Köşe Yazısı

HELAL SÜT EMMİŞ

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
03 Jun 2026 7 dk okuma 103
*- ÖZ İSTANBULLU’NUN KALEMİNDEN İZMİR   30 Ekim’de ‘İzmir Depremi’nin yıldönümüydü. Yaşananları yazmıştım. Şimdi Tayfun Süle bir paylaşım yapmış, İstanbullu arkadaşı Emre Dölcel’den… Ben de ‘bayıldım’, İzmir depremi sonrası Emre Dölcel' in kaleminden anlatıma. Lafı uzatmadan paylaşayım: ‘İstanbul doğumluyum. Dededen İstanbullu, ‘İstanbul'un yerlilerinden’ dedikleri... Hep gurur duydum bununla, sanki marifetmiş gibi... Kızardım İzmir âşıklarına! Abartı bulurdum o İzmir 'şakşak’ çılığını. ‘Ne alakası var?’ derdim hep... ‘Ne farkı var İzmir’in?’ diye düşünürdüm.   *- TANIMAYA BAŞLAYINCA   Sonra İzmir’i tanımaya başladım. Derken İzmirlileri... Çok güzellerdi. Hâlâ çok güzeller. Harbi, özgür, açık sözlü, umursamaz. Sonra bana ‘söğüş’ yedirdi canım ‘İzmirli…’ Usta, o nedir ya? Ben o söğüş için bile yaşarım İzmir’de...   *- HAS İZMİRLİ İLE   Sonra bir 10 Kasım'da İzmir’e gittim... Yanımda ‘has!’ bir İzmirli ile. O neydi? O nasıl bir saygı, o nasıl bir anma, o nasıl bir düzen? O nasıl bir sevgiydi?.. Yine de bir ‘hadi canım, o kadar da değil’ durumum oldu...   *- ‘GÖZLERİM DOLDU!’   İzmir sallandı... Hem de ne sallanma... Ölenler, enkaz altında kalanlar, evsiz kalanlar... Bir yandan yüreğimi burkan acı, bir yandan endişe, bir yandan da ‘Şimdi ne yapacak bu insanlar?’ sorusu... Derken Instagram da bir paylaşım gördüm; ‘İzmir'deki oteller odalarını depremzedelere tesis etmeye başladı.’ ‘Aferin be!’ dedim... Sonra tüm toplu taşıma ücretsiz oldu. İnsanlar paylaşım yapmaya başladılar; 'Wİ Fİ şifremizi kaldırdık, dilediğiniz gibi kullanın’ diye... Gözlerim dolu, titreyerek okuyorum...   *- İKRAMLAR İKRAMLAR…   Restoranlar, kafeler... ‘Gelin hadi, sabaha kadar sizinleyiz, sıcak çorba ikramımız, birlikte olalım bu gece, misafirimizsiniz!’ Bir arkadaşım yazmış; ‘evim küçük, olsun, gelin, çay demleriz, birlikte otururuz’ diye davet ediyor bir depremzede aileyi... Çadırlar kuruldu... Tanrım... O da ne?? Etrafta yaşayan evlerden insanlar sıcak yemekler, çaylar, çorbalar yapıp getiriyor... Birden İstanbul Atatürk Havaalanı'ndaki patlamada kaçışan insanları taksisine almak için 100 dolar isteyen o taksiciyi hatırladım... Komşu apartmandan bir kadın, depremzedeye ‘merak etme, biz buradayız!’ diyordu... İzmir’in dağlarında çiçek açıyormuş gerçekten. Anladım.’ İzmir’in yerlisi olarak ben de, ‘Yüreğine sağlık Emre!’ diyorum…   *- ZAMANIMIZ HEBA OLUYOR   Asuman Güreşçi’nin acı itirafı; ‘Yanlış yönlendirmelerle bir günümü heba ettiler!’ Dordu tespit ve teşhis… İstisnasız hepimizin bu ‘Yanlış yönlendirmeler’ yüzünden yıllık kayıpları herhalde en az bir ayın yarısını geçiyordur. Bunun en güzel örneklerinden birini de, ‘Mermerci’ olarak tanıtacağım Filiz Kasapoğlu’dan duymuştum. Mermer sektörünün takipçisi Filiz Kasapoğlu Avrupa’daki fuarları bile size anlatsın. Bir gün aynen ‘Konserveci’ Asuman Güreşçi gibi bir soruna değinmişti. ‘Yurdun gitmedim yeri yok, ama şunu öğrendim, neredeyse hiç kimse bildiği adresi bile tarif edemiyor. Kayıp zamanımın hesabını bile çıkaramamam, bu tipler yüzünden!’ Zaten ‘bir dört sözcüğü kullanamıyoruz!’ Birincisi, ‘Evet ve hayır!’ İkincisi;  ‘Biliyorum- Bilmiyorum!’   *- 50 METRE YERİNE GÜN BOYU DOLAŞTIK   Bunun örneğini ben de İstanbul’da yaşadım… Bir ahbabım, ‘Dijitürk’u iade etmek’ istiyordu. Modemini söktü, verilen adrese gittik. ‘Buradan taşındılar!’ dediler. ‘Nerede?’ diye sorunca tarif ettiler. Ama o tarifte de yoktu. Meğer 50 metre ileride imiş… Oradan tarif ettikleri bir başka yere gittik, döndük dolaştık, neredeyse akşamı edecektik. Şöyle düşünün uzaktaki iki köy kadar yol aldık İstanbul’da… Şimdi burada söylenenleri, tarif edenleri yazsam inanamazsınız! İçinizden eminim ‘Dayak Cennetten çıkmadır!’ derdiniz… İşin olmayacak, dönüp ‘Bilmiyorum!’ demesini bilmeyenlere ‘Osmanlı tokadı nasıl olur?’ göstermek farz gibi bir şey olmalıydı, eski Yaşar olsaydım… Daha dün eski Beşiktaş ve Göztepe’nin milli futbolcusu Nihat Yayöz’ün ‘Aman ha!’ diyerek, ‘Haklı olsan da, karşındakine haklısın de!’ uyarısını yazmıştım. Ne demişti, ‘Etrafta manyak çok!’   *- HELAL PARA İLE   Evet maalesef öyle… İnsanlar sanki eli kanlı katil! Selam versen bile yanlış anlıyorlar… Asuman Güreşçi, babasından kalan konserve fabrikasını annesi ressam Ayten Güreş ile birlikte yönetiyor. ‘Helal para ve alın teri ile aldığı’ ve gözü kadar kıymet verdiği aracına park halinde iken birileri çarpıp, hasar verip kaçmış. Sanıyorum: ‘Ne yapması gerektiği için resmi kurumlara başvurunca gün boyu oradan oraya savrulmuş durmuş, sonunda da ‘Yanlış yönlendirmelerle bir günümü heba ettiler!’ diyerek önemli sorunu dile getirmiş, Bu neyi gösteriyor; Söyleyeyim, kurumlarımızda bilgiden yoksun kişiler de var. Bunların dünyadan haberi yok. Vatandaşın çaresine çözüm bulmadıkları gibi oradan oraya sonbaharda yerini kaybeden yapraklar gibi savrulup durunuyor…. Umarım bunlara bir çözüm bulunur… ‘Bananecilik!’ ve ‘Baştan savmalar’ artık çok gerilerde kalmalıdır.   *- YANLIŞLIK YAPINCA   Paris 'te 1938' de bir tiyatronun vestiyer görevlisi kadın, temsil bittikten sonra, Amerikalı müşterilerden birine paltosunu giydirir. Müşteri hemen paltoyu çıkarır: ‘Bu benim değil!’ der. Vestiyer görevlisi kadın, Amerikalının paltosunu arar, arar, bulamaz. Yanlışlıkla bunu bir müşteriye giydirdiğini anlar. Paltonun cebinde 150 dolar kadar para ve Amerikan sigaraları vardır. Vestiyer görevlisi kadın, bütün bunları ödemekle kalmayacak, tiyatro ile mukavelesi de bozulacaktır. Telaş içindedir. Amerikalıdan ertesi güne kadar mühlet ister. O geceyi uykusuz geçirir ve düşünür:    *- AKLINDAN GEÇİRİR   ‘Yanlışlıkla bu paltoyu giyip giden müşteri, Fransız’sa geri getireceği şüphelidir. İngiliz’se geri getireceği muhakkaktır!’ Böylece, zihninde bütün milletlere göre birer ahlak notu verir. Ertesi gün, sabahtan itibaren, gözleri kapıda. Öğleye doğru, zayıf, gözlüklü, orta yaşlı ve orta boylu bir adam çıkagelir ve paltoyla birlikte ceplerindeki dolarları ve sigaraları kadına teslim eder. Kadın sevinçten deli gibidir. Namuslu müşteriye bir çift bilet hediye etmek ister, kabul ettiremez. Sorar : ‘Fransız mısınız siz?’ -Hayır, madam. ‘İngiliz?’ -Hayır. ‘İtalyan?’ -Hayır, madam, ben Türk 'üm. O zaman, kadın gece düşündüklerini anlattıktan sonra: ‘Türkler hiç hatırıma gelmemişti’, der. Ve müşteriye, Türk bayrağının rengini hatırlatan kırmızı ve beyaz güllerden acele yaptırdığı buketi hediye eder. Bu hikaye doğrudur, çünkü buketi alan Türk Peyami Safa'dır.   *-   MİT 1920-1948 YILLARI ARASI BAZI BELGELERİ KAMUOYUNA SUNDU     *-   Radyocu, televizyoncu, gazeteci Deniz Özek’ten öğrendim; ‘Milli İstihbarat Teşkilatı, kuruma ait 1920-1948 yılları arasından bir dizi belgeyi internet sayfasında kamuoyuna sundu.’ ‘En eskisi 1920 tarihli 17 belge arasında, Türk istihbarat mensubunun, İkinci Dünya Savaşı'ndan kısa süre önce Türkiye'ye gelen Alman Propaganda Bakanı Joseph Goebbels'e yaklaşarak tuttuğu rapor da yer alıyor 1932'de İzmir'e atanan Fransa Konsolosunun yazdığı askeri raporun parçaları, sobadan alınıp bir araya getirilerek içeriği deşifre edildi Hatay'ın anavatana katılması sırasında, Fransızların önceliklerinin Tunus, Cezayir ve Fas olduğu, gerekirse İskenderun'dan çekilecekleri yönündeki istihbarat raporu da sitede yer aldı.’  

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...