İÇİMİZİ ACITAN ARAŞTIRMA
*- ‘ÖLÜM YOKTUR!’ Nikos Kazancakis; El Greco’ya Mektuplar’da şöyle diyor: “Ben, sen, o yoktur, her şey tektir ve bu tek, derin mistik bir sarhoşluktur; ölüm, elindeki tırpanı kaybeder, ölüm yoktur, biz birer birer ve ayrı ayrı ölürüz ama hep birlikte ölümsüzüz; onca açlık, onca susuzluktan ve isyanlardan sonra, kurtulmuş evlatlar gibi bağırlarımızı açar, gökyüzünü ve yeryüzünü kucaklarız.” İçimizi bir noktada karartan bu paylaşımı yapmayacaktım.
Ama;
Önümden geçen üç kişiden, büyük anne olan ‘Ölümünü bekliyordum!’
diyerek birini eşi ile küçük çocuklu kızına anlatıyordu.
Anladığım kadarıyla, her nedense kadının dileği yerine gelmemiş.
Biri, bir başkası için ‘ölümünü’ bekler mi_
‘İnsanlar böyle!’ deyip kapatıyorum.
Belki bir gün bu kadına yine rastlarsam, şunu soracağım?
‘Beklediğin oldu mu?’
Geçenlerde Müjgan Hanımın Eylül ayı için düşündüklerini yazmıştım,
Düşünce böyle olur..
Yoksa kadının biri için ve her nedense ‘Ölümünü bekliyorum!’ demesi
hiçbir kurula uyacağını düşünemiyorum…
Efendim şimdi günün haberine
*- TARLADAN SOFRAYA
Paylaşıp paylaşmama konusunda kararsız idim.
Acaba yanlış anlaşılır ya da birileri tarafından negatif olarak
kullanılabilir miydi?
Ama hepimizi yakından ilgilendiren haber şöyle:
“Tarladan sofraya zehir: Domateste 15 yıllık ihmal zinciri!..”
Belki de bundan sonra konu üzerine ciddi şekilde gidilmesini sağlamış olurum…
Greenpeace’in market domateslerinde 15 yıldır yasaklı kimyasal ve
çoklu pestisit saptaması gıda güvenliğini tartışmaya açtı.
Gıda ve ziraat mühendisleri, tarladan market rafına uzanan denetim
krizini 4 temel başlıkta özetledi.
Fevzi Efe’nin araştırmasını ele alalım:
Çevre örgütü Greenpeace, gıda güvenliği ve tarım zehirleri kullanımına
ilişkin dikkat çeken bir araştırma yayımladı.
İstanbul’un dört ayrı ilçesinde faaliyet gösteren beş zincir marketten
rastgele seçilen domates örnekleri üzerinde laboratuvar analizleri
gerçekleştirildi.
İncelenen 20 domates örneğinden 3’ünde mevzuata tamamen aykırı
pestisit (tarım zehiri) kullanımı belirlenirken, 7 üründe ise aynı
anda 3’ten fazla farklı kimyasal etken maddeye rastlandı.
Yasal sınırları aşan ürünlerden birinde ise Türkiye'de 15 yıl önce
kullanımı resmen yasaklanmış bir etken maddenin bulunması herkesi
şaşırttı.
*- ACI AMA GERÇEK İ
Meslektaşımız haberi bizden önce gıda ve ziraat mühendisleri ile
paylaşıp, görüş istemiş.
Böylece acı bir gerçek daha ortaya çıkmış, denetim elemanları yeterli değil!
Bu nedenle çalışma zincirlerinde istenmese de zaman zaman kopukluklar
oluyor, bundan vicdansızca yararlanıp, faydalananlar oluyor.
TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Toprak da
şöyle diyor: ‘Araştırmanın 20 ürünlük örnekleme ile ulusal bir
genelleme yapmaya yetmeyeceğini ancak ne olursa olsun neden olanların,
bu domatesleri rafa getirtenlerin ciddi bir çalışma ile
cezalandırılmalarının şart olduğunu vurguluyorlar.
TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Toprak
özetle şöyle diyor:
"Greenpeace Türkiye’nin İstanbul’daki beş büyük market zincirinden
aldığı 20 domates örneğinin üçünde mevzuata aykırılık, yedisinde ise
üçten fazla pestisit kalıntısı tespit edilmesi başlı başına üzerinde
durulması gereken bir halk sağlığı sorunudur. Daha vahimi, örneklerden
birinde Türkiye’de 31 Aralık 2010 itibarıyla kullanımı sonlandırılmış
chlorfenapyr etken maddesine rastlanmış olmasıdır. Üstelik mevzuata
aykırılık tespit edilen ürünlerden ikisinin Hal Kayıt Sistemi
bilgilerinde 'iyi tarım' logolu olduğu belirtiliyor.
Ama;
Yirmi domateslik bu örneklemden hareketle ‘Türkiye’deki domateslerin
yüzde 15’i mevzuata aykırıdır' diyemeyiz.
Ama şu soruyu sormamız için fazlasıyla yeterli:
On beş yıldır yasak olan bir pestisit, üretim alanından hale, oradan
tedarikçiye ve Türkiye’nin en büyük market zincirlerinden birinin
rafına kadar bütün kontrol noktalarını nasıl geçebiliyor?
Asıl skandal tek başına pestisit kalıntısı bulunması değil;
yasaklanmış bir etken maddenin bütün izlenebilirlik ve denetim
zincirini aşarak tüketiciye ulaşabilmesidir.
*- BUGÜN ve YARIN
Bir gıdada üç, dört ya da beş farklı pestisit bulunması, bu maddelerin
her birinin maksimum kalıntı limitinin altında olması halinde mevcut
mevzuat açısından otomatik olarak 'uygunsuzluk' anlamına gelmeyebilir.
Ancak halk sağlığı açısından değerlendirme burada bitmez.
Çünkü maksimum kalıntı limitleri ağırlıklı olarak maddeleri tek tek ele alır.
Gerçek yaşamda ise insanlar bir öğünde bir pestisite, ertesi gün başka
bir pestisite maruz kalmıyor.
Dolayısıyla 'Her bir pestisit sınırın altında, o halde sorun yok'
demek bilimsel açıdan eksik bir yaklaşım olur.
Gıda güvenilirliği, sorun ortaya çıktıktan sonra ürün toplatmak değildir.
Yasaklı bir kimyasalın gıdada bulunmasını tüketicinin mutfakta alacağı
önlemlerle çözmeye çalışmak devletin sorumluluğunu yurttaşa
devretmektir.
On beş yıldır yasak olan bir tarım zehri hâlâ soframıza kadar
gelebiliyorsa, bu nasıl oluyor?
*- BEKLEME SÜRESİ
Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Dr. Hakan Çakıcı, yasaklı
kimyasalların sahada bulunmasının tek başına üretici hatasıyla
açıklanamayacağını, tedarik zincirinde kaçak girişler ve stok imhası
gibi yapısal açıklar olduğunu ifade etti.
Çoklu ilaçlama ve bekleme süreleri konusunda ise şu bilgileri verdi:
"Tek bir üründe 3'ten fazla etken maddenin çıkması, doğrudan hatalı ve
plansız mücadele stratejilerinin olduğunu gösteriyor.
Üreticiler işçilik maliyetinden ve zamandan tasarruf etmek amacıyla
insektisit, fungisit ve yaprak gübrelerini aynı tankta karıştırarak
atabilmektedir.
Bu durum hem kimyasalların çapraz etkileşimini artırmakta hem de
parçalanma sürelerini uzatmaktadır.
Pazar fiyatlarının dalgalı seyri de üreticiyi 'ürün para ediyorken
hemen toplama' refleksine itmektedir.
İlaçlama ile hasat arasında geçmesi zorunlu olan bekleme süresi,
ekonomik kaygıların gerisinde kalmaktadır.
Entegre mücadele ise sabır, sürekli saha takibi ve teknik bilgi gerektirir.
Kimyasal ilaç ise anlık ve görünür sonuç verir.
Biyolojik preparatların maliyeti yüksekken, bağımsız kamusal
danışmanlık ağı yetersiz kaldığında üretici en hızlı ve ucuz gördüğü
kimyasal yönteme yönelmektedir.
Çözüm olarak üreticinin eğitimi ve denetlenmesi açısından ziraat
mühendisleri tarafından yürütülen tarım danışmanlığı sistemi yeniden
aktif hale getirilmelidir."
*-TÜKETİCİ BİLGİLENDİRİLMELİ
İhracattan kalıntı gerekçesiyle dönen ürünlerin iç pazara verildiği
yönündeki iddialara değinen Dr. Hakan Çakıcı, takip sistemindeki
şeffaflık eksikliğinin altını çizdi:
"İhracat kontrollerinde tespit edilen kalıntılar nedeniyle geri
çevrilen partilerin iç piyasaya sunulduğu şüphesi, tüketici güvenini
en çok sarsan konulardan biridir.
Resmi prosedür gereği sınır kapısından veya analiz laboratuvarından
kalıntı gerekçesiyle reddedilen ürünlerin karantinaya alınması,
masrafları ihracatçıya ait olmak üzere imha edilmesi veya
yem/biyoenerji gibi gıda dışı alanlara yönlendirilmesi gerekir.
Ancak süreç bağımsız meslek örgütleri ve kamuoyu denetimine açık,
şeffaf bir takip mekanizmasıyla doğrulanmadığı sürece 'iç piyasaya
kaydırılma' riski ve şüphesi ortadan kalkmayacaktır.
İhracata giden ürünler parti bazında sıkı kimyasal analizlerden
geçerken, iç pazara sunulan ürünlerde yapılan rutin analiz sıklığı ve
hacmi ihracat standartlarının çok gerisindedir.
Market rafındaki barkoddan hangi tarlaya hangi kimyasalın atıldığını
görmek mümkün değildir.
Ürün tarladan toptancıya, oradan komisyoncuya geçerken partiler
birbirine karışmakta, kalıntılı ürünün kaynağına ulaşıp yaptırım
uygulamak zorlaşmaktadır.
Türkiye’de pestisit kullanım miktarı değil; yanlış ilaç seçimi ve
yanlış kullanım sorunu bulunmaktadır.”
*-
Yorumlar yükleniyor...