ELİMİZLE VERDİK, BEYNİMİZLE İSTİYORUZ
*- ZAMANIN ÇARKI Hatırladığım kadarıyla ilk tepki Bergama’dan gelmiş, belediye başkanı konferanslar düzenleyip çalınan eserlerin Türkiye’ye iadesi için uluslararası bir mücadele başlatmıştı.
İzmir’e yakın olduklarından medyanın da dikkati çekilmiş, günlerce
haberler yapılmıştı.
Kitaplar basılmıştı.
Uşak’ta sesini duyurmamaya çalıştı bu konuda, dileğine de kavuştu.
Başka şehirlerimiz de ‘Taş parçası’ denilen, böylece çalınan tarihe
eserlerinin peşine düştüler.
Tarih ve zaman bizim tarafımızda.
İşte bir arkeolog görüşü:
Zamanın çarkı altında ezilip giden çağlara, yıkılan krallıklara, susan
dillere inat dünden bugüne ayakta duran bir bilgi kalesi mermere
işlenmiş bir insanlık sevdasıdır.
MS 2. yüzyılın başlarında oğul Aquila’nın babası Celsus’un aziz
hatırasına diktiği bu görkemli yapı binlerce tomardan oluşan bir
kütüphaneden öte evladın babaya hürmeti, insanın bilgiye ve sonsuzluğa
olan sarsılmaz sevdasıdır.
Bir zamanlar Ege’nin imbatıyla serinleyen o mermer koridorlar
insanlığın ortak hafızasını saklayan kutsal bir sineydi.
O cepheye bakıp da yüreği titremeyen var mıdır?
Kolonların arasına gizlenmiş dört kadın heykeli hikmeti, erdemi,
kavrayışı ve bilgiyi fısıldar gelip geçen zamana.
Ne var ki bugün o nişlerde boy gösteren mermerler o toprağın öz
evlatları yerine birer siluet, birer kopyadır.
Hakiki olanlar, o erdemi ve bilgeliği ruhunda taşıyan orijinal
heykeller, öz vatanından binlerce kilometre ötede Viyana’nın soğuk ve
yabancı müze duvarları arasında mahpustur.
Peki sorar insan kendi kendine onların ne işi var Viyana’da?
Bir zamanlar Ege güneşiyle ısınan, zeytin kokulu rüzgârla yıkanan o
ana heykeller, bu topraklardan sökülüp alınan her taş kendi
coğrafyasına dönene kadar bu kadim kültürün hikayesi eksik yarım
kalmaya mahkûmdur.”
*- ÇEŞMELİLER KARŞI
Tepki büyük olduğu için gündemime aldım.
Halkın ‘hayır’ demesine partilerden de gelen tepkide, ‘Milletin yolu
milletindir* denildi.
5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 11750 sayılı
Cumhurbaşkanı Kararı’na dikkat çekenler, bu nedenle ‘karşı
olduklarını’ belirterek, düzeltilmesini diliyor.
Bu kararla , İzmir–Çeşme Otoyolu özelleştirme sürecine alınıyor.
Bu kararın 2010/88 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile
özelleştirme kapsam ve programına alınan otoyol ve köprülere atıfta
bulunduğunu belirten konuşmacılar, İzmir–Çeşme Otoyolu’nun da söz
konusu 2010 tarihli kararda ismen yer aldığını ifade ederek,
ağızlarından ‘hayır’ sözcüğü çıkıyor.
5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 11750 sayılı
Cumhurbaşkanı Kararı’na
‘Çeşme’ kelimesinin yeniden yazılmaması, İzmir–Çeşme Otoyolu’nun
sürecin dışında olduğu anlamına gelmiyor, deniliyor.
Konu ile ilgili, 29 Haziran’daki ilk duyuruda, Çeşmelilerin kaygısına
‘yanlış algı’ denilmişti.
Mesele geçiş ‘350 TL oldu mu, olmadı mı?’ tartışmasına indirgenmişti.
Otoyol kullanım maliyetinin artması halinde trafiğin bir bölümünün
eski İzmir–Çeşme yoluna yönelme riski bulunduğunu belirten
‘hayırcılar’, otoyolun bugün bile geçişlerde tıkanıklığa sahne
olduğunu, vatandaşın eski yolu tercih etmesi halinde eski yolun trafik
yoğunluğunu karşılamasının imkansız olduğunu vurguladılar.
Üstelik, Ulaşım maliyetlerindeki artışın yalnızca sürücüleri değil,
Çeşme’deki esnafı, turizm işletmelerini ve tüketicileri de
etkileyebileceğini belirten Çeşmeli Kadın dernekleri yöneticileri,
“Bu ücret yalnızca gişede ödenmez. Nakliyede, esnafın maliyetinde,
market rafında ödenir; sonunda yine vatandaşın cebinden çıkar”
diyorlar.
İzmir–Çeşme Otoyolu’nun ilçenin ulaşımı, ticareti, turizmi ve tedarik
zinciri açısından önem taşıdığını vurgulayan Nermin Ekinci, sürecin
Çeşme’ye olası etkilerinin hesaplanıp hesaplanmadığını ve karar
alınırken Çeşme’nin görüşünün alınıp alınmadığını belirterek, kararın
geri alınmasının, halkın lehine olacağını hatırlattı.
Kendisine muhalefet partilerinden de büyük destek geldi.
*- KURTULUŞ SAVAŞI
Sunay Akın yazıp, paylaşmış;
“Evet, tarihteki gerçek ve tam adı budur: Kurtuluş Savaşı!..
Kurtuluş Savaşımızın “Büyük Taarruz” dönemine, 104 yıl öncesinin
Ağustos ayının son günlerine gidelim…
Afyon işgalden yeni kurtulmuştur…
Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki TBMM Ordusuyla
birlikte Afyon’a giren, Büyük Taarruz’un tanığı olan Fransız gazeteci
Berthe Georges Gaulis’in kaleminden okuyoruz, halkımızın nelerden
kurtulduğunu;
”Silah arama bahanesiyle zengin evler yağmaya maruz kalıyordu.
Hemen hemen her ay eşraftan kişiler hapsediliyor, rüşvet karşılığı
serbest bırakılıyorlardı. Genç kız ve kadınlar Yunan subaylarının
isteği üzerine kendi saflarına götürülüyorlardı. Türk topları
Kocatepe’den gürlemeğe başladığında bu, onlar için bir sevinç çığlığı
oldu.”
Neden “Kurtuluş Savaşı” olduğu ve Kocatepe’deki o cesur ve de güzel
yürekli insanın neden çok büyük bir kurtarıcı olduğu gerçeği, o
günlerin tanığı olan bir Fransız gazetecinin yazdıklarında bir kez
daha karşımıza çıkıyor!..
*- GERÇEK
Ne diyor B.G. Gaulis:
”Türk topları Kocatepe’den gürlemeğe başladığında bu, onlar için bir
sevinç çığlığı oldu.”
Soyulan, talan edilen, kadınlarının ırzına geçilen bir millet elbette
bu zulme, vahşete, zorbalığa sessiz kalan, karşı çıkanları da “hain”
ilan ederek idamını isteyen saray ve İstanbul hükümetini değil,
Mustafa Kemal ve Ankara’da kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni
tarihe kurtarıcı olarak yazacaktır…
Çünkü gerçek budur…
Çünkü Kurtuluş Savaşı onurlu ve cesur insanların feda ettikleri
canları üstünde zafere ulaşmıştır…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşımızın onurlu insanlarına
sonsuz sevgi, saygı ve her geçen gün daha da çoğalan minnet
duygusuyla…”
*-PARKKAHVE ve EYVANLI ÇEŞME
Urla’nın Park Kahve’si, kasabanın ortak hafızasıdır.
Necati Cumalı, Park Kahve hakkında; “1950 yılına kadar çok zarif, çok
zevkli görünüşlü, ince bir taş duvarla çevriliydi. Bahçede oval,
ortası fıskiyeli küçük bir havuz vardı. İçinde kırmızı balıklar
yüzerdi. Yine bahçenin tavus kuşları vardı… Bahçe geçmişte çok değişik
işlevleri yerine getirirdi. Urla'nın o coşkulu Kurtuluş Bayramlarının
kutlanmasında bu bahçenin çok önemli yeri vardı.
Kadın, erkek Urlalılar bu bahçeden izlerlerdi gündüz yapılan Kurtuluş
törenleri ile gece yapılan fener alaylarını.
30’lu yıllarda gezici saz, tiyatro toplulukları, bu bahçede yaz
geceleri sürekli faaliyet gösterirlerdi.
Nihayet yakın yıllara kadar bütün kuşakların dinlenme, soluk alma
yeriyd,i diyerek hayalindeki en güzel haliyle anar.
*- YİNE BAŞKAN!
Necati Cumalı anılarında canlanan kahveyi anlatırken aynı zamanda
alandaki bir çeşmeden bahsediyor.
Bir Urla çocuğu olan yazar, bahçenin 40’lı yılların sonuna kadar
şimdikinin en az üç katı kadar büyük olduğunu, üstelik bu alan
üzerinde olağanüstü güzellikte, tarihsel değeri yüksek eyvanlı bir
çeşme bulunduğunu vurguluyor.
“Alanın önünde 16. yüzyıldan kalma, o dönemin bütün çeşmeleri
güzelliğinde, dışı boz rengi granit, içi oldukça geniş eyvanlı,
eyvanının alnacı kırmızı yeşil somaki mermer, başlığı kayağan taşından
yapılmış bir çeşme vardı.
Başkan alanı bölüyor diye belki de kasabanın en eski anıtını yıktırmış…”
*- SATIRLARDA KALDI
Necati Cumalı devamında özellikle şunu da hatırlatıyor:
“Çocukluk arkadaşım Urla’lı Mimar Hasan Mutafoğlu, İstanbul Güzel
Sanatlar Akademisi’nde Prof. Sedat Hakkı Eldem’in ‘kentinizin tarihi
değeri olan bir yapının planını çıkarınız’ içerikli dönem ödevinde bu
bahçenin planını çıkarmıştı.
Bu bilgiyi neden veriyorum; Urla 16. Yüzyıldan kalma bu çeşmeyi
yeniden kazanma gereksinimindedir.
Bu amaçla hala hayatta olan Hasan Mutafoğlu’na başvurularak planın
elde edilmesi, Belediye arşivine alınması yerinde olur.”
Hasan Mutafoğlu bugün artık hayatta değil, Belediye arşivinde de böyle
bir belge mevcut değil…
*-
Yorumlar yükleniyor...