ESMER EKMEK, BEYAZ EKMEK OLUNCA...
Köşe Yazısı

ESMER EKMEK, BEYAZ EKMEK OLUNCA...

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
06 Apr 2025 14 dk okuma 176

*- KOLAYI VAR İzmir’in Karabağlar ilçesinde yolların, asfalt yama robotuyla hızla onarıldığını yazmıştım. Karabağlar Belediyesi’nin, ilçedeki ulaşım sorunlarını çözmek ve vatandaşların taleplerine hızla yanıt vermek amacıyla asfalt yama robotunu hizmete aldığını belirtmiştim. Belediyenin kendi imkânlarıyla temin ettiği robot, sahaya indiği 1 aylık süreçte 70 sokak ve caddeye kısa sürede müdahale ederek bozuk yolları onardı. Vatandaşların şikâyet ettiği noktalara öncelik verildi. Neden d

*- ŞİKAYETLER DİKKATE ALINIYOR

Öğrendiğime göre, asfalt yama robotu ile yapılan çalışmalar özellikle en çok şikâyetin geldiği bölgelerde yoğunlaştı.

Vatandaşların sıklıkla sorun bildirdiği noktalarda çukurlar kısa sürede kapatılarak trafik güvenliği sağlandı.

Gelişmiş sistem sayesinde trafik akışı aksatılmadan yapılan müdahalelerle, pek çok mahallede hızlı ve kalıcı onarımlar gerçekleştirildi.

Robotun kullanımıyla hem zamandan hem de maliyetten tasarruf sağlandı.

Dediğim gibi, neredeyse bütün belediyelerimizde, halkın kullandığı yollarda, evlerinin önlerinde çukurlardan geçilmiyor.

Araç sürücüleri de bunu biliyor, bisiklet – motosiklet kullananlar da…

Hatta yayalarda…

Herkes biliyor da yetkililer bilmiyor mu?

Turizm sezonu, okullar tatile girmeden önce bu sıkıntı ortadan kaldırılmalıdır.

Ama nerdee sorunu kökünden çözecek yöneticilerimiz?

*- KABAHAT KİMDE?

İşin garip tarafı, sorunlar için halkla karşı karşıya kalan bazı belediye yetkililere açık ve net konuşuyorlar:

‘Biz şikayetleri amirlerimize, müdürlerimize yönetiyoruz. Sorunu biliyorlar. Ama bizim halkla karşı karşıya kaldığımızı bilmek istemiyorlar!’

Nedense koltuklarından kalkmayanlar, sokaklarda ulaşım konforunu arttırmak için gerekeni yapmıyorlar.

Nedense başkanlar da bu şikayetlere kulaklarını tıkamış durumdalar.

‘Tahsisat yok!’ yani ‘Para yok!’ bahanesi ile kendilerini halkın tenkidinden kurtarmaya çalışıyorlar.

Özetle hiç birinin umurunda değil, milli servet heba oluyormuş, araçlar sürücülerinin şikayetleri bitmiyormuş!...

*- İSTEMEK LAZIM

Halbuki işleri:

Vatandaşlarımızın günlük yaşamını kolaylaştırmak, ulaşımı daha güvenli hale getirmek için teknolojik çözümler geliştirmeleri.

Belediyeler, kendi imkânlarıyla alacağı Asfalt yama robotuyla birlikte, çukur ve bozulmalar oluşur oluşmaz hızlıca müdahale ederek sorunları büyümeden çözebilirler.

Ayrıca ekipler, plan dahilinde mahalelerde asfalt çalışmalarını sürdürebilir.

Ama bunları halkla paylaşmaları lazım.

Masa başında uydurma rakamlarla halkı aldatmak iş değil.

*- ZORLUĞU BİLİYORUZ

Ben bu arada, işini yapmayan şef, amir, müdür ve hatta başkanlar için çalışanlara sesleneyim:

Narsist bir yöneticiyle çalışmak zor olabilir.

Bu tür yöneticiler genellikle kendilerini merkeze koyarlar, empati kurmakta zorlanırlar ve çalışanlarının ihtiyaçlarını göz ardı edebilirler. Onlarla etkili bir şekilde iletişim kurmak için şu stratejileri düşünebilirsin:

‘Profesyonel kalmak’ Duygularını kontrol etmeye ve profesyonel bir tutum sergilemeye özen göstermelisin.

‘Net ve objektif olmak’: Gereksiz tartışmalara girmeden, net ve somut ifadelerle iş hakkında konuşmak faydalı olabilir.

‘Onların güçlü yönlerini kullanmak’: Eğer bir narsist yönetici takdir edilmekten hoşlanıyorsa, bunu stratejik olarak kullanarak işlerini kolaylaştırabilirsin.

‘Kendi sınırlarını korumak’: Fazla kişisel konulara girmeden, sağlıklı sınırlar koymak önemlidir.

Sevgili çalışan, senin durumunda özellikle zorlayıcı olan noktaları duyuyor ve biliyoruz.

Umarım halka hizmetin hakka hizmet olduğunu unutmak ve yeni ayrıntılı stratejiler geliştirerek, zorlukları aşar ve vatandaşın sesi olarak yöneticileri uyum sağlama konusunda bir noktada uyandırırsın.

*- SEMA'NIN HEDEFİ

Şimdi de size bir sporcumuzu tanıtacağım.

Milyonlar ödenen, ama seyircinin her müsabakada hayal kırıklığına uğratan futbolculardan değil.

Belediye Spor Kulübü'nün okullarda yürüttüğü sportif yetenek taramaları sırasında keşfedilen kulübün lisanslı judocusu Sema Mete, ulusal ve uluslararası arenada büyük başarılar elde etti.

2019 yılından bu yana katıldığı ulusal turnuvalarda 10 Türkiye Şampiyonluğu kazanan 17 yaşındaki milli judocu, 2024 ve 2025 yıllarında katıldığı Ümitler ve Gençler Türkiye şampiyonalarından da üç altın madalya çıkarmayı başardı.

Ocak ayında ilk kez yarıştığı “Büyükler” kategorisinde ise gümüş madalyanın sahibi oldu.

Katıldığı 14 uluslararası organizasyonda Slovenya, Almanya, Rusya, Polonya, Romanya, Kazakistan, Litvanya, Avusturya, Estonya, Hollanda, İngiltere, Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Özbekistan, Azerbaycan ve Makedonya’dan rakiplerini tek tek mağlup ederek önemli başarılara ulaşan bu genç kızımız kariyerinin başında ciddi bir sakatlık yaşamış. ön çapraz bağ ameliyatı geçirmişti.

*- BUNU ANLAYIN ARTIK

Sema Mete'nin bir günü oldukça yoğun geçiyor.

Sabah erken saatlerde doğa yürüyüşüyle başlayan gün, çift antrenman ve mental hazırlıklarla devam ediyor.

Genç sporcu, ‘Antrenmanlardan önce ve sonra her detayımıza dikkat ediyoruz. Beslenmemizden uyku düzenimize kadar her şey belli bir programda. Arkadaşlarım gezerken ben antrenmandayım ama biliyorum ki ileride kazanan biz olacağız’ dedi.

Gençlerimize, çocuklarımıza örnek olmasını diliyorum.

Düşünün daha çocuk yaşındayken kaç ülkeyi gezmiş görmüş.

Şimdi çocuklarımız ‘Futbolcu olacağım’ diyor büyüklerinin etkisi ile…

Acaba şansları nedir?

Milyonda bir bile olmuyor…

Ne demek istediğimi daha açık anlatayım:

Gelecek, diğer spor dallarında var…

Bunu anlayın artık…

*- BEN DE BİLMİYORDUM

Abdurrahman efendi, ‘Bunların çoğunu bilmiyordum bile...’ demiş uzun yazısında.

Okuyunca ben de, ‘Bunların hiçbirini bilmiyordum!’ dedim.

Abdurrahman Efendi makalesine şöyle başlamış;

"Fuhuş, uyuşturucu, marka ve lüks tutkusu derken, bizim ‘modern muhafazakarların' geldiği nokta, dudaklarınızı uçuklatacak hale geldi.

Su geçiren oje, abdeste mani olmayan rujlarımız var artık.

Helal likör, helal bira, helal şampanyalarımız var.

Yakında helal etiketli rakı da çıkaracaklar.’

Eleştirisine şöyle devam ediyor, bizim muhafazakar Abdurrahman Efendi:

“Hani biz başkalarına benzemeyecekti ?

Siyasilerimiz, bürokrasimiz, ahlak zafiyeti içinde.

Bebeğin cinsiyetini tahmin partisi diye bir parti duydunuz mu siz?

Bizimkilerde var.

After umre party var.

Eskiden hac ve umreden dönenlerin evinde tebrik ziyaretleri olurdu, tebriğe gelenlere tesbih ve seccade hediye edilirdi, ama bu işin bir adabı olurdu.

Rock müzik eşliğinde zikir party'si bile var artık.

Yatlarda happy birthday party gibi rezaletler de var.

Hepsi tesettürlü tabii!

*- NELER OLUYORMUŞ

Ramazan iftarını party'e dönüştürenler var, şatafat, müzik, kadınlı erkekli rengarenk giysiler içinde semazenlerle başlıyor.

Baby shower party çıkmış.

Bekarlığa veda partisi adı altında fuhuşa özendirenler bile var.

Tesettürlü ama, lüks, israf, ne istersen var.

Artık bu işler için ajanslar var, altın kaplamalı pasta sunumlarına kadar, Körfez ülkelerindeki rezillikleri aratmayacak her şey var…’

Abdurrahman Efendi’nin bu yazısı aynı düzende sürüyor.

Yazıp anlattıklarının bilindiğini belirtiyor.

İnanın birini değil, bir cümlesini bile bilmiyordum.

İnanasım da gelmiyor.

Ama yazan bu işin uzmanı, piri…

Yazılanlardan kendi adıma utandım…

Bunları yapan ve kendilerini ‘muhafazakar’ olarak gören sözde varlıklıların, büyük zenginlerin hiç ama hiç utanma hisleri yok.

Akıl alacak gibi değil, diğer yazdıkları da…

‘Gördüm, yaşadım, utandım’ gibi laflar da ediyor Abdurrahman Efendi…

Nedense bunları yazan, nakledenler de yok…

Herkes ‘görmedim, duymadım, bilmiyorum’ diyerek sorumluluktan kaçıyor.

Kaçın bakalım, ne zamana kadar?

Ama karar verdim, ‘Devamını’ da sizinle paylaşacağım.

Bari benim okuyucularım bilsinler, doğruyu- yanlışı, çok varlıklıların özel yaşantılarını…

Bizlerden, ya da bazı gruplardan, nasıl yararlandıklarını…

*- BANKA SOYGUNU SONRASI

Önce, Stockholm sendromu’nda söz edeyim.

Çünkü muhalefetin bir bölümü Türk toplumunu Stockholm Sendromu’nu tutulmuş olarak görüyor ve bunu arada gündeme getiriyor.

Peki nedir, bu ünlü söz?

Stockholm sendromu, bir kişinin kendisini rehin alan veya kötü muamele eden kişiye karşı duygusal bağ geliştirdiği psikolojik bir durumdur.

Bu sendrom, adını 1973 yılında İsveç'in Stockholm kentinde gerçekleşen bir banka soygunundan alır.

Soygun sırasında rehineler, kendilerini alıkoyan kişilere karşı empati ve bağlılık geliştirmiştir.

*- HAYATTA KALMAK İÇİN

Stockholm sendromunun nedenleri arasında yoğun stres, çaresizlik hissi ve hayatta kalma içgüdüsü bulunur.

Belirtileri arasında saldırgana karşı bağlılık, dış dünyaya güvensizlik, depresyon ve öğrenilmiş çaresizlik yer alır.

Tedavi sürecinde psikolojik destek ve terapi yöntemleri önerilir.

Bu konu oldukça ilginç ve psikoloji alanında önemli bir fenomendir.

Ama bunu Türk toplumu ile ilgili olarak kabul etmek ne kadar doğrudur, bunu bilemiyorum.

Türk toplumu, demokrasinin temel ilkelerin bağlıdır.

Bunu her zaman göstermiştir.

Bunda kararlıdır.

Cem Toker yazılı bir açıklamasında, yüzde 90'ların üstünde oyla kabul edilen 82 Anayasasının zamanla hayatı topluma zehir eden çok sayıda anti-demokratik maddeler içerdiğini örnek olarak gösteriyor.

Türkiye’nin böylece yağmurdan kaçarken doluya tutulduğunu ileri sürüyor Cem Toker…

Yazının gelişinden ve gelişmesinden anlamışsınızdır, Cem Toker Stockholm Sendromunu yazılarında anlatan ve örnekler veren bir siyasetçi…

*- EMEKLİ GÜZEL HABER BEKLİYOR

Emeklinin gözyaşları ve feryat çığlığını duymamak mümkün mü?

Emekli Doğan Prepol buna bir de ‘Adaletin çığlığını’ ilave etmiş.

Günün sabahı, emeklilerin yüzündeki hüzünle başlıyor, Ramazan Bayramı’nda olduğu gibi.

Yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş, alın teriyle çalışmış insanların bayram sevinci, yine buruk bir hal almıştı.

On altı milyon emekli,  her gün ve halâ iktidarın verdiği sözlerin tutulmamasını umutla bekliyor.

Geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı, emeklilerin omuzlarındaki yükü her geçen gün artırıyor.

Onlar, sadece hak ettikleri bir yaşam istiyorlar.

Emekliler, bu ülkenin temel taşları.

Onlar, bu ülkenin geleceği için emek harcamış insanlar.

Sokaklardaki çığlıklar, acaba yakın zamanda iktidarın kulağına gidecek mi?

Yoksa, bu sesler, duymazdan mı gelinecek?

Emeklinin gözyaşları, bu ülkenin vicdanında bir yara olarak kalmamalı.

Adalet er ya da geç emekliler için de tecelli edecektir.

Emekliler, sadece hak ettikleri bir yaşam istediklerinin görülmesini istiyorlar.

Bunun bilinmesini ben de istiyorum.

*- BEYAZ EKMEK

1948 yılına kadar Ekmeğimiz esmerdi.

Maya, ekşi maya olarak evde üretilirdi, organikti, doğaldı.

Sofrada doyduğumuzu bilirdik.

ABD, Anadolu’nun 14 kromozomlu siyez buğdayı ve 28 kromozomlu kavılca buğdayının genlerini oynayarak 48 kromozomlu ‘Cüce Buğday’ türü geliştirdi.

Sapının kısalığından dolayı bu buğdayımsı ‘Cüce buğdaylar’ Pakistan ve Hindistan’a da ihraç edildi; üretim rekoru kırıldı.

*- ÖNCE ‘HİBE’ İDİ…

Dünyanın verimli tarlalarının, buğdayların kimyasal gübrelerle, zehirli ilaçlarla tanışma dönemi başladı.

Tehlikenin farkında değillerdi.

Buğdayın genetiğiyle sürekli oynandı; ortaya çıkan ‘buğdayıms’ bir şeydi! Kavılca ve siyez artık tanınmaz haldeydi…

ABD, 1950’den itibaren ‘ihtiyaç fazlası’ diye ‘yardım’ adı altında bu buğdayımsı ürünü Türkiye’ye soktu.

Türkiye kurak geçen yıllarda ucuz buğdayımsı ‘cüce buğday’ adını verdiği genetiğiyle oynanmış GDO'lu buğdayı ithal etmeye başladı.

*- HASTALIKLAR PATLADI

Ülkemizde gluten, çölyak, diyabet, her türlü otoimmün hastalıkları, obezite, diyabet, alzheimer, demans,dikkat eksikliği vb. nörolojik hastalar ve romatizmal hastalıklar patladı.

DP’nin iktidar vaadi 10’dan fazla katkı maddesi konan endüstriyel beyaz undan yapılan ‘Beyaz Ekmek’ti.

Dalkavuk medya, beyaz ekmeği ‘kalite’, zenginlik ve refah göstergesi olarak sundu.

Halk, beyaz ekmek yedikçe, acıktı.

Acıktıkça, beyaz ekmek yedi.

‘Ekmeksiz doymuyorum’ haline getirildi.

Tıka basa yemenin sonucu sağlığı bozuldu.

Şeker olduk, astım olduk, alerji olduk ve hastalıklar ardı ardına sıralanmaya başladı.

Fiyatı çok daha pahalı olan kara ekmeğin, aslında hem bütçe, hem sağlık  açısından çok daha ucuza geldiğini hiç bir beslenme uzmanı halka anlatmıyor.

Dünya ortalamasının beş katı ekmek tüketiyoruz.

Dünyada çöpe en fazla ekmek atan ülkeyiz.

Çünkü beyaz ekmek dünyanın en çabuk bozulan ekmektir.

*- FARKI YENİ ANLIYORUZ

Yıllardan sonra Marshall Yardımı ile Beyaz Ekmek yemeye başlayan Avrupa ülkeleri Beyaz Ekmek yemeyi bıraktı.

Beyaz ekmek ile Tam Buğday ekmeği arasındaki farkı daha yeni anlamaya başladık...

Hastalıklardan korunmak için ilaçlara değil sağlıklı besinlere sarılmamız gerekiyor.

Tüketici parasını neye verdiğini bilmelidir.

Yerli ata tohumu ile geleneksel tarım ile üretilmiş, GDO’suz, kimyasal ilaç ve gübre olmayan, kimyasal katkı maddesi içermeyen, gıda talep etmelidir...

Ata tohumu ile üretim yapan çiftçiler devlet tarafından desteklenmelidir…

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...