GENÇ VE DİNAMİK KALMAK İÇİN
Köşe Yazısı

GENÇ VE DİNAMİK KALMAK İÇİN

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
19 Aug 2026 8 dk okuma 162

*- YANLIŞ ASIYORUZ “Türk bayrağı nasıl asılır?” şeklindeki bir soruyla çoğumuz karşılaşmamış, bütün iyi niyetimizle Türk bayrağını balkonlara, pencerelere, araçların camlarına gönlümüzden geldiği gibi asmışızdır. Fakat Türk bayrağının gerçek asılma şekli şu anda Türkiye’nin dört bir yanında doğru olarak uygulanmıyor.

Yalçın Mıhçı şunu söylüyor;
‘Türk Bayrağı duvarlara yanlış asılıyor!
Yıldız aşağıyı gösterecek biçimde asılıyor.
Bu durum sömürge ülkelerde olur.
Atatürk bunu değiştirerek bayrağımızdaki ay ve yıldızın yukarıya
bakacak biçimde asılmasını istemişti…’
Bayrakların savaşta, barışta ve işgal altında farklı asıldığı bilinen
bir gerçek olmasına rağmen yanlış uygulandığı da bir gerçek.

*- HİLAL ALTTADIR YILDIZ ÜSTTE
Bizim bayrağımız ise tabi sembollerden oluşur.
Balkanlar'daki, Anadolu'daki ve de Arap Yarımadasındaki tapu
senetlerimiz olan şehitliklerimize ve kabir taşlarımıza bakarsak hilal
alttadır ve iki elini göğe açmış yıldızı kucaklamaya hazırdır.
Şimdi gönder için yapılan bayraklarımızı binalara asıyoruz ve hilal
aşağı doğru duruyor. Bu işgal yıllarının alışkanlığı. Cebinizdeki
paralara bakın hilal göğe el açmış yıldız da üsttedir.
Okullar, üniversiteler, askeri karargâhlar hep hatalı bayrak asmaktadır.,
Eğitimci Yazar  Şerafettin Güç bayrak yapıcılarından tutun da tüm
yetkililerin ve hatta tüm yurttaşların buna dikkat edip önem vermesi
gerektiğini anımsatıyor.

*- SEVDASI PEŞİNDE
Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunlarından Atalay Ergezen, bir
zamanlar Türkiye’nin en büyük okuyucusu olan Tercüman Gazetesi’nin
genç spor muhabirlerindendi.
Sanıyorum Hüseyin Yangır’ın şefliğinde Atalay Ergezen ile şu anda
Yaşar Holding’in üst düzey yöneticilerinden Mehmet Aykırı ile birlikte
sporda önemli atlatma haber ve söyleşiler yapıyorlardı.
Yıllar geçti şimdi Atalay Ergezen Urla’da bisiklet tamirciliği yapıyor.
‘Benim sevdam!’ dediği bisiklet tamirciliği için bir de ‘Gökkuşağı’
adı altında atelyesi var.
Tabii hemen her gün yaşantısını ya da yaptığı araştırmaları yazıyor.
Son yazısını şöyle bağlamış:
“Mete ile servis aracımızın kasasını açık karavan olarak kullanmanın
yollarını arıyoruz.
Önce bir çadır kurduk kasaya, olmadı.
Bugün, şişme yatak aldık. Bi de uyku tulumu. Şişme yastıklar zaten vardı.
Üstüne deniz havlusu.
Urla İskele'de deniz kenarına çektik. Birkaç saatliğine prova yaptık.
Yıldızları izlerken serin hava solumak.
Uygun şartlarda, ara sıra dış ortamda uyumanın insana çok iyi
geldiğini daha önce deneyimlemiştim.
Daha az uyku ile yetinmek ve dinç uyanmak sonuçlarından en önemlileri.
Kısa ve uzun vadede hem biyolojik hem psikolojik çeşitli olumlu etkileri var.

*- BANA SESLENMİŞ…
Bir zamanların genç spor muhabiri Sevgili Atalay Ergezen yazısının bir
bölümünde bana da sesleniyor:
“Önerilerimi dikkate almakla kalmayıp, yazılarında paylaşan Sevgili
Yaşar ağabeye bir önerim de bu olsun.
Abi, özellikle yaz günlerinde evde solunan havanın kalitesi klima
ilavesiyle de iyice düşüyor.
İmkân varsa ara sıra balkonda, bahçede uyumayı deneyebilirsin.
Sabah uyandığında kendini daha dinç hissetmezsen, bir daha yapmazsın…
Bu kısa dönem etkisi.
Bir de uzun dönemdeki etkileri var…”
Ben de Atalay Ergezen’in önerisini, uygulama imkanı olan okuyucularıma
duyuruyorum.
Yalnız şunu biliyor ve gürdüm:
Özellikle Urfa yöresinde, onlarca insanımız geceyi toprak çatılarında,
geçiriyor.
Tabii uyku sersemi düşenler de oluyor.
Hatta ata sözüm olmuştur, ‘Düşen bilir!’ diye…

*-  DAĞDA- BAYIRDA- SAHİLDE
Atalay Ergezen, bilgi ve öneri dolu yazısında şöyle diyor:
“Geçen gün tanıştığımız, bilişim sektöründe çalışan Abdullah da bu
etkiyi fark edenlerden. Bu yüzden her sene bir kaç kez, birer hafta
olmak üzere bisikletini alıp Türkiye 'nin istediği yöresine gidiyor.
Dış mekânda geceliyor.
Maddi koşulları, otelde kalmaya yeterli olmadığı için değil;
Yapay zeka ile uygun koşullarda açık havada uyumanın insan üzerinde
etkilerini inceleyen araştırmaların sonuçlarını inceledik tartıştık.
Ara sıra kamp yaparak, yerleşikliğin hapseden kısmını hafifleten
binlerce on binlerce kişi, kendilerine çok iyi geldiğini zaten
yaşayarak biliyorlar.
Yapay zeka ile sohbetimiz bu konudan "ev" konusuna dallandı.
Ev ve evin dışı.

*- EVLENMEK!
Acaba hangi dillerde ‘evlenmek’ kavramı, kökünü ‘ev’ den alıyordu?
Kökünü ‘ev’ den alan ‘bir akit ile yaşamı paylaşmak’ kavramını
kullanan toplulukların geçmişi göçebe miydi?
İlginç sonuçlar çıktı.
(Ama özetleyecek vaktim kalmadı. )
‘Evlenmek’ kimi Avrupa dillerinde, iki kişinin yanyanalığını anlatan
kök kelimeler üzerine inşa edilmiş.
Ev, hane, çadır, barınma mekanı kelimelerden türetilmiş ‘nikahlar’
genellikle Türk, Kazak, Azerbeycan, Moğol coğrafyalarına ait.
Türkçede ‘evlenmek’, ‘ev sahibi olmak’ ile aynı kelimeyle ifade
edilmesi yanında, konar göçerlikten kalma ihtimali de var.
Barınmaya muhtaç kalmaya ilişkin abartılı tedirginliğin seviyesini de
deşifre ediyor olabilir.
Homeless olmaya ilişkin korkunun seviyesi, insana neler yaptırabilir?
Çocuk?
Dünyaya bir çocuk getirmek, ‘stratejik bir hamleden’ ibaret olabilir.
İçgüdüsel tedirginliklerden, konfora ulaşma, sürekliliğini garanti
altına alma...
Bu marjinal gruplar için geçerlidir.
Avustralya'da sokakta yatanların çoğu Aborjin idi.
Kendilerine devlet ev verdiği halde, birçoğu kapısını penceresini
kırıp, dışarıda yatmayı tercih ettiklerini söylemişlerdi.
Sinoplu Diyojen de dışarda yatıyordu.
Onunki biyolojik değil felsefik bir tercihti.

*- TENEKELİ MAHALLE
Burada bir anımsatma yapayım;
İzmirlilerin ‘Tenekeli Mahalle!’ dedikleri bir semt vardı, Kahramanlar’da…
Bu ‘Tenekeli Mahalle’de yaşayan Roman kardeşlerimiz, geçimlerini
arabacılık, fayton sürücülüğü, ayakkabı boyacılığı ile sürdürüyordu
genellikle.
İzmir’in bu kanayan yarası siyasetçiler için de propoganda vasıtası oluyordu.
Sonuçta sanıyorum ‘Boksör’ lakaplı Belediye Başkanı İhsan Alyanak,
görevi teslim aldığı Osman Kibar’la da anlaşarak gecekonduları yıktı
ve dörder katlı bloklar halinde yeni binalar kurdu.
Hatta sanıyorum Atalay Ergezen’in çalıştığı dönemdeki Tercüman
Gazetesi’nin modern matbaası da burada idi.
Evler törenle teslim edildikten sonra gazetelerde şu haberler
görüntülü olarak okundu,
Romanlardan bir kısmı, akşamları iş dönüşü, merdivenlerden çıkararak
bir odalarını ahır yaptıkları odalara koyuyorlardı.
‘Bizim kıymetlimiz!’ diyerek atlara verdikleri önemi anlatıyorlardı.
Sanıyorum yaşı ileri birçok İzmirli o günleri ve ‘at sevgisini’
anımsayacaklardır.
Atlarıyla birlikte yatanlar da az değildi.

*- BARINMA İHTİYACI
Atalay Ergezer’e yine kulak verelim:
“Konar göçerlikten yerleşikliğe geçişte, en üst sıralardaki ‘bir evde
barınma’ ihtiyacının abartılmasına, yine abartılı bir yanıtla karşılık
veriyordu.
Evlenmenin, arabalanmanın, kariyerlenmenin, akrabalanmanın,
paralanmanın bizdeki ihtiyaç hiyerarşisinin en üstlerinde yer aldığına
dair birçok kanıt bulmak mümkün.
(Paralanmak!)
Ev sahibi, tapu sahibi olmanın/kalmanın birbirinin varlığına kast
edecek boyuttakilerinden tutun, uzun yolculukları birlikte yapmış
insanların dahi, ‘tapuya şerh’ koyduracak kadar sokakta kalma
korkusu...
Ya da ‘yasal tedirginlikleri"’bir enstrüman olarak kullanıp, göçebe
kültürün izlerini, onarılamaz gönül kırıklıklarıyla, mahkeme
koridorlarıyla, kavgalarla yeniden, yeniden yaşamak.
Çocukların kafasına da, hayatın en önemlilerini; EV, ARABA, KONFOR vs
olarak yazmak.
Yokluğunu, mahvolmakla eşdeğer biçimde kodlayıp; bu uğurda en
yakınlarını dahi ‘rakipleştirip,’ türlü entirka ve zorbalıklarla
YENMEYİ çocukların kafasında ‘sıradanlaştırmak…’

*- NE DEMEK?
Avcı toplayıcılık, konar göçerlik hesapta çok gerilerde kaldı.
Yerleşikliği kültürel olarak değil de sadece fiziki koşullarla
anlamlandırmak, göçebeliği şehre böyle taşıyor işte.
Afaki örneklerin uzağında olmak, istatistiklere girmeyecek kadar
normal hayat sürenler de bu iklimden payını almıyor değil.
‘Uç vakalar, normaldeki sıkıntıların görünebilir yüzüdür’ önermesine uygun.
Tatil demek ne demek?
Alıştığımız 4 duvardan bir süreliğine ayrılıp, başka bir coğrafi
noktadaki 4 duvarın arasına girmek demek…
Göçebeliği tüm öğeleriyle birlikte külliyen reddetmek ne kadar
anlamsız ve faydasızsa,
konaklama tesislerini, 4 tekerli otomobilleri de külliyen reddetmek
akla uygun değil.
Korunmalıklar
ın, barınmalıkların ihtiyaç oranında alternatifi; açık havada
gecelemek olabilir.
Hem faydası bilimsel olarak da kanıtlanmış.
Daha az uyku ile yetinmek ve dinç uyanmak sonuçlarından en önemlileri.

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...