İÇ SESİNİZİ DİNLEYİN, YANILMAZSINIZ
Köşe Yazısı

İÇ SESİNİZİ DİNLEYİN, YANILMAZSINIZ

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
13 Feb 2025 20 dk okuma 159

*- SİZE NE LAZIM? ‘İçinizden gelmiyorsa içinizin bir bildiği vardır!’ Derler bazıları… Çoğu zaman bizim için de geçerlidir, bu ünlü söz. Bir kararsızlık, ya da gönülsüzlük anımız olabilir, birilerine hatta kendimize karşı. Herkesin zaman zaman zorlandığı şeyler olabilir. Belirttiğim gibi belki de şu an bile, içten bir motivasyon eksikliği yaşıyorsunuzdur. Peki böyle anlarda ne yapmalıyız? Kendinize yardımcı olabilmek için, yaşamınızda odaklanmanız gereken bir konuyu seçin, bunu düşünü

*- KEMİKLER KİME?

Birgül Arı’dan görüntülü bir paylaşımı aşırdım.

Şöyle deniliyor, tarih yaprakları da belirtilerek:

Yıl 2002!

Yani hepimizin anımsayacağı bir tarih!

‘Kemikler, kasapların çöp tenekelerinde olur, oradan köpeklere verilmek üzere alınırdı!’

Daha yakın bir tarihe gelinmiş.

Hepimizin halimize bakmadan siyaseti konuştuğumuz günlere, 2019 yılına!

Yazılan, anlatılan özetle şöyle:

Kemikler, ’Köpeğime vereceğim!’ diyerek, kasaplardan istenmeye başlandı…

Tabi bunu köpek sahipleri ile kasaplar çok iyi bilir.

Şimdi zamanımıza, 2024 yılına gelelim.

Yani ‘göz var, nizam var!’ dediğimiz günlere…

‘Kemikler artık vatandaşlar için tezgahlarda!...’

Hani baştan belirtmeye çalıştım, görüntüden söz ettim ya, işte fotoğraf bu son durumu özetleyen cinsten…

Siyasiler, sözde yazarlar, bunları görmüyor bilmiyor olmalılar ki, ‘şu mu cumhurbaşkanı adayı olacak bu mu?’ sorusuna yanıt arıyorlar.

Sonuç mu?

Kimin medya gücü daha fazla ise o kazanır…

Yani İstanbul ile Anadolu çekişiyor…

Futbol tarifi ile yanıt verelim:

‘Hakkı olan kazansın!’

İki satır da olsa, çok eskilere döneyim:

Osmanlı döneminde biz Türkler, kendimize ‘Osmanlı’ değil, hep ‘Türk’ diyorduk ve Türkçe konuşuyorduk, saray dilini değil…

Bunu kitap okuyan, araştıran herkes bilir.

Araya, bazılarına hatırlatmak için koymak istedim.

*- DOLANDIRICILAR HER İŞTE, HER YERDE…

Uzun zamandır, merak ettiğim, önem verdiğim bir konu var, ‘aşılama!’

Nedense ‘Biliyorum’ diyen de çok az.

Ya da, bir noktada dolandırıcı.

Bahçesine, ‘meyve fidanı’ dikenleri aldatanlar.

Öyle ki, kılık kıyafetine bakarsanız, ‘Milletin efendisi’ diyeceğimiz türden köylü…

Sattıkları gübrenin altından ağırlık yapacak, toz toprak çıkıyor.

Sattıkları süt, karışık…

Bir gün örnekleriyle anlatırım bu sahtekârları…

Zaten bahara yaza hazırlık yapanlar bunları mutlaka görmüş ve sahtekârlıklara muhatap olmuşlardır.

‘Para hırsının’ yukarıdan aşağıya çoğunluğumuzu ne hale getirdiğine şahidiz.

Sanayicimizden tacirimize, esnafımızdan köylümüze!

Bize hep ‘istisnalar kaideyi bozmaz!’ denildi.

Ama ‘kelaynak kuşları’ gibi ‘istisnalar’ kalmadı ki!

Bir de ‘zavallı’ durumuna düşen emeklilerimiz.

*- NASIL OLUR?

Duyunca şaşkınlık geçirdim:

Düğünlerde takılması hayal olan altının fiyatı asgari ücreti geçmiş…

‘Aman yarabbim!’ oturdum, kaldım…

Haberlerden öğreniyoruz:

Altının da hilelisi yani sahtesi var.

‘Tanıdık kuyumcudan’ alışveriş yapın önerilerini duyuyoruz, bu kadar.

Nereden nereye?

Ben yıllar önce ilk kez, Bornova’dan çocukluk ve gençlik, hatta okul arkadaşım Doktor Ali Kertiş’i Kınık’ta ziyarete gittim.

Evinin ve komşuların bahçelerinde meyve ağaçları!

Bir dallarında erik, diğerinde vişne…

Yani her dalda bir ayrı meyve, ama hepsi bir ağacın dallarında…

Şaşırmıştım…

Doktor Ali Kertiş’e ‘Bu nasıl?’ diye sorduğumda ‘aşılama’ ile dedi,

Bunu anlattıktan sonra şimdi de gelelim, ‘Hangi ağaç hangi ağaca aşılanır?’ sorusuna.

Uzmanların söylediklerine göre;

Aşı ağaçların cinsini iyileştirmek, daha iyi cins meyva almak için yapılır. Çünkü, bahçemize diktiğimiz bir meyva fidanı, aşılı değilse, büyüyünce yabanileşir; iyi cins meyva vermez olur.

Bu benim başıma geldi…

*- YAPTIM, SONUÇ ALAMADIM

Bornova’dan rahmetli spor yazarı Selamettin Bayındır ile Bankacı eşi Nazlı Bayındır (Açıkel) Urla’daki evime ziyarete geldiklerinde, bahçeye dikilmek üzere bir de ‘limon’ fidanı getirip, kendileri diktiler.

Fidan büyüdü ağaç oldu, ama bir türlü ürün vermedi.

‘Gübre’ dediler, ‘Toprağı çapala, havalandır’ dediler, ‘Yabani otları ayıkla’ dediler, hepsi oldu ama boş…

Aşılanması lazım…

Ama Urla’da bilen yok…

Hatta devletin görevlisi tarım uzmanlarını, mühendislerini de bulamıyorsunuz.

Şimdilik öyle kaldı…

Yani:

Dikilen fidandan yenebilecek, iyi meyvalar almak istiyorsak, ya fidanı aşılatmalıyız, ya da önceden aşılı fidan almalıyız.

Burada yine lafa gireyim:

*- ‘AŞILI’ DİYE SATIYORLAR

Pazarlarda, yol kenarlarında ‘aşılı’ diye satılanların çoğu da aşısız.

Yani dolandırıcılık diz boyu…

Nedense ‘ihtiyaç sahibi’ ya da ‘köylü’ diye bunlara göz yumuluyor.

Bunun dışında, ne yapsak iyi meyva yetiştiremeyiz.

Aşı olmasaydı, meyvacılık dünyanın en kolay işi olurdu,

Meyva bahçesi sahiplerinin düşündükleri ilk şey fidanlarını aşılatmaktır.

Aşılatmanın bir başka amacı da, değişik, çeşitli meyvalar elde edebilmektir, az önce belirtmeye çalıştığım gibi.

Örneğin, ‘vaşington’ tipi portakal yetiştirmek için, herhangi bir portakal ağacına bu ağaçtan alınan parçanın aşılanması gerekir.

Aşılanan portakal ağacı ‘finike’ cinsiyse, bundan ince kabuklu ‘finike vaşingtonu’; yafa cinsiyse de, kalın kabuklu ‘yafa vaşingtonu’ yetişir.

Aşı, doğrudan doğruya yabani ağaçlara da yapılabilir.

*- GÖZ GÖRE GÖRE..

Bir yabani ağaca aynı familyadan bir başka ağaç aşılanırsa, aşılanan ağaç o ağacın meyvasını verir.

Bir ara Çeşme ve İzmir Yarımadası dağlarında yabani sakız ağaçları yetkililerce aşılanarak, Yunan’ın Sakız adasına rakip olunmak istendi, sonuç hikaye…

Lafta kaldı…

Aynı şekilde Tire’nin, Ödemiş’in dağlarında Aydın ve Uşak- Afyon yönlerine doğru binlerce kestane ağacı bulunuyor.

‘Aşılanmaları’ böylece ihraç edilecek kadar ürün elde edilmesi hep konuşuluyor.

Ama yine hep lafta kalıyor.

Bir iki tane örnek ile bu iş olmaz…

Acaba yabancı futbol hakemlerini getirip binlerce dolar harcayacağımıza, ‘aşı, ağaç ve çiçek’ uzmanlarını mı getirebilsek?

Afganistan’dan çoban getirdiğimize göre, en basitinden uzak doğudan ‘çiçek uzmanlarını’ getirebilir. Şehirlerimizi, parklarımızı çeşitli, aklımıza gelemeyecek kadar daha güzelleştirebileceğimizi söyleyebilirim.

*- NELER OLABİLİR?

Ayrıca, kimi cins meyva ağaçlarına başka cins meyva ağaçları da aşılanabilir?

Bu da ayrı bir soru!

Ayşei Hanımdan öğrendiğime göre, hangi ağaçlara ne gibi ağaçların aşılanabileceğini paylaşayım:

Eriğe: Şeftali, kayısı, badem, kiraz. Elmaya: Armut, Zerdaliye: Kayısı, şeftali, erik. Vişneye: Kiraz. Ahlata: Armut, muşmula, ayva. Kayısıya: Erik, Şeftali, Badem, kiraz, zerdali. Şeftaliye: Kayısı, erik, badem. Ayvaya: Malta eriği, muşmula, Armut (Şekli Ayvaya benzer ve 2.yıl ürün alınır verim harika), elma. Vişne: Kiraz. Dut: Asma, Meşe: Kestane, Menengiç Ağacına: Antep Fıstığı, Alıç Ağacına: Muşmula, Ahlat Ağacına: Armut, muşmula, ayva. Kızılçam ağacına: Fıstıkçamı. Badem ağacına: Şekerpare, Mandalina: Limon, Turunç (Citrus  aurantium) Ağacına: Tüm turunç giller (turunç, portakal, limon, mandalina,greyfurt ve benzerlerini içine alan bir altfamilyası, narenciye,Kumkuat), AğaçKavunu.

Şeftaliye: Kayısı, erik, badem. Zerdaliye: Kayısı, şeftali, erik…

*- ESKİ TARİHLERDEN BU YANA

Aşılama yada aşı; bitkilerin, süs bitkilerinin ve bilhassa meyve ağaçlarının üretilmesinde çok eski tarihlerden bu yana uygulanagelen bir metodtur.

Doğada, ormanlarda dalların birbirine sürtünmeleri sonucu kendiliğinden oluşan bir çeşit aşılanmanın, çok eski zamanlarda insanlar tarafından görülerek meyve ağaçlarının iyileştirilmesinde kullanılmaya başlandığı düşünülmektedir.

Çoğunlukla iyi nitelikli bir ağacın tohumu, ya da bir meyvenin çekirdeği bazen o bitkinin özelliklerini taşımayan özelliklere sahip olur.

Bunun sebebi ise, bunların çoğunun hibritlerinden yani melezlerinden elde edilmiş olmasından kaynaklanmaktadır.

Özetle;

Ziraat Mühendisleri dahil, Türkiye’de aşılama işini doğru dürüst bilen kesinlikle yok gibi…

Şimdi birileri çıkıp ‘Olur mu?’ diyerek rakamlar verecek.

Lafla peynir gemisi yürümüyor.

Mutlaka ve mutlaka bu konunun üzerine de eğilmeli…

Ve büyük çiftlik ve üreticilerden değil, küçük aile işletmelerinden başlanmalıdır.

Belediyeler de, bu konunun üzerinde durmalı, yardım istenmeden mahalle aralarındaki ‘komşularımız’ dedikleri insanlara ulaşmalıdırlar.

Tabii ki benim bu laflarım da satır aralarında, kâğıt üzerinde kalacak, o kadar…

Ama bıkmadan, usanmadan hep birlikte devam…

Ne yapacağız;

Altını değil, üstünü çizeceğiz!...

*- ACABA?

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Çeşme Belediyesi tarafından düzenlenen ‘Nitelikli Tarım Çalıştayı’nın açılışını yaptı.

İki günlük çalıştayın açılışında İzmir tarımının rotasını anlatan Başkan Tugay, güvenli gıda için Büyükşehir’in ‘Kentsel Gıda Stratejisi Eylem Planı’ çalışmalarına başladığını söyledi.

İzmir’de havza bazlı kırsal kalkınma modelinin uygulanacağını söyleyen Tugay, ‘Bir şehir, kendi ürettiğiyle, önce kendi insanlarına yetmeli. Görev sürem boyunca tarım en önemli çalışma konularımızdan birisi olacak’ dedi.

Diğer yandan:

İzmir Büyükşehir Belediyesi, kent genelinde sürdürülebilir atık yönetimini İzmir Büyükşehir Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı ile Buğday Derneği tarafından Kültürpark’taki üretici pazarında ‘Yerel Üreticilerimizle Döngüsel Tarıma Yön Veriyoruz’ adlı etkinlik düzenledi.

Kültürpark’taki üreticilere ve yurttaşlara alanda kolay yöntemlerle kompost üretimi uygulamalı olarak anlatıldı.

Etkinlikte konuşan İzmir Büyükşehir Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanı Işıl Konya, ‘İzmir’de gıda atıklarını da organik atıkları da değerlendirerek kentsel atık yönetiminde etkin bir süreç başlatmayı hedefliyoruz.

Buğday Derneği de bizi bu çalışmalarımızda destekleyecek.

Bahçe, ev gibi yerlerde, belki mahallelerde gıda atıklarının değerlendirilebileceği basit uygulamaları göstereceğiz’ ifadelerini kullandı.

Benim önerilerimden birinin yan kollarından biri de bu çalışma.

Ama nereye kadar?

Bir gün, konuyla ilgili daire başkanını, ya da genel sekreterin yardımcılarından birini arayacağım.

Ne olacağını söyleyeyim:

Telefona çıkmayacak, sekreterlerinden biri ‘Not alayım!’ falan diyecek, ısrarla bir yetkiliye ulaşabilirseniz, ‘Program dahilinde’ diye kestirip atacak, yani her şey sadece lafta, üretim ve üretmek, yardım etmek, masadan kalkmak yok…

Böyle gelmiş böyle gidiyor, istisnasız tüm kurum ve belediyelerde.

Sakın burada ‘Bizden sizden!’ gibi aşırılıklara girmeyin, dedim ya, bu konularda hepsi hangi renkten olurlarsa olsunlar birbirlerine benziyorlar, aynılar.

Ya da sizden mutlaka para isteyeceklerdir.

Yani vezneye şu kadar para yatırın, biz size geliriz, gibi laflar edeceklerdir, ‘Encümen kararı’ diyerek sizin önünüzü keseceklerdir.

Denemesi bedava…

*- ÇİTLEMBİK AĞACINA SARILDI

Foça Sevdalısı Servet Vural anlattı:

‘1978 yılında Balıkesir İstasyonunda elinde bir torba, garip kıyafetli yaşlı bir ihtiyar iner.

İstasyon önündeki taksilerden birine sorar:

‘Oğlum, beni Üçpınar köyüne götürür müsün?’

‘Götürem amca, bin arabaya!’

Şoför oraya doğru arabayı sürerken, Toygar Tepe’ye geldiklerinde adam, ‘Dur!..’ der, dururlar…

Adam taksiden iner, mezarlığa girer,  bir ağaca sarılır.

Biraz sonra gelir.

‘Tamam oğlum, burası bizim köy. Bu ağaç Hacı Abdullah’ın çetlemiği (çitlembik), tanıdım…’

Giderler, taksi köy kahvesi önünde durur.

Adam iner kahveye girer, bir yere oturur.

Hiç konuşmadan kahvedekilerin yüzlerine defalarca dikkatle bakar.

Kahvedekilerden birisi muhtara gider, kahveye garip bir ihtiyarın geldiğini, hiç konuşmadan herkesin yüzlerine baktığını söyler.

Muhtar hemen kahveye gelir. İhtiyar adama:

‘Amca, sen birini mi arıyorsun? Sen kimsin? Nerelisin?’ diye sorar.

*- KİMLER TANIR

İhtiyar adam, muhtarın sorularına cevap verir:

‘Kimseyi aramıyorum oğlum, ben de bu köydenim!...’

‘Amca, ben yirmi senedir bu köyde muhtarlık yapıyorum. Seni tanımıyorum. Kimlerdensin sen?’

‘Çok oldu oğlum. Beni ancak ihtiyarlar tanır. Onları çağırır mısın?’ der, yaşlı adam.

Biraz sonra köyün bütün ihtiyarları kahveye toplanır.

Ama kimse geleni tanımamıştır.

İhtiyar sormaya başlar:

‘Süleyman Çavuş?’, yanıt ‘Öldü!..’

‘Koca Salih?...’, yanıt; ‘Öldü!...’

Topal Murat?, Ahmet- Mehmet!

Hepsinin cevabı aynı: ‘Öldü!...’

Eyüp Çavuş?...

Yaşlı bir adam yavaşça ayağa kalkar, ‘Eyüp Çavuş benim…’ der.

Bakar... Bakar... bir daha Bakar…

Sonra birden gelen misafire sarılır.

‘Remzi, sen misin? Sen misin be? Nerede kaldın bunca zamandır?... Nerelerdeydin be?..’

Eyüp Çavuş tanımıştır geleni.

*- ORADA KALMIŞ!

Hikayeyi yazanın anlattığına göre:

‘Çanakkale Cephesinde harp 1916 yılı başında bitince, Gazze Cephesine götürülür.

Orada yaralanınca, Halep’de Askerî Hastanesinde tedavi edilirken İngilizler gelir…’

Halepliler;

‘Bunlar bizim insanlarımız. İngiliz gâvuru, bunlara eziyet eder.’ Diyerek yaralıları hastaneden kaçırıp evlerine götürürler.

1918 de olan bu olayın üzerinden yıllar geçer.

Bir türlü gelemez bizim askerler. (!)

Üçpınarlı Muhammet de orada kalır.

Evlenir, çocukları olur...

Ama vatan hasretiyle harıl harıl yanmaktadır.

*- YAŞLANINCA YOLLARA DÜŞMÜŞ

Ancak altmış dört yıl sonra son bir kere daha ‘vatanını görmek’ arzusu ile Balıkesir’e Üçpınar’a gelmiştir. Son bir kere daha görmek için...

Sorar;

‘Bizimkilere ne oldu?..Yaşayan var mı?..’

‘Ne olacak bunca zaman, Anan öldü. Baban öldü. Abin öldü. Ablan öldü. Amcan öldü, Dayın öldü. Karın öldü. Ama kızın sağ...’

‘Neeee? Kızım sağ mı? Aaah benim bir de kızım vardı. Ben gittiğimde on beş günlüktü. Nerede benim kızım şimdi?..Ama kızım beni tanımaz ki?..’

‘Bekle...Ben söyleyip geleyim.’

Gider...

*- ÇAMAŞIR YIKARKEN

Hatça Teyze avluda leğende çamaşır yıkamaktadır.

Eyüp Çavuş telaş içinde avluya girince; ‘Hayrola Eyüp Dayı, ne var?..’

‘Hatça kızım, sana müjdeli bir haberim var; Baban geldi... Baban sağ...’

Hatça Teyze; ‘Iıııııh.!’ diyerek bayılır.

Biraz sonra ayıltılınca;

‘Eyüp Dayı, bu nerden çıktı? Şimdiye kadar bana hep babamın şehit olduğunu söylediler ya?..’

- Kızım gelen baban... Ben tanıdım...

- Nerede babam?

- Kahvenin önünde.

Hatça Teyze hemen fırlar. Eyüp Çavuş da arkasından çıkar.

Gelen Muhammet (Remzi) Çavuş gelenleri görünce; o da koşarak karşılamaya gelir.

Ama ikisi de birbirlerine yabancıdırlar.

Öyle ya hayatın bin bir derdi ile gurbet ellerinde kalmış, bir kızı olduğunu unutmuş birisinin altmış dört yıl sonra yaşlı bir kadın karşısına çıkıyor ve onun kızı olduğu söyleniyor.

Altmış dört yıl babasının öldüğü söylenen birisine de, karşısında duran ihtiyar adamın babası olduğu söyleniyor.

Karşı karşıya gelip garip bir şekilde birbirlerine bakıyorlar.

*- ON BEŞ GÜN SONRA

Biraz sonra Eyüp Çavuş:

‘Kızım Hatça, bu senin baban... Ben kendimden nasıl eminsem, bu adamın senin baban olduğundan eminim... Öp babanın elini!’ der.

O gece Üçpınar Köyünde bayram yaşanır.

Herkes bu yeni duydukları akrabalarını ziyarete gelirler.

Muhammet Çavuş on beş gün kadar, köyünde dolaşır. Tarlalara gider, tepelere çıkar.

On beş gün sonra kızına: ‘Kızım, ben artık gidiyorum’ der.

Kızı:

‘Baba, nereye gidiyorsun? Bu gördüğün her şey senin ya!...

‘Hayır kızım, ben artık Halepliyim... Orada kardeşlerin var. Bir oğlum, bir kızım var.

Ben sadece bir kere daha yurdumu, vatanımı ölmeden önce bir kere daha görmek için geldim’ der ve ertesi gün gider.

Ertesi yıl gene gelir.

*- OĞLUNU DA GETİRMİŞ

Bu sefer oğlunu ve kızını da getirmiştir.

Oğlu Halep’te inşaat mühendisi imiş.

Onun adını da, ‘Muhammed Remzi’ koymuş.

Kahvede kendisine sormuşlar.

‘Senin adın Muhammed. Ama oğluna neden kendi adını verdin?’

‘Ben vatan hasreti ile yıllardır o kadar yandım ki, ben ölmeden vatanıma kavuşamazsam, adımı hiç değilse oğlum götürsün vatanıma diye kendi adımı verdim ona da...’

Kızının adını ne koymuş biliyor musunuz?

O altmış dört yıl hasretini çektiğinin adını koymuş.

Dünyanın en güzel adını koymuş.

Kızının adı; ‘TÜRKİYE!...’

Türkiye, bu yıl 82 yaşına bastı…’

*- ALT TARAFI HİKAYE…

Yazarı harika bir hikaye anlatmış…

Keyifle okunuyor…

Türklük damarlarını da kabartıyor.

Duymuşsunuzdur:

Halep için son zamanlarda, Suriye olaylarından sonra,  ‘Türk şehri’ diye adlandırılıyor.

Bir zamanlar öyle imiş…

Ama ya şimdi?

Kimisine göre öyle, kimisine göre böyle…

Ama benim gerçek araştırmacı ve tarihçilerden bildiğim, Araplar bizi hep arkadan bıçaklamışlar, İngilizlerin altınlarına satmışlar.

Savaşlarda geriye kalabilen bir avuç askerimiz ise Anadolu’ya dönmüştür.

Oralarda kalıp çoluk çocuğa kavuşan askerlerimiz olduğunu ilk kez burada okuyorum.

Çünkü bizim özellikle yaralı askerlerimiz akla hayale gelmeyecek eziyetlere ve işkencelere uğrayarak şehit edildiler.

En doğrusunu Yemen’e giden, Arabistan çöllerinde savaşanlardan geriye kalan bazılarının şu zamanda en büyüklerimiz olanlara anlattıklarıdır.

Devlet arşivlerinde hepsi var.

Umarım bu konuya eğilenler olur…

Ama benim büyüklerimden duyduklarım hiç böyle güzel, güllük gülistanlık değildi…ı

Hikayeden aklımda kalan şu;

Bir askerimiz yıllarca hiç mi merek etmez memleketini, anasını babasını yavuklusunu…

Hiç mi mektup yazmak, telefon etmek, haber yollamak…

Önemli değil bunlar…

Keyif aldıysanız mesele yok!...

Alt tarafı bir hikaye işte!...

Böyle avunuyoruz, kötü mü?

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...