EŞSİZ VİZYON SAHİBİ GAZİ...
*- SEN KİMSİN? Kezban Arıkan denilince aklıma ‘sevgi’ ve ‘resmin’ el ele geldiği ve zirveye doğru yol aldığını anımsıyorum. Ressam Kezban Arıkan ‘içindeki baharı’ şöyle anlatıyor:
“Ansızın saflığın,
Yılkı atıyla geldiğini gördüm.
Bu gün efkarın, sızının estiği anda..
Sevginin üzerimde şifasını gördüm
Sen kimdin, bilir misin?
Yedi veren çiçeğimin kokusu
Elvan diye her rengimsin
Sen rengarenk ebrulimsin
Sen benim için,,
Vazgeçilmez ikilimden birisin..
Gecenin Gündüz olduğu yerdesin…”
Kezban Arıkan’ın bu şiirini kalplerle süslemiş…
Bu güzel, yürekten gelen sözcüklerle yazılan şiirden anlıyoruz ki, “Hayat Bilgisi, tembel görünen ama kalbi temiz gençlerin aslında anlaşılmayı beklediğini anlatır.
Bazen sorun çalışmamak değil, doğru şekilde yönlendirilmemektir…”
“Göğün yarısını omuzlayan kadın olmadan hiçbir mücadele başarı kazanmaz.
Mücadele olmadan da kazanım olmaz.
İnsanlık için canlar vererek kazanılan hakları korumak ve canları anmak görevimizdir.
Ulusal Eğitim Derneği…”
*- BÜYÜK AŞK
Bir de başka bir okuyucumuzun falına bakalım, Orçun Kayarkaya’nın…
‘Gazi’ denilince aklıma Orçun Kayarkaya geliyor…
‘Mustafa’ deyince de yine Orçun Kayarkaya sayesinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk…
İnanın, neredeyse her gün ‘Günaydın’ der gibi Orçun Bey, bize mutlaka kurucumuzdan önemli mesajlar gönderiyor…
Lafı fazla uzatmadan, sözü Orçun Kayarkaya’ya vereyim:
“1 yaşında Mustafa,
9 yaşında yetim.
12 yaşında Mustafa Kemal,
18 yaşında hayalperest.
21 yaşında Teğmen,
24 yaşında Kurmay Yüzbaşı.
24 yaşında mahkûm,
25 yaşında Şam’da sürgün.
31 yaşında Gazi,
33 yaşında Sofya’da sürgün.
34 yaşında Anafartalar Kahramanı,
37 yaşında ordusu dağıtılan bir Komutan.
38 yaşında beş parasız bir sivil,
39 yaşında idam mahkûmu.
40 yaşında Başkomutan,
42 yaşında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu.
53 yaşında yorgun bir Atatürk,
57 yaşında ölümsüz Mustafa Kemal Atatürk…”
*- YAŞLILIK
Müzik eşliğinde okursak, daha duygusal olarak düşünceye dalarız:
“Yaşlanmak zayıfların harcı değil.
Bir gün uyanırsınız ve gençliğinizin gittiğini fark edersiniz, ama onunla birlikte güvensizlik, acelecilik ve herkesi memnun etme ihtiyacı da gider...
Daha yavaş yürümeyi öğrenirsiniz, ama daha büyük bir kesinlikle. Korkusuzca veda etmeyi öğrenirsiniz ve kalanları kıskançlıkla seversiniz. Yaşlanmak bırakmayı, kabul etmeyi, güzelliğin asla derimizde olmadığını...
Ama içimizde taşıdığımız hikâyede olduğunu keşfetmeyi ifade eder.”
*- AĞAÇLAR HAKKINDA BİLİNMEYENLER
Karşındakine soruyorsun, ‘NUTUK’u okudun mu?
Dünyadan haberi yok ki, okuması gerekeni bilsin?
‘Ağacı seviyorum!’ diyor, ama alakası yok…
Gecekondusunu yaparken, ağaçlara kıyıyor…
Yazlığında, görüşünü kestiği için de, kıyımı yapıyor.
Birkaç kez tanık gösterdiler, seve seve mahkemeye gittim, üzülerek döndüm.
Karşı taraf hazırlıklı, bir yolunu mutlaka buluyor.
Güler Dost, ağaçlar hakkında bilmediğimiz 14 önemli noktaya dikkat çekiyor.
Bakalım bu 14 maddeden bildiğiniz biri var mı?
*Ağaçlar besinlerinin % 90'ını atmosferden, % 10'unu topraktan alır.
*Yaşlanarak ölen ağaç yoktur. Ağaçları mikroplar, böcekler, insanlar, yangınlar ve doğal afetler öldürür.
*Dünyada 20 bin çeşit ağaç türü vardır.
*Yaprakları hayvanlar ya da böcekler tarafından yenmeye başlanan ağaçlar sinyal göndererek diğer ağaçları tehlikeye karşı uyarır.
Uyarılan ağaçlar salgıladıkları kimyasallarla sindirimi çok zor, lezzetsiz yapraklı ağaçlara dönüşür.
*Dünyada yaşayan en büyük canlı California Kızılağaç Ormanı'nda bulunan ‘sequoia’ ağacıdır.
30 katlı bir bina yüksekliğindeki bu ağaç tahminen 2756 ton ağırlığındadır.
*Olgunlaşan bir ağaç, bir fidana nazaran havayı temizlemede 70 kez daha etkindir.
Yılda 1 tona yakın karbondioksidi absorbe edebilirler.
*Tek bir ağaç yılda 118 kilogram oksijen üretmektedir.
Yani iki ağaç 4 kişilik bir ailenin bir yıllık oksijen ihtiyacını karşılamaktadır.
*Tek bir ağaç bir arabanın 4 bin kilometrede oluşturduğu karbon kirliliğini yok edebilme kapasitesindedir.
*Her bir insan yılda sadece kâğıt ihtiyacı için 10-15 yaşlarında yetişkin bir ağacı yok etmektedir.
*Bir ağaç yılda 2 ton suyu çekerek su baskınlarını engellemektedir.
*Ağaçlar insan akciğerini tamamen etkileyecek toz partiküllerini havadan temizler.
*2012'den itibaren her birey 30 ağaç dikse global ısınmanın ortadan kalkacağı tespit edilmiştir.
*Bir ağaçtan yaklaşık 70 bin adet kurşunkalem yapılmaktadır.
Bu sebeple yılda 82 bin ağaç kesilmektedir.
*Bir bebek, tuvaletini haber verinceye kadar kullandığı çocuk bezleriyle 25 ağacın ölümüne sebep olmaktadır!”
*- AKIL
Ayşe Sert derlemiş:·
“Ey Müslümanlar, bakın İlber Ortaylı hoca ne güzel tespitler yapmış, okuyun, üzülmezseniz mutlak utanacaksınız….
Paha biçilmez bu bilgiyi satın alamaya alamayızda, hiç olmazsa gelin üşenmeden bi kere olsun okuyalım…
Muhteşem bir yazı ‘AKIL’
Tanrı'nın insana gönderdiği en kutsal şey kitaplar değildir… Akıldır...
Uygar dünyayı yöneten ‘demokrasi’ kutsal kitaplarda yoktu...
Sınıfların eşitliği,
Köleliğin kaldırılması,
Bedenin dokunulmazlığı,
Kadın hakları,
İnsan hakları,
Laiklik,
Evrensel hukuk...
Kullandığımız takvimler,
Organ nakilleri,
Radyo dalgaları,
Antibiyotikler,
Bilgisayarlar...
Bunların hiçbirisi kutsal kitaplarla gelmedi... Akılla geldi...
*- KİMİN ESERİ
* Tanrı'nın insana verdiği en mübarek şey: AKIL...
Onu sana veren, onu işlet diye verdi ya, Fakat şu haline bak; Dünyanın en bereketli topraklarının üzerinde yarı tok, yarı açsın...
Ve dünyanın en katmer katmer kültürü üzerinde üretimden, teknolojiden, sanattan, bilgi zenginliklerinden yoksun...
Üzerindeki ceketin modelinden...
Ayağındaki pabucun astarından...
Gözündeki gözlüğün çerçevesinden...
Bindiğin arabadan...
Bereket beklediğin traktöründen,
Ununu veren değirmenine kadar...
Bir teki olsun senin icadın değil...
Aklını kullananların eseri...
*- ÜZERİMİZE YOK
* Şeker şurubundan *sahte bal,* patatesten *sahte tereyağı* yaptın da dünya kimyacılarını şaşırttın mı?!!!
Ama bir ağrı kesici yapamadın...
Canın mı sıkıldı bu işlere, al bir Alman hapı...
Ve daya sırtını ‘Rus doğalgazlı peteğe’, geçer...
En çok beslenme eksikliğinden çocuğun öldüğü...
En çok işçinin çalışırken yaşamını yitirdiği...
En çok annenin doğumda can verdiği...
En çok kadının bıçaklandığı...
En çok gencin intihar ettiği ülkenin bireyisin.
Neden?
*- ERMİYOR İŞTE
* Dört yanın ateş...
Kurşunlar vızır vızır...
Kan gölü içindesin...
Çocuklarını alıyorlar elinden...
Ama aklın ermiyor...
Çünkü aklın erdiğinden beri aklını masallarla hurafelerle doldurmuşlar
Ne diyeyim...
Aç gözünü artık...*
Yol ver GERÇEK YARATICI'NIN verdiği ‘AKLA’
*- ARTIK TAKILMA
Şu yobazların, menfaatperestlerin, güç ve para peşinde olanların peşine artık takılma;
Bin senedir geldiğin yeri artık gör...
Niye evde öyle söylenip durduğunu biliyor musun?
Çünkü aklın dahi senden şikâyetçi.
*Şu 57 tane İslam ülkesine bak.*
Hangisi mutlu huzurlu,
Hangisi aklını kullanıp insanlık hizmetine sunulacak ne yapmış,
Ne icat etmiş,
Hepsi başkasının eline bakan, onun icatlarını bekleyen,
Ondan yardım bekleyen durumundasın.
Hani gâvur icadıydı.
Hani gâvur icadı kullanmak günahtı.
Düşün ve Aklını kullan...*
*- DUYMADIN MI?
* 12 bin dolar maaşla yabancı dil bilmeyen Basın ataşesi atadılar!
6 bin dolara da Basın Ataşesine tercüman tuttular!
Tercümanın eşini de 8 bin dolar maaşla din ataşesi yaptılar.
Afrika'da bile bulamazsın bu sersemliği!”
İlber Ortaylı;
Mekanınız cennet olsun, nur içinde uyuyun.. çok üzgünüm…”
*- GERÇEK SÜRDÜRÜLEBİLDE
Şirketler çoğu zaman ‘güven’ duygusunu doğru kişiyi seçmenin temeli olarak görür.
Ama modern yönetimde mesele güvenmek değil, güveni sistemle desteklemektir.
Kişilere dayalı bir yönetim modeli;
Hata anında kırılır,
Kriz anında aksar,
Devir teslimde dağılır.
Gerçek sürdürülebilirlik ise sistem, şeffaflık ve denetim üzerine kurulur.
Sistem güçlü olursa; doğru kişi performans üretir, yanlış kişi ise kuruma zarar veremez.
Önce sistemi kurun, sonra güven zaten kendiliğinden inşa olur. Çünkü sağlam bir yapı, kişilere değil kurumun geleceğine hizmet eder.
*- TRAFİK’ÇE…
Günü Karşıyakalı Rifat Özer’in şu yazısıyla kapatalım.
Haberi aldığımdan bu yana özel olarak ele alacaktım zaman bulamadım.
Avukat Rifat Özer güzel anlatımıyla ele almış.
Ama bir nokta var ki, çok konuşulacak gibi.
Karşıyaka vapur iskelesinin önüne üst köprü yapılması düşünülüyor.
‘İyi olur’ diyenden daha fazla Karşıyakalı karşı…
‘Karşıyaka’ya yakışmaz’ diyor.
Bence de üzerinde çok durulmalı, Karşıyakalıların görüşü de alınmalıdır.
Rifat Özer yazısında buna da değinmiş ve bir gülmece ile yazısını noktalamış.
Okuyalım:
Hele de bu sıralar dünyada trafik çok karışık;
Savaşlar…
Yakıp yıkmalar…
Ölümler…
Ardışık daha da neler neler?
Ama biz şanslıydık :
Atatürk bir cümlede Yurdumuzda ve Dünyada düzenimizi kurmuştu : Yurtta Sulh Cihanda Sulh demişti!
Yöneticilerimiz de bu söze uymuştu ;
Ülkemizi yüz yıldır savaşa sokmamıştı!
*- UNUTAMAYIZ
Ama, trafik sorununu çözememişiz henüz :
Hem yapısal olarak ve hem de eğitim olarak.
Bu konuları sık sık hiciv konusu eden, eski sanatçılarımız ve özellikle rahmetli Levent Kırca’nın ‘Olacak O Kadar”ı ile, trafikçi ve sarhoş sürücü tiplemeli skeçlerinin tadı, hala da damağımızda!
Neyseki İzmir’de ;
Basmane Çukuru, Hilton Oteli, Hizmet Binası, Körfez Temizliği, Santral Garaj, Çöp bertarafı gibi… kangren olmuş kent sorunlarını çözmek için yola çıkan, bir kararlı Başkanımız var ; Dr. Cemil Tugay…
Cemil Başkan, özellikle kendi görev sürelerinde de süren bu sorunlara çare bulamamışlarla bile… buluşma noktaları da arayarak, yoluna devam ediyor…
*- KUTLAMAK LAZIM
Ve, şimdi de önemli bir trafik sorununa el atmış durumda…
Şemikler Taşıt Üst Geçidi inşaatı başladı bile!
Bu üst geçitle ; Mavişehir’den Anadolu Caddesine yaklaşık 5 km’lik yol, 1 km’ye düşecek.
Yoğun saatlerde 30 dakikaya kadar uzayan ulaşım süresi, 5 dakikaya inecek…
Çeçenistan Kahramanının adını taşıyan… Cahar Dudayev Bulvarını, Anadolu Caddesine bağlayacak bu köprüyle, İzmir Çevreyolu’nun, Mavişehir-Bostanlı-Karşıyaka çıkışları arasındaki trafik yoğunluğu önemli ölçüde azalacak…
Keza, Bakırçay bölgesinden İzmir’e giriş ve çıkışı sağlayan Anadolu Caddesi ve Cahar Dudayev Bulvarı üzerindeki trafik yükünü de azaltacak…
*- AH ŞU YAYALAR
Trafik sorununu biraz da kimi yayalar yaratıyor.
Örneğin, kentin gerek taşıt, gerekse insan yönünden en yoğun yerlerinden biri Karşıyaka Vapur İskelesinin önü.
Ayrıca cadde ile tramvay paralel ve birbirine çok yakın geçiyor…
Yayalar İskeleden Çarşıya, Çarşıdan Iskele’ye geçebilmek için yığılıyor… Çoğu kez yeşili bekleme sabrını göstermeden yola atlıyorlar.
Korna sesleri ile karışık, karmaşa ve tehlikeli ortamlar oluşuyor…
Kenarda yeşil ışığı bekleyen sayılı insanlar kalıyor.
Bekleyerek doğruyu yapanlar, sanki yanlış yapmışcasına kendini mahçup bile hissedebiliyor!
Buraya ; Karşıyaka’nın silüetini de bozmayacak şekilde geçit yapılması, çok eskilerden beri zorunlu görülüyor!
*- ÇOK KORKMUŞLAR
Trafikteki kimi düzen dışılık başka ülkelerde de olmuyor mu?
Oluyor.
Hatta yanlış algılamalar da çok oluyor!
“Bütün Dünya 2000” de yazıldığına göre, böyle şeyler ABD’de de oluyor ;
Bir otoyol polisi, 22 no’lu yolda bir aracın 22 km hızla seyrettiğini fark ediyor.
Aracın peşinden gidip aracı durduruyor.
Bir de ne görsün: aracı kullanan çok yaşlı bir teyze!
Arkada da, çok korkmuş durumda 3 yaşlı teyze daha…
Polisi görünce yaşlı sürücü endişe içinde “Polis Bey çok mu hızlı gidiyordum” diye soruyor.
Polis, ‘Tersine çok yavaş gidiyor ve tüm otoyol trafiğini olumsuz etkiliyorsunuz’ diyor!
Yaşlı teyze, ‘Ama otoyol girişinde 22 yazıyordu ve ben de bu kurala uymak istedim’ diyor.
Polis, ‘Teyzeciğim, o 22, otoyolun numarası. Bu yolda en az 50 km hızla gitmeniz gerek’ diyor.
Teyze, tamam ‘Bundan sonra hızlı kullanacağım’ diyor…
Polisin gözü yine arka tarafta oturan ve çok korkmuş 3 yaşlı teyzeye takılıyor.
Sürücü Teyzeye soruyor :
‘Teyzeciğim bu arkada oturanların nesi var? Sanki dillerini yutmuşlar gibi!
Yaşlı Teyze ;
‘Valla bende anlamadım. 250 no’lu yoldan çıktığımızdan beri böyleler..!’
*-
Yorumlar yükleniyor...