GECE YARISI DOKUZ EYLÜL HASTANESİNİN ÖNÜ!
Köşe Yazısı

GECE YARISI DOKUZ EYLÜL HASTANESİNİN ÖNÜ!

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
19 Sep 2025 13 dk okuma 169

*- ÖNCE DİNLE! Shakespere şöyle demiş; ‘Ben hep mutluyum, neden biliyor musun? Çünkü hiç kimseden bir şey beklemiyorum! Beklenti her zaman zarar verir. Hayat kısa, Bu yüzden hayatını sev ve mutlu ol! Gülümsemeyi sakın bırakma! Kendin için yaşa, Ve, konuşmadan önce dinle! Yazmadan önce de düşün!’

*- SONUNDA ÖFKELİ!

Aslında. Yedi Cüceler misali yaşıyoruz, hayatı!

Bir coşkulu, bir yorgun!

Bir iyimser, bir kaygılı!

Bazen huysuz, bazen neşeli!

Bazen de fena halde öfkeli!...

*-  ‘TÜRK’ÜM DEME!...’

Hani bazıları ‘Osmanlı Torunuyum!’ diye övünür ya, onların sözde atalarının zamanından bir bölüm sunayım:

Osmanlı’da, biz Türklere şöyle denilirdi:

‘Aman Türk’üm deme, sonra devletin parçalanır!

Türk, bu korkuyla, kendi kimliğinden korkar ve ondan kaçar oldu.

Ama devlet, diğer etnik gruplara hoş görülüydü.

Her türlü etnik hürriyeti tanıdı.

Devlete ısınırlar sandı.

Türkler, ‘Osmanlıyız ve Müslümanız!’ derken, diğer gruplar, Arap, Rum vs. kendi kimliklerini geliştirip, bilinçlendirildiler.

Ama ne zamanki devlet tökezledi ve beklenen o büyük gün geldi;

Hepsi, devlet içinde devlet olmuş halde, birer birer Türk’ün karşısına dikildiler.

Türk hazırlıksız, şaşkın ve kimliksizdi.

Kendisine anlatılan ‘din kardeşliği’ ezberi de, bozulmuş bir şekilde Anadolu’ya sıkıştı.

Sonra oraya da gelip, gırtlağına sarıldılar.

*- SON HALİFE

En son Halife’nin aslında kendine yabancı olduğunu fark eden Türk, 1920’de Mustafa Kemal’in etrafında kenetlenip, yeni bir kimlik inşaasına girişti.

Bu Türk tarihinde, Ergenekon’dan çıkışından daha zor bir hamle idi…

Çünkü çok geç kalmışlardı.

Ve bu girişime, ‘fetvalarıyla’ karşı duran, bazı sözde din adamları (!), gericiler vardı.

Bunlar hiçbir zaman boş durmadılar, ‘Ne mutlu Türk’üm diyene!’ diyerek, tüm Anadolu halkına güç ve kimlik verdi.

Bilmeden, okumadan, araştırmadan, ‘vatan hainlerinin’ ve ‘vatanı, Türkleri parçalamak isteyen’ler yeraltı faaliyetlerini, arada, su üstüne de çıkardılar.

Yani hepimiz bunları görüyor ve biliyoruz.

Tabii ki arkalarında yalnız güçlü Avrupa ülkeleri yok!

Daha önceleri bunları tarih aralıklarıyla hep yazmaya, anlatmaya çalışmıştım…

Bu tiplerin halkı nasıl kandırdıkları, bir noktada dolandırarak, aldattıklarını nasıl soyduklarını, inançlı bizleri nasıl Gazi Mustafa Kemal Atatürk yolundan ayırmak için yaptıklarını herhalde bilmeyen, anlamayanımız yok gibidir.

*- MUSTAFA KEMAL’LE BERABER

Şimdi o günlerin daha sonrasına gidelim:

İzmir- Ödemişli ünlü politikacı Şükrü Saraçoğlu’ndan bir anektodu anlatayım:

Çeşitli devlet görevlerinde bulunan Şükrü Saraçoğlu Dışişleri Bakanı olarak Sovyetler Birliğini, Rusya’yı ziyaretinde Josef V, Stalin onu, kollarını açarak dostça karşılıyor, gülerek;

‘Umarım, Boğazların anahtarlarını da getirmişsinizdir’ diyor.

Saraçoğlu’nun yanıtı, tüm hariciyelerimize ders niteliğindedir:

‘Maalesef ekselansları, Mustafa Kemal anahtarları, beraberinde götürdü…’

Bu güzel, bizim için ‘şiir dozundaki, moral verici gerçekleri’ Müjgan Atabey’den öğrendim.

‘Müjgan’  adını da, hastanede yatarken oda arkadaşım olan,  Babası Hasan Akın Özkan’dan öğrendiğime göre, rahmetli babaannesinin adını yaşatmak için konulmuş.

Söylemeden geçemeyeceğim, herkes keşke sevgili iki çocuk annesi (Ata ve Poyraz’ın) Müjgan Atabey gibi olabilse, ‘Neşe, mutluluk, huzur, keyif, moral, pozitiflik’ gibi aklınıza hangisi ve güzellikler saçan birisi gibi olabilse…

*-HAİNLER

Neyzen Tevfik’in iki sözünü hatırlatacağım:

‘Ekmek herkese yetecekti aslında;

Tarlaya karga dadandı!

Ambara fare,

Fırına hırsız,

Memlekete haram!

***

‘Geldikleri gibi gitmediler,

Kimi itini bıraktı, kimi bitini

Kimi de piçini!

Yoksa bu kadar şerefsizin,

Bizden olması mümkün değil!’

Yine anımsıyorum, bir gün bu konuda konuşurken, dinleyicilerimden Derya Özkan Hanım, ‘Hainler… Hainler’ diyerek bana tercüman oldu.

*- HİÇ SEVMEM

‘Protokol’ sözcüğünü hiç sevmem…

Ne demek, şehrin protokolü?

Şimdi size bir iki örnek vereyim

Biri Urla’dan, Kütahya’dan başlayan ‘Kurtuluş Şenlikleri’ genelde 9 Eylül’de düşmanın İzmir’de denize dökülmesiyle birlikte son bulduğunu düşünürüz.

Öyle değil…

Bazı süprüntüler kalmıştı, bazı kıyı şehirlerimizde örneğin İzmir Körfez şehirlerinden Urla’da, Çeşme’de gibi…

Kuvvetlerimiz karşında hiçbir güç dayanamadı.

Neyse yakın zamana gelelim:

16 Eylül Salı Günü, Çeşme’nin kurtuluşunun 103’ncü yılını kutladık.

Ondan önceki gün ise Urla’da idik…

*- KADIN BAŞKAN

Önceki yıllarda Urla’da bir kadın belediye başkanı vardı.

Seçildiği yıl, ‘Görkemli’ bir şekilde ‘Kurtuluş törenleri’ yaptı, sırf katılmak için Urla’ya gitmiştim.

Bir baktım, halkı ikiye bölmüşler.                                

Bir kısmı, sıradan Urlalılar belediyenin karşısında sanatçılar için kurulan sahnenin karşısında seyretmeleri için tahta sandalyelere . Tabii ki yerleşmişti. Büyük kalabalık ayakta idi.

Şunu da söylemeden geçmeyeceğim, gerek getirtilen yerel sanatçılar gerekse yerel insanlar Urlalılar gerçekten coşkulu bir kurtuluş gecesi yaşadılar.

Ama;

Kadın Başkan halkı bana göre ikiye ayırmıştı.

Urla Protokolünde olanları, ağaçlı yol üzerindeki lüks bir restoranda ağırlıyordu.

Masalar bir kişi bile boş kalmayacak şekilde doluydu.

Kaymakam ve onlara göre önemli dedikleri isimler olduğundan çevrede birçok güvenlik elemanı ve trafik polisleri vardı.

Kapıdan içeriye adı ‘Protokol ve davetli’ ismi olmayan imkansız giremezdi.

*- NEREDEYSE HERKES

Merak ettim, görevli memura sordum:

‘Urla protokolünde kaç isim var?’

Hiç unutmuyorum, ‘250 kişi!’ demez mi?

Hadi Kaymakamı ve Belediye Başkanını anladım…

Gerisi kimler?

O zamanlar, Urla’ya böyle büyük rağbet de yoktu.

Yani nüfusu belki günümüze göre yarıdan da az idi.

Şunu da ilave edeyim;

İzmir, İstanbul, Ankara’daki büyük belediyelerin protokolünde bile 250 ya da daha fazla isim yoktur.

Siyasette neler yapılıyor, neler?

Benim Bornova’daki Kazımdirik Mahallesi nüfusunun yarısına ulaşmıyordu bile.

İsteyen nüfus sayım istatistiklerine bakabilir.

‘Çılgına’ döndüm…

Kim Başkana yakınsa ‘Protokole’ alınmış.

Ben devlet memur ve amirlerinin bile protokolde yer almasını kabullenemiyorum.

‘Urla’nın tamamı protokol!’ diye bir yazı yazmıştım.

Halkın ikiye ayrılmasından tutun da ‘özel’ davetlileri anlatmıştım.

Olmaz, olmamalıydı!

Yazımı anımsayanlar bilir, o kadın başkan için de şöyle demiştim:

‘Yar saçların lüle lüle, başkan seçimlerde sana güle güle!’

Daha sonraki yıllarda da, aday oldu, ama arka sıralarda kaldı.

Aday bile gösterilmedi…

*- KIYMETİ BİLİNMEDİ

Daha sonra bir örnek olarak Bornova Belediye Başkanı Y.Mimar Olgun Atilla’yı gösterdim.

Tüm eğlencelerde, etkinliklerde ‘Protokol’ü kaldırmıştı.

Hatta ön sırada değil konuşmasını yaptıktan sonra üçüncü, dördüncü sıralarda boş bulduğu yere oturuyordu.

Ya da merdivenlerde…

Bir başkasına böyle rastlamadım.

Sanıyorum bir partinin yöneticileri de, benden sonra ‘protokole hayır!’ dediler,

Olur mu olmaz!

Rahat rahat zamanında, hatta kendini göstermek için program başladıktan sonra bile davete gidip, kendine ayrılmış boş yere oturmak kadar güzel bir duygu olabilir mi, bazıları için…

Ama İzmir Valisi protokol davetlerinde, şunu yazmaya başladı:

‘Davetiye kişiye aittir!’

Çünkü gördü ki, örneğin bir tiyatro ya da sempozyumda, bir bilimsel toplantıda, davetiyelerini alanlar, ‘Sana göre!’ diyerek, kapıcılarını, odacılarını gönderiyorlar, Hatta sevgililerini, yakınlarını…

Buna gazete yöneticileri de dahil…

*- REZİLLİĞİ YAŞATANLAR

Önü tam olarak alınmasa da, önemli adım atıldı…

Bunu özel şirketler, kurumlar da yaşıyor.

Yemekli, kahvaltılı, hediyelerde rezilliği görmenizi dilerim.

Ama son on yıldır bu rezilliği yaşatanlar da şirketler ya da onlar adına görev yapan halkla ilişkiler şirketleri de ön ayak oldular.

Nasıl mı?                     

‘Başkan adayı Ahmet Beyin (Ya da Fatma Hanımın) yemekli basın toplantısı şu lüks otelde yapılacaktır, çıkıştı hediyeler verilecektir…’

Kendini ‘gazeteci’ gören ve sahtekârlar başta olmak üzere ne kadar af edersiniz bir noktada ipini koparmış oradadır.

Halkla ilişkiler şirketi memnundur, ilgi büyüktür.

Patron ya da bir şirketin yöneticisi de, ama ertesi gün ya bir ya da iki medya kuruluşunda yer almışlardır.

Ne demek istediğimi anlamışsınızdır.

Anlattıklarımdan umarım kendilerine ders çıkarın kurumlar, şirketler, yetkililer olmuştur.

Şimdi bunlardan sonra size ‘Protokol’ü anlatayım:

*- NASIL ANLATSAM

Protokol sözcüğünün, aslı ve anlamını bu güne kadar hiç merak edip araştırdınız mı?

Protokol dilimize eski Latince ve eski Yunancadan geçmiş bir kelime.

Daha doğrusu, ‘proto’ ve ‘kolos’ sözcüklerinin birleşmesinden türeme bir deyim.

Lügat anlamıyla ‘proto’ ön, öndeki demek,

‘Kolos’ ise, nasıl söylesem, mabat ya da, affınıza sığınarak yazıyorum ‘g..’ün çoğulu…

Sözcük anlamlarını birleştirdiğimizde ise, deyimin tam karşılığı, ‘Önde gelen g’ler’ olarak karşımıza çıkıyor.

‘Protokolos’ sözcüğü Yunan halkının, tiyatroda önemli şahısların hep ön tarafta oturmalarına ‘gıcık’ olması ve bu şahıslarla ‘dalga geçmek’ için bu sözcüğü kullanmasından gelir.

‘Kolos’ sözcüğünün zamanla çoğul eki olan (os) deyiminden atılmış.

Geriye ‘Protokol’ yani ‘Önde gelen (g..) lafı kalmış.

Toplum içinde yükselip de, protokole giren bazılarının zamanla (G..’ünün kalkması) da bundandır.

Şunu da ilave edeyim, araştırma ‘espri’ değil, gerçek!,,

*- BU BİR REZALETTİR

16 Eylül Perşembe saat 23.09 yani geceyarısı sayabiliriz,

Galasaray’ın Frakfurt’la oynadığı mazın devre arasından bu yana, artık zamanı aralığını siz bulun…

Trafik Polisinin anonsu ve sinir bozan canhıraş, korkutan ve heyevan veren siren sesleri, özel kornasının gümbürtüsü.

Hayret edilecek iki nokta var;

Birincisi sessizce geçerler, araçların plakaları cep telefınuna alırlar ve park yasağı cezasını akşam toplu hale yazarlar.

Bu bilinen sistem

Radardan söz etmiyorum.

İkinçisi ise bu güreltüla ünonsler nerede biliyor musunuç?

Dokuz Eylül Üniversitesi Haskanesinin önande…

Yüzlerce hastanın yatığı yerin dibinde…

Bahçede de o kadar hasta yakını heyecanla bekliyor, rahatsız oluyor.

İki kelime laf edemezsiniz hastanız hakkında…

Çünkü anınslar sizin sesinizi de üzüntünüzü de bastırıyor..

Neymiş efendim iki gündür sürün asfaltlama çalışmaları henaz bitmemiş

Buna bir şey demiyorum.

Neden gündüz gerekli tedbir alınmardı…

Neden?

Sinirleri laçka etmek için mi?

Ben bu zihniyete ve anlayışa ‘Yazıklar olsun!’ diyorum…

Bakalım büyüklerimizden biri  ‘Ne oluyar?’ diyecek mi?

Yani ilgisiz, düşüncesiz, zamansız yetililer ve hatta görevli olanlar hakkanda ne yapacaklar…

Umarım ‘örnek’ hepimizi mutlu edecek bir haber alırız…

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 367

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 220

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 374

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...