Köşe Yazısı
*- KÜÇÜK ŞEYLER, BÜYÜK MUTLULUK!...
Hülya Yüksel, ‘mutluluk’ ile ilgili görüşlerini şöyle dillendiriyor:
‘Mutluluk, Küçük şeylerdir; çoğu kere fark etmediğimiz...
Örneğin; Her sabah sağlıkla uyanıp aldığımız derin nefestir...
Demli çaydır, mis kokulu bir kahvedir içilen…
Taze ekmek kokusudur, temiz sudur, kana kana içtiğimiz…
Masmavi gökyüzünde parlayan içimizi ısıtan güneştir…
Mutluluk küçük şeylerdir, eldekiyle yetinmektir çoğu zaman.
Asla başkasından bir şeyler beklemek değildir.
Sağlıklı mutlu olmaktır…’
*- İNTERNETE BÜYÜK ÖDEME
Geçen aylarda, hatta son yıllarda en çok konuşulanlardan biri de internet fiyatlarının fahiş olması…
Herkes bundan şikayetçi.
Farkında mısınız, birden bire fahiş fiyatlarla karşılaşmış durumdayız! Tüketiciler Birliği’nin, bir ay kadar önce yaptığı açıklamanın başlığı ‘Tüketici Mecburiyetini Kötüye Kullanmak Kabul Edilemez’ şeklindeydi.
Ne kadar haklı bir başlık.
İletişim hizmetlerine yapılan zammı değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz şöyle diyordu : ‘iletişim firmalarının hizmet bedellerine yaptıkları zam; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, T.C. Anayasası, 5369 sayılı Evrensel Hizmet Yasası, TÜİK verileri ve Orta Vadeli Programı yok sayıyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 2024 Eylül dönemi için 12 aylık ortalama enflasyon yüzde 64,91 olarak açıklanmıştır.
T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından 5 Eylül 2024’de açıklanan Orta Vadeli Program (2024-2027) belgesinde de enflasyonun 2024 yılı için yüzde 41,50, 2025 yılı için yüzde 17,50 olarak öngörülmektedir.
Bayiler yanıltıcı beyanlarla ve robocall’larla satış yapıyor.
Zaten telekom bayileri de bir facia.
Yüz bin defa ‘robocall’ aramaları yaptığı yetmiyormuş gibi, daha kontratınızın bitmesine 3 ay varken, sizi acele ettirmeye, yeni kontrat bağlamaya (böylece 3 ay önceden pahalı tarifeye geçirtmeye) uğraşıyorlar.
Bir yandan da alabildiğine yüksek fiyat söylüyorlar.
Yeni fiyatlar hepimizi fazlasıyla şaşırtıyor ama bayilerin söyledikleri fiyatlar, bazen o hattı alabileceğiniz fiyatın 50-100 TL kadar üstü bile olabiliyor.
Tüketiciyi koruyan bir mekanizma yok.
Güya BTK tüketici lehine bir sektör oluşturmak için kuruldu ama istihbaratla uğraşmaktan telekom işi ile ilgilenemiyorlar anlaşılan.’
Sonuç şu:
İnternet hızında yerinde sayıyoruz, ala 2,5 yılda fiyatlar dört katına çıktı.
*- DURDUK YERDE 4 KATINA ÇIKTI
30 ayda 4 katına çıkan kullanıcı başına gelir 10 aydır internet hızlarını Füsun S. Nebil irdelemiş.
Füsun Hanımın raporundan öğrendiğimize göre, bu 10 ay içinde, Türkiye’nin internet hızlarının, dünya ülkeleri sıralamasındaki yeri, mobilde 50-607cı sıralarda, sabitte ise 100-110cu sıralar arasında değişti.
Peki bu süreçte acaba fiyatlar nasıl oldu?
Buna da ARPU (Average Revenue Per User) denilen kullanıcı başına gelir rakamı ile bakalım. 3 operatörün –birbirinlerine paralel bir artışla– bugün kullanıcı başına 172 – 179 ve 197 TL gelir elde ettikleri görülüyor. Hızda artış olmadı ama 2022 İlk Çeyrek, 2024 İkinci Çeyrek arasındaki (30 ayda) kullanıcı başına artışı % 400’lerde (ya da 4 kat diyebiliriz).
30 Ayda € Bazında % 72 Artan Kullanıcı Başına Gelir Eylül 2024’de internet hızlarımız yine dünya sıralamasında sonlarda kalmaya devam ediyor.
Dünyanın en yüksek mobil hızının ancak % 11,6’sına ve en hızlı sabit hızının ancak % 15,1’ine sahibiz.
Durum o kadar kötü ki hem mobilde, hem de sabitte bırakın dünyanın en hızlıları ile kıyaslamayı, dünya ortalamalarını bile tutturamıyoruz.
Mobilde dünya ortalamasının % 15 altında, sabitte ortalamanın yarısından bile altında bulunuyoruz.
Enflasyonun Üzerinde Artışa Karşın, Yatırım Yapılmış mı?
Tabii ki çok kârlı bilançolar açıklayan firmaların, ‘yatırım yoğun’ bir sektör olan Telekom altyapısına yatırım yok gibi…
Dolar bazında dik bir şekilde yükselen gelirlere karşın, yatırımlarda hareket yok.
*- GÖRMEZDEN GELİNİYOR
Sistem, yani yetkililer konuyu görmezden geliyor.
Yani bu gidişle soyulmaya devam edeceğiz.
Size küçük gözüken büyük soygundan da söz edeyim.
Sabit ev internetimin ‘süper’ denilen modemi belki Afrika kabilelerinde bile kullanılmayacak derecede etkisizdi.
Şirkete kaç kez ‘Yenileyin- değiştirin’ dedim ama sözümü geçiremedim.
Sonuçta parama kıyarak yeni bir modem aldım.
‘Süper’cileri (!) aradım, tabii hemen teknik ekibi gönderiyoruz’ dediler.
Bu ne hız?
Meğer ‘İnternette’ bağlanma şeklinin gösterildiği gibi kabloyu takmak da 600 lira imiş…
Ne diyelim, ‘Hizmet’ dedikleri de para, selam vermeleri de…
Milyonlarca insanımızı nasıl sağıyorlar?
İşte böyle…
*- YENİ BİR DOLANDIRICILIK YÖNTEMİ
Kendisini Ethem Yaman olarak tanıtan ve ‘alıntı değil’ diyerek, yaşadığı bir dolandırıcılık girişimini anlatan okuyucumuz, şunları yazmış: ‘Geçtiğimiz hafta pazartesi günü yaşadığım bir olayı sizlere yazıyorum ki, tecrübe ve bilginiz olsun…
Saat 16:15 te telefonum çaldı, açtım, bir ses kendini savcı olarak tanıttı, ‘hesaplarınıza bir giriş teşebbüsü tespit ettik, banka ile ortak bir operasyon yürütüyoruz, olay çok ciddi, benim söylediklerimi harfiyen yap!’ dedi.
Ben, küfür ettim, ‘Başkasını dolandır’ dedim. Telefondaki ses, ‘Bak sen savcıya küfrediyorsun, seni hemen tutuklatırım, damadın G... de yanımda, inanmıyorsan onunla konuş!’dedi. ‘Damadımı telefona ver’ dedim, damadımı telefona verdi. Damadım, ‘Evet baba savcının yanındayım, ifade veriyorum, savcı ne diyorsa yap!’ dedi.
Ses damadın sesi!
Savcı, ‘Şimdi cep telefonundan banka hesabına gir, hesaplarını kontrol et’ dedi.
Ben bunu reddettim.
Aynı anda kızımdan Whatsapp mesajı geldi;
‘Baba, savcının dediğini yap, evde 4 polis var, olay ciddi’ yazıyordu. Birden 5-10 saniye de olsa, olayın doğru olabileceğine inandım. Sonra kendimi toparladım ve kendini savcı olarak tanıtan kişiye, ‘Sana inanmıyorum, sen savcı değilsin!’ dedim. Savcı, ‘Hemen polis gönderiyorum, seni aldırıyorum’ dedi.
Ben ‘bekliyorum’ dedim ve telefonu kapattım.
Olay sonrası damadım ve kızımla konuştum. Damat, ‘Baba beni de seninle konuşturdular, sen de ben savcının yanındayım!’ dedin, ‘Senin sesin olduğundan eminim!’ dedi. Kızım Güneş, ‘Baba beni de Gökmen ile görüştürdüler, Gökmen’in sesiydi.
Gökmen, ‘Babanla da görüştüm, olay doğru!’ dedi.
Beni telefonla arayan ve kendini polis olarak tanıtan kişi, bana telefonda ‘Söylediklerimizi babana Whatsapp tan yaz yoksa ikisini de tutuklatırız’ dedi.
‘Evimde polis olduğunu yazmamı’ istedi, ben de korktum ve yazdım.’ Dedi.
Sonuçta beni dolandıramadılar.
En önemlisi, ‘yapay zeka!’ ile birilerimizi ‘kendi seslerimiz’ ile görüştürdüler. Kendisini savcı olarak tanıtan kişi bana ‘Albayım!’ diye hitap ediyordu.
Bütün bilgilerim ellerinde idi…
İnandırıcı olmak için ‘Yapay Zeka’dan yararlanıp, aile fertlerinin de seslerini kullanarak dolandırıcılıkta yeni bir çığır açıyorlardı.
Özetle;
Arayan kim olursa olsun, güvenmeyelim, inanmayalım.
*- MUTLAKA YAPMALIYIZ
Türk Böbrek Vakfı (Turkish Kidney Foundation) sürekli bilgilendirici, aydınlatıcı açıklamalarda bulunuyor.
Son açıklamaları şöyle:
‘Egzersiz yapmak için ‘yerim dar’ diyenler! Size de merhaba!
Egzersiz yapmak vücudunuz için harikadır, sağlığınız için de çok büyük bir gerekliliktir.
İster yürüyüş, ister koşu, ya da siz ne yapmak istiyorsanız…
Eğer bunun için ‘uygun yerimiz yok!’ diyorsanız, parklardaki spor aletlerini de kullanabilirsiniz.
Yeter ki ‘hareket halinde olmayı’ sağlığınız için alışkanlık haline getirin. Gerisi iyilik sağlık…
Türk böbrek vakfı, sağlıklı böbrekler ve böbrek sağlığı için açık ve net bu açıklamayı yaparak, bizleri uyarıyor…
Bir zamanlar genel yayın yönetmenliğimi şair-yazar Attila İlhan yapıyordu.
Günde sadece bir bardak çay içerdi.
Karşıyaka’dan üç müstakil katlı ‘Demokrat İzmir’ isimli gazete binasına gelmek için körfez vapurundan, Pasaport iskelesinde iner, yürüyerek Konak’a gelirdi.
Evine dönüşünde de güzergâhı böyle idi.
Türk Böbrek Vakfı’nin yıllar sonra yaptığı bu uyarıyı, Attila İlhan ‘inanarak’ uyguluyordu…
Mühim[Mh1] olan da bir şeyi inanarak, gönülden yapmak gerekiyor.
*- YILLAR ÖNCE DE…
Bu arada bir başka sağlıklı ilgili dernekten söz edeyim:
Yaklaşıma bakın?
Anlatayım:
Nörologlar, beni bir aylık ‘karantina’ gibi, ‘hastane’ye sanki hapsettiler.
Onlar bir yandan ellenmedik, delinmedik yerimi bırakmadılar.
‘Neden?’ diye sorduğumda, ‘Hocamız araştırma istiyor!’ yanıtını aldım.
Çok yıllar önce, İzmir’in Tepecik semtindeki SSK Hastanesine bayıldığım için götürülmüştüm.
‘Kansız’ kalmıştım…
Öyle ki, bir gün daha gitmeseydim, yani götürülmeseydim ‘Elveda dünya’ diyecektim.
Şimdi olduğu gibi yine ‘Kanserden’ şüphelenmişler, ilik bile alınmıştı.
Tahminler, şimdi olduğu gibi yine ‘Boş!’ çıkmıştı.
Fotoğrafların çekilmiş, Tepecik SSK’nin arşivine konmuştu.
Bu arada Akdeniz Üniversitesi’ndeki uluslararası bir tıp kongresinde, ‘Örnek’ olarak, fotoğraflarla benim durumum ve yapılanlar anlatılmıştı.
Ama, Eylül ayını geçirdiğim. hastaneye ‘Araştırma!’ diye yattığımdan, tıpbi istekler bitmiyordu.
‘İzinli’ denilebilecek şekilde, geride kalan bazı tahlil ve araştırmaların başka hastanelerde yapılması ve uzmanlara göndermem sözü ile taburcu oldum.
Örneğin milyonda bir de olsa, ‘Acaba?’ denilerek, memeler de (Kadınlar gibi) araştırması yapıldı.
Normal çıktı…
Yani sorun yok…
Bazı kan tahlilleri de normal…
*- ARAŞTIRMA SÜRÜYOR
Bu arada yine ‘Her ihtimale karşı!’ denilerek ‘tüberküloz testi’ istendi.
İstanbul’da Verem Savaş Derneği’ni aradım, sorunu anlattım, ‘Tüberkülüz testi’ yaptırmak istediğimi söyledim.
Birileri birilerine telefon bağlantısı yaptı.
Hemşire olduğunu belirten kişi, ‘Doktorunuzdan resmi yazı getirin!’ demez mi?
‘Kardeşim’ sıradan bir vatandaş bu testi, isteyemez mi?
Sizin işiniz ne?’
Deyince, ‘Kural böyle, doktor resmi yazı yazsın!’ diye kestirip attı.
İzmir’de hastaneye gideceğim, doktorumu bulacağım, ‘Sizden yazı istiyorlar!’ diyeceğim, ‘gülecek, şaşıracak!’ sonra Verem Savaş Derneği’ne yüklüce bir bağıştı bulunacağım ve ‘testi’ yapmalarına yalvaracağım!
İşte Türkiye’nin hali!
Ben yetkili olsam, nasıl ‘para için’ bebek ölümlerine bile göz yumulan hastaneler kapatıldıysa böyle ‘isimlerine’ yakışmayacak bir şekilde sözde hizmet veren ‘Verem Savaş Derneği’ gibi İstanbul’daki binayı da mühürlerim…
Çünkü, bir kuruş vermeden bu testi devlet hastanelerinde yaptırmak mümkün…
*- NASIL OLUYOR?
Foça Sevdalısı Servet Vural’dan mı, yoksa Çeşme’nin önceki belediye başkanlarından ‘Hacı’ Nuri Ertan’dan mı, ya da Buket Işıkdoğan Köse’den mi tam bilemiyorum!
Ama güncelliğini koruduğu için paylaşayım;
‘Nasıl oluyor da, avuç içi kadar İsrail’i dünya dize getiremiyor?’ diye düşünenler için, kısa- öz paradan daha değerli bilgileri derlemişler.
Buna göre;
‘Yahudiler ticareti sermayenin gücüyle yapar, her zaman yedek akçeleri vardır.
Türklerde ise tüm sermaye ticarethaneye, şirkete ya da lüks araçlara yatırılır.
Yahudiler, kuşaklar boyu aynı işi yapar, ailelerinin bilgi birikimini korur ve aktarır.
Babası eczacı olan bir Yahudi’nin dedesi ve torunları da genelde eczacıdır.
Türklerde ise babadan oğula geçen iş nadirdir, evlat babasını beğenmez.
Bu yüzden Türk ailelerinde ticari bilgi birikimi oluşmaz ya da nesiller arasında aktarılmaz.
Yahudiler kazançlarını gösterişsiz yaşar, 10 liralık sermaye ile 1 liralık hayat sürerler.
Türkler ise serveti gösteriş için kazanır, 10 liraları varsa 100 liralık yaşamayı severler.
Gösterişte kullanılmayan serveti ‘lüzumsuz’ görürler.
*- TÜRKLER MALLARIN AŞIKTIR!
Yahudiler, mal satarken kazancı görür görmez malla vedalaşır, duygusal bağ kurmazlar.
Türkler ise mallarına aşık olur, satmamak için direnirler.
Sattıkları mala pişman olur ve yıllar sonra bile konuşurlar.
Asıl önemli olan, elde edilen parayı nasıl değerlendirdiğinizdir.
Yahudiler, çocuklarını başka Yahudi ailelerin iş yerlerinde çalıştırarak farklı ticaret kültürlerini öğrenmelerini sağlar.
Türklerde ise çocuklar babalarının iş yerlerinde ‘prens’ ya da ‘prenses’ gibi büyür.
Yahudiler, dünyayı gezip yenilikleri takip eder, gelişmemiş ülkelere yeni ürünler getirerek para kazanır.
Türklerin ise hep vakti yoktur ve aynı yolda yürümeye devam ederler.
Yahudiler, iş yaptıkları insanları kalkındırmanın kendi kazançlarını artıracağına inanır.
Türkler ise iş yaptıkları insanları rakip görür, onların zarar etmesinden keyif alır.
*- BAŞARINA ÇAMUR ATILIR
Yahudilerde dayanışma kültürü vardır.
İş yaparken birbirleriyle dayanışma içindedirler.
Birbirlerine el verirler.
Ticarette birlik ve beraberlik içinde hareket ederler.
Türklerde ise dayanışma yerine savaş vardır.
Birbirlerinin kuyusunu kazmaya meraklıdırlar.
Hasetle hareket ederler.
Başarana çamur atarlar.
Başaranın tepesi üstü çakılması için elinden geleni yaparlar...’
Yorumlar yükleniyor...