HER SÖYLENENE ŞÜPHE İLE YAKLAŞMAK
Köşe Yazısı

HER SÖYLENENE ŞÜPHE İLE YAKLAŞMAK

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
21 Jan 2026 12 dk okuma 178

*- ‘BİLMİYORUM!’ DE BE ADAM! Hava buz gibi! Bir emekçi kardeşimiz, yenilenen bir iş yerinde yerleri süpürüyor. Vasıfsız bir işçi herhalde… Aradığım adresi sordum… Önce anlamadı yakınlaştı… Tekrarladım…

Tarifine göre 3-4 kilometre geriye, yani geldiğim noktaya geri dönmem lazımdı.

‘İyi biliyor musun?’ diye sorduktan sonra, ‘O taraftan geliyorum!’ deyince, ‘Ben orada biliyordum, belki kapanmış ya da taşınmıştır!’ yanıtını verdi.

Teşekkür edip, geriye döndüm…

Diyeceksiniz ‘Ne var bunda?’

Çok şey var!

Şöyle;

Sorduğum adres, 50 metre ileride idi…

Arada bir veya iki işyeri…

Üstelik yıllardır aynı yerdeymiş…

Bu emekçi kardeşime, üstelik konuşma sırasında, ‘Biliyor musun, bilmiyorsan kendini, kafanı yorma!’ demiştim…

Benim hem zamanımı çaldı, hem de uzun süre dolaşmamı ve bir bilene soruncaya kadar epey yol kat etmemi…

Bu tür yanlış adres gösterenlere çok rastladım…

Daha önce yazmıştım:

Bir reklam servisinde çalışan bu nedenle kadın haliyle Türkiye’yi gezen bir iş arkadaşım, ‘Emekli olunca adres bilmeyip, yanlış yerlere gönderenleri kitap haline getireceğim!’ demişti.

Söylediği şuydu:

‘İnsanlarımız tarif etmeyi bilmiyor!’

Örnekleri anlatmıştı…

Hep söylerim:

‘Biliyorum- Bilmiyorum’

Ve,

‘Evet – hayır!’

Sözcüklerini kullanmasını bilmiyoruz…

*- EKSİK ANLATI

“Biz Rumeliyiz Platformu” uzun süredir takip edemedim.

Doğan Prepol, “Osmanlı Elit Mirası ve Balkan Devletlerinin Doğuşu” yazısı ile anımsattı.

Makale uzun, “Osmanlı Elit Mirası ve Balkan Devletlerinin Doğuşu,

İmparatorluk İçinde Yetişen Kadrolardan Ulus-Devletlere…” ele alınmış.

İlgili ve meraklısı çok fazla olduğunu biliyorum:

Daha fazla bekletmeden konuyu paylaşayım:

“Balkan devletlerinin 19. ve 20. yüzyıllarda ortaya çıkışı çoğu zaman yalnızca milliyetçilik, ayaklanmalar ve dış müdahaleler üzerinden açıklanır.

Oysa bu anlatı eksiktir.

Daha derin bir süreklilik dikkate alındığında, Balkan ulus-devletlerinin önemli bir bölümünün, Osmanlı İmparatorluğu’nun yetiştirdiği elit kadrolar, idari pratikler ve siyasal kültür üzerinden şekillendiği görülür.

Bu bölümün temel tezi şudur:

Osmanlı, Balkan halklarını yalnızca yönetmedi; onları modern devlet kurabilecek elitler hâline getirdi.

1. Osmanlı Elit Sistemi: Eritici Değil, Yetiştirici

Ottoman Empire, Roma’dan farklı olarak, fethettiği coğrafyalarda yerel insan unsurunu tamamen eritmeye dayalı bir model uygulamadı.

Aksine:

Yerel unsurları askerî ve idarî sistemin içine aldı.

Devlet yönetimini pratik üzerinden öğretti.

Etnik kökeni değil, sadaklat ve liyakati esas aldı.

Bu durum özelikle Balkanlar’da belirgindi.

Osmanlı elit üretim mekanizmaları şöyle;

Devşirme sistemi, Enderun eğitimi, Eyalet ve sancak idaresi, Askerî hiyerarşi (kapıkulu, seraskerlik)…

Bu sistem, Balkan kökenli bireylere, vergi toplama, asker sevk ve idaresi, hukuk uygulaması, diplomatik temsil gibi devletin çekirdek fonksiyonlarını fiilen öğretmiştir.

2. Arnavutlar: Elit Sürekliliğinin En Açık Örneği

Albania ve Kosovo örneği, Osmanlı elit mirasının en açık biçimde izlenebildiği alanlardan biridir.

Arnavut kökenli sadrazamlar (özellikle Köprülü ailesi), Paşalar, beylerbeyleri, seraskerler, Yerel ayan ve derebeyleri…

Bu yapı sayesinde Arnavut toplumu: devleti dışarıdan gözlemleyen değil, içinden işleten bir konumda bulunmuştur.

Bu nedenle 1912’de Arnavutluk’un ortaya çıkışı, “ilk devlet” değil,

Osmanlı sonrası bir devam halkasıdır.

3. Diğer Balkan Devletleriyle Karşılaştırma;

Sırbistan, Serbia

Osmanlı döneminde: knezlikler, yerel vergi ve askerî düzen yy’da:

Osmanlı idari yapısının yerelleştirilmiş versiyonu ile devletleşme

Yunanistan, Greece, Fenerli Rumlar: diplomasi, maliye, tercümanlık (dragomanlık), Modern Yunan devletinin: ilk bürokrasisi bu kadrolardan türedi…

Bulgaristan- Bulgaria, Kilise ve cemaat idaresi, Osmanlı’nın tanıdığı idarî özerklik, 1878 sonrası devlet yapısına dönüşüm

Görüldüğü gibi Balkan devletleri: Osmanlı’ya rağmen değil, büyük ölçüde Osmanlı’nın içinde pişerek ortaya çıkmıştır.

4. Roma Sonrası ile Osmanlı Sonrası Arasındaki Kritik Fark, Roman Empire sonrası Balkanlar:

Yerel elitler çözülmüş, Yönetim bilgisi aktarılmamış, Devlet kurabilecek kadro kalmamıştı, Osmanlı sonrası Balkanlar ise: Yerel elitlere sahipti, Devlet pratiğini biliyordu, Uluslararası sistemle temas hâlindeydi

Bu nedenle:

Roma sonrası Balkanlar siyasî boşluğa düştü;

Osmanlı sonrası Balkanlar siyasî süreklilik üretti.

5. Osmanlı Elit Mirasının Modern Devlete Etkileri

Osmanlı mirası, Balkan devletlerine şu unsurları bıraktı:

Merkeziyetçilik anlayışı, Güçlü yürütme geleneği, Asker-siyaset ilişkisi,

Bürokratik devlet algısı, Bu miras, modern Balkan devletlerinin:

güçlü ama kırılgan, merkezci ama çoğu zaman otoriter yapılarını da açıklamaktadır.

6. Sonuç: İmparatorluk Okulu Olarak Osmanlı

Osmanlı İmparatorluğu, Balkanlar için yalnızca bir “yabancı egemenlik” değil, aynı zamanda bir siyasal okul işlevi görmüştür.

Bu nedenle şu tespit yapılabilir: Osmanlı, Balkan halklarına devlet kurma fikrini değil; devlet kurma becerisini miras bıraktı. Bu miras olmasaydı:

Arnavutluk, Sırbistan, Yunanistan, Bulgaristan gibi devletlerin ortaya çıkışı daha geç, daha kırılgan ve daha kaotik olacaktı…

*- SINIR KOYMAK

Yaşamımızda bir ‘paradoks!’ var;

Şöyle;

“Herkesi memnun etmeye çalışan kişi, aslında kimseyle gerçek bir bağ kuramıyor!’

İlginç değil mi?

Daha doğrusu, Bertay Fişekçi’nin ‘Nasıl mı?’sorusuna yanıt vereyim:

“Sürekli ‘evet’ dediğinizde, sürekli uyum sağladığınızda, sürekli kendinizi ikinci plana attığınızda... Karşınızdaki kişi sizin gerçekte ne istediğinizi asla öğrenemiyor.

Ve öğrenemediği için sizi anlama ve size cevap verme şansı da olmuyor.

Yıllarca biri için fedakârlık yapıyorsunuz.

Planları siz ayarlıyorsunuz, programları siz organize ediyor, tavizleri siz veriyorsunuz.

Kimse fark etmiyor, kimse karşılık vermiyor.

İş yerinde de benzer durumlar söz konusu olabiliyor.

Ekip üyeleri geç kaldığında sorunu çözen genelde siz oluyorsunuz.

Ama desteğe ihtiyacınız olduğunda kimseyi yanınızda bulamıyorsunuz…”

Eminim bu konuda çok insanımız var…

Bire bir ya da aile toplantılarında, kahvede, işyerinizde bu konu mutlaka açılır, konuşulur.

Devam edelim, ustaya kulak verelim:

*- KIZGINLIK BİRİKİNCE

Bertay Fişekçi, yaşamımızdaki ‘Paradoks’ un şöyle yanıtlıyor:

“Bir arkadaşınız veya partneriniz sınırınızı aşıyor.

‘O kadar da önemli değil!’ diyorsunuz.

Kızgınlık birikiyor, birikiyor, birikiyor...

Sonunda ya patlıyorsunuz ya da sessizce ilişkiden çekiliyorsunuz.

Ama;

Herkes size alışıyor.

‘Her işi ona verebiliriz.’

“O hayır demez.’

‘O halleder.’

Güvenilir kişi oluyorsunuz.

Ama kimse şunu fark etmiyor:

Yüzeyin altında sessiz bir kızgınlık biriktiriyorsunuz.

Söylenmemiş ihtiyaçlarınız halının altında kalıyor.

Sınırlarınız görmezden geliniyor.

Ve en acı kısmı şu:

Siz hiç söylemediğiniz için, karşı taraf sizi incittiğinin farkında bile olmayabiliyor.

Onlara kızıyorsunuz ama onlar sizin neye kızdığınızı bilmiyor.

İnsanları kendinize yaklaştırmak için her şeye evet diyorsunuz.

Ama aslında görünmez bir duvar örüyorsunuz.

Peki ‘sınır koyunca ne olur?’

*- DÜRÜSTLÜK GÜVENİ DERİNLEŞTİRİR

Çoğumuz sınır koymanın ilişkiyi zayıflatacağını düşünüyoruz.

‘Hayır dersem kırılır’,

‘Sınır koyarsam beni sevmez!’,

‘İhtiyacımı söylersem bencil görünürüm!’ diye yanlış düşünürüz.

Ama tam tersi doğru.

Net sınırlar, karşılıklı saygı yaratır.

Dürüstlük, güveni derinleştirir.

İhtiyaçlarınızı söylemek, karşı tarafa sizi tanıma şansı verir.

Düşünün:

Hiçbir zaman gerçek düşüncelerinizi söylemediğiniz biriyle ne kadar yakın olabilirsiniz?

Hep ‘iyi, sorun yok, hallederim’ dediğiniz bir ilişki ne kadar derin olabilir?

*- Sınır Koymak

Tam tersine, sınır koymak ilişkiye saygı göstermektir.

‘Seni önemsiyorum, bu yüzden dürüst olmam gerekiyor.’

‘Bu ilişkinin sürmesini istiyorum, bu yüzden neyi kaldırıp neyi kaldıramayacağımı söylemeliyim.’

‘Sana kızmak istemiyorum, bu yüzden beklentilerimi baştan söylüyorum.’

Sınır koymak, ilişkiyi bitirmek değil - ilişkiyi kurtarmak.

Memnun etme delisinden kurtulanların hayatı

Bir an için hayal edin:

Başkalarına gerçekten yardım ediyorsunuz - ama tükenmeden. Zorunluluktan değil, seçerek veriyorsunuz.

Ne zaman ‘evet’ ne zaman ‘hayır’ diyeceğinizi biliyorsunuz.

İhtiyaçlarınızı suçluluk duymadan, korkmadan ifade ediyorsunuz. İlişkileriniz zayıflamıyor, aksine derinleşiyor.

Çünkü etkileşimleriniz artık dürüst ve samimi.

Özgüveniniz artıyor.

Stres azalıyor.

İlişkilerde gerçekten kendiniz olabiliyorsunuz.

Artık sessiz kızgınlık yok.

Söylenmemiş beklentiler yok.

‘Keşke söyleseydim’, pişmanlıkları yok.

Bu hayal değil.

Memnun etme delisi döngüsünü kıran herkes için mümkün.

Nereden Başlamalı?

Büyük adımlar gerekmez. Küçük adımlarla başlayın.

Kendinize şu soruları sorun:

Hangi ilişkimde sürekli ben veriyorum?

Kime karşı söylemediğim bir kızgınlık biriktiriyorum?

Hangi küçük sınırı koyarak başlayabilirim?

Bir ‘hayır’ ile başlayın.

Küçük bir ‘bunu yapamam’ ile.

Basit bir ‘bu benim için uygun değil’ ile.

Her küçük adım, döngüyü kırmaya başlar.

Sınır koymak ilişkiyi bozmaz.

Asıl sınır koyamamak,  o bozar!..

*- ALDI BAŞINI GİDİYOR

Altından söz edeceğim.

Televizyon reklamlarında ‘keyif’ ve ‘Sürüşten’ söz eden Japon otomobillerin Bornova yolu üzerindeki tanıtım galerisine gittim.

Sütlü kahvemi de elime alarak bir müşterinin yananı oturdum.

1952 yılından bu yana Çiğli’ye yerleşmiş ailesi.

Öncesi Manisa ve Balkanlar…

Aile mesleği ise ‘Kuyumculuk!’

Çiğli’nin yerlisi Münir Yağcı’yı tanıyıp tanımadığını sordum.

Münir Yağcı’nın ‘Beyez eşya’ mekanı ile kendilerinin ‘Kuyumcu’ mekamlarının yan yana olduğunu söyleyince, konu ‘Altın’ fiyatlarındaki astronomik artışa geldi.

Piyasa söylentilerini anlattı, ‘Birikintisi olanın altına yatırım yapmasını’ söyledi.

Rakamlar verdi…

Söylediklerine şüphe ile karşılık verdim. ’Okuyucularımın arasından riski göze alanlar çıkar da ya eldeki avuçtakini kaybederse!’ deyince, ‘Bana inanmayan, ekonomistlere danışsın!’ dedi.

Çok ciddi anlattı, altın piyasasını ve önümüzdeki zamanda olması beklenenleri

İlk etap olarak aileden kuyumcu bu genç önce Şubat ayı artışlarını anlatmıştı.

Beklemeye değer mi?

Biraz birikimi olan acaba bu karar yükselen altına güvenip kuyumcuya gitse mi?

Orta da kaldım…

Acaba iyilik yapmaya çalışırken, bazı okuyuculanıma zarar mı vereceğim, yoksa geçen gün, ağzı kulaklarına varan altın zengini temizli işçisi gibi keyif içinde kahvelerini mi höpürletecekler?

Bu arada patronların durumunu da özetleyeyim…

Yanımda bilgisayarım vardı.

Görevlilere ‘Wi-Fi’ nin şifresini sordum…

Birbirlerine attılar ve bir yetkili, ‘Bir aydır bozuk!’ dedi…

İnanan ekmek peynir gibi otomobil satan firmanın interneti yok…

Nasıl yapılmaz?

Patronların zihniyeti, ‘Biz sadece para sayarız, bir kuruş bile harcamayız!’ düşüncesi…

‘Siz bilgisayarları nasıl kullanıyorsunuz?’ diyecektim, vazgeçtim…

Dünya aldatmaca üstüne kurulmuş…

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...