'HOCAM KAFANI BİR YERE VURMUŞSUN!'
Köşe Yazısı

'HOCAM KAFANI BİR YERE VURMUŞSUN!'

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
08 May 2025 14 dk okuma 165

*- AZ KALSIN CANI ÇIKACAKTI Yaşamım; ‘Gezi, müzik, çiçek, yürüme, Türkçe, öykü, roman yazma, konferans, sevmek, gülmek, kucaklaşmak’ diyen Jeofizik Y. Mühendisi Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan’ın, ‘su ülkesi Bosna-Hersek’te canı çıkıyordu’ şimdi birlikte ağzından dinleyelim. ‘Boğaziçi Gezginler Topluluğu olarak 30 arkadaşımla 3 Mayıs 2025 günü 02:00 da kalkarak 07.05 THY uçağıyla 1 saat 25 dakikada başkent Sarayova’ya ulaştık. Oradan otobüse binerek Visoco, Zenitsa, Travnik, Yayçe(Jajçe), BIH

*- PROGRAM YOĞUN

Dün sabah erkenden yola koyulduk, Konyiç (at barınağı) üzerinden Mostar’a, oradan Blegay’da Derviş Tekkesine gittik, kaya içinden akan Buna Irmağının yanında alabalık, salata yedik.

Oradan kalkıp, eski Türk köyü Poçitel’e gittik.

Ben tepeye çıkmadım, aşağıda oyalandım.

Oradan Türkiye’deki acentayı arayarak, programın çok yorucu olduğunu, her gün Saraybosna’ya dönüşün süre yitirttiğinden yakındım, biraz da sinirlendim.

Oradan kalkıp, Kravitce çağlayanlarına, gün batımına yakın Medguriye’ye ulaştık.

Katolik ayinini biraz izledik.

Sonra, saat 18.00’da Medguriye’den çıkıp Sarayova’ya doğru yola koyulduk.

Yağmur yağmaya başladı.

Arkadaşlar oldukça sevinçli idiler.

*- AKAN KAN ŞANSI OLDU

Boşnak, Karadeniz ezgileriyle coşup şarkılar söylerken, benim sırtıma bir ağrı geldi.

Gittikçe enseden, sırta ta omiriliğin aşağısına kadar indi.

Kıvranıyor, kimseye bir şey söylemiyordum.

Yüzüm şişmiş, kıpkırmızı olmuştu.

Başımda bir bungunluk vardı ki, alnımda açılan bir delikten kan akmaya başlamış, çevresi kararmıştı.

Burnumun hizasında alnım kanamaya başlamıştı.

Arkadaşlar, ‘hocam kafanı bir yere vurmuşsun sanırım’ dediler.

Oysa hiç bir yere vurmamış, sonradan öğreneceğiz ki, yüksek tansiyon başımda kan basıncını arttırmış, alında açılan bir delikle kanı akıtıyordu. Bu da benim uğurumdu.

Yoksa beyin kanaması olacaktı.

*- ÖNCE ANLAŞILMADI

Sonra yemek için Jablenica’da kuzu çevirmecide durduk.

Kuzu çok lezzetli ancak çok da tuzluydu.

Sırt ağrımı arkadaşlara söyledim, ‘üşütmüşsündür’ dediler.

Ahmet Erdur kulunç yakaladığı belirterek ovdu ovdu, sonra onun sırtıma vurmasını istedim.

Ağrı bir türlü dinmiyordu.

Bir an önce Sarayova’ya varmak niyetiyle otobüse bindik.

O sırada Nihal Şaylan hanım ağrı kesici olarak Parol verdi, ancak ‘bana mısın!’ demedi.

*- YANINIZDA OLMALI

Bir türlü Sarayova’ya varamıyorduk.

Ben acıdan kıvranırken, Işık hanım sırtıma ağrı kesici merhem sürdü. Olmadı.

O sırada Nihal hanım, ‘Bende tansiyon aleti var bir ölçelim’ dedi.

Ölçünce 22,5/13 çıktı.

‘Hoca çok kötü durumda’ dediler.

Sitare İstanbul’dan ünlü kalp damar cerrahi Prof. Dr. Ergun Demirsoy’u aramış.

‘Her an beyin kanaması geçirebilir, ya da inme inebilir’ deyince, cankurtaran çağırmışlar. İki tane dil altı kapril emdirdiler.

Sonra çantamdan bir Benipin-8 yutturdular.

Ne var ki tansiyon düşmüyordu.

Biz Saraybosna’ya ulaştıktan 45 dakika sonra cankurtaran geldi. Tansiyonumu ölçtüler, 20/10. Elektromu çektiler, ‘kalpte sıkıntı yok!’ dediler.

*- KUŞADASI’NDA KALP KRİZİ SONRASI

Oysa bir hafta önce, Kuşadası’nda geçirdiğim kalp sektesi sonucu, üç damarımın biri %95 tıkalı çıkınca İzmir’de ivedi olarak Doç. Dr. Ahmet Taştan, bir stent koymuştu.

Ne var ki sol karotis de (şah damarı) %75 tıkalıydı.

Orası için Coraspin-100 ile Karum kan sulandırıcıları alıyordum.

Cankurtaran içinde bir iğne vurdular.

Gelinimiz Maya’nın ısrarıyla hastaneye yatırılmak üzere cankurtaran yürüdü.

*- ŞANSA BAK

Ne var ki yolda, durdu.

Tramvay bir kişiye vurmuş, hareketsiz, kanlar içinde yatıyordu.

Beni yataktan indirip oturağa oturtup onu yatağa taşıdılar.

Benim için çağırdıkları can kurtaran 30 dakika sonra geldi.

Aynı sorular.

Damar yolu açmak için epeyce kolumda damar aradılar bulmadılar.

Saat akşam 11.30 olmuştu.

Sonunda sol koldan bir damara girip damar yolu açtılar.

Yatağa yatıp paldır küldür yola koyulduk.

Bosna Hersek’te can kurtaranlar Türkiye’deki gibi ciyak ciyak alarm çalmıyorlar.

Sessiz gidiyor.

Hastaneye girdik, beni oturağa oturttular.

Bir süre orada bekledim.

Sonra odaya aldılar.

Tansiyon ölçtüler, 22/10 idi. Düşmüyordu.

Bir genç doktor hanım, bir Daris erkek hemşire ile stajer İlhana adlı kız vardı.

O benimle akıcı bir İngilizceyle konuşuyordu.

Elektro çektiler.

Olumsuzluk görmediler.

Ancak düşmeyen yüksek tansiyon beyin kanaması yapabilirdi. 

Tansiyon için yüksek doz bir iğne daha vurdular.

Sırt ağrılarım sürüyordu, onun içinde bir ağrı kesici vurdular.

Bir süre daha gözetimde kaldım.

Sonunda tansiyon 13/7,5’a düştü.

Sırt ağrım azalmıştı.

02.30’da taburcu ettiler.

*- DÖRT SAAT UYKU

Oğlum Nizar, eşim Nicara, can arkadaşım Sitare, yerel acenta temsilcisi Ahmet bey ile otele döndük.

Dört saat uyudum.

Dinleniyorum.

Tansiyonum 13/7,5 ile 15/9 dolayında.

*- CANIM TÜRKİYE

Bosna-Hersek’de cankurtaranın 45 dakikada bana ulaşması, bir saatte hastaneye götürmesini gördükten sonra, Türkiye’mizin başta 112 ivedi durum telefonu ile cankurtaranların çarçabuk olay yerine ulaşmalarının, doktorlarımızın, hemşirelerimizin canla başla çalışmalarının değerini bir kez daha gördüm, saygı duydum.

Beni arayan başta Bosna-Hersek başkonsolosu, Kuşadası kaymakamı, Prof. Dr. Kardiyolog Barış Ökçün, Kalp Damar cerrahı Prof Dr Ergun Demirsoy ile Prof. Dr. Yusuf Kalko, basının duayeni sayın Uğur Dündar, Fatih Portakal ile tüm öteki arkadaşlarım, yakınlarımın ilgileri için candan teşekkür ederim. Bir süre Bosna-Hersek’te toparlayıp, çok sevdiğim ülkeme geri döneceğim.

Esenlikler dilerim.

6 Mayıs 2025, Saraybosna, Bosna-Hersek.

*- YOLCULUĞUN BAŞINA DÖNELİM

Şimdi sizinle ‘Gezgin’ Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan’ın bir önceki yazısını paylaşacağım.

Değerli Hocamız, ‘Yeşil Dinarit Dağlarını okşayan Bosna-Hersek’teyim’ diyerek anlatıyor:

‘Bugün ayın üçü, 3 Mayıs 2025.

‘Boğaziçi gezginler topluluğu’ olarak 32 kişi ile Bosna-Hersek gezisine çıktık.

Bosna-Hersek’in başkenti Sarayova ya da Saraybosna diye bildiğimiz kent.

Yeşillikler arasında Saraybosna’nın küçük havaalanına küçük Türk hava yolları uçağıyla yedide çıkıp 8:30’da vardık.

Sanki Türkiye içinde bir uçuş gibi yalnızca bir kahvaltı ancak saat 2:00’de kalktığımız için hepimiz uykulu ve yorgun.

Bizi Türk Kılavuzumuz Ahmet bey karşıladı.

Çok güzel bir ne olan otobüse bindik, otobüsün sürücüsü Türkçe konuşmayan boşnak Esat.

Visaco’ya doğru yola koyulduk, Visaco ünlü Bosna ay piramitin bulunduğu küçük bir kent.

*- 72 VEZİR ÇIKARAN ŞEHİR

Orada durmayarak Osmanlı vezirlerine beşiklik etmiş içinden 72 tane vezir çıkartmış travnik kentine geldik.

Geçtiğimiz yol boyunca yol kenarlarına atılmış ne bir Pet şişesi ne bir poşet ne bir gazete kağıdı inanın hiçbir pislik yok.

Bunlara bakarak Türkiye’deki yolları göz önüne getirerek bir Türk olarak utancımdan yerin dibine battım.

Bosna pırıl pırıl bir Avrupa şehri bir Almanya’dan bir İtalya’dan bir Avusturya’dan bir Fransa’dan hiçbir farkı yok.

Evler bir katlı iki katlı en çok üç katlı ama hiçbir yerde evlerin önünde bahçelerinde dağınık bırakılmış eşyalar çöp bidonları ya da gözü rahatsız edecek gereçler yok.

Yollara park etmiş araçlar kuralsız motosikletler ışıklara uymayan yayalar ya da araçlar yok.

*-  HER TARAF MİS GİBİ

Ortalıkta sokaklarda amaçsız dolaşan gençler pejmürde sakal traşı olmamış kişiler, bakımsız kadınlar, kapalılar, bidon gibi insanlar yok. Ortada ne polis var ne asker silah yok.

Ne ambulans sesi ne polisin siren sesi, ne gerginlik, ne araçların rahatsız edici gürültüleri yok.

Egzoz dumanı yok, her taraf mis gibi oksijen.

Çevreyi yemyeşil Dinarit dağlarının üzeri yoğun ormanlık bir karış yer bile boş değil.

Sanki kocaman bir haliyle örtülmüş gibi yeşilin çeşitli tonları bütün dağları büyümüş genelde kayın meşe ağaçları çam çok az ve ıhlamurlar.

Ağacı kesen yok odun yapan yok.

Her şey bakımlı tertemiz orman içinde arazi kapatıp da orada çok katlı toplu konut yapan yap satçılar yok.

Kentlerin çevresinde ya da kent içinde gökdelen yok her yer az katlı hepsi bakımlı yapılardan oluşuyor.

Yollar pırıl pırıl tertemiz.

Orta Çağ’dan kalma kaleler yapılar bakımlı kahveler insanla dolu içeriye davet eden yok bağıran Çağıran satıcılar yok dondurmacılar Türk kahvesi sunanlar herkeste büyük bir nezaket var huzurla oturuyorsun sana kazık atan esnaf yok.

Dükkandan dükkana lokantadan lokantaya köfteciden köfteciye değişen fiyatlar yok.

Ne çok bakımsız bir yer, ne de çok lüks bir yer yok.

*- ÇEVRESİ ÇİÇEKLERLE SÜSLÜ CAMİ

Gün bugün çok sıcaktı uykusuz olduğumuz için çok bitkindim yürümem dahi çok güçtür o nedenle tepedeki kaleye çıkamadım.

Alacamii ya da Süleymaniye Camii diye anılan çevresi çiçeklerle süslenmiş 18. yüzyılda yaptırılan sol minareli caminin sadirvanına gittim çevrede iki kadın kahvelerini almışlar ne konuşurlar bilmem uzun uzun rahatsız etmeden sohbetlerini uzaktan öylece dinledim acaba nasıl duygular içinde diye merakla onlara baktım.

Sonra banka uzandım ayakkabılarımı çıkarttım ayakkabılarımı yastık yapıp öylece 1 saat kendimden geçmişim.

Çevrede boşnak köftesi lezzetli kebap cici satanlar ve kahve içenler süslü kadınlar pantolonlu yok hepsi etekli.

Yolda dolaşan kedi köpek de yok ‘çok merak ettim neden yok?’ diye.

*- SU ÜLKESİ; BOSNA- HERSEK

Travnik kenti orman içine konmuş sanki bir kuş gibi küçük küçük evleri camileri tarihi yapılarıyla harika bir şehir.

Her yerden ama her yerden görür gürül pırıl pırıl sular çaylar akıyor tam bir su kenti.

Çaylar birleşiyor, büyük dereler ve Irmaklar oluşturuyor Türkiye’de. Bosna-Hersek bir su ülkesi bu derelerden bir tanesi olsa İstanbul’un Ankara’nın İzmir’in büyük kentlerimizin su sorunu olmaz.

Suyun kaynağı orman ormana yağış geliyor ve orman korunduğu için su yatakları da tertemiz.

*- BÖYLE GÜZEL ÜLKE OLAMAZ

Buradan çıktık bir süre sürdükten sonra Osmanlı’nın Bosna her şeyi ele geçirdiği Bosna İmparatorluğu’nun başkenti olan Yayçe’ye geldik.

Burada çok büyük bir Çağlayan var Çağlayan‘ın arkasında Irma‘ın yaptığı koca bir gölet o gölet içinde ördekler ama gölet içinde çöp yok, bir Pet şişe bile yok, pırıl pırıl… Çağlayan sular bir ırmağa dökülerek uzaklaşıyor.

Böyle güzel bir ülke olamaz.

*- TERTEMİZ ve YEMYEŞİL

Bosna-Hersek sanki dünyanın parıldayan bir yıldızı gibi her şey tertemiz ve yemyeşil.

Burada yürüdük canım dondurma çekti ben alırken diğer arkadaşlarım geldi, yanımda bozuk para yok,

Ahmet Erdur benim bir külah dondurmamı ödedi antepfıstıklı.

Yalaya yalaya yola koyulduk tepenin üzerinde bir kale ve bir kule.

O arada kimsenin ilgisini çekmedi ama tarihi başka çok önemli bir taş Yapı’nın önünden geçtik.

İşte o yapıda Josef Tito 1945 yılında Yugoslavya’nın kuruluşunu tasarladı ve kökünü attı.

*- TÜRKİYE’DEN HABERLER

Bu Güzelkent‘i bırakıp otobüsümüze binip hiçbir yaması olmayan pırıl pırıl asfalt yolu izleyerek Bosna-Hersek’in en kuzey batısındaki Sukentti olan Bihaç doğru yol aldık.

Bu arada internete bağlı olan arkadaşlar Galatasaray Sivas maçının ilk yarı sonucunun 4-1 olduğunu duyurunca sevindik.

Gün batınca Bihaç’a geldik.

Koca bir ırmağın kıyısında yeşillikler içinde bir kent.

Dört yıldızlı otelimize yerleştik.

*- ‘NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE’

Öğleyin yolda mısır unu püresi yemiştik yoğurtlu ve de peynirli kıyılmış soğanlı.

Bu kez otelde lahana salatası fırında kızarmış piliç köfte sonra tatlı olmak üzere yedik.

Kimisi ‘kente doğru yürüyelim’ dediler.

15 dakika yerimden kalkacak gücüm yok.

Odaya çıktım yattım 4 saat deliksiz uyumuşum, sonra bir türlü uyku tutmadı.

Kalktım yıkandım sonra kendime altın çay kekik karışımı bir çay yaptım. Beşte yine kalktım uyuyamadım bu kez ‘anılarımı yazayım’ dedim, bunları yazdım.

Bugün bir hac gezeceğiz.

3 Mayıs Dünya Türkçüler günüydü.

Herkesin bayramı kutlu olsun, ‘ne mutlu Türküm diyene.’

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 362

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 219

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 173

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 374

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 352

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...