GENÇLERİMİZİ SOKAKTA NE BEKLİYOR
Köşe Yazısı

GENÇLERİMİZİ SOKAKTA NE BEKLİYOR

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
22 Jan 2026 18 dk okuma 230

*- RENGİ ŞEHİTLERİMİZİN KANINDAN Yazıma TÜBİTAK’ın açıklaması ile giriyorum. Siyasetçiler ya da belli yerlere angaje olanları bir tarafa bırakıyorum. ‘Al bayrağımızın gölgesinde, tam bağımsız Türkiye hedefiyle bilim ve teknoloji üretmeye devam ediyoruz, devam edeceğiz. Kutsal değerlerimize uzanan hiçbir el, bilimle ve teknolojiyle inşa ettiğimiz geleceğe olan inancımızı sarsamaz. Şanlı bayrağımız, en büyük gurur kaynağımızdır. Rengini şehitlerimizin kanından alan, bağımsızlığımızın ve isti

*- ÇOĞU ZAMAN EŞİTLİK, ADALETSİZLİKTİR!

Geometrinin kurucusu ve babası Öklid'in (Euclid) bir sözü var:

"Aynı şeye eşit olan şeyler, birbirine de eşittir."

İnsanlar doğası gereği detayını ve sürecini bilmediği her şeye eşit yaklaşmaya çalışır.

Çünkü bu yaklaşımın en objektif ve adil olacağını düşünür.

Fakat zaman geçtikçe, derinlere indikçe ve olayları tanımladıkça, eşit davranmanın büyük adaletsizlik olduğunu fark eder.

Şirketlerde de durum, az çok böyledir.

Detaylarını bilmediğimiz konularda eşit olmaya çalışırız.

Ama bu eşitliği adil davranma olarak nitelendiririz.

Kısacası el başka eyler, dil başka söyler.

Dua edelim ki üstünden çok zaman geçmemiş, yetenekler heyecanını yitirmemiş ve düzen bozulmamış olsun.

Aksi halde toparlanamayacak olan sistem, size yeni şirket arayış bildirimi olarak geri döner.

Örnek vermek gerekirse; özellikle bilmediğimiz pozisyonlara yaklaşımımız bu şekildedir.

Aynı unvana sahip 2 kişi eşittir.

Bu 2 kişiye eşit imkânlar sunabiliyorsak eşitliği bozmayız.

Fakat bu 2 kişi aynı imkânlara, aynı iş gücüne, aynı donanım ve tecrübeye hatta aldıkları sorumluluklara sahip değilse, eşit davranmak adaletsizlik olacaktır.

Şirketlerde, işyerlerinde, hatta resmi dairelerde göz ardı edilen kısım tam da burasıdır.

*- NEDENSE HEP HAK YENİR

Söz konusu 2 kişiyi ilk adımda benzeştirir ve eşit davranılır.

Detaylara inmek yorucudur, zordur, zaman ister.

Hızlıca kategorilere ayırıp aynılaştırmak eşit bir tanımlama yapmaya çalışır.

Maaşlar, primler, zam oranları, hep aynıdır.

Fakat aynı olmayan şey; efordur, donanımdır, istekliliktir, yaratıcılıktır, üretkenliktir...

Uzun lafın kısası;

"Eşit olmayan koşullarda eşit davranmaya çalışmak tek kelimeyle adaletsizliktir."

*- BİTMEYECEK SANIYORLAR

Önceki yazılarım arşivlerde duruyor.

Seçimler öncesinde bazı medyatik belediye başkanlarını ele almış ve bunların ne yaparlarsa yapsınlar kesinlikle aday adayı gösterilemeyeceğini tek tek anlatmıştım.

Şimdi seçimlere yine zaman var…

Birileri ilk günkü gibi ‘cicim aylarını’ yaşıyor.

Örnek mi?

Bornova Belediye Başkanı…

‘Sendikacı’ diye biliyorum…

Ben Bornova Doğumluyum, Bornovalıyım…

Babam da öyle, dedem de…

Onun babası da…

Şimdi biz dedeyiz…

Neyse…

Demek istediğim şu;

Gerçek ve yerli hiçbir Bornovalı Başkanın icraatlarını beğenmiyor…

Zaten Belediyeye girmeniz ‘Askeri bölge gibi!’ yasak!

Kapıdan dönersiniz…

Başkan nerede?

Bilemezsiniz, öğrenemezsiniz…

Sadece bazı grupların haberi oluyor, kıtalar gibi taşınıyorlar mı, bilemiyorum…

Çok yıllar önce bu işleri organize eden rahmetli Kadir Kestaneci vardı.

Başkan nerede, Manisa Demircili Kadir Kestaneci de ekibiyle orada idi.

Saçını düzeltiyorsa, ekip ona göre slogan atardı.

Ya da sağ kolunu kaldırınca başka, sol kolunu kaldırınca başka!

Kadir Kestaneci ‘Ne yaparsın, geçim dünyası!’ derdi…

Bunları neden yazdım?

Bugün bir müdürlüğü aradım, bir memur çıktı, danışmak istediğim konu olduğunu ve bilgi almak istediğimi sordum…

‘Müdürümüz bilir!’ dedi.

*- TAMAM, GELİYORUM!

Çekindi, bildiğini, duyduğunu söylemekten…

‘Müdür nerede?’

Bilmiyor…

‘Siz gelin ama gelmeden önce arayın!’ diyerek sözde yardımcı olmaya çalışıyor.

‘Tamam, ben bir saat sonra geleceğim, müdür beye söyler misin?’ diyorum bu kez…

Kızcağız eveleyip geveledi, ‘Ben müdürüme bir şey soramam!’ diyerek konuyu kapattı.

Düşünün bir memur müdürüne ‘Neredesin?’ diyemiyor Bornova Belediyesi’nde…

Halkın sıkıntısı, istekleri, dileklerini, serzenişlerini, belki ayda bir belki gördüğü belediye başkanına nasıl nakledecek, anlatacak?

Beklemeye devam etsin vatandaş, belki bir gün sağır sultan bile duyar…                                                                                                       

Şimdi anlamışsınızdır, şimdiden ‘Yar saçların lüle lüle, sana güle güle sevgili başkan!’ deyişimin nedenini…

Şunu da söyleyeyim:

Erken seçim ancak Reis’in ‘evet’ demesi ile olur…

Bunun için ‘Anayasa değişikliği’ şartı var…

Bu da en azından 400 milletvekilinin ‘evet’ demesi ile olur…

Hangi milletvekili temiz kemiksiz 450 bin lira maaşı bırakır…

Bu buzdağının görünen yüzü…

Komisyonlar, harcırahlar, davetler, hediyeler…

Daha neler neler?

Hiç ama hiçbir yetkileri ve etkileri yok…

Sadece birilerini bir yerlere yerleştirirler, bu da karşıdakinin korkusu ve makamını korumak düşüncesinden ileri gelir…

Aynı şekilde Urla Belediye Başkanı için de Bornova Belediye Başkanı için düşündüklerimi tekrarlayabilirim.

Karaburun’un kadın belediye başkanı önceki dönemde olduğu gibi ‘Halkın sevgisini’ olağanüstü toplamış durumda.

Özgü'r Özel önce onun ipini çekmişti…

Ama halk ve parti ayağa kalkınca büyük hatadan dönmüştü.

Özgür Özel önce partisinin İzmir il yönetimini ele almalı…

Halktan kopuk takımın yerine halkın içinden gelenleri yarın değil bugün işbaşına getirmelidir.

Son seçimlerde ne kadar oy kaybı ortada…

Hiç kimse kendi kendini aldatmasın.,,

*- ‘KOVULDU’ SÖZÜNÜ SEVMEYİZ

Bizim mesleğin en güzel yanı, ‘Hiçbirimiz için ‘Kovuldu!’ denilmez. Söylenen, ‘işten ayrıldı!’ denmesidir.

Bazı meraklılar ağız ararlar, ‘Halbuki iyi idi’ ya da ‘İşinden memnundu!’ gibi..

Bunların hepsi ‘kötü’ niyetlidir.

Ağızlarına ‘sakız’ verseniz, utanmadan karşınızda göbek atarlar.

Patronlara ve yöneticilere hep şunu söyledim:

‘İyi lafına inanmayın!’

Ve

‘Çıkaracağın adamı kim önerirse önersin alma!’ diye…

Bu arada şunu da gördüm;

Hangi patron, içimizden herhangi birini bir yere getirip, önüne büyük imkanlar sunduysa, sonuçta kazığı hep ondan yemiştir.

O sözde ünlüleri tek tek açıklarım…

Adım gibi yine biliyorum:

Celal Demir usta belki günün birinde bunları benden önce yazar…

Ama son zamanlarda, medya sektörü önemli değişikliklere uğradı…

‘Ben kovuldum ve işsizim!’ diyenler var.

‘Bunu ‘Şeref madalyası!’ olarak taşıyorum, diyenler de var.

Yine açık ve net söyleyeyim:

Neredeyse tüm belediyelerin ‘Basın’ ya da ‘Halkla ilişkiler’ bölümleri de ağzına kadar dolu.

Orana koyarsak yüzde 99’u adını bile yazamaz.

Türkçe de bilmezler, haber yapmasını da, fotoğrafçılığı da…

Zaten şimdi dört yaşındaki çocuk da onlar kadar görüntü almasını, çekim yapmasını biliyor.

Bu işe yaramazların, maaşları halkın cebinden çıkıyor.

Yani halka, şehre dönüş olmuyor.

Bir okuyucumun şu gönderisi bunları yazdırdı…

İnsanlar işlerinden değil, toksik kültürlerden ayrılır.

Çalışan bağlılığı yan haklarla değil; anlam, saygı ve güvenle kazanılır.

Kendini gerçekten görüldüğünü hisseden, gelişimi için desteklenen ve değer verilen biri kolay kolay ayrılmaz.

Tanınma, gelişim, gerçek destek ve adil ücret bir araya geldiğinde, başka yerler artık daha cazip görünmez.

Gerçek liderlik, insanların sadece dayanmasını değil, gelişip güçlenmesini sağlar.

*- YETENEKTEN ÖNCE SİSTEM

Ahmet Şerif İzgören, "Herkes işini iyi yaparsa takımın performansı da yüksek olur, işler yürür." Konusunu ele almış.

Hiç de değil!

Eğer takım içinde roller doğru oturtulmamışsa bireylerin performansı yüksek olsa bile takımdan performans bekleyemezsiniz.

Rollerden kastım aslında görev tanımlarının kurumun stratejilerine yönelik yapılıp yapılmadığıdır.

Mesailer yapılır, kürek çeker durursun, bakarsın ki gitmek istediğin yere gidememişsin.

Roller kurumun varmak istediği yere yönelik olarak tanımlanmalı.

Takım lideri de içeride bir yetenek avcısı gibi davranıp o tanımın kişinin yeteneklerini kapsayıp kapsamadığını takip etmeli.

Tabii bu yazıp naklettiklerim kağıt üzerinde ve kitaplarda…

*- KORKU ve ÜZÜNTÜ

Medya bu konunun üzerinde kaç zamandır duruyor,

Çeşitli yorumlar yapılıyor.

Önce özetin özetini okuyalım, sonra da konuyu ‘Mini anket’ ile noktalayalım.

“Atlas'ı öldürdüğünüzde sadece Atlas ölmüyor, bütün çocukların kalbi korku ve üzüntüyle doluyor.

Sınavda iki yıl üst üste birinci olan genci mülakatta elerken aranızda gülüştüğünüzde sadece o gencin hakkını yemiyorsunuz bütün gençlerin umudunu yok ediyorsunuz.

Cinayet ve tacizden bilmem kaç yıl hapis alan katili, bir kaç yıl sonra serbest bırakıp, gazetecileri bir tweet yüzünden hapse attığınızda tüm ülkenin kalbindeki adalete olan inancı sarsmıyor muyuz?

Oteller, ormanlar yanıp sorumlular ile ilgili soruşturma izni vermediğinizde sonra yanacak ormanların, otellerin önünü açıyorsunuz. Sadece Atlas, Ahmet, Hakan, Ömer ölmedi.

Ülkenin çocukları, anne-babaları, dedeleri, nineleri herkes üzgün en çok da öldürenin, öldürenlerin nasıl olsa bir kaç yıl içinde serbest kalacağını biliyor olmanın çaresizliği üzüyor hepimizi…”

Şimdi yorumlara, yani ankete katılanlara söz verelim:

*- DAVETİYE ÇIKARIYOR

Müjgan Özkan Atabay: “Bu satırlar tekil acılardan değil, sistematik bir adaletsizlikten bahsediyor.

‘Suça sürüklenen çocuk’ söylemi arkasına saklanarak şiddetin ve suçun sonuçsuz kalması, sadece mağdurları değil tüm toplumu cezalandırıyor.

Önlem almayan, caydırıcılığı olmayan her yaklaşım yeni suçlara davetiye çıkarıyor.

Sibel Sözer: “Toplumun büyük bir kesiminin yaşadığı acıları çok güzel anlatiılmış. Ben de merak ediyorum gerçekten bir anne olarak; siyaset üstüne titrediğimiz bu güzel çocuklarımızdan daha değerli olamaz öyle olmadığına göre bu kadar duyarsız, tedbirsiz olmanın sebebi nedir gerçekten?”

Murat Eştürk: “Ve tüm insanlar, tam da planlandığı gibi yudum yudum umutlarını yitiriyor.

Ve evlatları ile sınanan annelerin acısı tüm annelerin kalp çarpıntısı ve ya benim de evladım …….. cümlesini tamamlayamadan kapkara oluyor. Zehirli bir pozitiflik, yıkıcı bir empati ve toksik bir sabır hiç bir işe yaramıyor.

Teselli yok, korku, kaygı, ve acı kekremsi bir öfke…”

Burhan Özeren; “Memleketin halinin acı tablosu.

Siyasi olmuş kanısına nereden varıldı acaba?

Başkalarının acısıyla dertlenmemek böyle bişey demek ki …

Çok yazık , her adaletsizliğe , her kadın ve çocuk cinayetine , her kötülüğe nasıl sahip çıkar vicdanı olan bir İNSAN  acaba ????”

Mert Özkan: “Yalnızca "Suça Sürüklenen Çocuklar" değil,

Çocuklarını, kadınlarını, ormanlarını koruyamayan bir millet…

Yozlaşmaya mahkum edilmiş bir toplum…

Kendisinin hayaleti hâline dönen bir ülkeyiz!

Şurada daha 20-30 yıl önce "yok artık!" dediğimiz her şey normalleşti.

Bir an önce geleceğimize sahip çıkmalıyız;

Türkiye'yi kuran değerlerimize dönüp, Bütün çocuklarımızı bağrımıza basıp, Gerçek bir sosyal devlet olmalıyız.

Yalnızca savunma sanayimizle değil, okullarımızla, katma değer yaratan markalarımızla, istihdamın önünü açan yatırımlarla Anadolu'yu tekrar kazanmalıyız.”

Zafer Atamer: “Bu topraklar bizim ve başka Türkiye yok!

Muhtaç olduğumuz kudret, işte bu evlatlarımızın damarlarında akıyor, o kanın daha fazla akmasına izin vermeyelim!...”

Selda Eryılmaz: “Bu sürece olumsuz etki eden dizileri seyretmeyelim, izleyici temsilcisine, RTÜK'e,  vekillere yazalım...

Kök neden; aile ve okul eğitimi, hukuk sistemi ve gelir dağılımı olsa da, bir şeylerden başlamak lazım. Ben başladım.”

Melek Erol: “Ülkemizin temel sorunlarından biride bu büyük umutlarla yetiştirmek istediğimiz gençlerimizi sokaklarda neler bekliyor bilemiyoruz gelecek önce güvenli olmalı güven olan yerde istikrar olur büyüme olur Allah çocuklarımızı bu tür belalardan korusun…”

*-BİR KISSA, BİN DERS

Bir ülkede bizdeki gibi suçların önüne geçilemiyormuş.

Büyük büyük hapishaneler, adalet sarayları, binlerce hakim avukat, polis, asker vs.

‘Nasıl azaltılabilir?’ diye araştırmalar yapılmış, ilanlar asılmış, fikirler istenmiş.

Bir kişi tüm bunların büyük ölçüde halledilebileceğini iddia etmiş.

Sormuşlar, bunu nasıl yapacaksın?

‘Ülkedeki tüm hapishaneleri, adalet saraylarını kapatıp bir insanın sığabileceği kafes yapıp şehrin meydanına bırakın!’ demiş.

‘Biz tüm bunlar ile bu işi çözemezken bir kafes ile nasıl olur?’ denilince deneyelim ve görelim demiş.

Suç işleyen bu kafeste tutulacak.

Dediği yapılmış ve kısa süre sonra bir suç işlenmiş ve suçlu yakalanıp kafese konmuş.

Ardından bir suçlu daha.

‘Hadi bakalım çöz bu sorunu her yer kapalı, şimdi bunu ne yapacağız?’ denilince, ‘İçerideki suçluyu idam edip yerine bunu bırakın ve böyle devam edin’ demiş…

*- BİRAZ AĞIR

Kim nereden güç alıyor onu anlamak lazım.

Birileri ne yaparsa yapsın, destekleyen bir kesim var ise bunu masaya yatırmak lazım.

Bu bütün partiler için geçerli.

Ülkece ahlak problemimiz var, o yüzden ya çoğunluğa ahlaklı yaşamak öğretilecek ya da üniversite mezunu olmayanlar oy kullanamayacak.

*-İNSANLARIN YENİ İLETİŞİM BİÇİMİ

2025 yılı itibarıyla ChatGPT, sadece bir sohbet botu olmanın çok ötesine geçerek insanlığın dijital dünyayla kurduğu iletişimin ana merkezi haline gelmiş durumda.

Haftalık 800 milyondan fazla aktif kullanıcıya ulaşan bu platform, bireylerin bilgiye erişim şeklini, iş yapış süreçlerini ve hatta günlük sosyal etkileşimlerini kökten değiştirerek yapay zekayı gündelik yaşamın ayrılmaz bir parçası kıldı.

2025 Yılında ChatGPT’nin Küresel Yayılımı ve Kullanıcı Verileri

Yapay zeka teknolojilerinin benimsenme hızı, teknoloji tarihindeki tüm diğer inovasyonları geride bırakarak 2025 yılında zirve noktasına ulaştı. İnternet trafiği analizlerine göre dünyanın en çok ziyaret edilen ilk 5 sitesinden biri olan ChatGPT, coğrafi sınırları aşan devasa bir ekosisteme dönüştü.

ChatGPT 2025 yılının Eylül ayı itibarıyla haftalık 800 milyon aktif kullanıcı sayısını aşarak devasa bir büyüme gerçekleştirdi.

Bu rakam, 2025 yılının başındaki 400 milyonluk kullanıcı sayısının sadece dokuz ay içinde ikiye katlandığını gösteriyor.

Platformun bu denli hızlı büyümesindeki temel etkenler arasında GPT-4o modelinin sunduğu gelişmiş sesli mod özellikleri ve "Deep Research" gibi karmaşık problem çözme yeteneklerinin ücretsiz kullanıcılara da açılması yer alıyor.

Platform, günlük ortalama 1 milyardan fazla sorguyu işleyerek küresel bir bilgi işlem merkezi görevi görüyor.

Mobil uygulama indirmeleri 2025 yılının ilk yarısında 350 milyonu aşarak tüm zamanların uygulama mağazası rekorlarını kırmıştı.

Bu devasa kullanıcı trafiği, yapay zekanın artık niş bir teknoloji değil, genel bir tüketici ihtiyacı haline geldiğini kanıtlıyor.

Kullanıcıların %55'i 18-34 yaş aralığında yer alarak teknolojiye adaptasyonu en yüksek grubu temsil etmektedir.

Kadın kullanıcı oranı 2025 yılında %52’ye yükselerek yapay zeka kullanımında cinsiyet eşitliğinin sağlandığını göstermektedir.

Lisansüstü eğitim seviyesine sahip kullanıcıların %48'i ChatGPT'yi profesyonel iş süreçlerinde günlük olarak kullanmaktadır.

Demografik verilerdeki bu çeşitlenme, yapay zekanın her yaştan ve her kesimden insan için ortak bir dil haline geldiğini göstermektedir.

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 362

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 219

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 173

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 374

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 352

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...