HASTANE GECERLİ, MEMUR GEÇERSİZ DİYOR
*- KİME İNANALIM? Biri bilmiyor, ama hangisi? Özetle anlatayım; Göz hastasıyım, ‘glokom tedavisi’ görüyorum, yıllardır. Hastalığım tesadüfen ortaya çıktı. Özel hastanedeki göz hekimi, ‘Bir de şuna bakalım!’ diye ısrar edince hastalık ortaya çıktı.
Şöyle diyeyim;
Sol gözümdeki milimetrik damar yüzde 32 iş görmez duruma gelmiş, yüzde 50 olunca kör olacağım.
Tedavisi yok.
Sadece her gün sabah ve akşam azarga isimli bir göz damlası kullanıyordum düne kadar.
İyileştirme özelliği yok.
Özelliği gkokomun artmasını önlemek.
Aynen nöropoti, kas hastalığı gibi…
O zaman araştırdım, bu kunuda en iyilerden biri de İstanbul Bayrampaşa’daki göz hastanesi…
Bursa’da hayırseverler tarafından kurulan ‘Göz Vakfı’ orası merkez olmak üzere Bayrampaşa’da modern bir hastane daha kurmuşlar.
Şimdi üçüncü, dördüncü göz hastaneleri daha var, bu Göz Vakfı hastaneler grubunun…
Başhekim de, Bornova'da büyüyen, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Mezunu bir kadın göz doktorumuz.
Son kontrolümde katarakt ameliyatı olmam gerektiği açıklandı.
İzmir’de bir devlet hastanesinde göz hekimlerine ne de muayene oldum.
‘Biz ameliyatını yaparız ama önerimiz tam teşekküllü bir hastanede olmanız…’ dediler,
Şunu da söyleyeyim:
Hani televizyonlarda bir göz hastanesinin reklamı var ya, onun tarifesi ile Bayrampaşa Göz Hastanesi arasındaki farkı şöyle anlatayım:
Son model cihazlarla donatılmış bu Bayrampaşa Vakif Hastanesi’nde bir gözünüz için ödeyeceğiniz ücretin, en azından 7-8 katını ödersiniz bu reklam seven özel hastanelere…
Rakamları paylaşsam küçük dilinizi yutacak hale gelirsiniz emin olun.
Ama sağlık işte…
‘İyisi olsun!’ diye düşünmeniz sizin bir noktada soyulmanıza neden oluyor.
Konum bu da değil…
Mart ayı ‘gelir vergisi’ beyannamelerinin verildiği ay.,,
Beyannemelerde, ‘Sağlık ve eğitim harcamalarının’ mükellef lehine belli oranda düşüleceği belirtiliyor.
Güzel…
Ama Vergi Dairesi’ndeki memurlar, şefler, müdürler, ‘Bayrampaşa Göz Hastanesi’nden aldığınız ödemeleri kabul etmiyorlar.
‘Vakıf Hastanesi’ geçerli değil diyorlar….
Bu bir yana, ‘Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’Ndeki ödemeler de ‘Vakıf Hastanesi’ diyerek kabul etmek istenmiyor.
Siz İzmirliler buna ne dersiniz?
Telefon ettim, ‘Olur mu?’ diyor devletin hastane görevlileri…
Bayrampaşa Göz Hastanesini aradım, ‘Vergi Dairesi verdiğiniz faturaları kabul etmiyor!’ diyorum, gülüyorlar…
‘Olur mu, binlerce hastamız devletin kendilerine verdiği haktan yararlanıyor, ilk kez sizin başınıza geliyor…’ diyorlar…
Memura söylüyorsun, şefine söylüyor, ‘Olmaz, kabul etme!’ diyor…
Ben de ‘Birileri bilmiyor, ama hangileri?’ diyorum…
Belki Gelirler Genel Müdürlüğü konuya açıklılık getirir.
*- KİMLER?
Emekli Polis Memuru Sait T, yazmış:
‘Değişmeyi, değiştirmeyi bileceksin!
Konforundan vazgeçmeyi göze alacaksın.
Kendi dünyanı yerinden, kendin oynatacaksın.
Bir insanın bittiği an, miskinliğe esir olduğu andır…”
Ne derler?
Güzel günler sana gelmezse, sen onlara gideceksin!...
Trump 79 yaşında,
Netahyahu 76 yaşında
Hamaney 86 yaşında…
Geleceği olmayan bu yaşlı adamlar, geleceği olan binlerce genci öldürüyorlar.
Bir ayda 802 milyar Tl. trafik cezası kesilmiş…
Emeklilerle ve kadınlarla ‘trafik cezaları’ ile ilgili bir anket yapılmış, soru şu:
‘Milletvekilleri kesilen cezaları ödemiyorlar, devlet ödüyor. Ne düşünüyorsunuz?’
Onlarca kişi ‘Hayır, kabul etmiyorum…’ diyor.
İnsanımız, ‘Hiç kimseye ayrıcalık tanınmasını kabul etmiyorum’ diyor…
Bunlar kimler, asilller…
Asil ceza öderken, vekil cezadan sıyrılabilir mi?
İşte durum böyle…
Bir vatandaşımız şöyle diyor:
‘Trafikte kesilen cezalar SMA’lı hasta çocuklarımızın tedavisi için kullanılsın…”
Sonuç mu?
İnsanımızın istekleri, dilekleri, düşünceleri nedense dikkate alınmaz.
Kabahat kimde?
Tabii ki her zaman olduğu gibi bizde…
Ne seçtiklerimizi biliyor, tanıyoruz…
Ne de onlar bizi tanıyor…
İşin özü de bu….
Vaktinde tek kelime ile alacağınız gönlü, vakti geçtikten sonra destan yazsanız da alamazsınız…
*-GÜNAYDIN ????????????̧????????????????
Güzellikler, sevdiğiniz insanlarla birlikte
aldığınız nefestir..,
Beraber içilen çaydır..
Atılan kahkahadır…
Birlikte yaşanılan
'O' andır.
Elinizin sevdiğiniz insanın elinin sıcaklığını hissetmesidir.
Birlikte yürünülen yoldur..
Sizi yalnız bırakmayan sevdiklerinizin verdiği güvendir…
Bayram tadında hayatın güzelliğini huzurla, sağlıkla, sevgi dolu neşeyle yaşayacağınız anların tadını damağınızda hissedebilmenizdir.
*- KAÇAMAZSIN
Sonu belli olmayan bir yoldur hayat..
Önüne ne zaman, neyin çıkacağını bilemezsin..
Bazen bir şeyler alır götürür senden, tutamazın!
Bazen de hayatın getirdiklerinden kaçmak istersin, ama kaçamazsın!
Böyledir hayat, Bir türlü anlayamazsın.
Sağlık huzur mutluluk içinde hayırlı ömürler diliyorum.
Sevgilerimle.
*- GÖNLÜNCE OLSUN
Gerçekten,
Kalpten istersen,
İstediğin bir şey,
Mutlaka bir -gün,
Seni bulur..!
Düşüncen..!
Konuşmana...!
Konuşman..!
Hareketine..!
Hareketin...!
Kaderine yansır..!
Güzel Düşün..!
Güzel Yaşa...!
Her Şey Gönlünce olsun…
*- GÖZÜNÜ KIRPMADAN
I. Dünya Harbi’nin ardından Rusların eline geçen 1800 Türk askeri, esaret altında zor şartlar içinde yaşam mücadelesi veriyordu.
Bu kritik dönemde, adı uzun süre gölgede kalan bir fedakârlık hikâyesi ortaya çıktı.
Meryem Atmaca, Milli Mücadele’nin en zorlu günlerinde büyük bir sorumluluk üstlenerek bu askerlerin özgürlüğü için harekete geçti.
Babasından miras kalan ve kendi zimmetinde bulunan 10.000 altını gözünü kırpmadan ortaya koyan Atmaca, Ruslarla yaptığı görüşmeler sonucunda esir Türk askerlerinin serbest bırakılmasını sağladı.
Kendi varlığını hiçe sayarak yapılan bu fedakârlık, savaşın bilinmeyen ama son derece anlamlı kahramanlık örneklerinden biri olarak tarihe geçti.
Tüm servetini vatanı uğruna feda eden Meryem Atmaca, hayatının geri kalanını mütevazı ve zor şartlar altında sürdürdü.
1926 yılında vefat eden Atmaca, ardında büyük bir insanlık ve vatan sevgisi örneği bırakarak, ismi az bilinse de unutulmaması gereken kahramanlar arasında yer aldı.
*- TAKI TAKMADAN
Güler Dost paylaşmış:
“Sadeleşiyor muyum ne?
Kırkı devirmiş yüreğimle,
Çentikler atıyorum beni üzenlerin üzerine...
Teşekkürü ise borç bilirim,
Zor günde yanımda yürüyenlere...
Sadece bir dost, sade bir kahve,
Yetiyor günümün iyi geçmesine...
Şekeri bıraktım,
Tuzu azalttım,
Kıyafetlerim sayılı,
Takı takmadan da;
Güzel olunabileceğinin farkına vardım.
*- DÜNDE KALDI
Saçımdaki alaycı beyazları,
Takmıyorum artık kafama.
Olgunluğun asaletini keşfettim galiba...
Zamanla, yarışmayı bıraktım.
Kalabalığın yorgunluğunu,
Yalnızlığın huzuruna sattım.
Kendine gerekmiş insan aslında,
Dünde bıraktım yarının endişesini,
Kendine yetmekmiş mutluluk...
Şimdi TEK BAŞIMA DİNLİYORUM ZAMANIN SESİNİ...
(İnan Durak Taş)
*- RAHMETLE ANIYORUZ
Gazeteci Şair Tayfun Talipoğlu'nu ölüm yıldönümünde rahmetle anıyoruz
1962 yılında Kars'ta doğan Tayfun Talipoğlu İlkokulu Malatya Şeker İlkokulu ve Eskişehir Yunus Emre İlkokulu'nda okudu.
Ortaokulu Eskişehir'de, liseyi Ankara Atatürk Lisesi'nde tamamladı.
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü'nden 1983 yılında mezun oldu.
Siyasi görüşleri nedeniyle kaymakam yapılmadı ve bu süreçte kargoculuk, Ankara düğün salonlarında ve pavyonlarında orkestra solistliği gibi birçok değişik iş yaptı.
Milliyet Gazetesi'nde muhabir olarak başladığı gazetecilik yaşamını ölümüne kadar sürdürdü.
Çizebilseydim,
Bahar olacaktı yüzün...
Yazabilsem,
En uzunu şiirlerin...
Olmadı, beceremedim...
Adını duvarlara yazacak çağım da
Çoktan geçti benim.
Yasak sevdamın
Gözaltı tarafı...
Çaresiz,
Seni yüreğimde erittim.
Ama yine de
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ,
Hoş geldin!
Seni olmadığın zamanlarda da sevmiştik,
Olmadığın baharlarda da...
Ama hiç bu kadar telaşlanmamıştık.
Beklememişiz üstelik birbirimizi...
Birlikte ıslandığımız yağmurlarımız yok...
Ne kavgalarımızın adı bir olmuş,
Ne "dost" diye baktığımız yüzler...
Ayrı ayrı akmış göz yaşlarımız.
Ben, asırlardır okşamamışım yanağını,
Senin yüzün ağlamaktan yorulmuş...
Ama yine de
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ,
Hoş geldin!
Bir, yüzün vardı görmediğim,
Bir, sesin...
Hiç duymadığım...
Kokunu çiçeklerle tanımlayamazdım.
Dokunmadım, bilemezdim
Ellerinin beyazlığını.
Hangi şarkının neresinde,
Hangi şiirin en sevdalı sözünde
Çıkacaktın, bilemezdim.
Dilimin ucundaydın hep,
İşte; şimdi düşüverdin!
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ,
Hoş geldin!
"Ağır ağır çıkılan bir merdiven" yok...
Eskittiğin yıllardan değil,
Sızlayınca yüreğin, anlıyorsun:
Yine gecikmişsin...
Sen, yeni yeni öğreniyorsun sevmeyi,
Bense çoktan düşürmüşüm aklıma ölümü.
Gönlün bedene baş kaldırdığı yerdeyim...
Ama yine de
HOŞ GELDİN,
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ,
Hoş geldin!
Unuttum, bana ne vakit gelmiştin,
Saklayacaktım seni.
Yüzün gözümde kalacaktı.
Bilmeyecektin böylesine sevildiğini.
Uykusuz gecelerimde büyüyecek,
Sensiz sabahlara uyandığımı duymayacaktın...
Olmayacaktın sıradan...
Eskitmeyecektim sevdamı...
Yoksa yine mi beceremedim?
Ama yine de hoş geldin,
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ,
Hoş geldin!
Ben, bir bu dağları eskitemedim,
Bir de sana düşmüş yüreğimi...
Gittiğim yolları hiç hesaba katma!
Düşünü görmediğim uyklular zaten haram.
Gökyüzünü boyayacak zaman da kalmadı...
Haydi sar kolarını...
"Ayrılık" diyeceğim,
Dilim varmıyor...
Daha yeni söylemiştim;
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ,
Hoş geldin!
Saatin zembereği boşaldı.
Bodrumlu Balıkçı İsmail
Çoktan denize açıldı.
Antalya'da barlar kapanalı
Yaklaşık bir saat,
Kars'ta saçakları çatıların,
Hala buzları taşımakta.
Ve ben hala üşümekteyim
Sensizlikten.
Düşlerimi hiç terketmedin...
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ,
Hoş geldin!
Deniz tuzunu saklıyor.
Çizdiğim beyazlarda
Karlar çürüdü...
Suyumuz ekşi,
Gönlümüz kırık.
Sevip de kaçanların hiçbiri,
Yüzyıllardır yakalanamadı.
Firarinin umudu tükenmiyor,
Yaşamadan bitmiyor kör olası...
Ama yine de
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ,
Hoş geldin!
Bu hikayenin gecesini uzun yazdım...
Bir tek, elin kalacak elimde.
Sıcak tut, söndürmesin terim.
Kapat gözlerini,
Sabahı geciktirelim...
Yorgun olduğu kadar
Suskundu gönlüm.
Senden evveli anılara yükledim...
Sevdaya dair ne varsa duyduğum,
Yetersiz şimdi.
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ...
Ne Nâzım benle içti,
Ne Cahit Sıtkı...
Onlara geciktiğim gibi
Geciktim sana da.
Yaşını yaşıma erdirip bir yol,
Yazılan onca şiiri,
Tutulan onca şarkıyı
Ne yaparız şimdi?
"İkinci perde" deyip yeniden başlayamam ki!
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ...
Bir tarafımızı Eylül'de budamışlardı,
Kalanı, sevdana kurban...
İçtiğim içkiye seni düşürdüm,
Bu akşam gözlerimi
Küllükte söndürdüm.
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ,
Hoş geldin!
Yaşlı yüzümü değdirmek için yüzüne,
İlişmek için gözüne,
Ben yaktım ışıkları...
Uzaktan sevmenin çok ağırmış faturası.
Düşünsene, nasıl uzun beklemişim...
Bağışla sevgilim, ben geciktim...
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ,
Hoş geldin!
Korkunun bittiği yere
Yazdım adını,
Dağların en kuytu yerine...
Sonsuzluk değildi beklediğimiz,
Bir parça "mutluluk" diye diretmiştik.
Çok mu geldi bilmem ki
Tanrının gözüne...
Ama yine de
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ,
Hoş geldin!
Eskidi saatler.
Zamanı geldi,
Yeniden düşmeliyim yollara...
Geceler sırtımda,
Cebimde sevdalarım...
Yardan öte söyleyecek
Sözüm vardı benim...
Düşlere saklamalı şimdi yari,
Uyanmamacasına!
Yükselmeli ateşim,
Kanamalı, sıkmaktan
Avuç içlerim.
Terleyip atmalıyım içimden seni.
Kimseler bilmemişti,
Görmemişti gelişini,
Benden gidişindeki gibi...
Ama yine de
HOŞ GELDİN
ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ,
Hoş geldin!
(Tayfun TALİPOĞLU)
*-
Yorumlar yükleniyor...