DOKTOR OLMAK O KADAR KOLAY MI?
Köşe Yazısı

DOKTOR OLMAK O KADAR KOLAY MI?

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
16 Mar 2025 16 dk okuma 187

*- SADECE BEŞ DAKİKADA! Unutma! Başına gelen kötü şeyler, oturup üzülmen için değil, daha güçlenip ayağa kalkman içindir. Şöyle silkin, kendine gel ve ‘Başarırım’ diyerek yoluna devam et, tüm engellere, engellemelere rağmen… Nerede hata yaptık, biliyor musunuz? Kaldırıma taş olmayacak insanları, başımıza taç yaptık! İşte bundan kaybettik!... Bir masalı bir çocuğa ikinci kez anlatmaya kalksak, ‘Ben bunu biliyordum!’ der, dinlemez… Ama biz neredeyse her gün yeni masallarla uyutuluyoruz.

*- ÖNEMLİ DAVET

Yazıma, tek sözcüklü bir cümle ile başladım.

‘Unutma!’ dedim.

Şimdi, yine tek sözcükten meydana gelen bir cümle ile devam edeyim.

Tek sözcükle cümle Başkent Ankara’dan geldi.

Şöyle deniliyor:

‘Davetlisiniz!’

‘Kadın ve İstihdam Araştırması: 2017'den 2025'e Trendler, Değişenler ve Değişmeyenler Konferansı” /10 Nisan 2025 Ankara’ deniliyor ‘davetin’ açılmasında…

Konuyu biraz daha açayım:

“ Küresel bir kadın topluluğu olarak kadınlara ilham, fırsat ve güç veren TurkishWIN, sosyal konularda ulusal ve uluslararası önemli araştırmalara imza atan XSIGHTS, Türkiye'nin en değerli eğitim kurumlarından biri olan TED Üniversitesi ve daha iyi bir çalışma hayatına liderlik eden PERYÖN-İç Anadolu Şubesi’nin değerli katkılarıyla gerçekleştirilecek konferansımıza sizleri davet ediyoruz.

Bu etkinlikte, kadınların istihdama katılımını, bu konuda yıllar içindeki değişimleri ve bu konudaki tutumları ortaya koyan araştırmamızın sonuçlarını paylaşacağız. Katılımınızdan büyük memnuniyet duyarız.

Konferansımız, Ankara TED Üniversitesi ev sahipliğinde 10 Nisan 2025 tarihinde düzenlenecektir.’

Katılımın kesinleşmesi için form doldurup göndermem gerekiyor.

Neden?

*- BİR TÜRLÜ ÖĞRENEMEDİK

Çünkü biz Türklerde nedense, her hangi bir davete ‘olumlu ya da olumsuz’ yanıt vermiyoruz.

Özellikle kurumsal ya da resmi davetlerde, davetiyenin altında ‘lcv’ yani ‘Lütfen cevap veriniz!’ yazılır.

Çünkü davetin kesinleşmesi için bu şarttır.

Ama nedense bunu hiç kimse uymaz.

Bu yüzden büyük emek ve masrafla yapılan etkinlik için bir kişi görevlendirilir, ‘teyit’ için davetliler tek tek aranır.

Diyeceksiniz neyimiz doğru ki bu doğru olsun?

Özetle ben 10 Nisan’da bir başka şehirde olacağımı bu yüzden bu özel ve güzel davete katılamayacağımı bildirdim.

Konunun özeti şöyle:

‘Deveye sormuşlar, ‘Neren eğri?’ diye

Yanıtı şöyle olmuş!

‘Nerem doğru ki!’

Geçenlerde ‘fizik’çi doktor, muayene öncesinde sordu?

‘Neren ağrıyor?’ diye…

Yanıtım da deveye benziyor;

‘Ağrımayan yerim yok ki!’

*- ASACAKSIN BU DOKTORLARI (!)

Çok yıllar önce şimdi ‘profesör’ sıfatı olan genç doktorumuz Dr. Çağatay Güler’in ‘Asacaksın bu doktorları!’ başlıklı kitabini keyif ve ilgiyle okumuştum.

Ben de en azından bu kitabın sayfalarından çok daha fazla ‘roman’ haline gelmiş bir dizi yazı hazırladım.

‘Asacaksın!’ sözünün yerine de ‘Yakacaksın’ sözcüğünü koymuş, ‘Yakacaksın bu doktorları!’ klişesi altında, hemen her gün ve değişik sıfatları olan tanınmış hekimlerle konuşarak, sıkıntılarını ve başlarından geçen ilginç olayları okuyucularımla paylaştım.

Belirttiğim gibi, Prof. Dr. Çağatay Güler’in şimdi bilmem kaçınca baskısı yapılan kitabının en az iki katı ‘roman’ gibi bir yapıt olmuştu.

Şimdi bile arşivlerden bu dizi yazı çıkarılarak, bir devrin doktorlarının başarıları gelecek nesillere aktarılabilir.

14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle yaptığım bu çalışma aklıma geldi.

*- KUTSAL MESLEK

Bu işin hamurunda emek, fedakârlık ve tutku var

Bazı doktorlarımız 14 Mart Tıp Bayramı kapsamında, en kutsal mesleklerden biri olarak kabul edilen hekimliğin önemini ve unutamadıkları olayları anlattı.

Gece gündüz demeden canla başla çalışan, deprem ve salgın gibi önemli olaylarda en ön saflarda yer alan hekimler, mesleklerini sadece bir iş değil yaşam biçimi olarak tanımlıyor.

14 Mart Tıp Bayramı kapsamında bu kutsal mesleğin önemini kendi hikâyeleri üzerinden anlatan, ‘Neden bu mesleği seçtiklerini ve unutamadıkları vakaları’  aktaran hekimler, dokundukları her yaşamla görevlerine biraz daha bağlandıklarını belirtiyor.

*- KALBİ DURMUŞTU

Acil Tıp Uzmanı Doç. Dr. Başak Bayram, hekimliğin tutku, fedakârlık ve yoğun emek gerektiren özel bir iş olduğunu vurgulayarak, unutamadığı bir vakayı da şöyle anlattı:

‘Mecburi hizmetim sırasında bir hafta sonu izin günümde eşyalarımı almak için hastaneye gittim.

O sırada bir anons geldi.

15 yaşındaki bir kız çocuğunu kalbi durmuş olarak hastaneye getireceklerini öğrendim.

Hastanede bekledim.

Üç hekim 70 dakika boyunca, aralıksız kalp masajı yaptık ve onu hayata döndürdük.

Hasta, iki hafta sonra beni okul formasıyla ziyarete geldi.

Bu hiç unutulmayacak bir anıydı.’

Şu dönemde hekimlerin zor zamanlar geçirdiklerini de söyleyen Bayram, sözlerini şöyle tamamladı:

‘Bazılarımız yoruldu, bazılarımız işten ayrıldı, bazılarımız ülkeyi terk etti. Zor bir sağlık sisteminin parçası olarak çalışıyoruz ama her ne olursa olsun Türk hekimleri olarak yaptığımız işe tutkuyla bağlıyız.’

*- O KADAR KOLAY MI?

Patoloji Uzmanı Dr. Filiz Dağ da Kahramanmaraş depremlerinde bölgeye giden ekiplerin koordinasyonunu sağlayan doktorlardan biriydi

Özellikle afet ve salgın dönemlerinde hekimlere çok ihtiyaç olduğunu söyleyen Dr. Filiz Dağ, kendi hikâyesini ise şöyle anlattı:

“Annemin çocukluğumda sık sık hastalanması nedeniyle ‘Büyüyünce doktor olacağım’ demiştim. İlkokulda öğretmenime bunu söylediğimde ‘Doktor olmak o kadar kolay mı?’ demişti.

Zorlu yolları geçerek hekim oldum.

O söz benim azimli olmama neden oldu.

Giderek değersizleştirildiğimiz bir dönem yaşıyoruz ama yakınlarımız hastalanıp hasta yakını konumuna geçtiğimizde hekimlerin önemini daha fazla anlıyoruz.

İnsanlara ve ülkemize yardım edebilmek için mutlu bir şekilde çalışmamız gerekiyor.”

*- EN YAKIN ARKADAŞI KANSER İDİ

Meslek hayatında en unutamadığı bir olayı da aktaran Dr. Filiz Dağ, şöyle devam etti:

“Patoloji uzmanı olarak son kararı vermek her zaman çok endişe verici. Bizim tanı koymamızla bir hastanın hayatı değişiyor.

En yakın arkadaşıma kanser tanısı koydum.

Bu, hayatımdaki en zor sınavlardandı.

Ne mutlu ki arkadaşım iyi ama ona her baktığımda o günü hatırlıyorum. Hekim olmak, karşındakini kendinden çok düşünmek demek.

Hekimlik; hastayı ailenden biri olarak saymayı ve yeri geldiğinde ‘Ben onun yerinde olsaydım’ düşüncesini ön plana alarak insan hayatını kurtarmayı gerektiriyor.”

*-  ‘CANIMIZI SİPER ETTİK’

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Altan Gökgöz de kendi yaşadığı hastalıktan sonra doktor olmaya karar veren biri. Ortaokuldayken akut eklem romatizması hastalığı geçirdiği için 50 gün hastanede yattığını ve bu süre zarfında doktor olmaya karar verdiğini kaydeden Dr. Altan Gökgöz, “Branşım gereği Covid salgınında görev aldım. Vatandaşlarımız için elimizden geleni yapmaya çalıştık.

O günlerde hepimiz bir bilinmezin içindeydik ama bir sağlık çalışanı olarak virüse karşı en önde savaşmak zorundaydık. Canımızı siper ederek çalıştık” dedi.

Meslek hayatında unutamadığı olayın menenjit olan genç bir hastayla ilgili olduğunu belirten Gökgöz, “Hasta acile bilinç kaybıyla gelmişti. Aile perişan haldeydi. Kişiye tanı koyarak tedaviyle hayata döndürdük. Ailesinin şükran dolu bakışları beni çok mutlu etmişti.

Hekim olmak; özverili olmak, kendinden çok başkalarını düşünebilmek ve idealist olmaktır.

Günümüzde hekim olmak çok zor.

Sağlıkta şiddet ve yanlış politikalar nedeniyle hekimler küskün.

Buna rağmen Türkiye’de kalmak, vatandaşlarımız için elimizden geleni yapmak, benim en idealist tarafımdır.

İdealist olmayanların da hekim olmaması gerektiğini düşünüyorum” sözlerine yer verdi.

*-  ‘OĞLUNA BENİM ADIMI VERDİ’

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ercan Koru, hekimliğin en kutsal meslek olduğunu belirterek “Mecburi hizmet yaptığım bir dönemde 7 kez düşük yapmış bir hastam vardı. 8. hamileliğinde gebeliğini sonlandırmak istedi. Hastayı gebeliği sonlandırmamak için ikna ettim ve süreci sürekli takip ettim. Hastanın sağlıklı bir bebeği oldu ve bebeğin adını Ercan koydu. Bu anı her zaman aklımda.

Ancak hekimlikte zorluklar elbette var.

Uygulanan sağlık politikaları ile hasta ve hekim karşı karşıya getirildi.

Her zorluğa rağmen ‘İyi ki hekim oldum’ diyorum.

Mesleğimi severek yapıyorum.

Çalıştığım hastane de, hastalara yeterince zaman ayırmama imkân veriyor. Bu da mutluluk verici” dedi.

*-  BAYRAM GİBİ BİR BAYRAM

Kardiyoloji Uzmanı Dr. Gaffar Karadoğan da hekimliği bir yaşam tarzı olarak nitelendirdi.

İnsanlara yardım etme sevgisinin, hekim olmasındaki en büyük etken olduğunu belirten Dr. Karadoğan, “Hayat kurtarmanın, insanlara dokunabilmenin altında böyle bir psikoloji var.

Bugün hekimler özlük hakları için sokaklarda eylem yapmak zorunda kalıyor.

Emekliliğe dair, çalışma şartlarına dair kaygıları var.

14 Mart’ları bayram gibi, hastalarla birlikte kol kola kutlamak istiyorlar” ifadelerini kullandı.

Hekimliğin sevdiği tarafının insanların yaşamına dokunmak olduğunu dile getiren Dr. Karadoğan, “Örneğin Brugada sendromu bir genç hastayı yaşama bağlamıştık. Bunun gibi vakaları unutamam” dedi.

*- AİLEMİZDEN BİLE ÖNCE

Acil Tıp Uzmanı Dr. Ezgi Şeker Eren de doktorluk mesleğine babasını örnek alarak başladığını söyledi.

Dr. Ezgi Şeker Eren, “Benim babam da doktordu. Ben ondan ilham alarak doktor olmaya karar verdim.

Acil tıp uzmanı olduğum için motor kazası nedeniyle kaybettiğimiz hastalar beni en çok etkileyen vakalar oluyor.

Ancak hasta acil serviste yeniden yaşama döndüğü, ardından da yürüyerek teşekkür için acil servise geldiği zaman çok mutlu oluyoruz. Hekim olmak özellikle bizim ülkemizde bir yaşam tarzı.

Yeri geldiğinde ailemizden önce hastalarımızı düşünüyoruz.

Burada kötü bir durumda olan hastam varsa hastaneden çıkmıyorum ama o sırada okulda onları almamı bekleyen iki çocuğum oluyor. Hekimlik görevi her zaman öncelikli konumda yer alıyor” ifadelerini kullandı.

*- ANIMSIYORUM

Yahudi komşularımızı anımsıyorum.

Yahudi arkadaşlarımı, onlara takıldığımızı ve alışveriş yaptığımızı da.

Aramız da hiç kimse ayrı gayri olmadı, olmazdı.

Hüseyin Soykarafa o günleri kendi mahallesi ve gözüyle çok daha iyi anlatmış.

Hatta benim bilmediğim bir konuyu, ‘Yahudi mahallesinde ateş satmak..’ olarak kaleme almış.

İlgiyle ve merakla, biraz da çocukluğumuzu gençliğimizi anımsayarak sizinle de paylaşayım:

Söz şimdi Hüseyin Beyde!

*- SAĞDAKİ BAYAN GÖMÜTLERİ

‘Altındağ ve Çamdibi; iş icabı sık geçtiğim bir nokta.

Musevi mezarlığını hep merak ederdim.

Kapısını çok nadiren açık görmüşümdür; mahremiyeti ihlal, hemşerileri huzursuz etmekten çekinip girmemişimdir.

Bugün daha bir cüretkâr günümde olmalıyım sanırım, açık görünce daldım içeriye.

İlk dikkatimi çeken:

Girişte hemen sağdaki gömütler, yalnız bayanlara aitti.

Gürçeşme'dekini görmüştüm, orada böyle bir duruma şahit olduğumu hatırlamıyorum.

Biraz yürüyünce mezarlığın haremlik-selamlık olmadığını anladım fakat girişteki kümelenmeyi merak da ettim doğrusu.

*- GIYABINDA TANIDIKLARI

İslam mezarlarıyla belirgin tek bir fark mevcut:

Mezarların Üst kısmı tamamıyla taş-mermerle kapalı ve bu kısımlar baştan aşağı İbrani alfabesiyle yazılı.

Dua mı, yoksa göçenin hayatına dair pasajlar mı, bilemiyorum.

Bir de eski tarihli mezarlardan başlayarak bir ‘fotoğraf koyma’ geleneği göze çarpıyor ki beğendim.

Ticaret hayatından, atçılık camiasından, hatta sosyal medya aşinalığından, çok sayıda soyadıyla gıyabında tanıdığım kişilerin, arkadaşlarımın aile büyüklerinin taşlarıyla karşılaştım.

Levanten sandığım bazı ailelerin Musevi olduklarını, Sefarad potasında ergimiş Eşkenazların geçmişlerinin isim ya da soyadlarında yaşadığını, Fransa kökenli Alliance Israélite tedrisatının mermerlere yansıdığını gördüm.

Milaslı, Salihlili Musevi vatandaşların hatırasını taşlarda görüp düşündüm.

*- KENT KÜLTÜRÜ

Mezarlık gezmenin kent kültürü ve aidiyeti çerçevesinde zaman ayrılması gereken bir etkinlik olduğu görüşüm pekişti.

İşte "Kasap Nesim" ve "Kömürcü Yosef" hemşerilerim, şehrin bir asır öncesinin sosyal dokusuna dair bir şeyler anlatıyorlar.

1853'te doğup 1953'te ölen Yosef ben (bin) Gabay (Arapça bilen hemen anlar:  Gabay oğlu Yusuf…)

İzmir yahudileri, yemek içmekten sosyal kültürümüze kadar bizlerle iç içe geçmiştir.

*- ‘ATEŞ SATARDIM!’

Çocukluğumun ilk yıllarında Karataş’ta cumartesi günleri ateş satardım.

Şimdi bilen pek kalmadı sanırım.

Ne demek “Ateş satmak” değil mi?

Anlatayım;

Yahudi hemşehrilerimiz cumartesi günleri inançları gereği iş yapmazlar, yemek pişirmezler, ateş yakmazlar.

Bu nedenle 11 yaşıma kadar cumartesi günleri mahallenin öbür çocuklarıyla beraber; yahudilerin yoğun oldukları sokaklarda  ‘Ateeş, ateeş!’ diye bağırarak dolaşırdık.

Bir evin kapısı açılır, usulca bizi eve çağırırlardı.

İçeri girince genellikle ocağı yaktırır, ya da söndürür, lambayı açtırır, kapattırırlardı.

Bu hizmet karşılığında da 5 veya 10 kuruş verirlerdi.

Üç beş ev gezdin mi harçlığın çıkardı.(gevreğin, boyozun 10 kuruş olduğu zamandan bahsediyorum)

*- SEVİNDİĞİ GÜNLER

Bir defasında beni eve alıp, lambaları açıp kapatan bir Musevi Hanım,  başımı okşayıp yeni çıkan nikel 25 kuruş vermişti.

Ne çok sevinmiştim.

Bak hala unutmamışım.!

Nur içinde yatsın Ester Hanım .

Alsancak’taki ki evimizin karşısında da oturan Yahudi komşumuz Viktorya Hanım da; Hamursuz bayramı olduğunda bize bir koca tabak hamursuz böreği yollardı.

Tuzsuz, şekersiz, üstü delik delik olan bu çöreği çok sever, hamursuz bayramını iple çekerdim.

Kandillerde de annem pişi, aşure vs yollardı.

Tabii ben götürürdüm.

*- DEVLETE SADIK TOPLULUK

Yahudi hemşehrilerimiz, iyi ki varlar.

İzmir’in işgali sırasında, bir Yahudi vatandaşımız bile Yunanla işbirliği yapmadı, ihanet etmedi.

Parçası oldukları halka, devlete bu kadar faydalı ve sadık bir topluluğa ne mutlu, eksik olmasınlar…

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 362

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 219

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 173

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 374

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 352

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...