HASTA KILIĞINA GİRDİ, BAŞHEKİMİ GÖREVDEN ALDI
Köşe Yazısı

HASTA KILIĞINA GİRDİ, BAŞHEKİMİ GÖREVDEN ALDI

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
22 Dec 2024 29 dk okuma 420

*- SÜPER VALİ YAZICIOĞLU Belki haklılar, ama hatalılar! Özellikle, küçük- büyük belediye başkanlarından söz ediyorum. Aslında ‘Büyük- Küçük’ diye ayırmak bence hatalı…a Bir yönetici, bir belediye başkanı tüm oyları silip süpürüp alıyorsa, yani tulum çıkıyorsa sandıktan o zaman ‘Büyük başkan’ derim… Yoksa, rakipten bir fazla oyla seçilmişse, yani rakiplerini silip süpürmüşse ‘Tamam’ derim. Nedense yüzde 90’ı halktan kopuk yaşıyor, günlük yaşamında. Randevu isteyin, bakalım alabilecek mi

Bu yüzden, sıkıntılarını gidermek için mutlaka torpil arar vatandaşlarımız ve bu arada ‘Sorunu çözeriz’ diyenlere büyük meblağlar öderler…

İşi tesadüfen olursa, ‘Biz yaptık!’ der sahtekarlar..

İşi olmazsa, ‘İyi olursa Allah’tan kötü olursa kuldan’ örneğinde olduğu gibi, başta şanssızlık olmak üzere bahaneler bin bir şekliyle hazırdır.

Aslında küçük noktalardan, büyük eserler ortaya çıkabilir.

Yani, belediye başkanı dinlediği kişi sayesinde belki de ‘Heykeli dikilecek’ derecede çok önemli bir çalışma ve kentin insanlarını mutlu edecek bir noktayı yakalayabilir.

Örnekleri çoktur…

Herkese şunu anımsatmak istiyorum:

‘Hayat kısa..l

Anların tadını çıkar, kolay affet, yavaşça öp,

Kalpten sev,

Kahkahalara boğul...

Ve yüzünü güldürmeyi başaran hiçbir şeye sırtını dönme...’

*- BUNUN İÇİN

Belediye başkanlarının, yöneticilerin yüzünü güldürecek de vatandaşın sorununu çözmekle başlar…

İnsanını sevmeyen, çalışanını mutlu etmeyen, yani patronlar da, eğer gülmek, kahkahalar atarak anların tadını çıkarmak istiyorsa, karşısındakini, altındakini mutlaka mutlu etmek mecburiyetindedir.

Aksi halde, sepeti koluna….

‘Güle güle!’ denir, bunlara…

Kendinden öncekilere baksın başkanlar, hallerini buna göre düzeltsinler…

Haftada bir gün ne kadar, sıradan gördüğü görüşme isteği varsa kabul etmeli başkan ya da üst yönetici olan kişiler.

Bir salona toplar...

Bazıların istek, dilek ve sorunları geneldir..

Herkesin içinde dinler ve yöneticilerine ‘gerçek anlamda ilgilenmeleri için’ talimatı anında verir.

Aynı sorunu olanlar da öğrenmiş olur.

Ama ‘çok özel olanları’ (Yardım istemek gibi) bunları paravan arkasında dinlerler, yine buna göre gereğinin yapılması talimatını yanında verir.

‘Olacak’ iş vardır, ‘olmayacak’ iş…

Vatandaş da yanıtını alır ve ‘Başkanla görüştüm’ diyerek makamdan ayrılır.

Aksi halde anti propaganda yürür, gider…

*- NE Mİ OLUR?

Sakın ‘Ne olacak?’ demeyin, olduğunda ‘Yaş mı, kuru mu?’ anlarsınız…

Ama iş işten geçmiştir…

Başkanlar ne için göreve gelir?

Kentin olduğu kadar, her vatandaşın da sorununu çözmek için…

Bu arada mutlaka ve mutlaka ‘Sessizce’ ve ‘Beklenmedik’ bir anda, birimler ve müdürlükler ziyaret (Teftiş) edilmelidir…

Bilmem anlatabiliyor muyum?

Yasayı incelemiştim:

Görevlerini de…

*- BİR EFSANE VALİ

Bu kez valilerden de bir isteğim var.

Görevleri gereği valilerin senede bir mutlaka ilçeleri ziyaret etmeleri (Teftiş etmeleri) gerekiyor.

Ama hepsi, kaymakamların ve ilçe müdürlerinin bilgisi dahilinde bu ziyaretleri yaparlar.

Çaylar- kahveler içilir, sözde sorunlar dinlenir, falan filan olur….

Bakın anımsadığım bir gerçek olayı nakledeyim:

Efsane Vali Recep Yazıcıoğlu’ndan söz edeceğim.

Sanıyorum önceki gazetecilerden Elvan Feyzioğlu da yaşamını kitap haline getirmişti.

Benim de kendisiyle ilgili anılarım var.

*- BİR PAZAR GÜNÜ

Bir Pazar günü Aydın’da vali konağına, yani evine gidip, Çine yolunda bölge trafik ekiplerinin, oto yola adeta tuzak koyup, gelip geçeni durdurduklarını belirleyip anlatmıştım.

Pijamalarıyla beni ve yanımdaki şoför arkadaşımı dinleyip, telsizle emniyet müdürünü çağırtmış, olayı nakletmiş ve burada yazamayacağım talimatı vermişti.

Bu anlatımım, spontane oldu, şu anda yazarken aklıma geldi.

Şimdi herkesin duyduğu ve bildiğini yazayım:

Tokat, Erzincan,Denizli ve Aydın valisi Recep Yazıcıoğlu, kişiliği, görev yaptığı bölgelerde halka olan yakınlığı, fikirleri ve görüşleri nedeniyle kamuoyunda ‘Süper Vali’ olarak anıldı.

*- SÜPER VALİ NAZİLLİ’DE

İşte bu Vali Recep Yazıcıoğlu, Aydın’da görevine başladığında, eskiden bazı padişahların yaptığı gibi, tedbili kıyafetle, yeni sıfatını gizleyerek, herkesten habersiz Nazilli ilçesine gider ve herkesten şikayetini duyduğu SSK Hastanesine uğrar.

Şimdi olayı anlatayım:

Recep Yazıcıoğlu daha 3-4 günlük validir ve bakın ne yapar?

Belirttiğim gibi, O ki sıra dışı bir kişilikti.

Ülkesi için kaymakam ve vali olarak çok değerli işlere imza attı.

Trafik kazası sonrası hayatını kaybetti ama bu kaza mıydı başka bir şey mi henüz aydınlatılamadı ve aydınlatılacak gibi de görünmüyor...

İşte o memleket sevdalısı, toplum insanı Recep Yazıcıoğlu’dan bir anı…

Hiç vakit kaybetmeden, daha önce belirttiğim gibi tebdil-i kıyafet ile  hastaneye gider sevgili valimiz..

Acil bölümünden içeri girer ve görevli bir hemşireye ‘Başhekimin odası nerede?’ diye sorar.

Hemşire şöyle bir bakar Yazıcıoğlu'na ve küçümseyici bir ses tonuyla ‘Üst kata çık, koridorun sonundan sağa dön, sondaki oda!’ der.

Yazıcıoğlu üst kata çıkar, Başhekimin odasını bulur, kapısı açıktır ama başhekim odasında yoktur.

İçeri girer.

Tam o sırada başhekim gelir ve ‘Buyurun ne istiyorsunuz?’ diye sorar.

Bu arada bazıları ‘Başhekimin tanımadığı valiyi odasına girdiği için payladığını’ da belirtiyor.

Yazıcıoğlu, rahatsız olduğunu, tedavi olmak istediğini ama parası olmadığını söyler.

Başhekim kendisine ‘Burası hayır kurumu değil, paran yoksa tedavi olamazsın!’ cevabını verir.

Yazıcıoğlu, ‘Devletin görevi vatandaşına bakmak değil mi doktor bey?’ diye sorar.

Başhekim sinirlenir ve Yazıcıoğlu'nu odasından, kapı görevlileriyle attırır, kovar.

*- URLA’DAKİ BAŞHEKİM

Burada araya gireyim, aynısı benim Urla Devlet Hastanesinde ‘Sıradan vatandaş’ olarak başıma gelmiş, önceki torpilli, AKP’den belediye başkan adayı olan ama rakibi karşısında neredeyse hiç oy alamayan, önceki başhekimlerden biriyle karakolluk olmuştum.

Karşılıklı şikayetçi olduk.

Benim şikayetim önce dikkate alınmadı, ama ısrarım ve bazı polislerin adını verince, ‘Ne olur, ne olmaz!’ düşüncesiyle kabul edildi, bileğim mühürlenerek polisler eşliğinde aynı hastanede darp raporu almama gönderildim. Ben ısrarla bir başka devlet hastanesi ya da Dokuz Eylül Üniversitesi aciline gönderilmemi istedim, kabul edilmedi. Habersiz olması gereken o gün beni muayene eden, tekme ve tokat yerlerimi gösterdiğim doktor ‘Başhekimle tartışılır mı?’ falan filan bir şeyler söyledi. Önce ‘Sağlamsın, bir şeyin yok!’ diyen doktora, tekme yiyince derimin kalktığı kaval kemiğimin olduğu yeri gösterince, ‘Bir günlük rapor yeterli!’ diyerek, eşlik eden polisle birlikte karakola gönderdi.

Söylemeyi unutuyordum, polisler anında, nereden haber aldıysa, Başhekimin benden şikayetçi olduklarını’ söyledi.

Sonuç mu?

Ben hastanedeki video kayıtlarının belge olarak görülmesini istedim. Bunun üzerine savcı, ‘Karşılıklı şikayet var!’ dedi ve dosyayı kapattı…

*- MAKAM ARACIYLA HASTANEYE!

‘Tedbili kıyafetli’ Vali Recep Yazıcıoğlu, sessizce, hastanenin iki sokak arkasında bekleyen makam aracına biner.

Arabada onu bekleyen yardımcısına, ‘Gerekli yazışmalar hemen bugün yapılsın yarın görevden alınma yazısını kendisine bizzat ben vereceğim!’ der.

Ertesi gün bu sefer resmi giyimli, kıravatlı, takım elbiseli olarak elinde bir kağıtla hastaneye gitti...

Bu sefer makam aracı hastane girişine kadar geldi...

Herkes şaşkındı...

Dün gördükleri yamalı pantolonlu, kasketli, yırtık gömlekli adamın meğerse yeni atanan Aydın Valisi olduğunu gördü.

Hiç vakit kaybetmeden başhekimin odasına çıktı, içeri girdi.

Başhekim dona kaldı...

“Siz? Ama siz!” dedi...

Yazıcıoğlu, ‘Bugün itibariyle başhekimlik unvanından azledilmiş bulunmaktasınız’ dedi ve elindeki görev azli belgesini uzattı.

Peki sonra ne mi oldu?

İstedikleri şeyleri ve tayinlerini yaptıramayanlar valiyi Ankara’ya şikayet etti ve Yazıcıoğlu Aydın’dan Erzincan’a gönderildi.

Değerli ve güzel insanı saygı ve özlemle anıyoruz…

Yine anımsatayım:

Bir rivayete göre, Vali Yazıcıoğlu Nazilli’ye gittiğinde, Kaymakama uğramadan, SSK Hastanesine gider, bir yurttaşın köşede ağladığını görür, sıkıntısını sorar.

Başhekimin hastaneden kovduğunu söyler.

Kendisi de onun gibi, sıradan bir vatandaş gibi Başhekime çıkar, aynı şekilde kovulur ve gereğini anında yapar.

Demek ki, bütün valilerimizin bu yolu, Süper Vali olarak anılar Recep Yazıcıoğlu gibi hareket etmeleri gerekiyor, vatandaşın gönlünde yer bulabilmek için…

*- ÇOĞUNLUK ÇEKİNİYOR

Biliyorum, bazıları ‘Ölü helvası!’ diye vefatların arkasından ‘irmik helvasını’ ağzına almıyor.

Çöpe gidiyor, israf oluyor.

Son yıllarda bunun yerini ‘Lokma’ aldı.

Özellikle öğrenciler, yoldan geçenler buna rağbet ediyor.

Bakıyorum, İzmir’den sonra aynı uygulama başka kentlerimizde de görülmeye başlandı

Hatta ‘Lokmayı’ bilmeyen İstanbul’da bile…

Varlıklı varlıksız herkesin tercihi oluyor, yoldan geçenlerin.

Bazıları da ölülerin ruhuna, dinde yeri olmasa da, tavuklu pilav dağıtıyor.

Bunu düşünen ve uygulayanlara ‘Helal olsun!’ diyorum.

Şimdi de konuma geleyim:

Belki birçok kişi ‘Başka haber yok mu?’ diyecek ama önemli ve şart olan bir gelişme, aynen yol ve park ihtiyacı gibi…

İzmir’de Örnekköy’e çift katlı mezarlık geliyor!

Örnekköy’e çift katlı mezarlık geliyor

İzmir Büyükşehir Belediyesi, kentin artan mezarlık ihtiyacını karşılamak için Örnekköy’de yeni mezarlık alanı oluşturuyor.

2025 yılının ilk çeyreğinde gömüye açılacak 7 bin 742 kapasiteli yeni mezarlığın 7 bin 542’si “birinci derece akrabalar için” çift katlı olarak hazırlanıyor.

*- AYDA 3 BİN KİŞİ HAYATINI KAYBEDİYOR

İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlılar Dairesi Başkanı Ali Kemal Elitaş da kentte ortalama ayda 3 bin kişinin yaşamını yitirdiğini belirtti.

Yeni mezarlık alanlarına ihtiyaç duyduklarını vurgulayan Ali Kemal Elitaş, “Hizmete alacağımız Örnekköy Mezarlığı da bu anlamda önemli bir ihtiyacı karşılayacak. Karşıyaka’da yaşayan yurttaşlarımızın aile kabri taleplerine yanıt verebileceğiz. Peyzajı, yaya yolları, düzenlemesi ile yurttaşlarımızın güvenle, huzur içinde kabir ziyaretlerini yapabilecekleri bir mezarlık oluşturuyoruz” dedi.

*- YENİ YILLA BİRLİKTE

İZSU Genel Müdürlüğü, 450 milyon liralık yatırımla Torbalı İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi’nin kapasitesini yaklaşık 3 kat artırdı.

Evsel atıkların yanı sıra sanayi atıklarını da arıtacak şekilde yenilenen ve bu özelliğiyle Türkiye’de tek olan tesis yeni yılın ilk günlerinde törenle açılacak.

450 milyon liralık yatırımla, 2047 yılı nüfusu öngörülerek yapılan tesis önümüzdeki aydan itibaren devreye alınacak.

Tesis, İzmir’de Çiğli İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi’nin ardından en büyük kapasiteli ikinci atıksu arıtma tesisi olacak.

Torbalı İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi, aynı anda hem evsel hem de endüstriyel atıksu arıtımı yapan İzmir’deki tek tesis olma özelliğine de sahip.

*- ELİMİZDEN GELMİYOR

Pencereden bakıyorum:

Sağanak yağış var.

Gök gürültüsü korkutuyor.

‘Acaba sel felaketi yaşayan bölgeler var mı?’ diye düşünüyorum.

Böyle durumlarda ne yapıyor, ne diyoruz?

‘Allah fakir fukaranın yardımcısı olsun!’

Peki yöneticiler ne yapıyor?

Hiç!

İşleri güçleri poz vermek, ahkam kesmek!

Tabii bunlar çoğunlukta olduğu için söylüyorum.

Ellerine kazma kürek alacak değiller.

Ama yönlendirme iyi ve planlı olursa, müdürler liyakatlı ve ehil kişilerden seçilmiş olurlarsa yaralar çok daha çabuk kapanır.

Ya da hasar ve üzüntü daha az olur.

Niye anlatıyorum bunları?

Çoğumuz zaten umursamıyoruz, ‘vah vah!’ deyip geçiyoruz…

Umurumuzda mı, bu yalancı dünya ve olanlar…

Şimdi size ‘yağmurun’ aklıma getirdiği gerçeği barındıran bir hikâyeyi Hikmet Kumak’ın ağzından anlatayım:

‘Bir çocuğun ayakkabısı denize düşer, kaybolur.

Sahilde kumların üzerine şöyle yazar;

‘Bu deniz hırsızdır.’

Biraz ötede bir balıkçı ağına yakalanmış çok miktarda balığı kıyıya çeker ve kumlara şöyle yazar;

‘Bu deniz cömerttir.’

Bir genç denizde boğulur!..

Acılı, ağıt yakan annesi kumlara şöyle yazar;

‘Bu deniz katildir.’

İhtiyar bir balıkçı koca bir inci barındıran istiridye çıkarır denizden ve kumlara şöyle yazar;

‘Bu denizin gönlü çok zengindir.’

Bir dalga gelir, sahilde yazılı tüm yazıları siler.

Deniz sükunet ve huşu içinde seslenir;

‘Eğer deniz olmak istiyorsan, başkalarının söylediklerine çok da önem vermeyeceksin!..’

Şu sözü de unutmayalım:

‘Ey insan!

Kadere az bahane bul!

Buğday ektin de, arpa mı biçtin?’

Eskiden insanlar;

Gördüğünü örter, görmediğini söylemezdi.

Şimdilerde ise;

Gördüğünü yayıyor, görmediğini uyduruyor!

YAŞAR EYİCE

*- SÜPER VALİ YAZICIOĞLU

Belki haklılar, ama hatalılar!

Özellikle, küçük- büyük belediye başkanlarından söz ediyorum.

Aslında ‘Büyük- Küçük’ diye ayırmak bence hatalı…a

Bir yönetici, bir belediye başkanı tüm oyları silip süpürüp alıyorsa, yani tulum çıkıyorsa sandıktan o zaman ‘Büyük başkan’ derim…

Yoksa, rakipten bir fazla oyla seçilmişse, yani rakiplerini silip süpürmüşse ‘Tamam’ derim.

Nedense yüzde 90’ı halktan kopuk yaşıyor, günlük yaşamında.

Randevu isteyin, bakalım alabilecek misiniz?

İmkansız!

Örnekleri çok…

Bu yüzden, sıkıntılarını gidermek için mutlaka torpil arar vatandaşlarımız ve bu arada ‘Sorunu çözeriz’ diyenlere büyük meblağlar öderler…

İşi tesadüfen olursa, ‘Biz yaptık!’ der sahtekarlar..

İşi olmazsa, ‘İyi olursa Allah’tan kötü olursa kuldan’ örneğinde olduğu gibi, başta şanssızlık olmak üzere bahaneler bin bir şekliyle hazırdır.

Aslında küçük noktalardan, büyük eserler ortaya çıkabilir.

Yani, belediye başkanı dinlediği kişi sayesinde belki de ‘Heykeli dikilecek’ derecede çok önemli bir çalışma ve kentin insanlarını mutlu edecek bir noktayı yakalayabilir.

Örnekleri çoktur…

Herkese şunu anımsatmak istiyorum:

‘Hayat kısa..l

Anların tadını çıkar, kolay affet, yavaşça öp,

Kalpten sev,

Kahkahalara boğul...

Ve yüzünü güldürmeyi başaran hiçbir şeye sırtını dönme...’

*- BUNUN İÇİN

Belediye başkanlarının, yöneticilerin yüzünü güldürecek de vatandaşın sorununu çözmekle başlar…

İnsanını sevmeyen, çalışanını mutlu etmeyen, yani patronlar da, eğer gülmek, kahkahalar atarak anların tadını çıkarmak istiyorsa, karşısındakini, altındakini mutlaka mutlu etmek mecburiyetindedir.

Aksi halde, sepeti koluna….

‘Güle güle!’ denir, bunlara…

Kendinden öncekilere baksın başkanlar, hallerini buna göre düzeltsinler…

Haftada bir gün ne kadar, sıradan gördüğü görüşme isteği varsa kabul etmeli başkan ya da üst yönetici olan kişiler.

Bir salona toplar...

Bazıların istek, dilek ve sorunları geneldir..

Herkesin içinde dinler ve yöneticilerine ‘gerçek anlamda ilgilenmeleri için’ talimatı anında verir.

Aynı sorunu olanlar da öğrenmiş olur.

Ama ‘çok özel olanları’ (Yardım istemek gibi) bunları paravan arkasında dinlerler, yine buna göre gereğinin yapılması talimatını yanında verir.

‘Olacak’ iş vardır, ‘olmayacak’ iş…

Vatandaş da yanıtını alır ve ‘Başkanla görüştüm’ diyerek makamdan ayrılır.

Aksi halde anti propaganda yürür, gider…

*- NE Mİ OLUR?

Sakın ‘Ne olacak?’ demeyin, olduğunda ‘Yaş mı, kuru mu?’ anlarsınız…

Ama iş işten geçmiştir…

Başkanlar ne için göreve gelir?

Kentin olduğu kadar, her vatandaşın da sorununu çözmek için…

Bu arada mutlaka ve mutlaka ‘Sessizce’ ve ‘Beklenmedik’ bir anda, birimler ve müdürlükler ziyaret (Teftiş) edilmelidir…

Bilmem anlatabiliyor muyum?

Yasayı incelemiştim:

Görevlerini de…

*- BİR EFSANE VALİ

Bu kez valilerden de bir isteğim var.

Görevleri gereği valilerin senede bir mutlaka ilçeleri ziyaret etmeleri (Teftiş etmeleri) gerekiyor.

Ama hepsi, kaymakamların ve ilçe müdürlerinin bilgisi dahilinde bu ziyaretleri yaparlar.

Çaylar- kahveler içilir, sözde sorunlar dinlenir, falan filan olur….

Bakın anımsadığım bir gerçek olayı nakledeyim:

Efsane Vali Recep Yazıcıoğlu’ndan söz edeceğim.

Sanıyorum önceki gazetecilerden Elvan Feyzioğlu da yaşamını kitap haline getirmişti.

Benim de kendisiyle ilgili anılarım var.

*- BİR PAZAR GÜNÜ

Bir Pazar günü Aydın’da vali konağına, yani evine gidip, Çine yolunda bölge trafik ekiplerinin, oto yola adeta tuzak koyup, gelip geçeni durdurduklarını belirleyip anlatmıştım.

Pijamalarıyla beni ve yanımdaki şoför arkadaşımı dinleyip, telsizle emniyet müdürünü çağırtmış, olayı nakletmiş ve burada yazamayacağım talimatı vermişti.

Bu anlatımım, spontane oldu, şu anda yazarken aklıma geldi.

Şimdi herkesin duyduğu ve bildiğini yazayım:

Tokat, Erzincan,Denizli ve Aydın valisi Recep Yazıcıoğlu, kişiliği, görev yaptığı bölgelerde halka olan yakınlığı, fikirleri ve görüşleri nedeniyle kamuoyunda ‘Süper Vali’ olarak anıldı.

*- SÜPER VALİ NAZİLLİ’DE

İşte bu Vali Recep Yazıcıoğlu, Aydın’da görevine başladığında, eskiden bazı padişahların yaptığı gibi, tedbili kıyafetle, yeni sıfatını gizleyerek, herkesten habersiz Nazilli ilçesine gider ve herkesten şikayetini duyduğu SSK Hastanesine uğrar.

Şimdi olayı anlatayım:

Recep Yazıcıoğlu daha 3-4 günlük validir ve bakın ne yapar?

Belirttiğim gibi, O ki sıra dışı bir kişilikti.

Ülkesi için kaymakam ve vali olarak çok değerli işlere imza attı.

Trafik kazası sonrası hayatını kaybetti ama bu kaza mıydı başka bir şey mi henüz aydınlatılamadı ve aydınlatılacak gibi de görünmüyor...

İşte o memleket sevdalısı, toplum insanı Recep Yazıcıoğlu’dan bir anı…

Hiç vakit kaybetmeden, daha önce belirttiğim gibi tebdil-i kıyafet ile  hastaneye gider sevgili valimiz..

Acil bölümünden içeri girer ve görevli bir hemşireye ‘Başhekimin odası nerede?’ diye sorar.

Hemşire şöyle bir bakar Yazıcıoğlu'na ve küçümseyici bir ses tonuyla ‘Üst kata çık, koridorun sonundan sağa dön, sondaki oda!’ der.

Yazıcıoğlu üst kata çıkar, Başhekimin odasını bulur, kapısı açıktır ama başhekim odasında yoktur.

İçeri girer.

Tam o sırada başhekim gelir ve ‘Buyurun ne istiyorsunuz?’ diye sorar.

Bu arada bazıları ‘Başhekimin tanımadığı valiyi odasına girdiği için payladığını’ da belirtiyor.

Yazıcıoğlu, rahatsız olduğunu, tedavi olmak istediğini ama parası olmadığını söyler.

Başhekim kendisine ‘Burası hayır kurumu değil, paran yoksa tedavi olamazsın!’ cevabını verir.

Yazıcıoğlu, ‘Devletin görevi vatandaşına bakmak değil mi doktor bey?’ diye sorar.

Başhekim sinirlenir ve Yazıcıoğlu'nu odasından, kapı görevlileriyle attırır, kovar.

*- URLA’DAKİ BAŞHEKİM

Burada araya gireyim, aynısı benim Urla Devlet Hastanesinde ‘Sıradan vatandaş’ olarak başıma gelmiş, önceki torpilli, AKP’den belediye başkan adayı olan ama rakibi karşısında neredeyse hiç oy alamayan, önceki başhekimlerden biriyle karakolluk olmuştum.

Karşılıklı şikayetçi olduk.

Benim şikayetim önce dikkate alınmadı, ama ısrarım ve bazı polislerin adını verince, ‘Ne olur, ne olmaz!’ düşüncesiyle kabul edildi, bileğim mühürlenerek polisler eşliğinde aynı hastanede darp raporu almama gönderildim. Ben ısrarla bir başka devlet hastanesi ya da Dokuz Eylül Üniversitesi aciline gönderilmemi istedim, kabul edilmedi. Habersiz olması gereken o gün beni muayene eden, tekme ve tokat yerlerimi gösterdiğim doktor ‘Başhekimle tartışılır mı?’ falan filan bir şeyler söyledi. Önce ‘Sağlamsın, bir şeyin yok!’ diyen doktora, tekme yiyince derimin kalktığı kaval kemiğimin olduğu yeri gösterince, ‘Bir günlük rapor yeterli!’ diyerek, eşlik eden polisle birlikte karakola gönderdi.

Söylemeyi unutuyordum, polisler anında, nereden haber aldıysa, Başhekimin benden şikayetçi olduklarını’ söyledi.

Sonuç mu?

Ben hastanedeki video kayıtlarının belge olarak görülmesini istedim. Bunun üzerine savcı, ‘Karşılıklı şikayet var!’ dedi ve dosyayı kapattı…

*- MAKAM ARACIYLA HASTANEYE!

‘Tedbili kıyafetli’ Vali Recep Yazıcıoğlu, sessizce, hastanenin iki sokak arkasında bekleyen makam aracına biner.

Arabada onu bekleyen yardımcısına, ‘Gerekli yazışmalar hemen bugün yapılsın yarın görevden alınma yazısını kendisine bizzat ben vereceğim!’ der.

Ertesi gün bu sefer resmi giyimli, kıravatlı, takım elbiseli olarak elinde bir kağıtla hastaneye gitti...

Bu sefer makam aracı hastane girişine kadar geldi...

Herkes şaşkındı...

Dün gördükleri yamalı pantolonlu, kasketli, yırtık gömlekli adamın meğerse yeni atanan Aydın Valisi olduğunu gördü.

Hiç vakit kaybetmeden başhekimin odasına çıktı, içeri girdi.

Başhekim dona kaldı...

“Siz? Ama siz!” dedi...

Yazıcıoğlu, ‘Bugün itibariyle başhekimlik unvanından azledilmiş bulunmaktasınız’ dedi ve elindeki görev azli belgesini uzattı.

Peki sonra ne mi oldu?

İstedikleri şeyleri ve tayinlerini yaptıramayanlar valiyi Ankara’ya şikayet etti ve Yazıcıoğlu Aydın’dan Erzincan’a gönderildi.

Değerli ve güzel insanı saygı ve özlemle anıyoruz…

Yine anımsatayım:

Bir rivayete göre, Vali Yazıcıoğlu Nazilli’ye gittiğinde, Kaymakama uğramadan, SSK Hastanesine gider, bir yurttaşın köşede ağladığını görür, sıkıntısını sorar.

Başhekimin hastaneden kovduğunu söyler.

Kendisi de onun gibi, sıradan bir vatandaş gibi Başhekime çıkar, aynı şekilde kovulur ve gereğini anında yapar.

Demek ki, bütün valilerimizin bu yolu, Süper Vali olarak anılar Recep Yazıcıoğlu gibi hareket etmeleri gerekiyor, vatandaşın gönlünde yer bulabilmek için…

*- ÇOĞUNLUK ÇEKİNİYOR

Biliyorum, bazıları ‘Ölü helvası!’ diye vefatların arkasından ‘irmik helvasını’ ağzına almıyor.

Çöpe gidiyor, israf oluyor.

Son yıllarda bunun yerini ‘Lokma’ aldı.

Özellikle öğrenciler, yoldan geçenler buna rağbet ediyor.

Bakıyorum, İzmir’den sonra aynı uygulama başka kentlerimizde de görülmeye başlandı

Hatta ‘Lokmayı’ bilmeyen İstanbul’da bile…

Varlıklı varlıksız herkesin tercihi oluyor, yoldan geçenlerin.

Bazıları da ölülerin ruhuna, dinde yeri olmasa da, tavuklu pilav dağıtıyor.

Bunu düşünen ve uygulayanlara ‘Helal olsun!’ diyorum.

Şimdi de konuma geleyim:

Belki birçok kişi ‘Başka haber yok mu?’ diyecek ama önemli ve şart olan bir gelişme, aynen yol ve park ihtiyacı gibi…

İzmir’de Örnekköy’e çift katlı mezarlık geliyor!

Örnekköy’e çift katlı mezarlık geliyor

İzmir Büyükşehir Belediyesi, kentin artan mezarlık ihtiyacını karşılamak için Örnekköy’de yeni mezarlık alanı oluşturuyor.

2025 yılının ilk çeyreğinde gömüye açılacak 7 bin 742 kapasiteli yeni mezarlığın 7 bin 542’si “birinci derece akrabalar için” çift katlı olarak hazırlanıyor.

*- AYDA 3 BİN KİŞİ HAYATINI KAYBEDİYOR

İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlılar Dairesi Başkanı Ali Kemal Elitaş da kentte ortalama ayda 3 bin kişinin yaşamını yitirdiğini belirtti.

Yeni mezarlık alanlarına ihtiyaç duyduklarını vurgulayan Ali Kemal Elitaş, “Hizmete alacağımız Örnekköy Mezarlığı da bu anlamda önemli bir ihtiyacı karşılayacak. Karşıyaka’da yaşayan yurttaşlarımızın aile kabri taleplerine yanıt verebileceğiz. Peyzajı, yaya yolları, düzenlemesi ile yurttaşlarımızın güvenle, huzur içinde kabir ziyaretlerini yapabilecekleri bir mezarlık oluşturuyoruz” dedi.

*- YENİ YILLA BİRLİKTE

İZSU Genel Müdürlüğü, 450 milyon liralık yatırımla Torbalı İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi’nin kapasitesini yaklaşık 3 kat artırdı.

Evsel atıkların yanı sıra sanayi atıklarını da arıtacak şekilde yenilenen ve bu özelliğiyle Türkiye’de tek olan tesis yeni yılın ilk günlerinde törenle açılacak.

450 milyon liralık yatırımla, 2047 yılı nüfusu öngörülerek yapılan tesis önümüzdeki aydan itibaren devreye alınacak.

Tesis, İzmir’de Çiğli İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi’nin ardından en büyük kapasiteli ikinci atıksu arıtma tesisi olacak.

Torbalı İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi, aynı anda hem evsel hem de endüstriyel atıksu arıtımı yapan İzmir’deki tek tesis olma özelliğine de sahip.

*- ELİMİZDEN GELMİYOR

Pencereden bakıyorum:

Sağanak yağış var.

Gök gürültüsü korkutuyor.

‘Acaba sel felaketi yaşayan bölgeler var mı?’ diye düşünüyorum.

Böyle durumlarda ne yapıyor, ne diyoruz?

‘Allah fakir fukaranın yardımcısı olsun!’

Peki yöneticiler ne yapıyor?

Hiç!

İşleri güçleri poz vermek, ahkam kesmek!

Tabii bunlar çoğunlukta olduğu için söylüyorum.

Ellerine kazma kürek alacak değiller.

Ama yönlendirme iyi ve planlı olursa, müdürler liyakatlı ve ehil kişilerden seçilmiş olurlarsa yaralar çok daha çabuk kapanır.

Ya da hasar ve üzüntü daha az olur.

Niye anlatıyorum bunları?

Çoğumuz zaten umursamıyoruz, ‘vah vah!’ deyip geçiyoruz…

Umurumuzda mı, bu yalancı dünya ve olanlar…

Şimdi size ‘yağmurun’ aklıma getirdiği gerçeği barındıran bir hikâyeyi Hikmet Kumak’ın ağzından anlatayım:

‘Bir çocuğun ayakkabısı denize düşer, kaybolur.

Sahilde kumların üzerine şöyle yazar;

‘Bu deniz hırsızdır.’

Biraz ötede bir balıkçı ağına yakalanmış çok miktarda balığı kıyıya çeker ve kumlara şöyle yazar;

‘Bu deniz cömerttir.’

Bir genç denizde boğulur!..

Acılı, ağıt yakan annesi kumlara şöyle yazar;

‘Bu deniz katildir.’

İhtiyar bir balıkçı koca bir inci barındıran istiridye çıkarır denizden ve kumlara şöyle yazar;

‘Bu denizin gönlü çok zengindir.’

Bir dalga gelir, sahilde yazılı tüm yazıları siler.

Deniz sükunet ve huşu içinde seslenir;

‘Eğer deniz olmak istiyorsan, başkalarının söylediklerine çok da önem vermeyeceksin!..’

Şu sözü de unutmayalım:

‘Ey insan!

Kadere az bahane bul!

Buğday ektin de, arpa mı biçtin?’

Eskiden insanlar;

Gördüğünü örter, görmediğini söylemezdi.

Şimdilerde ise;

Gördüğünü yayıyor, görmediğini uyduruyor!

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...