FİLİZ AKIN, KOCASININ ALDATTIĞINI ÖĞRENİNCE, HEMEN BOŞADI...
*- İNSANI YARALAYAN Psikiyatrist Viktor Frankl muazzam tespiti şöyle: ‘İnsanı en çok yaralayan şey, fiziksel acı değil, haksızlığın mantıksızlığın verdiği ruhsal ıstıraptır.’ Viktor Emil Frankl kimdir? Avusturyalı bir nörolog ve psikiyatristtir. Aynı zamanda Nazi toplama kamplarından sağ kurtulan bir Holokost mağdurudur. Frankl, ‘Psikoterapinin Üçüncü Viyana Okulu’ olarak bilinen ‘logoterapi’ adlı anlam odaklı bir terapi yönteminin kurucusudur. Frankl'ın en bilinen eseri, toplama kampı
*- YILLAR ÖNCE
‘Kediler nankörmüş,
Tilkiler kurnazmış,
Kargalar kindarmış,
Yılanlar sinsiymiş…’
Diye biliyoruz.
Konuşmamın içinde böyle deyince, arkadaşım meslektaşım Melih Dizdaroğlu şöyle dedi;
‘O da bir şey mi?
İnsanlarda hepsi var!’
Melih Dizdaroğlu bu arada, ‘Şimdi sizi hem güldüreyim, hem de düşündüreyim!’ diyerek şunu anlattı:
‘Muhtar köye gelen bir milletvekiline;
- İki büyük problemimiz var, der.
Milletvekili;
‘Lafı mı olur muhtar!
Söyle halledelim!’
- Birinci sorun, der muhtar;
‘Köyde sağlık ocağı var ama doktor yok!’
‘Hemen sağlık bakanını arayıp, hallediyorum!’ der milletvekili.
Cep telefonunu çıkarıp biriyle konuşur.
‘Tamam, doktor yarın sabah burada olacak!
İkinci sorun ne?’
‘Köyümüzde hiçbir cep telefonu çekmiyor!’
Melih Dizdaroğlu aslında bize yıllarca öncesini anımsattı.
Kendisi de şahit; bizim gençliğimizde milletvekilleri notlarını, TEKEL’in çıkardığı Bafra, ya da Gelincik veya Birinci, İkinci, Bitlis…şimdi aklıma geldi Kulüp 1, Kulüp 2.. Asker, isimli sigara paketlerinin arkalarına yazarlardı.
Daha sonra çıkan Maltepe, Bahar, Boğaziçi ve İzmir Enternasyonal Fuarı zamanı turistik ‘Fuar’ isimli sigaralar…
Sonrasında ise ne olduğunu anlamışsınızdır, buruşturulup çöp tenekesine giderdi.
Fıkra aslında bir Türkiye gerçeğini anımsatıyor.
Kaç kez muhabirler konuyu fotoğraflarıyla gündeme getirdiklerinden, belli yaşın üzerindekiler anımsayacaklardır.
*- ATATÜRK’ÜN DEDİKLERİ
‘Akıl’ dedi,
‘Bilim’ dedi,
‘Eğitim’ dedi,
‘Gelecek’ dedi,
‘Yerli üretim’ dedi,
‘Kadın hakları’ dedi,
‘Çağdaş toplum’ dedi,
‘Muasır medeniyet’ dedi,
Her zaman ‘daima ileri’ dedi,
Ve hiç yanılmadı ve hiç yanılmayacak…
Şimdi de büyük ve küçüğünün konuşmasını aktarayım:
“Bir büyüğümüz dedi ki;
‘Atatürk’ün her dediği çıkıyor değil mi evlat?’
‘Öyle!’ dedim,
O halde, Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır,’ dedi
Ben de, ‘Şüphe mi var?’ dedim…”
*- FİLİZ AKIN’A RAHMETLE
Meğer Babası Bayram Sabahı Cinayete Kurban Gitmiş:
Filiz Akın'ın Filmlere Konu Olacak Dram Dolu Hayat Hikâyesi
Yeşilçam’ın sevilen yıldızı Filiz Akın’ın hayat hikâyesini daha önce duymuş muydunuz?
Tayfun Süle yazıyor;
“Sarışın güzelliğiyle, Avrupaî tarzıyla hafızalara kazınan usta oyuncunun hayatı, aslında filmleri kadar renkli ama bir o kadar da hüzünlü.
Özellikle babasıyla olan sancılı ilişkisi ve ailesindeki trajediler onu derinden yaralayan olaylar arasında.
Babasını yıllarca affedemeyen Filiz Akın, 1991’de babasının vahşi bir cinayete kurban gitmesiyle büyük bir sarsıntı yaşadı.
Gelin, bugün 82 yaşında yaşamını yitiren Filiz Akın’ın hem şaşırtan hem de hüzünlendiren hayat hikayesine bi göz atalım...
*- BÜYÜK ŞÖHRET KAZANDI
Türk sinemasının unutulmaz yüzlerinden biri olan Filiz Akın, 1943 yılında Ankara’da dünyaya geldi.
Gerçek adı ‘Suna Akın’dı ama sinema dünyasında ona ‘Filiz Akın’ denildi ve o isimle hafızalara kazındı.
1960’lı ve 70’li yıllarda oynadığı rollerle büyük bir şöhret kazandı.
‘Ankara Ekspresi’, ‘Yankesici Kız’, ‘Tatlı Dillim’ ve ‘Umutsuzlar’ gibi filmlerle yıldızını parlatan Akın, beyaz perdenin en zarif, en sofistike oyuncularından biri olarak kabul edildi.
Filiz Akın, babasıyla hiçbir zaman sağlıklı bir ilişki kuramadı.
Henüz 7 yaşındayken babası Bekir Sami Akın, annesini ve onu terk etti. Babasının sevgisizliğini yıllar boyunca içinde taşıyan Akın, bir röportajında babası hakkında şu çarpıcı sözleri söyledi:
*- ‘ASLINDA BABAM YOKTU!’
‘Bir babanın prensesi olmak nedir, hiç bilmiyorum.
Meğerse babam konuşmayı, dokunmayı ve sevmeyi bilmiyormuş. Dilsizler, körler gibi…
Onun tek iletişim aracı kemanmış. Kemanına âşıktı, başka hiçbir şeye değil. Onun coşkusu, tutkusu, aşkı sadece kemanıydı.
Beni ve annemi bırakıp gençlik aşkı olan bir kadın için gitti.
Benim babam vardı ama aslında yoktu.’
*- VAHŞİ CİNAYET
İçinde affetmek istese de bunu başaramadığını her fırsatta dile getirdi. Filiz Akın, babasını affedememişti ama kaderin ona bir sürprizi daha vardı.
Babası Bekir Sami Akın ve üvey annesi Fatma Meliha Akın 1991 yılında Kurban Bayramı’nın birinci günü İstanbul’daki evlerinde vahşi bir cinayete kurban gitti.
Bekir Sami Akın ve eşi, elleri bağlanmış, ağızları kapatılmış ve boğularak öldürülmüştü. Türkiye bu cinayetle sarsıldı.
Bediha Berger, olayla ilgili şu sözleri söyledi:
‘Elini öpmek için dairesine gittim, zili çaldım, açan olmadı. Kapı açıkmış meğerse. İçeri girdim… Ellerini bağlamışlar, ağızlarını kapatmışlar, boğarak öldürmüşlerdi.’
*- İLK EVLİLİĞİ
1964 yılında ‘Kadın Berberi’ filminin setinde tanıştığı yapımcı ve yönetmen Türker İnanoğlu ile evlendi.
Bu evlilikten 1965 yılında oğlu İlker İnanoğlu dünyaya geldi.
Ancak bu evlilik uzun sürmedi.
Filiz Akın, eşinin kendisini oyuncu Gülşen Bubikoğlu ile aldattığını öğrendi ve bu ihanetin ardından boşandı.
Büyük bir aşkla başladığı evliliğin ihanete uğraması Filiz Akın için büyük bir yıkım oldu.
*- 33 YIL SÜREN MUTLULUK
Yıllar sonra 1982’de ikinci kez nikah masasına oturdu.
Bu kez eşi, diplomat Sönmez Köksal’dı.
Filiz Akın ve Sönmez Köksal tam 33 yıldır mutlu bir evlilik sürdürüyor. Akın, eşiyle olan ilişkisini şu sözlerle anlatıyor:
‘İyi, kötü ama her zaman birlikte… 33 yıldır sevgiyle yürüyen bir evliliğe, eşimin verdiği destek ve anlayış için teşekkürler. İyi ki onu tanıma fırsatı bana hediye… Teşekkürler.’
Yıllar boyunca birçok sağlık sorunuyla mücadele eden Filiz Akın, son olarak zatürre ve enfeksiyon sebebiyle hastaneye kaldırıldı.
Uzun yıllar boyunca hastalıklarla mücadele etmesine rağmen güçlü duruşundan taviz vermedi. Yeşilçam’ın zarif yıldızı, geçtiğimiz yıllarda kanser tedavisi gördüğünü ve süreci atlattığını açıklamıştı.
Sevenleri, onun güçlü duruşuna hayran kalırken, Akın her fırsatta sağlığını korumak için çaba gösterdiğini belirtti.
Ancak hastalık yakasını bırakmadı.
*- DUYGUSAL MESAJ
Son olarak Bodrum'da tedavi gören usta isim geçtiğimiz ay ambulans uçakla acil olarak İstanbul'a sevk edilmişti.
Yakın dostu Hülya Koçyiğit sağlık durumuyla ilgili yaptığı açıklamada, ‘'Filiz, geçtiğimiz günlerde daha zor bir süreç geçiriyordu ancak şu an daha iyiye gidiyor. Çok şükür, toparlanmaya başladı.' dedi.
Hülya Koçyiğit ve Filiz Akın biliyorsunuz ki yıllardır arkadaşlar.
Koçyiğit arkadaşı için sosyal medya hesabından da duygusal bir mesaj paylaşarak, 'Benim zarif ve güzel dostum Filiz, sen benim beyaz orkidem gibisin… Dualarım seninle. Kısa sürede sağlığına kavuşacağına yürekten inanıyorum,' ifadelerini kullandı.
*- 82 YAŞINDA
Ancak güzel haber gelmedi.
Filiz Akın 82 yaşında hayatını kaybetti.
Sağlık Bakanlığı usta oyuncunun acı haberini şu sözlerle duyurdu:
'Türk sinemasının nadide isimlerinden Filiz Akın, bir süredir tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetmiştir. Sinema tarihimizde unutulmaz izler bırakan Filiz Akın'a Allah'tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve sanat camiasına baş sağlığı diliyoruz.'
*- GÜNÜN HİKAYESİ
Padişahın biri veziriyle birlikte gezintiye çıkmış.
Gezi sırasında bir köye gelmişler...
Küçük, şirin bir evin önünde oturmuş, örgü ören bir genç kız görmüşler... Padişah kızın yanına yaklaşıp sormuş:
‘Merhaba kızım. Baban evde mi?’
Kız:
‘Babam evde yok! Azı çok etmeye gitti...’
Padişah:
‘Annen evde mi?’
Kız:
‘Annem de evde yok! O da biri iki etmeye gitti...’
Padişah:
‘Kızım eviniz çok güzel ama bacası eğri.’
Kız:
‘Bacası eğridir ama dumanı doğru tüter...’
Padişah:
‘Sana bir kaz yollasam yolar mısın?’
Kız:
‘İzninizle en ince tüylerine kadar yolarım!’
Padişah kıza, ‘Öyleyse selametle kal!’ deyip, veziriyle tekrar yola koyulmuş...
*- ANLADIN MI?
Saraya varınca padişah vezirine sormuş:
‘Kız ile ne konuştuğumuzu anladın mı?’
Vezir:
‘Doğruyu söylemek gerekirse anlamadım padişahım’, demiş.
Padişah:
‘O helde tez vakitte git öğren!
Yoksa seni vezirlikten azlederim!’ demiş.
Vezir telaşla fırlamış.
‘Nasıl öğrenirim?’ diye düşünürken, en iyisi ilk ağızdan bilgi almak deyip, gitmiş padişahın konuştuğu kızı bulmuş...
*- O AMCA!
Vezir:
‘Aman kız, hanım kız!…
Biz bu gün yanımda biriyle senin yanına gelmiştik... Yanımdaki kişi senle sohbet etmişti. O sohbette konuştuklarınız ne anlama geliyordu?
Onları bana bir deyiver.
Dile benden ne dilersen...’
Kız:
‘Konuştuklarımızı açıklarım ama her cevap için on altın isterim’, demiş... Vezir kabul etmiş.
Kız anlatmaya başlamış:
“O amca bana babamı sorduğunda ‘Azı çok etmeye gitti’ demekle; babamın çiftçi olduğunu, tarlaya tohum ekmeye gittiğini anlatmak istedim.’
Vezir on altını vermiş, kız devam etmiş:
“O amca annemi sorduğunda ‘Annem biri iki etmeye gitti’ demekle; annemin ebe olduğunu, doğum yaptırmaya gittiğini anlatmak istedim.”
Kız vezirden on altın daha alıp devam etmiş:
“Amca ‘Eviniz çok güzel ama bacası eğri’ demekle; benim güzel olduğumu ama gözlerimin şaşı olduğunu söyledi.
Ben de ‘Bacası eğridir ama dumanı doğru tüter’ diyerek; şaşıyım ama gözlerim iyi görür demek istedim...
Vezir kıza on altınını verip hemen atılmış:
“Peki ya ‘Sana bir kaz yollasam yolar mısın?’ ne demek?”
Kız tebessüm edip açıklamış:
‘O kaz da sizsiniz, demiş. Bunları öğrenmek için bana onlarca altın verdiniz!…’
Bu hikâyeyi anlatan Yusuf Çınar sözlerini şöyle bitiriyor:
‘İşitmek bir kabiliyet, dinlemek ise bir sanattır...
Kaz olmamanız dileğiyle...’
Sevgili Yusuf yılların tecrübesiyle kazların ne kadar fazla olduğunu dolaylı yönden anlatıyor ve ‘Aman ha!’ diyor bazılarına…
*-
Yorumlar yükleniyor...