EMEKLİ PAŞA, KATİLLERİN PEŞİNİ BIRAKMADI
Köşe Yazısı

EMEKLİ PAŞA, KATİLLERİN PEŞİNİ BIRAKMADI

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
18 May 2025 13 dk okuma 186

*- ÖNEMLİ KARAR Khaled Hosseini, ‘Her şeyin herkese anlatılmayacağını öğrenene kadar; çok tanışacak, çok konuşacak, çok yanılacaksın.’ Demiş. Ama ben her şeye rağmen bildiklerimi, okuduklarımı, duyduklarımı, yaşadıklarımı anlatmaya devam ediyorum. Şimdi yazacaklarımı, kaç kez haberini ben ve meslektaşlarım yapmıştı. Hatta kaç kez televizyonlarda haberi program içinde geniş şekilde işlenmişti. Bugün Malik Ejder, yedi yıl önceki olayı anımsatmış. Malik Bey önümüzdeki günlerde davanın duru

*- CESEDİ BULUNDU

İzmir’in Narlıdere ilçesinde, 7 yıl önce Emekli Tümgeneral Ethem Büyükışık’ın oğlu Dorukhan Büyükışık (26), gece saatlerinde doğa yürüyüşü yapmak için dışarı çıktı.

Sabah saatlerinde ise Dorukhan Büyükışık’ın cansız bedeni, evinin 600 metre ilerisinde bir inşaat firmasının şantiyesinin istinat duvarında bulundu.

Olay, kayıtlara ’yüksekten düşme’ olarak geçti.

Olay günü şantiyede görevli olan bekçiler H.K, H.A, T.Ç, A.G. ve çalışan B.Ç.’nin ifadelerinde ciddi çelişkiler olduğu belirtildi.

Şüphelilerin birbirleriyle ve olay saatiyle ilgili beyanlarının uyuşmaması soruşturmayı derinleştirdi.

Toplanan deliller ve uzman raporları doğrultusunda, Büyükişık’ın kasten öldürüldüğü ve cesedinin sonradan bulunduğu yere getirildiği değerlendirildi.

Elde edilen tespitler neticesinde, olay yerinde bulunan şüpheliler hakkında TCK’nın 81/1. maddesi uyarınca kasten öldürme suçundan müebbet hapis istemiyle İzmir Ağır Ceza Mahkemesi’nde kamu davası açıldı.

*- İLGİNÇ GELİŞME

Ama öğrendiğime göre, şimdi de, 8 polis hakim karşısına çıkacak!

Malik Ejder’in yazdığına, paylaştığına göre, ‘Öte yandan, olayla ilgili cinayet mahallinde görev yapan 8 polis hakkında "Görevi kötüye kullanmak" suçlamasıyla dava açılmış,

Polis memurları, önümüzdeki günlerde İzmir 2’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanmalarına başlanacak.

Nedeni ise polisin ’ İntihar!’ diyerek olayın üstünü kapatıyor, düşüncesi.

Olayın arkasında giden, en kritik görevlerde bulunmuş bir Tümgeneral, oğlunun öldürüldüğünü ispat etmek ve katillerini bulmak için 7 yıl mücadele etmesi de pek rastlanan bir gelişme değil.

Şimdi mahkeme, ‘İşini savsaklayan var mı?’ sorusunun cevabını araştırıyor.

Bence bu da önemli bir örnek ve gösterge, hemen herkes, daha çok görevliler için…

Zaten yasalarda da bu konu ile ilgili çeşitli maddeler var, zaman zaman gündeme getiriyorum, gelişmelerin ışığında.

Sonuçta, zamanımızda ve bundan böyle görevi ne olursa olsun, işini tam yapmayan ve ‘benden sonra tufan’ diyenlerin, böyle düşünenlerin, sadece aybaşını alacakları maaşlarını düşünenlerin, şapkasını önüne alıp düşünmeliler.

Unutmayalım, adalet eninde sonunda gerçekleşir.

Olay günü şantiyede görevli olan bekçiler H.K, H.A, T.Ç, A.G. ve çalışan B.Ç. hakkında cinayet suçlamasıyla müebbet hapis cezası istendi..

*- 14 YIL ATATÜRK’ÜN AŞÇISI İDİ

14 yıl boyunca Atatürk'ün aşçılığını yapan Mehmet Usta, ‘Hatıralarımı soruyorsunuz, anlatayım size;

“Onda kibir, azamet falan yoktu.

Devrimler sırasında 36 saat masa başında kaldığını biliyorum.

Biz mutfakta çeşit çeşit yemekler hazırlardık.

‘Bunları yemeyeceğim’ diyordu. 

‘Bana bir dilim ekmek verin. Yanında da ayran getirin.

Şimdilik bunlar kâfi.

Diğer yemekleri yemeyi henüz hak etmedim’ derdi. 

Yemeğe çok düşkün değildi.

Öğlen ve akşam mutlaka çorba yerdi. 

Yemek listesini ekseriyetle ben hazırlardım.

Bazen canının istediği şeyleri söylerdi.

*- BİR GECEYARISI

Bir gece geç vakit yaveri mutfağa geldi. ‘Paşamız aşure istiyor’ dedi.  

- Nasıl olur, gece yarısı aşure pişmez, dedim.

Yaver, paşamızın yanına döndü.

‘Mehmet usta buraya gelsin!’ demiş. 

Kalktım gittim.

‘Ben aşure istiyorum Mehmet usta’ dedi. 

- Paşam emredersiniz ama aşure bu ha deyince pişmez, zaman ister hazırlaması, dedim. 

‘Ben yapılıncaya kadar beklerim’ dedi ve bir pazarlığa giriştik.  

Ben, ‘Hiç olmazsa 1,5 saat müsaade buyurun’ dedim.  

‘Hayır, olmaz!’ dedi.

45 dakikada mutabık kaldık. 

*- TENCERENİN KAPAĞI

Köşkte olsun, trende olsun, vapurda olsun daima ihtiyatlı davranırdık.

Bir yere gittiğimiz zaman oranın yemeğini yemesi icap ederse ben gider her şeyi kontrol ederdim.

Yemeği önce ben tadardım. 

‘Ödüm kopardı içine bir şey atarlar’ diye.

Yemeğin başından bir dakika ayrılmazdım.

Tencerenin kapağını kimseye açtırmazdım.  

Aylığım 200 lira idi. Benim için para mevzubahis değildi.

‘Atatürk’e hizmet etme şerefine nail olmuşum, parayı kim düşünür?’

200 lira yetmezse, ‘Benim param bitti paşam’ derdim.

Hemen bir pusula yazar 500 lira hediye ederdi. 

*- YEMEKTE BİLE İMTİHAN

Atatürk çok alçak gönüllü idi.

Mutfağın telefonu çalardı. Telefonu açardım ve onun ‘kimsin?’ diye sesini duyardım. 

‘Mehmet Usta’ derdi, ‘Ben acıktım.’

‘Peki paşam’ der telefonu kapatırdım. 

Biraz sonrada mutfağa gelirdi.

‘Mehmet usta çok acıktım bana şuracıkta bir şeyler hazırlayıver’ derdi bir çocuk gibi.  

Yemeğini yerken bazen bizi imtihan ederdi.

Biz şaşırınca sorduğu sorunun cevabını kendisi verirdi.

Yemeğini yedikten sonra, ‘Eh bakalım Mehmet Usta bir kahve yap birde sigarandan ver’ derdi. 

Sigara ve kahvesini içer, ‘Sağ ol Mehmet Usta, iyice doydum, Allahaısmarladık’ der, giderdi.   

*- ‘HAZIRIZ!’ DEMEDEN…

“Atatürk seyahatine beni almadan çıkmazdı.

Ben, ‘Hazırız’ dedikten sonra yola çıkardık.

Bir vaka anlatayım.

Balkan Antantı'nın imzalandığı sıralardı. Soğuk bir gece Kırşehir’e hareket ettik.

Yolda kar fırtınasına tutulduk.

O kadar çok zorluk çekiyorduk ki zaman zaman otomobilimizi kardan mandalar kurtarıyordu.

Vakit gece yarısını çoktan geçmişti.

Atatürk bir ara otomobilinden indi ve yanıma geldi. 

‘Aşçıbaşı, ben acıktım bana yemek ver’ dedi.

Yanımda söğüş bir şeyler vardı. Hepsini saydım.

‘Kuru fasulye ile pilav isterim’ dedi. 

- En düşkün olduğu yemek kuru fasulye ve pilavdı.

*- TATLI SERT

- Paşam kuru fasulye yapmadım, diye cevap verince, ‘Öyleyse hemen pişir’ dedi. 

Paşam, dedim, ‘Yanımda yok, hem burada pişirmek çok zor olacak.’

Durdu, yüzüme baktı. 

‘Doğru aşçıbaşı. Hakkın var. Canım isteyiverdi işte. Aldırma. Yarın yaparsın’ diye birde beni teselli etti.

- Atatürk katiyen yemek ısmarlamazdı.

Yalnız bazen yapacağım yemekleri sayarken, Usta peki ne kadar zamanda yapacaksın?’ diye sorar, bende ‘bir iki saat’ deyince pazarlık ederdi. 

Asgari müddeti söylediğimde de ‘Nasılmış Mehmet Usta ya!’ diye adeta çocuk gibi sevinirdi.

*- AMELELERLE BİRLİKTE

- Çok alçak gönüllü idi.

Bir gün öğlen saat 2 olmuştu ve paşa hala öğlen yemeğine gelmemişti.

Biraz sonra mutfağa geldi, ‘Mehmet Usta, ben yol yapan amelelerle beraber yemek yedim adamların soğanlarını bitirdim, sen onlara bir şeyler hazırla da götür’ dedi.  

‘Paşam siz doymamışsınızdır, size de bir şeyler hazırlayayım’ dedim. ‘Amma da yaptın Mehmet Usta. Soğan, ekmek, zeytinden daha iyi yemek olur mu?’ diye cevap verdi. 

Atatürk bilhassa Türk yemeklerini çok severdi.

‘Bizim en kötü şeyimiz onların en iyisinden daha iyidir’ derdi. 

*- FRANSIZ DOKTOR

“Atatürk hastalandı.

Fransız doktor geldiği zaman beni de çağırttı.

Bana doktorun söylediklerini, dedi. 

‘Mehmet usta’ dedi, ‘Ben iyi dinledim, sende iyi dinle, bundan sonra asıl doktorum sen olacaksın!’

Fransız doktor tarafından verilmiş bir yemek listesi vardı.

Listeye göre tereyağı, süt, yoğurt, haşlanmış tavuk, külde patates gibi hafif yemekler yemesi gerekiyordu. 

Doktoru Neşet Ömer yemek listesini bana verdi.

Ondan sonra odasına girdim.

Elini öptüm, ‘İnşallah geçti artık paşam’ dedim.

*- CANI İSTEMİŞ

‘Mehmet usta ben çok acıktım canım istedi bana bir fırın makarna yap’ dedi. 

- Paşam fırın makarnayı doktorlar müsaade etmiyor, ben size başka bir şey yapayım, dedim. 

Hiç unutmam.

Dalgın dalgın durdu.

‘Canım istedi sen yapıver işte’ dedi. 

*- KIZARTMA ve DONDURMA

- Zaman ilerledikçe doktorların dediklerine aldırmamaya başladı. Mütemadiyen hamur işi kızartma ve dondurma istiyordu.

Ben de olduğu halde vermiyordum. 

Yüzüme önce sert bakıyor, sonra yumuşak bir ifade ile ‘Mehmet Usta bana neden istediğim yemekleri göndermiyorsun?’ diyordu. 

Ben, ‘Paşam bunları doktorlar yasak ettiler’ diyordum.

‘Doğru söylüyorsun aşçıbaşı hakkın var ama ne yapayım benimde bunları canım istiyor’ diyordu. 

- Ah ah... Hele ölmeden birkaç gün önceye ait şu hatırayı bir türlü unutamıyorum.

Beni yanına çağırdı.

Yüzü ve bakışları iyiden iyiye solmuştu.

‘Gel Mehmet Usta’ dedi ve sordu;

‘Acaba yaşayacak mıyım?”

Bu yazdıklarımın kaynağı ‘14 yıl boyunca Atatürk'ün aşçılığını yapan Mehmet Usta anlatıyor’ isimli makale ve kitaplardan…

*- ANLATIMA TAM NOT

Alper Aksoy yazısına, daha doğrusu anlatıma, ‘Dışarıdan bakınca gerçek bu?’ diyerek başlamış,

‘Kimin reklamını yapıyor, kime çatıyor, amacı ne?’ gibi basit sorular aklımdan geçti.

Ama kendisinin dediği gibi, ‘gerçek’ gibi birçok olayı işleyen misyonerler var.

Bunların önemli bir kısmı da inanılacak gibi değil ama Türklerden oluşuyor.

Neyse ben yine de sözü Alper Aksoy’a vereyim, belki de o da bir yerden alıntı yaptı.

Yine de önemli değil, önemli olan kaleme alınış şekli.

“On sekiz yaşında bir kız, Belçika'da yaşıyor.

-Türk müsün? dedim.

-Daha karar vermedim, dedi.

-Müslüman mısın?dedim.

-Ona karar vermek daha zor, dedi.

Merakım iyice kabarmıştı.

-Konuştuklarınızdan hiçbir şey anlayamadım, dedim.

-Ben de bir şey anlayamıyorum. Hayatım bir kördüğüm. Nasıl çözeceğimi bilemiyorum.

-Neden ama?..

*- İKİSİNİN YERİ DE BAŞKA

-Babam Fransız, annem Türk... İkisini de seviyorum... Babam Hristiyan bir Fransız olmamı istiyor. Annemse Müslüman bir Türk olmamı...Bu iki istek arasında sıkışıp kaldım... -Bilemiyorum ne yapacağımı?

Sis perdesi biraz aralanmıştı. Biraz daha açmak için sorulara devam ettim.

- Kendini kalben Hristiyanlığa mı daha yakın hissediyorsun, Müslümanlığa mı?..

- İslam'a daha sıcak bakıyorum, ama Müslümanlara baktığımda birden soğuyorum. Babam annemin Türkiye'deki akrabalarını Brüksel'e getirip oturum aldı, iş buldu... Bir iki yıl çalıştılar o kadar... Şimdi hepsi 'somaca basıyorlar' yani işsizlik parası alıyorlar. Hepsi de sapa sağlam... Babamın akrabaları Hristiyan... Kiliseye gitmiyorlar ama iş ahlakları var... Herkes işinde dürüstçe çalışıyor... Annemin akrabaları hem namaz kılıyor, yeri gelirse hırsızlık bile yapıyorlar... Türkiye'ye gidiyoruz her taraf cami dolu, camiler de namaz kılan insan dolu... Ama herkes hile yapıyor, sizi kandırmaya çalışıyor... Belçika'da kiliseler bomboş ama Hristiyanların hepsi ahlaklı... İşte bu yüzden olmak istediğim halde Müslüman olamıyorum...

Afallamıştım. Umutsuz bir hamle yaptım.

- Ama şey... Yani... Müslümanlara bakarak karar vermek...

Ani bir çıkışla sözümü kesti.

*- ÇOK DİNLEMİŞ!,,,

- Çok dinledim bu masalları, hem de pek çok... Kusura bakmayın lütfen... Bir din anlayışı güzel ahlak üretemiyorsa ben o dini yani Müslümanlığı kabul edemem. Brüksel'deki Müslümanları geçtim; Türkiye'de herkes devleti soyuyor, vergi kaçırıyor, haram yiyor... Her şeyi yapıyorlar... Ondan sonra "Döndüm Kabe'ye Allahü Ekber". Jimnastik bu ya, namaz değil jimnastik...

Bu sözler ceviz büyüklüğündeki dolu taneleri gibi başıma çarpıyordu.

- O zaman siz Hristiyanlıkta kesin kararlısınız? diye sordum.

- Annem "Müslüman ol" diyor ama bu ihtimal çok zayıf... Brüksel'de en çok Ezan seslerini seviyorum, çan sesleri beynimi tırmalıyor... Haaa annemin hatırına belki Türküm diyebilirim...

Maria Elif'in yaşadığı Müslüman işkencesinin vebali kimlerin omuzunda acaba?.."

*-

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...