DENİZ GEZMİŞ'İN KONUŞMASINI BANDA ALDIRMADILAR
Köşe Yazısı

DENİZ GEZMİŞ'İN KONUŞMASINI BANDA ALDIRMADILAR

YAŞAR EYİCE
YAŞAR EYİCE
10 Feb 2025 15 dk okuma 155

*- YANLIŞ ALGI Son yıllarda özellikle gençler arasında yaygınlaşan elektronik sigara, iqos, puff gibi tütün ürünlerinin içerdiği kimyasallar nedeniyle kimyasal zatürreye sebep oluyor. Sigara bağımlılığından kurtulmak için kullanılan bu ürünlerin sanıldığı kadar masum olmadığını belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Birsen Şahin Satılmış, ‘Her yıl dünyada 8.5 milyondan fazla insanın ölümüne yol açan sigara bağımlılığı, özellikle gençler arasında elektronik sigaralarla artmaya devam ediyor.

*- TARIMDA DEĞİŞİM HEP ALEYHİMİZE OLDU

Ekolojik Tarım Organizasyonu (ETO) Derneği, İyi Pamuk Uygulamaları Derneği (IPUD) işbirliği ile ‘İklim Dirençli İyi Pamuk Üretimi ve Değerler Zinciri Buluşması’nı gerçekleştirdi.

Ege İhracatçı Birlikleri’nde düzenlenen etkinliğe akademisyenler ve sektör bileşenleri katıldı.

Programda ETO Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Uygun Aksoy ve İzmir Tarım İl Müdür Yardımcısı Dr. Fatih Kılıç’ın iklim dirençli pamuk üretimi ve destekler konusundaki konuşmalarından sonra Bertan Balçık moderatörlüğünde bir panel de düzenlendi.

Ben uzman değilim ama bu ‘destek’ konusunun tamamen karşısındayım.

Şu anda en güvenilir ve dünya piyasalarında tutulan pamuk bizim atalarımızdan kalanı.

Şunu anımsatayım:

1960 yılında, büyük umutlarla ve söylemlerle ‘Meksika Buğdayı’ ülkemize girdi.

Sonuç ortada…

Eğer sağlık istiyorsak, bizim atalarımızdan kalan buğdayı ve ondan yapılan, ne bileyim ‘ekşi maya’ ekmekleri bulup yememiz lazım.

Bu da dünyanın parası…

Pamukta da, aynı duruma düşmeyelim…

Uzmanlar konuşmalarında:

Sera gazı salınımında tarımın payını, küresel sıcaklığı, iklim direncini, dünyada pamuk üretimini, Türkiye’nin durumunu, standarta uygun pamuğu, su ihtiyacını, planlamayı, havzaları ele alıyorlar.

Hepsi güzel..

Ama nedense, araştırmalarda ‘şüpheyi’ unutuyorlar.

Başımıza diğer konu ve ürünlerde gelenleri de bilmiyor gibi hareket ediyorlar.

Bu da bende hep şüphe yaratıyor.

‘Size inanmıyorum, beni inandırın!’ diyorum…

Tabii dinleyen yok…

Herkesin söylediği kendine göre en doğru.

Ama sonuçta zararını bizler ve ülkemiz, üreticimiz ile birlikte tüketenimiz çekiyor.

İnancımızı, güvenimizi yitiriyoruz bazı güzel laf eden siyasiler gibi sözde bilim adamlarımıza da…

Bu tip toplantıları mutlaka Borsanın uzmanları ve üretici ile pamuğu işleyenler de, yurt dışına satanlar da katılmalıdır.

Acaba bu güne kadar, ‘En iyi pamuk bizim’ diyenler, bizi aldatıyorlar mıydı?

*-  ÖDEMİŞ’DEKİ MÜZEDE…

İlk kez çok yıllar önce Ödemiş’te bir ‘Kent tarihi ve müzesine’ rastlamıştım.

Ödemişliler için önemli değil, sıradan bir mekândı bu müze.

İnanamamıştım ‘anı defteri’nde yazılanlara ve müze yetkililerinin anlattıklarına.

Ziyaretçilerin önemli bölümü Yunanlı idi.

Atalarını arıyorlardı…

Kimisi İzmir’in yerlisi sayılırdı, kimisi de işgalci.

Ben de, inanılmayacak bir şekilde bir tarihi fotoğrafla karşılaştım.

Atalarımdan biri, ‘Efe kıyafetiyle’ dağdaki kızanların- zeybeklerin arasında elinde tüfeği görüntü vermişti.

Yunan işgalcilere karşı…

Rahmetli Ödemişli PTT’ci – Araştırmacı Yazar Burhan Esen sağ olsaydı ondan geniş bilgi alırdım.

Ben farkında olmadan, bilmeden anne tarafından bir büyüğümün Ödemiş dağlarında Yunanlılara karşı savaştığını öğrenmiş oldum, kent tarihi ve müzesindeki bir fotoğraf sayesinde…

Nereden nereye değil mi?

Belki de Ödemiş’e gelen Yunanlılar ya da Rumların aradığı işgalci Yunanlı asker, benim atalarımdan birinin kurşunu ile can vermişti.

Kim bilir?

Şunu da söyleyeyim:

Ödemiş Kent Tarihi ve Müzesi’nde Yunanlılara ait eşyalar ve fotoğraflar da bulunuyordu, ben ziyaret ettiğimde.

Şimdi günümüze gelelim.

İzmir’in bir yakın ilçesi, Çanakkale yolu üzerindeki Menemen’deki bir çalışmadan söz edeyim.

*- MAZİDEN ATİYE KÖPRÜ

Asırlık enstrümanlardan tel kırma örtülere, berber koltuklarından antika fotoğraf makinesi, telefon ve kameralara kadar çok çeşitli dönem eşyalarının bulunduğu Menemen Kent Arşivi ve Müzesi, bir araya getirilen 4 bin tarihi eşya sergileniyor.

Kentin zengin tarihini yarınlara taşımak için uzman ekiplerle birlikte çalışma yaptıklarını kaydeden Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, “Menemen tarihini maziden atiye köprü kurmak için güç birliği yaptık. En büyük desteği ise aile yadigarı birçok eşyasını müzemize bağışlayan hemşehrilerimizden aldık. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Atalarımızın Menemenimizde bıraktıkları eserlerimizi titizlikle gelecek nesillere aktaracağız” dedi.

Uzman kadroyla yapılan çalışmalarda başta köyler olmak üzere Menemen'in dört bir köşesindeki evlerde ve depolarda saklanan asırlık eşyalar, bağışçıların gönüllü desteğiyle toplanıyor.

Toplanan eserlerden restorasyon gerektirenler titizlikle orjinal haline getirilirken, eserler fotoğraflanarak envantere kaydediliyor.

Ayrıca objelerle birlikte gazete ve dergilerde uzun yıllardır Menemen ile ilgili yazılan yazılar ve yapılan haberler de müzede yer alıyor.

*- 4 BİN EŞYA VE BELGE

Bugüne kadar yapılan çalışmalarda yaklaşık 500 bağışçıdan 4 bin obje elde edilirken, Halil Alkaya Kapalı Pazaryeri'nde bulunan Kent Arşivi ve Müzesi'nde ziyaretçilerle buluşturuluyor.

Özellikle Menemen'deki okulların çeşitli tarihlerde gerçekleştirdiği gezilerde müze personeli tarafından eserlerin öyküleri, öğrencilere anlatılıyor.

Menemen tarih öncesi çağlardan itibaren çok önemli bir yerleşim birimi. Osmanlı Ordusu'nun bazı araç gereçlerinin üretildiği, tarımla, hayvancılıkla, çömlekçilikle, kent kültürüyle zengin bir geçmişe sahip.

*-  KİTAPLARLA YOLCULUK

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ‘Kitaplarla Yolculuk’ projesi, her ay okunan kitap üzerine yapılan atölye çalışması ve gezilerle devam ediyor. Ocak ayında Yaşar Kemal'in ‘Yılanı Öldürseler’ kitabını okuduktan sonra bir araya gelen kitapseverler, şubat ayında Buket Uzuner’in ‘Su’ adlı kitabını okuyacak.

Yıllarca yazıyorum, böylesine güzel etkinlikler, her yerleşim merkezinde, köylerde bile olur.

Hatta aileler arasında…

Gençliğimizde benzer ‘okuma etkinlikleri’ üniversite gençleri arasında olurdu.

Aynen Cuma hutbelerinde olduğu gibi, bir öğrenciye bir düşünürün kitabı veriliyor, bir hafta bunu okuyup, hafta sonunda yapılacak toplantıda özetini anlatmasının dışında yorumunu yapması istenirdi.

Tabii bu felsefi konuşmalar siyasi idi.

Böylece organize olunuyor, sonra bu konuşmalar kahvelerde, köylerde, halkın bulunduğu yerlerde anlatılıyordu.

Sağcısı da böyleydi, solcusu da…

Siyasi görüşlerin önemli isimleri, kalemşorları, gazetecileri de, halka acık yerlerdeki toplantıları, konuşmalara davetli oluyordu.

Fikir kulüpleri, kendi düşüncelerini empoze etmek, tanıtmak, genişlemek için dergiler de çıkarıp, dağıtıyorlardı.

Ben de bir anımı anlatayım:

*- DENİZ GEZMİŞ İLE TANIŞMAM

Üniversite kenti Bornovalı olduğum için neredeyse tüm gelişmeleri de biliyor, sağcısını solcusunu tanıyordum.

Zaten annemin geçimi ve bizi büyütmesinin en büyük geliri, Küçükpark’taki evimizin odalarını öğrencilere kiralamasından oluyordu.

Bir hafta sonucu, Recep Egemen Amfisindeki, anlattığım toplantılardan birine Deniz Gezmiş ile arkadaşlarının geleceğini öğrendik.

Bana Demokrat İzmir Gazetesinde spor muhabiri olmama rağmen, ‘Haber Servisine yardımcı ol, belki de on kilo ağırlığındaki Grundig marka teybi, bir de o kadar ağırlıktaki fotoğraf makinası ve flaşıyla dolu çantayı yükle sırtına, bin otobüse git 10 kilometre uzaklıktaki Bornova’ya toplantıyı takip et!’ dediler.

Gittim…

Belki de 3 tane öğrenci kontrolünden sonra ağzına kadar dolu Recep Egemen amfisinde, kalabalığın arasından geçerek, sahnenin önünde elektrik prizlerini bularak teybi yerleştirdim.

Tam bu sırada, kolunda pazıbent olan bir öğrenci geldi, ‘Sen ne yapıyorsun?’ diye sert bir şekilde sordu.

‘Gazeteciyim!’ dedim ve konuşmayı banda alacağımı söyledim…

Sinirli bir hareketle, hızla kabloları koparırcasına çekti.

‘Yok böyle şey, olmaz!’ dedikten sonra, kimliğimi sordu.

Gazetenin verdiği ‘Kimlik kartını’ gösterdim.

‘Tamam, sen bizim misafirimiz ol, şuraya otur, dinle, o kadar!’ dedi.

Teybi de elime verdi…

Deniz Gezmiş geldi, konuşma yaptı, yer yerinden oynadı…

Ben de akşamüzeri gazeteye suskun puskun ve üzgün bir şekilde döndüm, olayı anlattım…

Haber Müdürü, sonra MHP’de önemli görevleri olan Gazeteci Akın Kıvanç beni teselli etti…

‘Önemli değil!’ dedi.

Deniz Gezmiş ile de konuşmuş, notlar almıştım.

Bunları da ‘Haber şeklinde’ yazmış Yazıişlerine teslim etmiştim.

Hiç aklımdan hatıra fotoğraf çektirmek gelmedi.

Zaten bunu yaşamım boyunca yapmadım, hep çektim ve yazdım.

Büyük bir hata…

Şimdi anlıyorum.

Çünkü; birçok ünlü yazarın, özellikle sporda, çok gördüm…

Özellikle bir yabancı ünlü ile bir saniye yanına yaklaşıp fotoğraf çektirip, sonra da tam sayfa hayali röportaj yazdıklarını…

Aldatma, kandırma, algı yaratma bizim tarihimizde hep oldu.

Yani:

‘Kitaplarla Yolculuk’ yapanlar, farklı dünyaların kapısını aralar.

Görüşü ve vizyonu değişir.

Burada iş derneklere ve muhtarlara düşüyor.

Aydınlanmanın en önemli ögesi kitaptır, unutmayalım.

*- İSTANBUL’DAN YAYILAN BELA

‘Porno’ denen belanın dünyaya yayıldığı yerin Türkiye, İstanbul, Sultanahmet olduğunu bilir miydiniz?

500 yılında doğan Theodora üç kız kardeşin ortancasıdır.

Hipodromda çalışan babası ölünce, ailesinin geçimini sağlamak için annesi Pornai Sokağı'ndaki tiyatroda pandomim yapan guruba dahil olur. 513 yılı gelince de ablası Komito annesinin yerini alır.

Yardımcısı da Theodora'dır.

Birlikte gösteri yaparlar.

Theodora'nın gönlü aslında başka yerdedir. O dans etmek istemekte ve bunun için yaratıldığına inanmaktadır.

*- BÜYÜK TİYATRONUN YILDIZI

O sırada Konstantinople'da Chrysomolla adıyla bilinen dönemin ünlü dans yıldızı ve annesinin arkadaşı İndaro'dan gizli gizli ders alır.

Aradan üç yıl geçer.

Konstantinople'da aynı sokakta yeni açılan Büyük Tiyatro'nun yıldızı artık Theodora'dır.

Yaptığı gösteriler o derece heyecan uyandırıcıdır ki, yer yerinden oynar. Onu seyredebilmek için günlerce önceden yer ayırtmak gerekmektedir.

Theodora, gösteri sonrası yemek yemek için yine genellikle döneminin ünlü meyhanesi Barbario'ya gider ve çok kere geceyi de, seçtiği gençlerle geçirir.

*- KOMUTAN VAZ GEÇTİ

Sonunda olan olur.

Hamile kalır.

Gizlice Selembria'ya (Silivri) taşınır ve bir kız çocuğu doğurur.

Hamileliği sırasında tanıştığı ve Libya'daki Pentapolis eyaletinin valiliğine atanan Hecebolus isimli bir komutan doğumdan sonra ona evlenme teklif eder.

Teklifi kabul eden Theodora, kızını annesine emanet ederek komutanla birlikte yola çıkar.

Komutan, Pentapolis'te evlenmekten vazgeçince, Theodora kaçarak önce İskenderiye'ye gelir.

Orada hayatını değiştirecek Makedonia isimli bir dansözle tanışır.

Makedonia esasında, dayısı imparator olan Konsül Jüstinyen'in casusudur.

Çok yetenekli bir dansözdür.

Dans sonrası üst düzey yöneticilerle ilişki kurarak onlardan topladığı bilgileri Konstantinople'a döndüğünde Jüstinyen'e aktarmaktadır.

Theodora, Makendonia ile Konstantinople'a döner.

*- SÜRPRİZİNİ AÇIKLADI

Sabahın erken saati olmasına rağmen dışarıda sıcak bir hava vardı. Büyük Saray'daki ofisinin kapısı vuruldu, mabeyincilerden biri Makedonia adlı bir hanımın kendisini görmek istediğini söyledi.

Konsül Jüstiyen hemen içeri alınmasını emretti.

‘Anlat bakalım, bize doğudan ne haberler getirdin?’ diye sordu.

Makedonia;

Suriye, Filistin ve Mısır'da edindiği bilgileri tek tek anlattı.

Jüstinyen de notlar aldı.

Makedonia raporunu bitirdikten sonra, 'Size bir sürprizim var,' dedi,

‘Önümüzdeki hafta Pornai'deki Coppius'un tiyatrosuna gelmelisiniz. İnanın pişman olmayacaksınız.

Bilirsiniz, ben iyi bir dansözüm.

Ama öyle biri var ki, bir harika.

Dans konusunda böyle biri ne dünya üzerine gelmiştir, ne de bundan sonra gelecektir...’

*- DANSÖZLÜKTEN KRALİÇELİĞE

Bahsettiği Theodora'ydı.

Jüstinyen bu dansözün methini duymuş ama işlerinin yoğunluğundan gidip izlememişti.

Makedonia ısrar edince bu defa programını değiştirerek gitmeye karar verdi.

Adamlarından birini gönderdi, isim vermeden, sahnenin tam karşısında bir loca ayırttı.

O akşam konsül kıyafetini değil, sıradan halkın giydiği bir kıyafet tercih etti, yanına da sivil giyimli iki muhafız aldı, tiyatroya gitti ve locasına yerleşti." (Radi Dikici, Theodora, s.149)

Dünya tarihi o geceden sonra değişecek, Theodora'ya da imparatoriçeliğe giden yol açılacaktır.

*- GELELİM İSTANBUL’A

330 yılından başlayarak 1000'li yıllara kadar Hipodrom'un hemen batısında bulunan Pornai Sokağı, Konstantinople'un eğlence merkeziydi. Tiyatroları ve meyhaneleri ile ünlüydü.

Ama ismini, esas itibariyle hayat kadınlarının faaliyet alanı olmasından ve gizlice yapılan pornografik seks gösterilerinden alıyordu.

Daha açık bir ifade ile, bugünkü ‘porno’ kelimesi işte o Pornai sokağından gelmektedir..

Yani, tüm dillerde aynen kullanılan porno kelimesi Konstantinople, yani İstanbul menşelidir.

Pornai Sokağı, bugün Sultanahmet Meydanı'nın batısında, iki tarafı mütevazı apartmanlarıyla Asmalı Çeşme Sokağı adıyla durmaktadır. Artık orada ne tiyatro, ne meyhane ve ne de hayat kadınları var.

Üstelik Osmanlı döneminde 1400'lü yıllarda yapılan ‘İbrahim Paşa Sarayı’ sokağı ortasından keserek yarısını da yok etmiştir.

İddia böyle ama doğrusunu bilemeyiz.

Bizde bazıları olayları böyle anlatıyor ve kendilerine göre böyle değerlendiriyorlar…

Bence ilgi çekmek için, sözcüklerden kendilerine iş ve sözde ilgi çıkarıyorlar.

YAŞAR EYİCE'ın Diğer Yazıları

TELEFONDAKİ SES; 'BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL'

*- ÇOK YAKINIMIZDA Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil. Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor. Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor. Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.

24 Oct 2026 375

SAĞLIKLI KALMAK İÇİN YEMEK TARİFİ

*- GENÇ KALMANIN SIRRI Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum. Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum. Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor: “Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!

22 Oct 2026 221

AMERİKA'DAN BİR DOST KAZIĞI DAHA

*- SERVETİMİZ "Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur. İçten bir güçle kırılırsa yaşam başlar, çünkü sahici dönüşümler hep içten başlar." denilir.

21 Oct 2026 174

ÇOCUK DÖVMEKLE İNSAN OLUNMAZ

*-İNANMAYIN Size bir gerçeği açıklayayım: Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez. ‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.

20 Oct 2026 375

BİR HAYATIN KADRAJI: RAGIP TARANÇ

*- ELDE DEĞİL Altın çöpe atılınca değeri düşmez. Onu çöpe atan sadece elindekinin kıymetini bilmediğini gösterir. Hayatta da böyledir. Birileri seni görmedi diye değersiz olmazsın. Birileri kıymetini bilmedi diye eksilmezsin. Birileri seni kaybetti diye sen kaybetmiş olmazsın. Asıl mesele, onların ne yaptığı değil; senin bundan sonra ne yapacağın.

20 Oct 2026 353

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...