GÜVENLİK İÇİN SOKAK VE CARRELERDEKİ 'TAN-TAN' BARİKATLARI KALDIRILMALI
Böyle patlama görülmemiş, duyulmamıştır. Bornova Küçükpark’ta bizim apartmanın bitişiğindeki binanın üçüncü katında, Afganlı gençlerin kaldığı dairede doğalgaz patlayınca, biri yüzde seksen olmak üzere üç genç yanarak feci denilecek şekilde yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Kaç kez söyledim, yazdım: ‘Bizim sokak dahil’ İzmir’in başta olmak üzere tüm şehirlerdeki ‘Tan tan’ diye tabir ettiğimiz bariyerler kaldırılmalıdır. Ne diyoruz; ‘Ya yangın çıkarsa, ya birisi yaralanırsa, ya da karnı burn
*- KAÇ ZAMANDIR
Notlarımı kurcalarken, Işık Teoman’ın ‘Kuşcenneti Milli Parkı’ yazısını gördüm.
Anımsatıyor:
‘Kuş Cenneti Milli Parkı 1981 yılında doğal sit alanı ilan edilmiş ve koruma imar planı yapılmış. Kuşcenneti’nde 1975 Haziran’ına kadar 239 kuş türünün varlığı tespit edilmiş.
Kuş Cenneti Milli Parkı 1981 yılında doğal sit alanı ilan edilmiş ve koruma imar planı yapılmış. Kuşcenneti'nde 1975 Haziran'ına kadar 239 kuş türünün varlığı tespit edilmiş.’
Işık Teoman özetle şöyle anlatıyor:
‘Yolculuğun ardından Kuşcenneti'ne ulaştık.
Son aylardaki yağışlar gölün havzasını oldukça genişletmiş.
Ağaçlar yarı bellerine kadar suların altında kalmış.
Bu işe en çok kuşlar sevinmiş.
Binlerce göçmen kuş cenneti mekan tutmuş.
İki kilometrelik toprak yoldan sonra cennetin girişine ulaştık.
Girişte yazılı olan levhalardan okuduk.
Güler yüzlü görevliler bizi içeri alıyor.
Yeni bir görüntüleme uygulaması başlatılmış.
Kameralar cenneti gözlüyor ve karşınızdaki ekrandan bunları izleyebiliyorsunuz.
Görevli bize dört bir yanı yakınlaştırarak adeta bir şov yapıyor.
Ardından gözetleme kulesinden kuşları izleyebilmek amacıyla birer dürbün verdi.
*- DALLARDA BOŞ YER KALMAMIŞ
Gözetleme kulesi yapay kuş kuluçkalarına üç yüz metre uzaklıkta. Dürbün ile bakıldığında yuvalar önümüze kadar geliyor.
Yüzlerce balıkçıl yapay yuvaların üzerine kurulmuş ve kuluçkaya yatmaya hazırlanıyor.
Binlerce kuş sesi gölün sularında yankılanıyor, ağaçların her biri yüzlerce kuşa ev sahipliği yapıyor.
Ağaçların dallarında boş yer kalmamış.
Her bir dalın üzerinde bir yuva. Konuk kuşlar bahar aylarında yavru büyütme hazırlığı yapıyor.
Suların yükselmesi bayram havası yaratmış, yem bolluğu nedeniyle balıkçılar keyifli bir av sezonu yaşıyor.
Geçmiş yıllarda yaşanan kuraklık unutulmuş Kuşcenneti güzel bir sezon geçiriyor.
Biz de burada bolca fotoğraf çekme fırsatı yakaladık.
Kuşcenneti'ni daha iyi gezebilmek için tekne gerekiyor, ancak kuluçkaya yatan kuşların rahatsız edilmemesi için bu tür girişimlere izin verilmiyor. Göçmen kuşlar burada çok mutlu bir yaşam sürdürüyor, yüzlercesi bir o yana bir bu yana uçuyor.
Kuşcenneti görülmeye, gezilmeye ve gitmeye değer.
*- YUVA KURACAK KUŞLAR SEÇİYOR
Yetkililerden edindiğim bilgiye göre; kış mevsiminin sonlarına doğru Kuş Gölü'nün suları yükselmeye başlıyor.
Kuzeybatı kıyısındaki, küçük söğüt korusunu ve etrafındaki sazlıkları kaplıyor.
Kışın bahara döndüğü günlerde soğuk devreleri güney ülkelerinde geçiren göçmen kuşlar yuva kuracak yer olarak sessizlik içindeki Kuşcenneti Milli Park'ını seçiyorlar.
Yuvalarında yumurtlayıp, kuluçkaya yatıyorlar.
Yavrular gözlerini burada açıyor, besleniyor, büyüyor, serpilir ve gelecek yıl yine gelmek üzere uzaklara uçuyorlar.
Kuşcenneti Milli Parkının ülkemizdeki diğer Milli parklardan farklı özel bir yeri var.
Uluslararası düzeyde önem taşıyan Milli Parktaki kuş zenginliği ve Milli Park tanımı içindeki başarılı koruma uygulaması nedeniyle 1976 yılında Avrupa Konseyi'nce A sınıfı Avrupa diploması verilmiş.
1981-1986-1991 ve 1996 yıllarında bu diploma yenilenmiş.
Ayrıca 15.4.1998 tarih ve 23314 sayılı Resmi gazetede yayımlanan kararla Kuşcenneti, Romsen Sözleşmesi (Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alan Hakkında Sözleşme) kapsamına alınmış.
Kuşcenneti'nde kuş yaşamının ilgi çekici dönemlerini izleme imkânı, Mart-Temmuz ve Eylül-Ekim ayları arasında. Gözetleme kulesinden geniş bir çevre gözetlenebiliyor.’
Yazı uzadıkça uzuyor.
Keyifle okunuyor.
Ama şimdilik burada kestim.
*- MEŞHUR KÖR AGOP MEYHANESİ
İzmir’in ‘Veysel Çıkmazı’ sakinleri başta olmak üzere, ‘Meyhane kültürünü’ bilenler, İstanbul’a yolları düştüğünde mutlaka ‘Kumkapı’ya uğrarlardı.
Şimdi yine var, ama o eski havası yok Kumkapı’nın…
Zaten düne kadar olan ‘kum tekneleri’ de, o büyük vinçler de kalkmış durumda
Kumkapı’nın meşhurlarından ‘Kör Agop’ vardı, eski meyhaneci, Bornova Küçükpark’ta ‘Rifat’ın yeri’ gibi…
O da yıllar öncesinde kayboldu, gitti.
Şimdi, ‘Kör Agop Restaurant, olarak da anılan Kör Agop'un Meyhanesi Kumkapı'da bulunuyor’ oraya gidelim.
*-1938'DEN BU YANA KUMKAPI'DA
Meyhanenin ünlü müdavimleri arasında ise; Hrant Dink, Mehmet Ali Birand ve gibi isimler bulunuyordu.
Ünlü şarkıcı Suavi'nin de ‘Agop'un Meyhanesi’ adını taşıyan bir eseri var.
Dedesi ‘Kör Agop’tan devraldığı meyhanesi işletmeye devam eden Daniel İnciyan mekanı şöyle anlatıyor;
‘Dedem Kör Agop 1938 yılında ilk meyhanesini açmadan önce babası ve dedesi gibi balıkçılık yapar, karaya her çıktığında soluğu meyhanede alırdı.
Rakıya ve balığa düşkünlüğü ile tanınan Agop artık dışarda içki içmenin pahalı olması nedeiyle ilk meyhanesini Kumkapı sahilinde üç dört tane tahta masa ve taştan yaptığı soğuk su havuzuyla derme çatma bir şekilde açtı.
Aynen İzmir’in meşhur çöpşişçisi ‘Topçu’ gibi.
Topçu, başta Zeki Müren olmak üzere, İzmir Fuarı’na gelen tüm ünlülerin uğrak yeri idi,
*- İSKELE KAZIKLARININ ÜZERİNDE
Daniel İnciyan dedesini ve mekanını, Yervant Şalvarcıoğlu’na anlatmaya devam ediyor:
‘O yıllarda buzdolabı olmadığı için tuttuğu balıkların yanına domatesini salatalığını ve illa ki rakısını havuzun içine atarak soğuturdu.
Zaman içinde bu ufacık meyhane akşamcıların uğrak yeri olunca eşi Marta ile beraber daha büyük bir yere geçme ihtiyacı hissettiler.
Adı bile olmayan bu ilk meyhanenin ardından yine Kumkapı sahilinde o zamanki iskele kazıklarının üzerindeki ikinci meyhanelerini kurdular.
Agop ve Marta 1938 yılından itibaren 43 yıl boyunca tam 16 farklı dükkanda her gece misafirlerini ağırladı.
Yetmişli yılların sonunda ise kendi gibi meyhaneci olmasını istemediği için Fransa’daki akrabalarının yanına gönderdikleri oğlu Hayko’nun ani bir kararla geri dönmesiyle bütün aile meyhanede çalışmaya başladı. 1981 yılında Kumkapı’da bugünkü son yerine taşındı Kör Agop.
Son adreslerine kadar çok dükkan değiştiren Agop’un en büyük hayali yüksek tavanlı ferah bir dükkandı.
*- TEKERLEKLİ SANDELYEDE
Kumkapı’daki eski Fransız gümrük binası o dönem Yordan ve Argiri’nin bakkal dükkanıydı.
Agop, dükkanı onlardan satın alıp meyhaneye çevrdi ve bir Kumkapi yakın kültür mirası böylece iyice sağlamlaşmış oldu.
Kör Agop ilerleyen yaşı ve rahatsızlığı nedeniyle meyhanenin sadece alt katının açılışını getirildiği tekerlekli sandalyesinde görebildi ve yıllarca hayalini kurduğu dükkanda bir kadeh rakı içemeden 1982 yılında hayata gözlerini yumdu.
69 yaşında bu dünyadan gittiğinde ardında hayalini kurduğu meyhanesini, ismini ve bir kültürü bıraktı Kör Agop..,
*- YEŞİLAYCIYIM…
Meyhane bir kültür işi.
69 yaşında ölümünden sonra Kör Agop'un masalarından kimler geçmedi ki; Yaşar Kemal, Zeki Müren, İslam Çupi, Ali Şen, Müzeyyen Senar ilk akla gelen isimlerdi...
Ne diyordu Yaşar Kemal 'Deniz Küstü' romanında;
‘Kör Agop, bu dünyaya şu p’lere, salt balık pişirmeye, içki sunmaya gelmemiştir.
O sohbete, sıcaklığa, dostluğa gelmiştir.
Eğer kim dostluk yoksa, çekiver şu dünyanın kuyruğunu gitsin...’
Burada şunu ilave edeyim:
Ben Yaşar Eyice Yeşilaycıyım,,,
Yani ne içki bilirim, ne de sigara…
‘Sevmiyorum, sevemiyorum’ özeti bu…
Yaşamı insanın elinden aldığını da biliyorum, görüyorum.
Yani tavsiye etmiyorum…
‘Meyhanelere’ gittim.
Ama içki içmek için değil.
En iyi mezeler oralardaydı.
Bunun için…
‘Kör Agop’un meyhanesini de ‘Bir kültür’ olarak ele aldım, bilinmesi gerektiğine inandığım için paylaştım.
*- SAKLI DOĞA MİRASI
Ben biliyorum ama bilmeyenler çoktur.
Genç Gazeteci arkadaşım Levent Özen, rahmetli foto muhabiri Cumhur Aksema ile hatıralarımız olan Ragıp Paşa Dalyanı’nı ele alıp, yazmış.
Levent Özen bizim görmediklerimizi, bizim yerimize başta İzmirliler olmak üzere herkese, ‘Ragıp Paşa Dalyanı: İzmir’in saklı doğa mirası ve geçmişten bugüne değişimi’ diyerek anlatmış.
‘İzmir’in kıyı şeridinde yer alan Ragıp Paşa Dalyanı, hem doğal güzellikleri hem de tarihi dokusuyla dikkat çekiyor.
Zamanla yapılan düzenlemelerle çehresi değişen bu özel yer, eski bakir halinden modern bir rekreasyon alanına dönüşerek şehrin nefes alan noktalarından biri oldu.’ Diyer Levent Özen ve ‘Ragıp Paşa Dalyanı: İzmir’in saklı doğa mirası ve geçmişten bugüne değişimini’ şöyle nakletmiş:
*- KATKI SAĞLIYOR
‘İzmir’in kıyı bölgelerinde yer alan Ragıp Paşa Dalyanı, kentin ekolojik ve kültürel tarihinde önemli bir yere sahip.
Dalyan, hem doğal yaşamı hem de sucul ekosistemiyle bölgenin biyolojik çeşitliliğine katkı sağlıyor.
Yıllar boyunca balıkçılık ve doğa gözlemi için tercih edilen bu alan, yerel halkın ve doğaseverlerin uğrak noktalarından biri olarak öne çıkıyor.
Geçmişte Ragıp Paşa Dalyanı, daha bakir ve doğal bir yapıya sahipti. Bölge, insan müdahalesinin az olduğu yıllarda zengin flora ve faunasıyla dikkat çekerdi.
*- CENNET GİBİ
Dalyanın çevresi, sazlıklar ve doğal göletlerle çevriliydi; kuşlar, balıklar ve diğer su canlıları için adeta bir cennet niteliğindeydi.
Zamanla, kentleşme ve çevre düzenlemeleriyle birlikte dalyanın doğal dokusunda değişiklikler yaşandı.
Bugün ise hem doğaseverler hem de kent sakinleri için düzenlenmiş bir rekreasyon alanı olarak hizmet veriyor.
Ragıp Paşa Dalyanı, İzmir sınırları içinde yer alıyor.
İzmir’in merkezine yakın konumuyla ulaşımı oldukça kolay olan dalyan, şehirden kısa bir yolculukla doğayla buluşmak isteyenler için ideal bir kaçış noktası sunuyor.
Özellikle hafta sonları ve tatil günlerinde hem yürüyüş yapmak hem de sakin bir atmosferde dinlenmek isteyenler tarafından tercih ediliyor.
*- EKOLOJİK VE KÜLTÜREL ÖNEMİ
Ragıp Paşa Dalyanı, sadece doğal güzellikleriyle değil, aynı zamanda bölgenin kültürel geçmişiyle de öne çıkıyor.
Yüzyıllar boyunca balıkçılık ve su ürünleri avcılığı yapılan bu alan, İzmir’in kıyı kültürünün önemli bir parçası olarak hafızalarda yer edindi. Günümüzde ise, doğal yaşamı koruma ve sürdürülebilirlik bilinciyle yönetilen bir alan olarak dikkat çekiyor.
Yürüyüş yolları, dinlenme alanları ve gözlem noktalarıyla ziyaretçilere hem doğayla iç içe vakit geçirme hem de şehir hayatının stresinden uzaklaşma imkanı sunuyor.
Bölge, özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında kuş gözlemcileri ve doğa fotoğrafçıları için cazip bir destinasyon haline geldi.
Aileler ve çocuklar için güvenli yürüyüş parkurları ve piknik alanları mevcut.
*- GELECEK İÇİN YIKILDI
Meslektaşım Levent Özen’e ben de bir tiyo vereyim:
Yıllar önce, İzmir Körfezi’ndeki ‘kirliliğin önlenmesi’ için, Ragıp Paşa Dalyanı’nın yıkılması kararlaştırıldı.
Böylece denizde sirkülasyon sağlanacak, körfez kendi kendini temizleyecekti.
Karar uygulandı ve yıkım yapıldı.
Aynı zamanda İzmir Kuş Cenneti de bundan yararlanacaktı.
Sonucu hepimiz biliyor ve görüyoruz.
Yorumlar yükleniyor...