç vardır.

Bu tanrı; Evreni yaratmıştır; Doğa kanunlarını koymuştur. İnsana da akıl vermiştir. Ve artık dünyaya karışmamaktadır.

İnsan, kendisi aracısız olarak Tanrı’ya ulaşabilir; böyle olunca da;

Hocaya, imama, papaza, hahama gerek yoktur.

Eski Türkler, Tengri veya sonsuz gökleri kapsadığını düşündükleri için

Türkler, doğanın canlı olduğuna derinden inanıyorlardı.

Sadece insanın ve hayvanın değil ağaçların, otların, suların, dağların, kayaların canı olduğunu kabul etmişlerdi.

Bu can, aynı zamanda ruhu da içermekteydi.

Doğa ruhlarının olumlu ve olumsuz olanları vardı. İşte o ruhlarla bağlantı kurduğuna inanılan, özel olarak yetiştirilmiş kamlara (şamanlara) saygı duyarlardı.

Ataların ruhuna ve doğa ruhlarına kurban keserlerdi.

Doğaya uygun, doğayı kirletmeyen; canlıya saygı temelli bir tek Tanrı inancıydı bu.

Bu anlayış, İslam’dan sonra bile alttan alta sürdü geldi. “

*- ZEKİ MÜREN SAYESİNDE

Çanakkale Şehitler Abidesine bakınca aklımıza aşağıdaki  Zeki Müren'in zamanında yaptığı bu yardım gelir.

1958'de Abide inşaatı ödeneksizlikten yavaşlamış, durma noktasına gelmişti.

Bağış kampanyası başlatıldı.

Zeki Müren gazino programlarını hemen yarıda kesti, ardından hemen ülke içinde turnelere çıktı, şehir şehir şarkı söyledi.

Tüm kazandığını Abide inşaatına verdi.

Bugünkü Çanakkale’de Şehitler Abidesinde, sanatçımız Zeki Müren’in çabaları çoktur.

Kim bilir kaç tuğlasında, Kim bilir ne kadar harcında onun katkısı vardır. Dertli gönüllere giren Zeki Müren’in, ruhu şad olsun.

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 362

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 219

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 173

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 374

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 352

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...