HER SINAV GERÇEKLERİ GÖSTERİR
Köşe Yazısı

HER SINAV GERÇEKLERİ GÖSTERİR

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
15 Nov 2025 14 dk okuma 155

*- SOĞUK SU İÇMEYİN! “Tebrikler, 140 bin lira devlet tahvili almak için seçildiniz. Almak için tıklayın!?? Kısa ve öz bir mesaj… “Büyük mutluluk!!!?? değil mi? Hele bu zamanda? ‘Sakın ha!’ Bu kaçıncı uyarım! Bunlar büyük sahtekâr ve dolandırıcı…

Nedense bir türlü, internette, hemen karşımıza çıkan ve aldatanlar yakalanamıyor?

Bence bunlar için özel birimler kurulmalı, yakalarından, enselerinden yakalanmalı…

Bir süre önce emekli bir astsubay arkadaşım aramış, ‘Devletin ve özel sektörün neredeyse hepsi bu sahte petrol ofisi reklamına destek verir şekilde önemli konuşma yapıyorlar, paramı yatırayım mı?’ diye bana danışmıştı…

İlk yanıtım:

‘Sakın ha!’ olmuştu…

Bir dostumuz de, internette, bunlara nasıl parasını kaptırdığını, nasıl fare kapanı kurduklarını paylaşmıştı…

Ben yine de uyarıyorum;

Sakın ha!

Kimse kimseye bir kuruş vermez…

Reklamlara inanmayın…

Bunlar yasaların boşluklarından ve insanlarımızın iyi niyetlerinden istifade edip kuruşuna kadar alır, muhtaç hale getirirler…

Hangi kapıya çalarsanız çalın boş dönersiniz, ‘Bize mi sordunuz?’ derler.

Yaklaşık bir yıl kadar önce, bir aile dostum da bir başka şekilde internet sayesinde dolandırılmıştı!

Hesabının olduğu bankadan (!) gelen toplumsal bilgi şöyle idi:

‘Promosyondan, hesabınızda 20 lira kaldı, (Sadece yirmi lira) tıklayın, size verelim!’

Yani özeti bu işte!

Boş bulunup tıkladı…

Ne mi oldu?

Aklımda kaldığı kadarıyla, bir ömür sonucu birikimi olan 350 bin lira uçtu, gitti…

Bankadan tutun da, savcılıklara kadar eşiyle gitti, uğraştı!

Sonuçta, halkın da değişiyle bir bardak su içti!

*- SEN, SEN DEĞİLSİN!

Yakın zamanda Çeşme’den Foça’ya geçmeyi düşünen Karadeniz’in Kızı Volkan Özkır, ‘Günaydın’ dedikten sonra günün özsözünü paylaşmış:

“Tek kullanımlık olan hayatınızı, onu bunu memnun etmek için harcamayın!

Yazın bir kenara;

Kimseyi memnun edemezsiniz, bu hayatta…

Kışın ‘üşüdüm!’ diye şikâyet eden, yazın ‘yandım!’ diye feryat eden insanlardan bahsediyoruz.

Sizce memnun edebilir misiniz?

Güldürmeyin beni...

Olan gücünüzü kendinizi mutlu etmek için harcayın.

Her koşulda yanınızda o çabaladıklarınız değil, yine kendiniz olacaksınız...!

Sonra bir şey oluyor değişiyorsun,

Dünyaya, insana, eşyaya bakışın değişiyor.

Kelimeleri kısaltıyorsun, insana inanmayı azaltıyorsun, eşyaları sadeleştiriyorsun, kalabalıktan kaçıp, oluşturduğun minimal hayatı tercih ediyorsun.

Bir şeyler oluyor ve artık o eski sen olmuyorsun…”

Bu arada Çeşme’nin Kadın Belediye Başkanı Lal Denizli’nin kısa mesajını paylaşayım:

“Çeşme’mizin dört bir yanında güvenli ve konforlu yollar için çalışmaya devam ediyoruz….”

*- DERVİŞİN SÖZÜ

Benim için üretici insan çok değerli..

Herkes oturduğu yerden ahkam kesiyor!

Eline kalem alan da, kitap alan da yok!

Gazete satışları yerlerde sürünüyor.

Tabii kabahat kendilerinde, “Büyük menfaatlara alışan patronlar, yöneticiler nedeniyle.”

Yerel gazeteler ise her bayide yok!

Çünkü baskı arttıkça maliyet de artıyor…

Yaşamak için bir şeyler üretmeye çalışıyorlar…

Tamer Dursun şöyle diyor, paylaşımında:

"Yeter artık, bi salın bizi!..."

Birlikte okuyalım:

“Bir zamanlar çok sevdiğim ve değer verdiğim bir komşumuz vardı. Mahallemizin ağır abisi Adnan.

Adnan abi, iyi bir eş ve çocuklarının üstüne titreyen bir babaydı. Samatya'da, kendine ait, kıyıda köşede kalmış, üç beş masalı, mütevazi bir lokanta işletiyordu.

Adnan abi, lokantanın gideni geleni çok olmadığı için çok para kazanan biri değildi ama nedense, akrabaları, arkadaşları, komşuları ve mahalle, herkes ona ‘Ağa’ derdi.

*- LAKAP ALTINDA EZİLİYORDU

Sonra zamanla Adnan Abi’nin kendisine yapıştırılan bu ‘ağa’ lakabının altında ezildiğine, olmaz sıkıntılara girdiğine ve mutsuz bir adam olup çıktığına şahit oldum.

Çünkü ağa olmak, ağa sıfatını taşımak hiç de kolay değildi.

Meselâ, herkes düğünlere gidip takı takardı ama Adnan abi'nin taktığı takı bir ağaya yakışmalıydı.

O öyle sıradan bir şey takamazdı, ayıplanırdı.

Meselâ, yaz mevsimi gelip okullar kapandığında, bizim Adnan abi çoluğu çocuğu toplayıp, köyüne gitmeye kalksa, dünya masraf edip, bavulları tıka basa hediyeyle doldururdu.

Çünkü öbür türlü, köylü bir çuval laf eder ve ‘Vay, ağaya bakın hele, tutmuş, eli boş gelmiş.’ derdi.

Oturduğu masada hesabı ödeyen hep Adnan abi'ydi.

Borç isteyeni hiçbir zaman geri çevirmez, cebinde yoksa bile sağdan soldan ister, gene de hallederdi.

*- YAKASINI BIRAKMIYORDU

İlk kimin ağzından çıktı ve sonra nasıl oldu da, el alemin diline bulaştı bilmiyorum ama bildiğim tek şey, bizim Adnan abi'nin ağalıkta falan gözünün olmadığıydı.

Ona kalsa, evini çekip çevirsin, çocuklarını yetiştirsin, eşiyle iki muhabbet etsin, kendi yağında kavrulsun, yeterdi ama gelin görün kü, sorulmadan ve rızası alınmadan üstüne yapıştırılan ‘ağalık etiketi’ bir türlü Adnan abi'nin yakasını bırakmıyordu.

Hani, biraz cesaretini toplayıp, sesini çıkarabilseydi ‘Ya hu arkadaşlar, ben öyle sizin dediğiniz gibi ağa değilim ve olmak da istemiyorum.’ Di

yecekti ama diyemiyordu işte.

Belki de, insanları hayal kırıklığına uğratmaktan, üzmekten ya da küstürüp de kimsesiz kalmaktan korkuyordu.

*- SENİN NEYİNE?

Gel zaman git zaman, Adnan abi amansız bir hastalığa yakalandı ve yataklara düştü.

Yapılacak bir şey kalmamıştı, dükkânın kapısına kilit vuruldu ve eşyalar yok pahasına ona buna satıldı ve çok geçmeden Adnan abi son nefesini verip, dünyaya veda etti. 

Aile, elde avuçta ne varsa, onunla idare etmeye başlamıştı.

Gelip giden de kalmamıştı.

Her fırsatta Adnan Abi'nin kapısını çalanlar, borç isteyenler, evinde yiyip içenler, 'Sen bizim Adnan Ağamızsın, öl de ölelim.’ diye alkış tutanlar artık aileyi tanımaz olmuşlardı.

Hatta, oturup kalktıkları yerde ‘Adnan Abi iyi hoş adamdı

ama kazandığını çarçur etti, hep ona buna dağıttı, elinde tutmasını bilmedi.

Dağıttı da ne oldu?

Geride yoksulluk içinde bir aile bıraktı.

Çok yanlış yaptı çok.

Ağalık senin neyine.’ diyerek rahmetlinin arkasından konuştular.

*- KODLANMA!

O vakitler Adnan Abi'ye yapıştırılan ve benim bir türlü adını koyamadığım ‘ağalık etiketi’ aslında bir toplumsal bir kodlamadan başka bir şey değilmiş.

Ben bunu çok sonraları, mesleğe başlayınca anladım.

Yaşamımız boyunca birileri bizi kendi istek ve beklentilerine göre kodluyor ve çoğu zaman biz bu kodlamayı farkına bile varmıyoruz.

Diyelim, çocuksunuz, afacanlık yapacak yıllardasınız.

İçiniz kıpır kıpır.

Mümkün olsa, düz duvara tırmanacaksınız ama birileri çıkıp, “Ya bu çocuk ne kadar akıllı, uslu böyle. Oturuyor bir yere, annesi babası izin verene kadar da kalkmıyor. Aferin!” diyor.

Ve siz bunu duyduğunuz andan itibaren, artık yaramazlık yapmayacak bir çocuğa dönüşüveriyorsunuz.

Çünkü o andan itibaren kodlanmış oluyorsunuz.

En azından, bu sözü söyleyenleri hayal kırıklığına uğratmamak adına, mecbura akıllı, uslu oturmaya başlıyorsunuz.

*- BABALAR…

Ya da, çocukluğu geride bırakıp, genç kız olmuşsunuz.

Süslenmeler falan başlamış bile.

Mahallede, okulda, orada burada sizinle ilgilenen gençler...

İçinizi gıdıklayan, tıpkı filmlerdeki gibi bir aşkı yaşama isteği...

Ama tam bu zamanlarda, babanız, eve gelip giden misafirlere, “Benim kızım bir tanedir. Çok güvenirim ben ona. Ordunun içine girsin, yanlış yapmadan çıkar gelir.

Benim kızım babasını üzecek hiçbir şey yapmaz.“ diyor.

ve sizi kodluyor.

İşte, siz o sözlerden sonra, siz hiçbir gence yüz veremezsiniz, oturup da bir yerde çay içip, sohbet edemezsiniz, aşık olamazsınız.

Çünkü babanız sizin öyle bir kız olmadığınızı söylemiştir ve noktayı koymuştur.

*-

Belki de evlenmiş ve çoktan çocuk sahibi olmuşsunuz.

Eşiniz ve çocuklarınız olsa da, fırsat buldukça, kendinize zaman ayırıp, arkadaşlarınızla buluşmak ya da hobilerinize yönelmek istiyorsunuz. Çünkü siz iyi olursanız, rahat olursanız, ailenize de daha çok yararınız olur.

Siz bunları düşünürken, eş, dost, akraba herkes sizin ne kadar fedakâr bir eş ve bir baba olduğunuzu söylüyor.

Hatta çoğu sizin hakkınızda, “Helal olsun adama, kendini tamamen ailesine adamış.

Yediriyor, içmiyor içtiriyor, ne gezmesi ne tozması var." Diyor.

Ve o anda sizin eliniz kolunuz bağlanıyor.

Neden?

Çünkü size yapıştırılan etiket ağır bir sorumluluğu da beraber getirmiş oluyor.

“Aman kimseyi hayal kırıklığıına uğratmayayım." düşüncesiyle, onların çizdiği çember içinde dönüp dolaşarak yaşlanıyorsunuz.

*- HİÇBİRİNİ YAPAMAZSINIZ

Oysa, hafta sonu eşinizle anlaşıp, çocukları kaynanaya bırakarak bir yerlere gitmek istiyordunuz.

Sonra, fotoğraf çekmek, eski arkadaşlarla buluşup sohbet etmek ya da bir tekneye atlayıp, balık tutma hayalleriniz vardı.

Hiçbirini yapamazsınız.

Çünkü kodlandırıldınız bir kere.

Bu saatten sonra İstesIniz de, “Hayır ya hu, o kadar da uzun boylu değil. Tamam, ben her ne kadar eş ve baba olsam da, nihayetinde bir insanım. Benim de nefes almaya, sevdiğim işleri yapmaya, sevdiğim insanları görmeye ihtiyacım var.” diyemezsiniz.

*- DUYGUNUN ALTINDA

Ya da, kadınlar bir evde toplanmışsınız.

Sohbet, yeme, içme, eğlence derken, içlerinden biri çıkıp size, “Sen gerçekten çok iyi yürekli bir kadınsın, çok vicdanlısın. Bizden biri gelip, senden para istese, cebinde ne varsa çıkarıp verirsin. Gece uygunsuz bir zamanda kapını çalsak, bizi evine alır, dolabında ne var ne yok masaya döker, karnımızı doyurur, bize yatak açarsın.” der

ve siz, “Yok ya, ben senin o dediğin kadın değilim. Söylediğin kadar da iyi olduğum söylenemez ve olmak da istemiyorum.

Neden ben cebimdeki parayı, bilip bilmeden, her isteyene vereyim ve ben neden densizlik edip, gece yarısı kapımı çalana sofralar kurayım?” diyemezsiniz…

Bunun yerine, “Söylüyorlarsa, vardır bir bildikleri. Şimdi öyle değilim deyip de sıkıntı yaratmayayım.” diye düşünür ve susarsınız.

O günden sonra da, size yapıştırılan o ‘iyi’ etiketinin altında ezilir, kodlandığınız gibi davranmak zorunda kalırsınız.

Sonra, bir de, meselâ, sosyal medyada birileri çıkar,

‘Ay ne kadar da seksi bir kadınsın.’ der.

'Huhuhaaa... Çok komik paylaşımlar yapıyorsun.’ der.

-Sen bizim önderimizsin. Seninle gurur duyuyoruz.

-Muhteşem şiirler yazıyorsun...Şahane resimler yapıyorsun...

-Ay kocanla birlikte paylaştığınız videolara çok gülüyoruz.

-Hocam büyüksün., der ve siz oralara takılıp kalırsınız.

Çünkü artık kodlanmış ve kafese girmişsinizdir.

O günden sonra siz kendinizi

En seksi,

En önder,

En şair,

En ressam,

En komik

ve

En büyük

olmak zorunda hisseder ve bu duygunun altında ezim ezim ezilirsiniz.

*- ZİNDANIN MAHKÛMU

Evet dostlar, yaşamımız boyunca birileri hepimizi kodluyor ve biz bunu çoğu zaman farkına bile varmıyoruz.

Birileri, biz istemeden, bize sormadan, rızamızı almadan bize görevler yüklüyor, bizim hakkımızda yargılarda bulunuyor.

Birileri, haberimiz olmadan bizi kalıplara sokuyor ve bizden de kalıplara göre davranmamızı bekliyor ama biz bu beklentiyi yerine getirirken, mutlu muyuz değil miyiz, onunla zerre ilgilenmiyor.

Onların derdi sadece kendilerine göre insan tipi yaratmak.

Birileri bizi kodlayarak hayatımızı zindana çeviriyor ve biz, “Hayır, ben o dediğiniz insan değilim ve olmak da istemiyorum.” demeyi öğrenemediğiniz sürece, o zindanın mahkûmu oluyoruz.

*- RAST GELESİNİZ

Bu güzel ve harika yazının başında Tamer Dursun şöyle diyordu:

"Yeter artık, bi salın bizi!..."

Ve güzel, değerli, düşündürücü anlatım ve örneklemelerden sonra, bu noktaya ulaşıyor:

Devam edelim:

“Adnan abi gerçekten bir ağa değildi ve olmak da istememişti ama buna itiraz edecek gücü ve cesareti yoktu.

Biz öyle olmayalım.

Birileri, sırf işlerine yarıyoruz ve onların şablonlarına, kalıplarına uyuyoruz diye biz ‘iyi’ demesin ve biz de bu istemediğimiz bu yükler altında ezilmek zorunda kalmayalım.

Çok geç olmadan, üstümüze yapıştırılan/yakıştıırılan bu tür toplumsal etiketlere hayır demeyi öğrenmeliyiz.

Çünkü kodlanmalara karşı ‘hayır’ diyebilmek insanı özgürleştirir ve lütfen özgürlüğümüzü, birilerini hayal kırıklığına uğratmama, üzmeme, kırmama, küstürmeme adına, heder etmeyelim.

Kısacası, ‘Yeter artık, bi salsınlar bizi!’

Özünüze rast gelesiniz.

Sevgiyle....

*- GERÇEKLERİ GÖRMEK

Hayat bizi zorlar!

Ama bu zorluklar sayesinde öğreniriz:

Kimin aile, kimin dost olduğunu!

Kimin gerçekten yanımızda durduğunu,

Kimin karşımızda yer aldığını.

Her sınav aslında bize kimlerin gerçek olduğunu gösterir…

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...