HİÇBİR ZAMAN UNUTULAMAZ
*- ACI HABER ve ANIMSATTIKLARI Kitap olunca akan sular bile durur, bizim durakta… 10 parmağında 10 hüner alan Ödemişli hassas, duygusal insan Altan Düzalan ile çalışkan, becerikli çiftlik sahibi organik üretici Ali İçli’den acı ve üzücü haberi aldım.
İzmirli iş insanı, dost canlısı, dürüstlük abidesi Mehmet Ali Taş vefat etmiş.
Çok yıllar önce Mehmet Ali Taş ile onun Renault marka aracıyla,
Ankara- İzmir- Ankara yapardık.
Mehmet Ali Taş saat tuttururdu ‘Beş saatte İzmir’deyiz!’ diye…
Söylediğim en az 40 yıl önce idi.
7 saatten önce İzmir’e girecek şoför yok denecek kadar azdı, o zamanda.
Yollar dar…
Traktör de var, at arabası da…
Tek şerit…
Kaza çok…
Mehmet Ali Taş, ‘Sen bir kitapçıdan kitap al oku, böylece yola bakıp,
bana ‘Yavaş’ falan demezsin…’ derdi.
Nurlarda yatsın… Kendisi de kitap kurdu idi o zamanlar.
Şimdi bir ‘kitap kurdu’ ve Ankara’daki bir sahafı anlatacağım…
*- MUTLAKA
Artura Bandini okumayı, araştırmayı ve paylaşmayı seven birisi.
O da bir anısını fotoğraflarıyla paylaşmış…
“Yaklaşık 7-8 yıl önceydi. Şahsi işlerim için Ankara’daydım.
Batıkent metro durağında inmiş, etrafıma bakınırken bir sahaf dikkatimi çekti.
Üzerinde "Sedef Kitap" yazıyordu.
Sahaf görünce dayanamam, mutlaka içeri girer bir selam verir,
günümüzün birçok insanına göre içerisinde daha yoğun bir ruh
taşıdığına inandığım ikinci el kitaplara dokunur, onların selüloz,
rutubet ve sahafa gelene kadar nerede varlıklarını sürdürdülerse
oralarda üzerlerine sinen kendilerine has kokularını içime çeker,
farklı eller tarafından içlerine not edilmiş yazıları incelerim.
O gün o sahafa girmemin bir nedeni bu iken, ikinci nedeni ise Jack
London’un “Martin Eden” isimli eserinin özellikle eski tarihli ve
farklı yayınevlerinden baskılarının bulunup bulunmadığını sormaktı.
Bazıları pul, bazıları para, bazıları kartpostal koleksiyonu yapar ya
ben de ‘Martin Eden koleksiyonu’ yapıyorum işte.
O gün oradan Oda Yayınlarından çıkmış 1985 yılı baskısı bir kitap daha
almış oldum.
Sahaf abi ile de bu vesileyle tanışmış olduk.
*- DERİN İZ BIRAKTI
Sakin, dingin, mütevazı ve her şeyden önce içinin güzelliği yüzüne
yansımış ellili yaşlarının sonunda olduğunu tahmin ettiğim bir
insandı. Çok vaktim olmadığı için fazla kalamadım ve ayrıldım.
Bazı insanların auraları yuvarlak değil köşeli ve keskin olur, o
keskin köşeler içinizde bir yerlerde bir çentik bir iz bırakır.
İşte o gün oradan ayrılırken sahaf abinin de bende bir iz bıraktığına emindim.
Çocukluğumdan bu yana kitap dükkanlarının ve özellikle sahafların
dünya dışındaki başka boyutlara geçiş kapıları olduğunu hayal ettim
hep. Belki bu nedenle de sahaf mesleğini yapan insanların o kapıların
bekçileri olduğunu…
Ankara’dan ayrılmadan önce bir kez daha uğradım Sedef Kitap’a. Birkaç
tane daha kitap aldım.
Sonra vedalaştık sahaf abiyle…
*- İÇİ BOŞALMIŞTI
Vedalaştık ama ne adını sormuştum, ne telefon numarasını almıştım.
Yerini biliyordum ya uğrardım ne de olsa Ankara’ya tekrar geldiğimde.
İki yıl sonra aralık ayında Ankara’ya tekrar yolum düştü.
İlginçtir ki ilk ziyaret etmek istediğim yer orasıydı.
Kar yağıyordu.
Dükkanın önüne vardığımda içinin boş olduğunu ve camlarında kocaman
“Kiralık” yazdığını gördüm.
Üzülmüştüm.
Yanındaki dükkan sahibine, ne olduğunu sorduğumda, kapattığını ve
Ankara’dan taşındığını öğrendim.
Nereye gittiğini bilmediklerini söylediler.
Bir de adının İbrahim olduğunu…
*- RÜYANIN GETİRDİĞİ
Geçen ay rüyamda bir antik kent gördüm.
Bildiğim antik kentlerden farklı olarak çok büyük mozaik desenleri ve
büyük anıt çeşmeleri vardı.
Çok gerçekçiydi ve uyandıktan sonra uzun süre aklımda kaldı.
Hatta google’dan birkaç araştırma yapınca gördüğüm yerin Burdur’da
bulunan Kibyra antik kentine benzediğini fark ettim.
Fotoğraflarına baktım ve diğer çok sayıda antik kente göre günümüze
kadar derli toplu kalabildiğini gördüm.
Bugün ise yolum Burdur’a düştü.
Gölhisar yakınlarından geçerken Kbyria antik kenti tabelası dikkatimi çekti.
Yanına kadar gitmişken ziyaret etmemek olmazdı.
Gölhisar ilçesi ile yan yana bir antik kent, neredeyse iç içe
geçmişler. Daha önce rüyamda gördüğüm yere çok ama çok benzediği için
ürpererek gezdim.
Oradan ayrıldıktan sonra Gölhisar şehir merkezine indim, daha önce hiç
gelmediğim bu ilçenin sokaklarında arabayla da olsa biraz dolaşmak
istedim.
Kaymakamlık binasının olduğu sokaktan geçerken bir dükkan dikkatimi çekti.
Şaşırdım çünkü bu bir sahaftı:
"Açıkalın Sahaf".
*- KİTAPLAR ARASINDA
Günümüzde bırakın Gölhisar gibi küçük bir ilçeyi, koca şehirlerde bile
sahaflar bir bir kapanıyor.
Bazı il merkezlerinde bile sahaf bulmak neredeyse imkansız.
Heyecanla arabayı park edip sahafa doğru yöneldim.
Dükkana girdiğimde, sahaf sahibi, kitaplar arasında duran koltuğunda
oturmuş kitap okuyordu.
O an yine çocukluk hayallerim depreşti.
Burası kesinlikle başka boyutlara geçiş için kullanılan gizemli bir
mekandı ve koltuğunda oturan uzun saçlı, ihtiyar bilge kişi ise o
geçiş kapısının bekçisi.
İçeri girdiğimi fark eden sahaf abi okuduğu kitabı bıraktı,
gözlüklerini çıkardı ve ayağa kalktı.
‘Hoş geldiniz’ dedi.
*- EMEKLİ DOKTOR İBRAHİM ABİ…
İçinde bulunduğum durumun şaşkınlığını atamadan bir sarsıcı şaşkınlık
daha yaşadım ve ürpererek ama bir o kadar da içimi kaplayan huzur
duygusu ile cevap verdim:
Hoş buldum İbrahim Abi!
Sonra, yarım ve eksik kalmış bir muhabbetin sokaklarında uzun uzun
dolaştık İbrahim Abi’yle.
İbrahim Abi emekli bir doktor.
Kitap aşığı, sakin, dingin, mütevazı ve her şeyden önce içinin
güzelliği yüzüne yansımış bilge bir insan.
Memleketi Burdur’un Gölhisar ilçesinde boyutlar arası bir geçiş
kapısının bekçiliğini yapıyor.
Fotoğraflara baktığınızda bunu siz de çok iyi anlayacaksınız.
En kısa zamanda daha planlı bir vakitte tekrar uğramak için ayrıldım oradan.
Tabi elim boş çıkmadım, bir torba dolusu kitabı da yanımda götürüyorum.
Çok güzel bir günü geride bıraktım.
Ve çok güzel bir insanı… (Özkan Sarı)
Şaşırdınız değil mi, girişteki isim başka, sonuçtaki başka…
Oluyor işte, kitap severler bir konuda mutlaka buluşurlar… Ama yazar,
ama okuyucu, ama paylaşıcı olarak…
*-
Yorumlar yükleniyor...