HASTANEDE SIRASIYLA, BİRİ MISIRLI, İKİSİ İRANLI ÖĞRENCİLERDEN ŞİFA BEKLEDİM
Köşe Yazısı

HASTANEDE SIRASIYLA, BİRİ MISIRLI, İKİSİ İRANLI ÖĞRENCİLERDEN ŞİFA BEKLEDİM

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
23 May 2025 14 dk okuma 166

*- BEKLENMADİK ŞEKİLDE Bornova’da doğalgazı patlatarak canına kıyan, bu arada komşu apartman bir yana, bizimki başta olmak üzere dört beş apartmanda da büyük hasar meydana getiren Afganlı bir gençti. Onu ve arkadaşlarını tanımıyorum. Hiç yoktan büyük zarara uğraması bir yana ‘bombalandık!’ diye ödü kopan ileri yaştaki Hayriye Hanım söyleniyordu: ‘Maden intihar edecektin, neden altıncı kata çıkıp da atlamadın, iki üç kişinin hastanelik olmasını, bizim gibi birçok normal gelirli ve emekliyi

*- KRONİK DURUM

Kronik nöropatim nedeniyle fizyoterapist  tedavisi görüyorum.

Altı ayı uzun bir süre bekledikten sonra sıra geldi.

İlk gün hocam, son sınıf öğrencisi İranlı Mehdi idi.

‘Sen nerelisin?’ diye sorunca yanıt verdi.

‘Okulda hocaların nasıl?’ sorunca, cevap olarak, bizim alışık olduğumuz bir el daha doğrusu bilek işareti yaptı….

Ben ‘Şöyle – Böyle!’ diyerek algıladım.

Mehdi bir süre daha Türkiye’de…

Çünkü İran’a gider gitmez, kendisini askerlik bekliyor.

İranlı zengin bir arkadaşımı sordum, ‘Soyadından’ çıkardı ve ‘Aileyi biliyorum!’ dedi.

Biz nasıl ‘Koç’ ya da ‘Sabancı’ denilince biliyorsak öyle bir şey…

Bir zamanlar ‘Yaşar’ ailesi de öyleydi.

Gayet iyi anımsıyorum, Yaşar Holding bizim zamanımızda, Sabancı Holding ile Koç’lardan sonra Türkiye ikinciliğine oynuyordu.

Hatta bir tık ileride idik İzmirli olarak.

Ama Turgut Özal, az kalsın bir gecede yok edecekti İzmir’in gurunu…

Sanıyorum Selçuk Bey, dizi kitaplarının birinde bunu anlatmıştı.

Ama ben o bitmeyecek sanılan geceyi ve yapılanları anımsıyorum.

Aile ‘Yaz!’ demeden ağzımı bile açmam…

*- TÜRKÇESİ NANAY

İkinci gün bir mısırlı ile tanıştım, fizyoterapite…

Tahmin ettiğiniz gibi o da öğrenci…

Türkçesi yok denecek kadar az.

Çok zayıf…

İngilizce konuşuyor.

Mehdi’yi sordum, ‘Tanıyorum!’ dedi.

Sınıf arkadaşı mı, okuldaşı mıı bilmiyorum, sormadım.

Yapılan hareketlerin ve çalışmaların Türkçesini tam bilmiyor, ama öğrenmeye çalışıyordu.

Yarınlarda durumu ne olur? Bilmiyorum, ama bizim ‘ustalardan’ yani hastane çalışan ve görevlilerden kurs görür gibi öğrenecek inşallah!

Ha sahi, baldırıma verilen elektrik enerjisi 20 dakikalık süre dolunca, ‘Ben hiç hissetmedim’ deyince, ‘Aaa haklısın, makine durmuş!’ dedi.

Halimizi düşünün…

*- İRANLI PERİ

Bu satırları yazmadan önce, çok iyi Türkçe konuşan, adının ‘Peri’ olduğunu belirten kız öğrenci de İranlı çıktı.

Ona, ‘İnca İran, Radio Tahran!’ dedim.

Türkçesi, ‘Burası İran, Tahran radyosu’ anonsuydu söyledim.

Bir iki farsça sözcük kullandım.

Çok yıllar önce Bornova’da Tıp Fakültesi’nde okuyan bir İranlı öğrenciden öğrendiğimi söyledim.

Bu arada bir İranlı dostumdan söz ettim.

Çok iyi Türkçe bildiği için kendisinin İranlı olduğuna bin şahit istediğini belirttim.

Zaten içimizdeki Suriyelilerin belli bir bölümünü aynı şekilde tanımanız, anlamanız imkansız.

‘Peri’ dün son imtihanını vermiş ve ‘Fizyoterapıst’ olmuş..

Fakültenin kısaltılmışı var, ‘Dr’ gibi..

‘F’ ile başlıyor.

Zamanla öğrenirim.

Peri, Yüksek Lisansını yapmayı düşünüyor.

Ayrıca İran’da hukuk fakültesine gidecek.

Ama önce bizde ‘YÖK’ ün verdiği denklik gibi, İran’da da Türkiye’de aldığı diplomanın geçerle olması için ‘denklik’ imtihanına girecek.

Eğitiminde öğrendiklerinin şimdi Farsçasını çalışacak.

İki üç gündü iki İranlı, bir Mısırlı ile böylece tanışmış oldum.

Hastanelerde İzmir’de de rastlıyorum bir gün de yabancı hastalardan öz ederim.

Hani liste başı olanlardan.

*- KOCAMAN ÖRNEĞİ

Şimdi size Amerika’ya götüreceğim.

Anlatacaklarımı da, yazılarına hayran olduğumu biliyorsunuz.

Mutlaka kendisinden bilgi dağarcığımı arttırmamın yanı sıra yeni ‘sözcükler’ de öğreniyorum.

Yazısının içine serpiştiriyor.

Gazeteci- Yazar Doğan Karabulut’tan söz ediyorum.

‘Eksantrik’ makalesinin bir bölümünde, Trump’un. dünürü Charles Kushner’i Paris Büyükelçisi yaptığından söz ediyor ve ‘Bizde de her yerde örneklerini çok gördüğümüz “nepotizm”in “kocaman” bir örneği’ diyor.

Çok kullanmadığım, belki de hiç kullanmadığım için ‘Bu ne demek?’ diye merak ettim.

Benim gibi cahillere anımsatayım:

*- PAPA İLE BAŞLAMIŞ

Nepotizm, özellikle iş dünyasında ve kamu kuruluşlarında, liyakat yerine akrabalık veya yakın ilişkiler temelinde yapılan kayırmacılığı ifade eder. Bu terim, Latince "nepos" (yeğen) kelimesinden türemiştir ve tarihsel olarak Rönesans döneminde Papa'ların akrabalarını önemli mevkilere getirmesiyle ilişkilendirilmiştir.

Günümüzde nepotizm, bir kişinin ailesi veya yakın çevresinden birini, yetenek veya deneyim yerine kişisel bağları nedeniyle işe alması veya terfi ettirmesi şeklinde görülür.

*- ETİK DEĞİL

Bu durum, iş yerinde adaletsizlik yaratabilir ve çalışanların motivasyonunu düşürebilir.

Nepotizm, bazı kültürlerde daha yaygın kabul görse de, genellikle etik dışı bir uygulama olarak değerlendirilir ve kurumsal verimliliği olumsuz etkileyebilir.

*-

Ftp yani (Fizyoterapist) okuyan, ülkemizdeki İranlı Öğrenciler, ‘Peri’ ile ‘Mehdi’ye hatırlatmak istiyorum, bakın dünya neler konuşuyor, tabii ki Doğan Karabulut’un kaleminden:

“Son günlerde ABD’de çok dillendirilmeye başlandı;

‘İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine yönelik saldırı hazırlığında olduğu istihbaratı alındı’ diye...

‘Yapar mı yapar!’ diyenler de var, ‘Buna tek başına gücü yetmez; ABD yardımı olmadan mümkün değil!’ diyenler de, ‘yok yahu, laf bu, sadece caydırıcı olmak istiyor’ diyenler de...

Hiç tavsiye etmem...

İran başkalarına benzemez çünkü.”

Doğan Karabulut Amerika ile devam ediyor:

*- CİNAYETTEN YATIYORLARDI

“Sıkıldınız mı?

O zaman şöyle bitireyim;

ABD'nin New Orleans kentinde hapis tutulan 10 cinayet hükümlüsü geceleyin tuvalet arkasındaki duvarı delerek firar etmiş.

Sabah sayımında hükümlülerin bulunmaması üzerine firardan haberdar olan yetkililer güvenlik kameraları üzerinden yaptıkları incelemede, mahkûmların delikten geçtikten sonra yükleme kapısından çıktıklarını ve duvarı aşarak otoyoldan kaçtıklarını görmüşler.

*- ÇOK KOLAYMIŞ

Yetkililerin bazıları ‘Olacağı buydu!’ yolundan şeyler vurgulayıp ‘Bu işte bozuk kilitler etkili oldu’ bazıları da ‘Hala hapishane tulumları giyiyorlarsa kolayca bulunurlar!’ falan gibi açıklamalar yapmışlar!

Bu açıklamalar gülünç mü geldi size?

Durun, sıkı durun; dahası var!

Mahkumlar, firar sırasında açtıkları delik üzerine ‘Too easy, LOL’ (Çok kolaydı, ha, ha) yazmışlar!”

*- TIP FAKÜLTESİNDE

Tıp fakültesinde ilk kez kadavra başına toplanan öğrenciler, baya bir merak ve ilgiyle kadavrayı incelemektedirler..

Profesör dersine başlar..,

'Tıpta iki şey doktorlar için çok önemlidir, ilki insan vücudu ile ilgili hiç bir şey sizin için iğrenç olmamalıdır..'

‘Örneğin’ der ve parmağını cesedin makadına sokar ve çıkartıp kendi ağzına götürür…

*- ÖĞRENCİLER SIRAYLA

'Hadi bakalım şimdi sizlerde aynı şeyi yapınız.!..’

Öğrencilere şok içinde, hepsi duraksarlar ama bakarlar ki profesör çok ciddi, istemeye istemeye hepsi sırayla kadavranın makadını parmaklayıp sonrada emerler..

Öğrencilerin hepsi bu işin tadına bakıp berbat bir hale gelmişken, profesör konuşmasını sürdürür;

*- NE KADAR ÖNEMLİ

'Bir tıp doktoru için ikinci en önemli nokta gözlemdir' der ve devam eder; 'Ben kadavranın makadına orta parmağımı soktum ama kendi ağzıma işaret parmağımı götürdüm..'

Şimdi bir doktor için, dikkat etmenin ne kadar önemli olduğunu da öğrenmiş bulunuyorsunuz..!'

Neymiş?

Sonuç olarak, işimizi dikkatli yapmazsak (b’u) yeriz..”

*- İZMİR’E GELMİŞTİ

Muhammed Rıza Şah Pehlevi İran’ın son hükümdarıydı.

İsviçre’de eğitim gören Şah Rıza Pehlevi, 1941 yılında baba Şah hayattayken tahta çıktı.

Başından üç evlilik geçti.

İlk eşi Fevziye, ikinci eşi Süreyya hanedanın devamı için erkek çocuk doğuramadığı gerekçesiyle uzaklaştırıldı.

Üçüncü ve son eş Farah Diba ile 1959 yılında evlendi.

Üç kızı ve iki oğlu dünyaya geldi.

İran eski bir medeniyet, verimli toprakları ve zengin petrol yatakları olan ülke

Rıza Şah babasından kalan ülkesini daha zengin ve modern hale getirdi.

Tarımda, sanayide hızlı gelişme sağladı.

‘Ak Devrim’ adıyla kalkınma programını hayata geçirdi.

Yollar, köprüler, hastaneler, havalimanları ve çeşitli yatırımlar yaptı.

*- AMERİKA SAYESİNDE

Amerikan dostuydu…

Daha sonra Avrupalı liderlerle de iyi ilişkiler kurdu.

İran halkının desteğini almıştı.

1957 yılında ABD’nin desteğiyle İran Gizli Polis Teşkilatı olan SAVAK’ı kurdu.

1961 yılında Millet Meclisi’ni kendine bağladı.

İsrail Devleti kurulunca, Türkiye’den sonra tanıyan iki Müslüman ülkeden biri oldu.

Kendisine bağlı özel koruma ordusu kurdu.

Liyakatı değil sadakati ön plana aldı…

Yakın çevresini yandaş yalakalarla doldurdu.

Kendisine muhalefet yapan, eleştiren herkesi düşman gibi görmeye başladı.

Kendi partisi olan Rastahiz  (Diriliş Partisi) dışında bütün siyasi partileri kapattı.

*- HEPSİ ONUNDU

Rıza Şah Pehlevi 1967 yılında kendini krallar kralı (Şehinşah) karısı Farah Diba’yı ise en büyük imparatoriçe (Şahbanu) ilan etti.

Saray’da ihtişam içinde, özel yetiştirilmiş gıdalarla beslenmeye başladı.

Altın, mücevher ve süs tutkunuydu.

Rıza Şah Pehlevi aslında ülkesini soyuyordu.

Soygunu üç kanaldan yapıyordu;

1) Vakıf, 2) Banka, 3) Özel büro.

İran’daki bütün bankalarda Pehlevi ailesinin parası vardı ama içlerinden bir tanesi özeldi ve bütün yurtdışı para transferlerini o kanaldan gerçekleştiriyordu.

Ayrıca Merkez Bankası Şah’ın tam kontrolü altındaydı.

Ve üçüncü ayak Özel Muhasebe Bürosu güçlü bir holding gibi çalışıyordu.

İhaleler, finansman işlemleri, ekonomik bütün hisse hareketleri buradan yönetiliyordu.

Petrol ihracatından önemli pay alıyordu. Dünyada 207 tane çok uluslu şirkette ortaklık vardı.

*- ACI SON

Gelelim filmin sonuna..

Şah, ailesi ve çok yakınlarından oluşan 20 kişilik bir grup 16 Ocak 1979 günü Tahran

Havalimanı’ndan özel uçakla havalandı.

Birçok ülkeye sığınma başvurusu yapmıştı.

Eğitimini yaptığı ve adeta ikinci vatanı gibi sevdiği İsviçre ret yanıtı veren ilk ülke oldu.

Aşık olduğu ikinci karısı Süreyya’nın yaşadığı ve kendisinin de çok sevdiği ve yaşamak istediği Paris’in Elysee Sarayı’ndan ret cevabı geldi.

Fransa’da Şah’ı istemiyordu.

Fransa’nın yavrusu minik bir prenslik olan Monaco’dan da ret yanıtı geldi.

Şah’ı ve ailesini kimse istemiyordu.

*- GEÇİCİ OLARAK

Oysa dünyanın pek çok ülkesinde bankalarda serveti yatıyordu.

Şah’ın en güvendiği ülkelerden Meksika ve Kanada yanıt verme zahmetine bile katlanmazken, İngiltere kısa bir açıklamayla Şah’ı kabul edemeyeceğini açıkladı.

Şah açıkta kalmıştı.

Sonuçta ABD’nin efsane Dışişleri Bakanı Kissinger devreye girdi, Rockefeller ve Başkan Carter’ın aracılığıyla, Bahama Adaları Şah’ı sadece üç aylığına misafir edebileceğini açıkladı.

Şah ve yanındakiler Bahama’ya indi ve zor günleri başladı.

Ancak üç ay dolmadan Bahama bu ünlü ailenin ülkeden çıkmasını istedi.

Tekrar Kissinger’e ricada bulundular ve geçici süre için Meksika’ya sığındılar.

*- EV HAPSİ

Bu arada Güney Afrika Cumhuriyeti’ne başvurdular ve ret yanıtı geldi.

Panama ev hapsi koşuluyla Şah ve ailesini kabul etti.

O günlerde imparatoriçe Farah Diba Pehlevi Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ın karısı Cihan’a telefon açıp, ağlayarak yalvardı ve acil yardım istedi.

Mısır, Pehlevi ailesini ülkesine davet etti.

Kadın dayanışması ve annelik hissiyatı bir aileyi kurtarmıştı.

Mısır Devlet Başkanı Sedat, Şah ve ailesine Kahire’de bir saray tahsis etti ve Rıza Şah Pehlevi yaşama gözlerini kapadığı 27 Temmuz 1980 tarihine kadar burada yaşadı.

Pankreas kanserinden ölmüştü ve fırtınalı geçen hayatı 59 yaşında noktalanmıştı.

Şah’ın kişisel ve aile fertleriyle birlikte servetinin ne olduğunu hiç kimse öğrenemedi.

Halen de bilinmiyor…

Acaba bu paylaşımımdan, daha doğrusu annesi ve babasından haberleri olmuş mudur, Peri ile Mehdi’nin?

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 367

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 220

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 374

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...