HERGÜN ALMAMIZ GEREKEN BAZI BEDAVA İLAÇLAR
Köşe Yazısı

HERGÜN ALMAMIZ GEREKEN BAZI BEDAVA İLAÇLAR

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
08 Apr 2025 17 dk okuma 227

*- ETKİLİ İLAÇLAR Melih Dizdaroğlu ne diyor? “İlaçlar, sadece şişelerde veya kutularda olmaz ... GÜLMEK ilaçtır meselâ.. YÜRÜYÜŞ ilaçtır, EĞLENMEK ilaçtır, ÖĞRENMEK ilaçtır, İYİ UYKU ilaçtır, ??İBADET ETMEK ilaçtır, GÜNEŞ ilaçtır, SEVDİĞİMİZ BİRİYLE SOHBET ETMEK de, HER YENİ GÜN de ilaçtır... ‘İLAÇLARIMIZI’ almayı unutmayalım, unutturmayalım...?? Sevgili Melih Dizdaroğlu ben bu ilaçlara bir de ‘Günaydın’ demeyi ekliyorum… Ya da gün içinde ‘Merhaba’ demeyi… Bir ihtiyaç sahibini

*- YAŞAMIŞIZDIR

Bir gün, bir öğrenci sınıf arkadaşının sırtına ‘aptal’ yazılı bir kağıt yapıştırdı ve diğer öğrencilere hiçbir şey belli etmemelerini söyledi. Herkes sessiz kaldı, ancak kendi aralarında gülüştüler.

Matematik dersinde öğretmen tahtaya bir problem yazdı.

Sadece bir çocuk doğru çözümü buldu.

Etrafındaki gülüşmelere rağmen tahtaya ilerledi ve problemi çözdü, ancak neden herkesin güldüğünü anlamadı.

*- İŞTE GERÇEK

Öğretmen kağıdı sırtından aldı, ona gösterdi ve şöyle dedi:

’Görünüşe göre, sınıfındaki biri senin sırtına bunu yapıştırmış. Bil ki, hayatın boyunca insanlar sana etiketler yapıştırmaya çalışacaklar. Bunların çoğu, ilerlemeni engellemek için olacak.

Eğer sırtındaki bu alaycı kelimeyi bilseydin, muhtemelen tahtaya kalkmaz, problemi çözmez ve böylece bilgini gösteremezdin.

Bugün yaptığın şey, hayatın boyunca yapman gereken şeydir:

İnsanların sana yapıştırmaya çalıştığı etiketleri görmezden gel ve her öğrenme ve gelişme fırsatını değerlendir.’

*- GERÇEK İKİ

Daha sonra öğretmen diğer öğrencilere dönerek ekledi:

‘Görünüşe göre bu sınıfta seni gerçekten önemseyen sadık bir arkadaşın yok, yoksa biri seni uyarırdı.

Arkadaş sayısının fazla olması önemli değil, asıl önemli olan sadakattir. Gerçek bir arkadaş, senin arkandan seni savunandır.

Gerisi sadece dedikodudan ibarettir…”

*- CEHALET BAĞIRIR

Sokakta birisi Sokrates'e hakaret etmiş, bir de tekme atmış.

Sokrates hiç aldırmadan yürüyüp gitmiş.

Durumu görenler niye bir tepki göstermediğini sormuşlar. O da;

‘Bir eşek beni ısırsa onu dava mı etmeliyim sizce?’ demiş.

Mesele, tüm tartışmaları ve argümanları kazanmakla ilgili değildir, mesele enerjimizi hak edenleri seçmekle ilgilidir.

‘Cehalet bağırır, bilgelik susar!’

Birinin sadece hakaretler ve gürültü sunacak bir şeyi olduğunda, en güçlü tepki sessizliktir.

Sadece çatışma arayan birinin seviyesine inmeyin.

Gerçek zekâ kendini dayatmaya ihtiyaç duymaz, sadece parıldar.

*- İKİ MADDE DE BENDEN

Neredeyse tüm siyasiler gibi birçok vatandaşın elinde Anayasa kitapçığımız var.

Herkes kendine göre bir maddeyi ele alıyor ve haykırıyor.

Ben de iki maddeyi paylaşmak istiyorum yaz gelirken;

Anayasa'nın 43. Maddesine göre: Kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.

Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada kamu yararı gözetilir

Anayasa’nın 56. maddesine göre; Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.

*- ŞEHİR EFSANESİ DOĞURDU

Galata Kulesi, İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde, Galata semtinde yer alan tarihi bir kuledir.

İlk olarak Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 528 yılında ahşap bir fener kulesi olarak yaptırıldı.

Ancak yangınlar ve depremlerle zarar gördüğü için 1348 yılında Cenevizliler tarafından taş kullanılarak yeniden inşa edildi.

Yaklaşık 67 metre yüksekliğindeki kule, İstanbul Boğazı ve Haliç manzarasına sahip, hem yerli hem de yabancı turistlerin ilgisini çeken bir yapı.

Tarih boyunca gözlem kulesi, yangın gözetleme noktası ve hapishane gibi farklı amaçlarla kullanıldı.

Günümüzde, restoran, kafeterya ve müze olarak hizmet vermekte, ziyaretçilere İstanbul'un panoramik manzarasını sunuyor.

Kule ayrıca Hazerfen Ahmet Çelebi'nin efsanevi uçuşu ile de ünlüdür.

İstanbul'un simgelerinden biri olan Galata Kulesi, sadece mimarisiyle değil, çevresindeki tarihî dokusuyla da dikkat çeker. 14. yüzyılda

Cenevizliler tarafından inşa edilen bu kule, uzun yıllar boyunca farklı kültürlerin ve halkların etkileşimiyle şekillendi.

*- ÇEŞİTLİ İNANIŞLAR VARDI

Galata Kulesi'nin etrafı bir zamanlar mezarlıklarla çevrilmişti.

Osmanlı döneminde bu mezarlıklar, hem İstanbul'un toplumsal yapısının bir parçasıydı hem de yerel halk arasında çeşitli efsanelerin ortaya çıkmasına neden oldu.

Galata'daki mezarlıkların kaldırılmasının ardından, bölgeye dair pek çok halk hikayesi ve şehir efsanesi ortaya çıktı.

Bazılarına göre, mezar taşları yerinden söküldükten sonra bölge halkı, bu alanda farklı ve tuhaf olaylar yaşandığını anlatır oldu.

Galata çevresindeki eski mezarlıklar zamanla mistik bir havaya büründü ve burada meydana gelen garip olaylar, bölgenin efsanevi geçmişini pekiştirdi.

Ünlü kişilerin mezarlarının bulunduğu bu bölge, bazen halk arasında kutsal kabul edilirken, bazen de savaş yıllarının izlerini taşıyan asker mezarlarıyla ilişkilendirildi.

Bu mezarlıklar, yalnızca tarihsel değil, aynı zamanda duygusal bir bağlamda da önemli bir yer tutuyordu.

Galata Kulesi, zaman içinde pek çok trajik olayın, kayıpların ve zor zamanların izlerini taşıyan bir alan olarak anılmaya başlandı.

Bu, kulenin ve çevresindeki mezarlıkların, insan yaşamının sınırları ve geçmişin etkisiyle şekillenen bir yer olarak algılanmasına neden oldu.

*-  İZMİR TARİHİNİN EN BÜYÜK MİTİNGİ

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay,  21’inci Olağanüstü CHP Kurultayı’na katıldı.

Tugay, kurultayın ardından mücadeleyi daha da büyüteceklerini belirterek 19 Mayıs’ta İzmir tarihinin en büyük mitingini yapacaklarını söyledi.

Tugay, ‘İzmir’deki mitingde hem 19 Mayıs’ı kutlayacağız, hem de toplumdaki demokrasi ve özgürlüklerle ilgili talebi dile getireceğiz’ dedi. 

*- “İZMİR GÖZDEN UZAK KALDI

Tutuklanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu için İzmir’de 19 Mayıs’ta büyük bir miting yapılacağını da söyleyen Tugay, “İzmir’in tarihindeki en büyük mitingi yapacağız. İzmir ve çevresinde yaşayan tüm duyarlı vatandaşlarımızın katılımıyla bunu başaracağız. İzmir’deki miting, her hafta başka bir büyük şehirde yapılacak miting dizisinin son buluşması, yani final olacak.

İzmir’de bu dönemde muhalif tavır çok güçlüydü.

Kamuoyunda veya medyada daha çok İstanbul ve Saraçhane vardı. İzmir biraz gözden uzak kaldı.

Ama biz yaşayarak gördük ki her yaş grubundan insanın, her türlü örgütlü yapının sokakta itiraz içerisinde olduğu bir süreç yaşandı.

Şu anda güçlü bir şekilde o muhalif duygu devam ediyor.

Ege Bölgesi, duyarlılıkları biraz daha fazla bir bölgedir.

İzmir’de yapılan miting bunların hepsini kamuoyuna yansıtacak güçlü bir miting olacak.

Bize düşen görev bunu en iyi şekilde organize etmek.

İzmir’deki mitingde hem 19 Mayıs’ı kutlayacağız, hem de toplumdaki demokrasi ve özgürlüklerle ilgili talebi dile getirmeye çalışacağız” dedi. 

*- TÜRKİYE NÜFUSUNU GEÇTİ

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın seçim sürecinde sözünü verdiği toplu ulaşımda ilk binişten itibaren 90 dakika süresince ücretsiz aktarma yapılmasına imkan tanıyan sistem uygulamanın başladığı 22 Temmuz 2024’ten bu yana 88 milyon yolcu tarafından kullanılarak Türkiye nüfusunu geçti.

Uygulama sayesinde 465 milyon lira İzmirlinin cebinde kaldı.

*- YARI YARIYA

Fransa’dan bir olay...

Bıldırcın ezmesi üreten bir firmaya denetim elemanları gelmiş...

Ürünleri kontrol ediyorlar...

Ürünün içinde çok at eti, çok az bıldırcın bulmuşlar...

Zabıt tutarlarken söylenmeye başlamışlar.

Firma sahibi:

‘Biz etikette yazıyoruz’, demiş, ‘bıldırcın ile at etini karıştırıyoruz...’

‘Ne oranda karıştırıyorsunuz?’

‘Yüzde 50 yüzde 50...’

‘Nasıl yani?’

‘Bir bıldırcın bir at, bir bıldırcın bir at...’

Sonuç mu?

Uyanıklar her yerde var.

Türkiye’de de, Fransa’da da, Amerika’da da…

Güven mi?

İşte ortada…

*- 2’NCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASI

Hayvan davranışları üzerine çalışan (Etolojist) John B. Calhoun, 2. Dünya Savaşı sonrasında artan nüfusun oluşturacağı etkileri araştırmak için bir deney tasarlar.

Hayvan davranışları üzerine çalışan Calhoun 1947’de Norveç sıçanları ile 28 aylık bir deney yapar.

930 m2’lik bir dış ortamda 28 aylık bir süreçte 5 dişi ile 5000 fare üreyebileceğini ön gören Calhoun, yaptığı deneyde populasyonun asla 200’ü geçmediğini ve genel olarak 150 düzeyinde sabitlendiğini buldu, dahası fareler belirlenen alanda rastgele dağılmamışlardı, yaklaşık bir düzinelik gruplarda 12-13 yerel koloni halinde örgütlendiklerini fark etti ve bir düzine fareden daha fazlasının bir arada olmasının stres ve psikolojik etkiler ile grubu ‘parçalama güçleri’ olarak işlev gördüğünü belirtti.

*- DENEYE DEVAM

Daha sonra deneyin kalibresini arttırarak, bir çiftliğin 2. katında sınırsız yiyecek/içecek, avcı tehlikesini ortadan kaldırarak sonsuz kaynaklar oluşturarak gözleme devam ediyor.

Bu deneylerdeki tek sorun yaşama alanı/yer miktarındaki sınırlılık.

Deneyler tekrarlanıyor ve her seferinde fare popülasyonu hızla arttıktan sonra nüfus bir noktada sabitleniyor.

Bu sabitlenme sürecinde farelerde olağandışı davranışlar görülmeye başlıyor ve ardından tüm koloni yok olana kadar bu durum devam ediyor. Yapılan deneyler birbirini takip ediyor ve Calhoun’un en ünlü deneyi olan Evren 25 (Universe 25) gerçekleşiyor.

*-  YAPILAN HAZIRLIKLAR

Tüm bu tekrarlanan deneylerin ardından, Calhoun'un en ünlü deneyi olan Universe 25 (25. Evren) başlıyor.

Calhoun yaptığı bu ünlü deneyde daha önceki tecrübeleri ile kusursuz bir fare ütopyası yaratıyor.

2.5 metrekarelik alanlarda 90 cm yüksekliğinde duvar ile çevrili bir alan kuruyor.

Her duvardan 50 cm yüksekliğe çıkan duvara birleşik 16 tünel ve 4 adet oda mevcut.

Yani duvar başına 64, toplamda ise 256 oda kuruluyor.

Yapılan odalar fareler için geniş ve ferah olmasının yanı sıra, diğer deneylerindeki gibi eksiksiz kaynaklar (sınırsız yiyecek/su ve yuva yapma materyalleri), avcı tehlikesinin olmaması, sağlık problemlerinin (hastalıkların) hızlıca çözülmesi planlanarak, fare toplumunu tamamen ütopik bir ortamda gelişmesi sağlanıyor.

*- İLK 104 GÜNDE

Bu ütopyaya 4 dişi ve 4 erkek fare bırakılıyor. Isı fareler için optimal olması için 20°C’ye sabitleniyor.

Su ve yiyecek miktarlarının azalmasına bile müsaade edilmiyor.

‘İlk evre’ olarak adlandırılan ilk 104 günde farelerin ortama alışma süreci başlıyor.

Bu süreçte fareler yaşama alanlarını belirliyor yuvalarını düzenliyor.

*- BİR BAŞKA EVRE

‘Patlama Evresi’ ise ilk evreyi takiben beklenildiği üzere hızlı bir nüfus artışı ile karakterize edilmiş.

Nüfus her 60 günde 2 katına çıkıyor ve 315. günde nüfus 600’ü buluyor. Bu sürece kadar herhangi bir sorun gözlenmemekle beraber bazı bölgelerde diğerlerine göre daha fazla yemek yendiği ve bazı odalarda daha fazla fare barındığı görülüyor.

Hatta bazı odalarda tasarlanan kapasitenin üzerinde fare barınırken, diğer odaların boş olduğu yada yarı dolu olduğu not edilmiş.

Fareler genellikle kendi başlarına yemek yemedikleri gözlenmiş.

Tüm alanlar birbirinin aynısı iken, bazı odaların yoğunluğu ve beraber yemek yeme sürecinin, sosyalleşme ihtiyacı ile ilgili olduğu düşünülüyor.

*-  ÖNCE ÜÇ KATA ÇIKTILAR

‘Duraklama Evresi’ olarak adlandırılan 3. evrede yeni jenerasyon farelerin sosyalleşme sürecinin azaldığı gözleniyor.

Bölgelerdeki kalabalık sayısının artmasının nüfusu sosyal açıdan kötü etkilediği hatta sosyal açıdan gelişmeyen farelerin sayısının, sosyal farelerin sayısının 3 katına çıktığı görülüyor.

315. günden sonra kalabalık toplumda kendilerine rol bulamayan erkek fareler amaçsızlaşmaya başlıyor ve kendi alanlarını yada dişileri korumadan ana alanda dolaşıp beslenmiyor ve birbirlerine saldırıyorlar. Bu erkek fareler cinsiyet yada yakınlık gözetmeksizin diğer farelere tecavüz edip saldırıyor ve şiddete maruz kalan diğer fareler ise karşılık vermeyip daha fazla şiddet ile karşılaşıyorlar.

Bu kanlı kavgaların sonu kanibalistik şekilde bitiyor.

Dişi farelerde de agresif hareketler görülmeye başlıyor ve kendi çocuklarını bırakıp unutuyor hatta kendi çocuklarına saldırmaya başlıyor.

*- 560 GÜNDEN SONRA

‘Ölüm Evresi’ olarak tanımlanan son süreç ise 560. günlerde başlıyor.

Bu dönemde nüfus artışı sıfırlanıyor ve bebek ölüm oranlarının %90’ın üzerinde olduğu görülüyor.

Tüm bu karmaşa ve vahşetin içerisinde ilginç bir fenomen oluşuyor. Yeni jenerasyon farelerde garip davranışlar gözleniyor.

Güzeller olarak adlandırılan bu nesil çiftleşme, kur yapma, çocuk yetiştirme gibi davranışları sergilemiyor.

Toplumdan soyut halde merkezden uzakta yaşıyor, kavgadan kaçınıyor ve çiftleşmiyorlar.

Bütün gün yemek yiyip, kendilerini temizleyip uyuyan bu jenerasyon güzel ve sağlıklı bir görünüme sahipler.

*- GÜZELLER DÖNEMİ

Calhoun bu güzel ve sağlıklı görünümlerin sadece dışta olduğunu ve doğalda olması gereken davranışları sergilemediklerini belirtmiş. Toplumu ilerletmek için aktiviteleri olmayan ‘Güzeller’ döneminin farelerin ilk ölümü olarak adlandırılıyor.

Farelerin çiftleşme ve iletişim kurma davranışlarının sonlanması ile nüfus artışı tamamen duruyor ve son doğum 920. günde gerçekleşiyor.

Bu günde nüfus 2200 ile zirve noktasına ulaşıyor.

Oluşturulan deney alanının kapasitesinin daha fazla olmasına rağmen fare çoğunluğunun hala heterojen olarak dağılması nedenli mevcut fareler kalabalık içerisinde yaşamaya devam ediyor.

Ölüm oranının fazla ve doğumların az olması ile nüfus miktarı hızla azalmaya başlıyor.

Deneyin ilginç taraflarından biride Calhoun’un bu çöküş evresinde güzeller olarak adlandırdığı gruptan fareleri deneyden ayırarak yeni bir ortama yerleştiriyor.

Bu evrende de yer sıkıntısı yok ve kaynaklar sınırsız.

Evren 25’ten ayrılan bu farelerin yeni ortamı keşfe çıkacakları ve bulundukları garip ruhsal durumdan sıyrılarak yeni koloni oluşturacakları düşünülürken sonuçlar beklendiği gibi olmuyor.

Güzeller bu yeni ekosistemde de sosyal iletişime girmiyor, üremekten kaçınıyor ve bu küçük grup doğum olmadan yaşlılıktan ölüyorlar.

*- SU GÖTÜRMEZ GERÇEK

Bir toplum nasıl yok olabilir?

Universe 25 deneyi - Hekimce Bakış

Deneydeki nüfus zaman grafiği

Toplum nüfusunun artışı ile oluşan kalabalıkta gelişen bu garip davranışlar ‘Davranışsal Çöküş’ (Behavioral Sink) olarak adlandırılıyor.

Her ne kadar fare ütopyasındaki davranışsal paternlerin insanlar içinde birebir aynı olmayacağını söylenebilirse de, bu çalışmadan çıkartılabilecek çok ilginç gözlemler olduğu su götürmez bir gerçek.

İyi ki farelerin yerine bizleri böyle deneye tabii tutmazlar…

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 367

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 220

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 374

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...